loading
close
Dolar: 4,76 TL
Euro: 5,49 TL
Sterlin: 6,27 TL
SON DAKİKALAR

Hulusi Akar'dan Odatv'ye 250 bin liralık tazminat davası

Hulusi Akar'dan Odatv'ye 250 bin liralık tazminat davası
Tarih: 13.06.2018 - 17:36
Kategori: Gündem

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ve Odatv aleyhine 250 bin liralık tazminat davası açtı.

Odatv'nin, “Hayal mahsulü, gerçek dışı, siyasi/ideolojik amaçlı haberle toplumun kin ve nefretini kendisine yönlendirmeyi” amaçladığını iddia eden Akar, hakkında yapılan haberlerin “FETÖ'ye hizmet” olduğu imasında bulundu. Akar, Odatv'yi, “Adam olmamak” ve “İktidara muhalefet yapmayı, gazeteciliğin 'Tek amacı' olarak görmekle” de suçladı.

Odatv'de yer alan habere göre, Akar'ı bu denli kızdıran, “Abdullah” olan gizli tanığın Kara Havacılık davasındaki ifadesini haberleştirilmesi.

Akar'ın tazminat davası açması üzerine Odatv'de yer alan haber şöyle:

“Akar'ı bu denli kızdıran gerçek dışı, iftira, hayal ürünü ithamlar” diyerek, yazımıza getirilen erişim yasağından sonra da duruşma tutanaklarından Abdullah'ın söylediklerini, yorumsuz satır satır aktarmamız.

Mahkemede herkesin duyduğu, bir tanığa ait olan sözlerden bizler sorumlu tutulup, “iftirayla” suçlanınca, acaba ne yapmamız gerekiyordu?

Bugün açık veya gizli tanıkların ya da itirafçıların, “Öyle duydum, öyle konuşuluyordu, bana şu söylemişti” demesiyle insanlar tutuklanırken, Abdullah'ın, Akar ve Özel hakkında birilerinden duyduklarını aktarmasının nesi “Gerçek dışı ve hayal ürünü”dür?

Akar'ın, o beyanlarla ilgili Odatv ve Müyesser Yıldız hakkındaki ithamları bir yana, asıl “Abdullah” hakkındaki tespitini aktaralım.

Şikâyet dilekçesinde, “Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/186 E sayılı dosyasıyla yargılaması devam eden ve Kara Havacılık Komutanlığında yaşanan olaylara ilişkin davada dinlenen Fetöcü gizli tanık Abdullah tarafından...” ifadesi kullanılıyor.

Birçok ismin tutuklanması ya da yargılanmasını sağlayan devletin en “Önemli ve muteber” tanığı için Akar, “FETÖ'cü” diyor.

Bu tespitin asıl vahim kısmı şu; Kod adı Abdullah, halen Hulusi Akar'ın emrinde olan bir subay. Madem Abdullah “FETÖ'cü”, böyle bir kişi TSK'da nasıl çalıştırılabiliyor?

1 YILIN HESABI

Akar'ın, Odatv ve Müyesser Yıldız'dan şikâyeti bu haberle sınırlı değil.

Dilekçesinden, sırasıyla gidelim:

“Müyesser Yıldız tarafından kaleme alınan 30 Nisan 2018 tarihli 'Genelkurmay Başkanının kim olacağına Fetullah Gülen mi karar verdi?' başlıklı yazımız” için, “En hafifinden ahlak dışı, seviyesiz, çirkin ithamda bulundu” diyor.

Bu ithamda bulunan biz değiliz ki!.. Askeri yargı davasında, tanık olarak ifadesi alınan askerlerin anlattıkları...

Akar'ın bu iki yazıya ilişkin, Müyesser Yıldız ve Odatv hakkındaki diğer değerlendirmeleri de şöyle:

“Davalı söz konusu yazılarında, müvekkil için sosyal ve hukuki hiçbir anlam ve içeriği bulunmayan, müvekkilin onur, şeref ve saygınlığını rencide eden sözler ile eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak hakaret ve ithamlarda bulunmuştur. Dava konusu bu yazıların, toplumun gözününde bulunan varlığını, gücünü, etkinliğini ve yetkisini milletten alan Genelkurmay Başkanı için ifade edilmesi düşünce açıklaması ve eleştiri olarak kabul edilemez. Öte yandan davalının üslubundaki tahkir ve tezyifin boyutları her gün biraz daha artarak devam etmektedir. Davalı Odatv isimli internet sitesi incelendiğinde, son bir yılda müvekkil Sn. Hulusi Akar hakkında 100'ün üzerinde haber yapılmış olduğu ve bu haberlerin tamamına yakınında doğrudan müvekkilin hedef alınarak, gerçek dışı açıklamalar yapıldığı görülmektedir. Davalı Müyesser Yıldız tarafından da hemen her ay en az bir defa olmak üzere doğrudan müvekkili hedef alan ve tamamen gerçek dışı beyanları içeren köşe yazıları yazılmaktadır. Davalı tarafından müvekkil ile ilgili kaleme alınan köşe yazılarının temeli, hain Fetöcü teröristlerin gerçek dışı ve toplumda algı oluşturmaya dönük beyanlarına dayalıdır. Bu açıdan kendisini gazeteci olarak ilân eden davalıların kimlere hizmet ettiğini sayın mahkemenin takdirlerine bırakıyoruz.”

Görünen o ki, her eleştiriyi, soruyu, sorgulamayı, muhalefeti “FETÖ'cülere hizmet” diye değerlendirenler kervanına Genelkurmay Başkanı Akar da katılmış.

Türkiye'nin başına gelen/getirilen en büyük felâketi somut olgu, olay ve bilgilerden hareketle sorgulamak “FETÖ'ye hizmet olur”, öyle mi?

Akar'ın, Odatv ve Müyesser Yıldız'dan şikayeti bunlardan ibaret değil, devamı var.

Mesela,

8 Nisan 2017'de 15 Temmuz gecesi Akıncı'da, kendisinin darbecilere söylediği ağır sözleri yazmayıp, “Filtre kahve içtiğine” dair ifadeyi haberleştirerek, “Sanki bütün gece kahve içip de oturmuş” gibi bir algı yarattığımızı belirtip, şu iddiada bulunuyor:

“Bu dahi davalıların, habercilik yapmaktan çok Sn. Hulusi Akar'ın şahsını hedef alarak haber yaptıklarını göstermektedir. Sn. Hulusi Akar'ın darbe girişimi sırasında ve sonrasında yaptığı kahramanlıkların bilinmesi noktasında davalının herhangi bir yayınına ihtiyaç olmamakla birlikte gerçeklerin aktarılması yerine hainlerin gerçek dışı beyanlarının gerçekmiş gibi gösterilmeye çalışılmasındaki gayret dikkat çekicidir.”

Bu haberle ilgili olarak biz de diyoruz ki;

Birincisi, üzerinden 1 yıl geçmiş. Basın suçlarında dava açma süresi belli. Şayet bir “hakaret, iftira” sözkonusu ise niye bugüne kadar beklendi?

İkincisi; Bu ifadeyi veren kişinin yargılaması sürüyor. Ancak görüyoruz ki, Akar masumiyet karinesini unutup, o kişiyi çoktan “Hain” ilân etmiş.

Bir diğer yazı; Tarihi 17 Temmuz 2017. Bakın yine üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş. “Akar'ın orada olması da canınızı yakmadı mı” başlıklı yazıda “Zevat” benzetmesi yapılmasına kızmış. Hemen TDK Sözlüğünden “Zevat”ın anlamını aktaralım; “Kişiler, Zatlar” demek.

Devam edelim; Müyesser Yıldız, AKP Milletvekili Mehmet Metiner'in Bülent Arınç'la ilgili yazısından hareketle, Akar'ın 15 Temmuz'un yıldönümünde TBMM'de düzenlenen törene katılıp, protokolde oturmasının da kendi canını yaktığını yazdı. 

Akar, bu yazıyla ilgili olarak diyor ki;

“Gazetecilik yapma amacıyla değil, şahsi kin ve nefretlerini ortaya dökme amacıyla hareket ettiklerini göstermektedir.”

Lütfen okuyun. Müyesser Yıldız'ın, nadiren hissiyatını aktardığı bir yazı. Ama bakın tek bir hakaret cümlesi var mı?

Dahası, sonradan öğrendik; Hulusi Akar bu yazı yayınlandığı vakit Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuş. Savcılık, “Düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamındadır” deyip, Müyesser Yıldız'ın ifadesini dahi almaya gerek duymadan Kovuşturmaya Yer Yok kararı vermiş.

Hakkında takipsizlik verilen bir yazıyı 1 yıl sonra yeniden dava konusu yapmak, hangi hukukun gereğidir?

Bir başka yazımız; 1 Ağustos 2017'deki “Darbenin 1 numarasını kim kaçırmak istedi, Hulusi Akar mı?” başlıklı yazı. Bu yazı ile Akar'ın, “Darbenin 1 numarası olan Akın Öztürk'ün kaçırılmasına yardım ettiği gibi bir algı” oluşturmuşuz.

Yandaş medya, o tarihlerde Akın Öztürk'ün Akıncı'dan helikopterle kaçırılmak istendiğini iddia etmişti. Biz de Akıncı'dan Akar'la birlikte Çankaya Köşkü'ne giden ve burada saatlerce kriz masasında görev yapan Mehmet Dişli'nin, Akın Öztürk'ün Köşke getirecek helikopterin kalkması için izin verilmesi amacıyla Eskişehir'deki Harekat Merkezi'yle yaptığı görüşmeleri, Eskişehir'dekilerin Dişli'yi dinlememesi üzerine Hulusi Akar'ın da görüştüğünü, oradaki komutanların, “Biz ancak Başbakanın talimatını dinleriz” dediğini yazdık. Neye dayanarak yazdık? Eskişehir'deki merkezden Dişli'yle bu görüşmeleri yapan ve halen de görevde olan bir generalin ifadelerinden ve Dişli'nin HTS kayıtlarından. Bu durumda “Akın Öztürk'ün kaçırılmak istenmesi” gibi bir durum sözkonusu olabilir miydi, buna dikkat çektik. 

Ancak bugün görüyoruz ki, Hulusi Akar dava henüz sonuçlanmadan Akın Öztürk'ü de darbenin “1 numarası” ilân ediyor ve “kaçırılmak istendiği” iddialarını sahipleniyor.

Akar'ın şikayetçi olduğu diğer yazılarımız;

21 Ekim 2017 tarihli; “Hulusi Akar ve Necdet Özel'in cemaatteki adı neydi?” başlıklı yazı; İftira mı atmışız? Hayır, yine darbe davalarında itirafçı olan bir kişinin tutanaklara geçmiş ifadesini aktarmışız.

22 Kasım 2017 tarihli, “Darbeden 4 gün önce karargahta neler konuşuldu?”,

9 Nisan 2018 tarihli, “Hulusi Akar Yurtta Sulh Konseyi Başkanı yazılı belge için bilirkişi ne söyledi?”,

16 Mart 2018 tarihli, “Hulusi Akar'ın ifadesi nasıl değişti?”,

Ve “Sitede yer alan birçok yazısında bu algıya dönük açıklamalarını sürdürmüştür” diyor.

Son üç yazının her birinin kaynağı da devletin resmi belgeleri. Bilirkişi raporunu, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeleri haberleştirmek ne zamandan beri suç? Dava dosyalarında Akar'ın aynı tarihli iki farklı ifadesi yok mu? İfadenin farklı olması önemsiz mi?

Uzatmayalım, zira Akar'ın şikayet dilekçesi çok uzun.

Görüldüğü üzere Hulusi Akar, Odatv'nin tüm yazılarını biriktirip, toptan şikayette bulunuyor.

Özellikle de Müyesser Yıldız'ın yazılarını, “Kişisel husumete ve kine” bağlıyor.

Sadece Yıldız değil, Odatv'nin hiçbir mensubu Akar'la tanışmıyor. Tanışmadığımıza göre, nasıl ve neden “Özel kin ve husumetimiz” olsun ki?

İKTİDAR ADINA DA ŞİKAYETÇİ

Akar'ın dilekçesinde çok daha çarpıcı suçlamalar var, onunla bitirelim. Diyor ki;

“Darbe davalarıyla ilgili hemen her haberinde müvekkil Sn. Hulusi Akar'ın ismini zikretmek suretiyle irtibatlandırma yapmaya çalışma, ithamda bulunma fiillerini sürdüren davalıların, neden bir gün köşe yazılarında, müvekkile silah doğrultup öldürülmek istendiğinden 'Sık ulan' diye tepki vererek, darbeye karşı olmasını yazma gereği duymamışlardır? Bu durum davalıların, müvekkili hedef almayı ve iktidara muhafelet yapmayı gazeteciliğin 'Tek amacı' olarak görmeye başlamış olmalarının bir sonucudur. Yöntem olarak da sürekli aşağılamak, alay etmek, ağır söz söylemek, tahkir ve tezyif etmek, çirkin ve kaba üslup kullanmak, eli kanlı hain Fetöcü teröristlerle benzetme yapmak, her olayı en olumsuz tarafından görmek, uluslararası kuruluş ve kişilerin Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olumlu ve övgü dolu açıklamalarına ise mutlaka bir kulp bulmayı 'gazetecilik mesleği' olarak görmeye başlamıştır.

Suskunluğum asaletimdendir.

Her lafa verilecek bir cevabım var.

Lakin bir lafa bakarım laf mı diye.

Bir de söyleyene bakarım adam mı diye? anlayışıyla hareket eden müvekkil, davalıların ahlak dışı, çirkin, seviyesiz iftira ve ithamlarını hiçbir zaman muhatap almamış, hiçbir zaman da almayacaktır. Ancak davalılar suç işlemeyi alışkanlık haline getirerek, müvekkil yanında milletimize de zarar verir hale geldiklerinden kendilerine karşı yasal yollara başvurma zorunluluğu doğmuştur.”

Tekrarlıyoruz; Tek bir haber ve yazımızda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Genelkurmay Başkanına yönelik, “Çirkin ve kaba üslup” kullanılmamış, “Fetöcü teröristlerle benzetme” yapılmamıştır.

Kimin, kime hakaret ettiği ve kimin kime karşı “Kin, nefret içinde ” olduğu da ortada.

Odatv çalışanlarının “Adam” olup olmadığını ise milletimizin takdirine bırakıp, şunu soralım:

T.C. Genelkurmay Başkanı olan Sayın Hulusi Akar'ın şahsına yönelik zannıyla, haberlerimize gösterdiği tepkiyi anlayabiliriz de bu vesileyle “İktidarın avukatlığını” üstlenip, Odatv'yi, “İktidara muhalefet yapmayı, gazeteciliğin 'Tek amacı' olarak görmekle” suçlamasını neye yormak gerekir, bilemiyoruz!..

Akar'ın, 250 bin lira tazminatın yanısıra, Odatv ve Müyesser Yıldız'ın kınanmasını, kınama kararının tirajı en büyük iki gazetede yayınlanmasını istediğini de kaydedelim.

Anlaşılan o ki, tazminat cezalarıyla susturma kervanı büyüyor.

Evet, gözbebeğimiz Genelkurmay Başkanlığı'nın şeref ve onurunun korunması hepimizin görevidir. Bu konuda söylenecek çok da şey var.

Ama sadece, “Keşke Odatv'ye gösterilen bu tepkinin yüzde 1'i, her gün Atatürk'e sövenlere de gösterilseydi” demekle yetinelim!.."

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları