loading
close
SON DAKİKALAR

Ahmet Tatar: FETÖ davaları rotasından çıkmış ve ciddiyetsiz

Ahmet Tatar
Tarih: 05.10.2017

Ahmet Tatar; Üzülerek söylemeliyim ki, müşteki olarak takip ettiğim bu dava ile diğer FETÖ davalarına, kamuoyu ilgisinin ve dikkatinin dağılmakta olduğunu görüyorum. Maalesef hukuku hiçe sayan, popülist yaklaşımların beklenen bir sonucu bu.

Ankara 4.Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden Fetö Çatı Davası birinci yılını dolduruyor. Davanın geçtiğimiz çarşamba ve perşembe günleri yedinci seri duruşmaları yapıldı.

Üzülerek söylemeliyim ki, müşteki olarak takip ettiğim bu dava ile diğer FETÖ davalarına, kamuoyu ilgisinin ve dikkatinin dağılmakta olduğunu görüyorum. Maalesef hukuku hiçe sayan, popülist yaklaşımların beklenen bir sonucu bu.

Yakın tarihimizin bu en sinsi, en tehlikeli örgütüne karşı yürütülen mücadelenin rotasından çıktığına, ciddiyetini kaybedip sulandırıldığına ilişkin kuşkular her geçen gün artıyor.

Bu örgüt ile yakın zamanda çok sıkı ilişkiler içine girmiş, destek olmuş, övgüler dizmiş bir takım şaibeli adamlar önemli kamu görevlerine atanıyor.

Bu örgütle adı yan yana anılamayacak gazeteciler, yazarlar, avukatlar Fetöcülükle suçlanıyor.

Siyasi iktidar, meclisten aldığı KHK yetkisini muhalif kesimlerin tasfiyesinde ve olağanüstü hal ile hiç ilgisi olmayan konularda kullanıyor. Mücadele gittikçe inandırıcılığını kaybediyor.

Siyasi iktidar maalesef 15 Temmuz sonrasında Fetö ye karşı oluşan toplumsal birlikteliği koruma becerisini gösteremedi. Ülkemizde çok az konuda oluşan bu birliktelik, kısır siyasi polemiklere kurban edildi.

Oysa bu gün, en temel milli meselelerde bile bir türlü sağlanamayan toplumsal uzlaşmanın temelleri atılabilir, ülkemizin hayati konularının konuşulacağı yeni bir zemin oluşturulabilirdi. Maalesef ülkemiz adına çok önemli bir fırsat heba edildi. Umarım ki, bunun pişmanlığına ve ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalmayız.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Fetö ile mücadele hala ülkemizin önündeki en önemli sorun olarak duruyor. Bizler bu mücadeleden asla vazgeçme niyetinde değiliz.

Bir yandan mücadelenin sulandırılmasına karşı mücadele ederken diğer yandan yargı sürecinin takipçisi olup suçların, suçluların gizlenmesine müsaade etmeyeceğiz.

Bu alçak çetenin gazabına uğrayıp işlerini, güçleri, sevdiklerini kaybeden, yıllarını mahpuslarda geçiren insanların, gerekirse tek başlarına mücadele etmeyi göze almaları gerekiyor. Yeter ki, bu kararlılığı gösterelim. Asla yalnız kalmayacağımızdan eminim. Bu mücadeleye ruh verecek olan bizim tutumumuzdur. Bu mücadeleyi daha düne kadar elele, koyun koyuna olup, yarın ne yapacağı belli olmayanlara emanet edemeyiz.

Öte yandan yargı süreci, doğal olarak ilk zamanlardaki sıcaklığını kaybediyor. Siyasi iktidarın birtakım yanlış uygulamaları ve ikircikli tutumları kafalarda soru işaretleri uyandırıyor. Yada iddianamelerde, liyakatli bir çok hukukçunun sistem dışına atılmasından kaynaklandığını düşündüğüm bazı özensizlikler ve yanlışlıklar ortaya çıkıyor. Bunlardan faydalanan yada etkilenen kimi çevreler, bilerek yada bilmeyerek davaların önemini zayıflatıyorlar. Kimi sanıkların hak etmedikleri bir biçimde masum gösterilme çabalarına alet olunuyor. Bunları üzülerek takip ediyoruz. Bu sürecin, siyasi iktidara karşı muhalefet süreci ile karıştırıldığını düşünüyorum. Aradaki ince çizginin iyi tespit edilip, gözetilmesi gerekiyor.

Devletin Fetö tarafından ele geçirilmesi sürecini öncesi ve sonrası ile iyi bilen, bu alçak örgütün suçlarına tanıklık etmiş, yer yer hedefi olmuş herkesin sorumlu davranmasını bekliyoruz. Hafızamızı berrak tutmak zorundayız.

Biz insan haklarını, hukuku, adaleti savunmaktan ve bunları istisnasız olarak herkes için talep etmekten vazgeçemeyiz. Zira bu değerler bizim insanlığımızın olduğu kadar, haklılığımızın da temelini teşkil ediyor. Fakat adaletin suç ve ceza dengesini, yani haklının hakkını alması, suçlunun cezasını çekmesi ilkesini gözardı edemeyiz.

Tabi ki, öç, kısasa kısas gibi uygarlığın geride bıraktığı uygulama ve güdüler içinde olamayız. Ancak adalet talebimizden de vazgeçemeyiz.

Bu davalarda bir şekilde yer almış masumların ayıklanması için çaba göstermek hepimizin insani görevdir. Ancak aldıkları eğitimle kuzu postuna bürünmekte mahir alçakların bizleri kandırmasına, iyi niyetimizi kullanmasına da göz yumamayız.

Mudahili olduğumuz Çatı Davanın ilk gününde müşahede ettiklerimiz önce avukat Şule Nazlıoğlu Erol’nun, sonrada benim tepki göstermemize neden oldu.

Evet, biz de bazı sanıkların tutukluluk hallerinden memnun değiliz. Hatta bu durumun davayı olumsuz etkilediğini de düşünüyor ve yeri geldiğinde bunu dile getiriyoruz.

Fakat bunların yanında, cemaatin en önemli noktalarında görev almış, kamuoyu tarafından iyi tanınan ve örgütün işlediği suçlarda başrol oynamış sanıklar da var. Öyle ki, bunlara yöneltilen bazı suçlamalar ve kişisel sorumlulukları kamuoyu nezlinde aleniyet kazanmıştır.

İşte bunların bazılarında geçmişe ilişkin en ufak bir pişmanlık belirtisi görmek mümkün değil. Ortaya çıkmış olan bunca tahribata, sahtekârlığa, yaratılan algı operasyonlarına rağmen hala pişkinliğe, arsızlığa devam ediyorlar. Bununla da kalmayıp, işi mahkemeyi tehdit etmeye, aba altından sopa göstermeye kadar vardırıyorlar. Bize karşı kullanmak üzere ayarın bozdukları adalet sisteminden, hiç sorumlulukları yokmuş gibi şikâyet ediyorlar.

Duruşmaların başından beri, örnekleri ancak Nurnberg mahkemelerinde görülen ürkütücü bir soğukkanlılıkla karşı karşıyayız.

Karşımızda, doğruluğuna iman ettiği bir “görevi” tam bir işkoliklikle yürüten ve yarattığı hukuki, ahlaki sorunları işin gereği olarak gören, “poker suratlar” duruyor.

Sanki suçsuz insanlara karşı onca tezgahı, kumpası bunlar değil, uzaydan birileri kurdu.

Ne, Zaman gazetesinin, ne Samanyolu gurubunun Fetullah ile bir alakası var. Sanki bu yayın organları Türk ordusuna karşı kurulan kumpasların altyapısını hazırlayıp sözcülüğünü yürütmedi. Medya, kolluk, yargı üçgeni ile bir korku imparatorluğu inşaa etmeye kalkmadılar.

Bu kumpaslar yüzünden, işini mesleğini, hayatını kaybeden insanlardan, dağılan ailelerden en ufak bir sorumluluk hissetmiyorlar.

Hadi bizleri düşman bellemişlerdi ve hala içleri rahat diyelim.

Fakat 15 Temmuz sonrasında ülkenin geldiği durumdan, yarattıkları büyük yıkımdan, yaralanan, şehit olan insanlar dair de bir pişmanlık sözü duymuyoruz.

Kandırıp, inançlarını, iyi niyetlerini, suistimal ettikleri, mallarına ortakçı olup, çocuklarını ellerinden aldıkları perişan insanlardan da en ufak bir vicdani sorumluluk hissi maalesef yok.

Bu davaları takip edenlerin eleştirileri yanında, bu temel gerçeği gözardı etmemeleri ve mücadele azmini olumsuz yönde etkilememeleri gerektiğini düşünüyorum.

Başta da belirttiğim gibi bir davaların gidişatını etkileyen birçok olumsuzluk var. Hayatı bizlere zehir eden kötüler hala iş başında. Ama tüm bunlara rahmet okutturan, canavarca bütün ülkenin üzerine abanan cehennem zebanileri ile yakın zamanda tanıştık. Onları biliyoruz ve kolayca unutmamız mümkün değil.

Ahmet Tatar

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları