loading
close
Dolar: 3,76 TL
Euro: 4,71 TL
Sterlin: 5,31 TL
SON DAKİKALAR

Leyla Halid: Kimse bölgede adil bir barış için Amerika'ya itimat edilebileceğini düşünmesin

Leyla Halid: Kimse bölgede adil bir barış için Amerika'ya itimat edilebileceğini düşünmesin
Tarih: 07.12.2017 - 15:58
Kategori: Dünya

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesi, Filistinli eski gerilla Leyla Halid, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının ardından tepkilerin sadece kınama olarak kalmaması gerektiğini söyledi.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesi, Filistinli eski gerilla Leyla Halid, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının ardından tepkilerin sadece kınama olarak kalmaması gerektiğini söyledi. “Trump'ın Kudüs kararı bölgede ateşi tekrar yayacak” diyen Halid, direniş fikrinin tekrardan sahadaki yerini alma zamanının geldiğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararını açıklamasından saatler önce
Medya Şafak’tan Hasan Sivri’nin sorularını yanıtlayan Halid, “Birleşmiş Milletler, Kudüs'ün -diğer Filistin topraklarında olduğu gibi- işgal altında olduğunu karara bağlamıştır. Amerikan yönetimi ise kimsenin ne dediğine itibar etmeden tamamen bir tarafın yanında durmuş, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıştır. Kimse bölgede adil bir barış için Amerika'ya itimat edilebileceğini düşünmesin” dedi.

"Halk şiarını, sokaklara inerek ve dünyanın farklı bölgelerinde elçilikler önünde toplanarak ifade edebilir” diyen Halid şunları söyledi:

"Amerikan yönetimi işgalci İsrail'in birincil müttefikidir. Amerikan yönetimi ayrıca İsrail'e yaptığı silah, askeri destek ve ekonomik yardım ile sadece Filistin değil, tüm Arap halklarına saldırılarının ortağıdır. Amerikan yönetimlerinin böyle bir niyeti vardı fakat şimdiki yönetimin bu hamlesi ile her şey daha çok alenileşiyor: Amerikan yönetimi işgalde ve toprağımıza ve halkımıza yönelik süren saldırılarda işgalci İsrail'in fiili ortağıdır. Birleşmiş Milletler Kudüs'ün -diğer Filistin topraklarında olduğu gibi- işgal altında olduğunu karara bağlamıştır. Amerikan yönetimi ise kimsenin ne dediğine itibar etmeden tamamen bir tarafın yanında durmuş, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıştır. Kimse bölgede adil bir barış için Amerika'ya itimat edilebileceğini düşünmesin. Dolayısıyla burada kendini barış sürecinin ve müzakerelerin sponsoru gibi gören Amerikan yönetiminin aldatıcı anlayışını net olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu şekilde düşünen herkes hesaplarını tekrar gözden geçirip bu fikirlerinden kurtulsun. Çünkü bu hakiki şok, Amerika Birleşik Devletlerinin halklarımızın dostu olmadığını bilen bizler için değil, kendilerinin idrak etmesi içindir.

Halk şiarını, sokaklara inerek ve dünyanın farklı bölgelerinde elçilikler önünde toplanarak ifade edebilir. Bu halklar, tüm dünya halklarına düşmanca bir tutum içinde olan bu kararı reddettiklerini, bu şekilde ifade ederler. Bu durum ortaya bir çeşit dini çatışma hali koyuyor. Realitede ise Kudüs sadece dini bir dava değil, Kudüs -üzerinde hakkı olan- bir halkın toprağıdır. Ekim ayında halklar Aksa için harekete geçtiğinde çatışmayı dini bir kavgaya dönüştürmek istemişlerdi. Bugün de istedikleri bu. Siyonistler, onların müttefikleri ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan çatışma siyasi bir çatışmadır. Dolayısıyla Trump'ın açıklayacaklarından dini bir çatışma olduğu anlamını çıkartmamak gerekir, bu zaten mümkün değildir. Trump da bu konuda başarılı olmayacaktır. Biz çatışmaya bu anlayış ile bakmıyoruz. Çünkü bu topraklar Siyonistler tarafından işgal edilmiştir ve halkımızın direnme hakkı vardır. 

Dolayısıyla reaksiyonlar sadece kınama ile kalmamalı. Hakiki reaksiyon şöyle olmalıdır: Amerikan çıkarları, Arap bölgesinin neresinde olursa olsun, saldırı altında olmalıdır. Bunun gerçekleşmemesi durumunda “Amerikan yönetimi görüşünü dayatabilme ve bu karara derinlik vermede kazanım elde etti'' anlamı ortaya çıkacaktır. Trump'ın bu adımına eşit seviyede bir reaksiyon verilmezse bu ‘”gerçeklik” geliştirilecektir. Buna ek olarak bugün İsrail ile ilişki geliştiren tüm devletlerin bu ilişkileri kesme zamanı gelmiştir. İsrail ile iktisadi, askeri vb tüm alanlarda ilişkiler kesilmeli ve boykot edilmelidir. Bu cevaplar ilk aşamada verilebilecek cevaplardır. Her pratiğe karşılık, o seviyede karşı pratik cevabı vardır, olmalıdır. Burada reaksiyonlar ardı ardına olmalıdır. Bugün BM'ye bu konuda Güvenlik Konseyinin toplanması için bir çağrı var. Biz geçmiş deneyimlerden Güvenlik Konseyinin halkların sorunlarına adil bir çözüm geliştiren bir yer olmadığını çok iyi biliyoruz. Çünkü Güvenlik Konseyi Amerikan yönetimlerinin politikaları ile yol aldı, halen de öyle yol alıyor. Lakin bütün kurumlara yönelmemiz gerekiyor. Tüm dinlerin kenti olan Kudüs için alınan bu karar hakkında “Filistin'deki hakkımıza açık bir saldırıdır'' demek için İnsan Hakları Federasyonu, Birleşmiş Milletler, diğer kurumlar ve devletlere çağrılarda bulunulur. Ayrıca hepsinden daha önemlisi bu kentin işgal altında olduğuna dair uluslararası karar da var. ABD bu adımıyla bu kararı ihlal ediyor.

Oslo Anlaşması fiilen ortadan kalktı

Bu yeni durumu tartışmak ve nasıl karşı koyulabileceğini görüşmek için ulusal meclisi, merkezi komite veya yürütme komitesini toplantıya çağırmak yapılabileceklerin en başında yer alıyor. Bu tehlikeli hamle, karşısında birliklerini sağlamış Filistinlileri bulursa başarıya ulaşamaz. Bu da yeni bir ulusal strateji inşası gerektirir. Özellikle Filistin tarafı “İsrail Oslo Anlaşmasına bağlı değil, Oslo bitti'' diyerek bunu iptal etmeli. Filistinliler, resmi olarak bu anlaşma ile ilişkilerinin bittiğini ilan edip tüm şekilleriyle direniş esası üzerine inşa edilmiş yeni bir ulusal strateji çizmeli."


ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları