loading
close
SON DAKİKALAR

Bağdadi’nin ailesi ile ilgili bilgi hâlâ yok

Can Ataklı
Tarih: 21.02.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Şimdi düşünsenize bu kanlı cinayetleri işleyen biri Türkiye’de elini kolunu sallayarak gezebiliyor hatta kendine iş bulup çalışabiliyorsa, Bağdadi’nin ailesinin hapiste olması inandırıcı mı?

ACAYİP YAZILAR

Rabbime binlerce şükürler olsun raflarının uzunluğu 211 kilometre olan bir kütüphanemiz var artık!

Sizler için bugün çok güzel bir haber hazırladım.

Lütfen tüm ciddiyetinizi takının ve ülkemiz için hayırlara vesile olacak bu haberi dikkatle okuyun;

Ankara’da dün “Yeni Türkiye’nin büyük mimarı” Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından çok muazzam bir eser daha hizmete açıldı.

Göreve geldiğinden bu yana gecesiyle gündüzüyle Türkiye’ye dünyanın en önemli eserlerini kazandırmak için inanılmaz bir uğraş veren Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu kez de bilimin ne kadar hizmetinde olduğunu dosta düşmana kanıtladı.

Sayın Cumhurbaşkanımız üstelik kendi evinin bahçesinde dünyanın en uzun raflı kütüphanesini hizmete açtı.

Bu öylesine muazzam bir kütüphane ki, dünyada başka kimsenin yapamadığı kadar büyük ve uzun raflı.

Raflarının uzunluğunu anlatmak için metreler yetmiyor. Kilometreleri kullanmak gerekiyor.

Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız, yeni Türkiye’nin babası Recep Tayyip Erdoğan’ın hizmete açtığı bu kütüphanenin raf uzunluğu tam 211 kilometre.

Aslında bu Zaytung haberi gibi.

Ama yandaş tetikçi medya saraydaki kütüphane açılışını böyle bir haberle duyuracaktır okurlarına ve izleyicilerine.

Şimdi şakayı bir kenara bırakalım.

Hiç şaşırmayın.

Türkiye’de bir kütüphane açılıyor ve başta iktidar sözcüleri olmak üzere yandaş yalaka kesim bu kütüphanenin özelliğini raflarının uzunluğunun toplamı ile anlatıyor millete.

Sanki bir otoyol veya metro yapılıyormuş gibi “Öyle bir kütüphane yaptık ki, dünyada eşi yok, o kadar büyük ki raflarını yan yana koyduğunuzda uzunluğu 211 kilometre” diyerek anlatıyorlar kütüphaneyi.

Elbette hizmeti sadece inşaatla yaptığını düşünen zihniyetin kütüphaneyi, bir kütüphaneye yaraşır biçimde tanıtmasını beklemek safdillik olur.

Ama bu saray çevresinde hiç mi nitelikli, işini bilen, bilimden, sanattan, kültürden, görgüden nasibini almış biri yok?

Tamam da devletin tepesinin nitelikten bir parça da olsa payını almasını da beklemek hakkımız.

Bir kütüphanenin sayısız özelliği olduğu halde raflarının toplam uzunluğunun kaç kilometre ettiği mi öne çıkarılır?

Bu yazıyı yazdığım sırada henüz kütüphane açılışı yapılmamıştı.

Tören için bekleşiyorlardı.

Raf uzunluğunun yanı sıra kütüphaneye konan kitapların yan yana konulması halinde dünyayı kaç kere dolaşabileceğini, bu kitaplarla aya üç gidiş, üç geliş otoyol yapılabileceğini de söyleyebilirler.

Örneğin “Kitapları üst üste koyarsak Mars’a kadar gidebilir” bile diyebilirler.

Çünkü iktidarın hitap ettiği ve oy aldığı kitle, bir kütüphanenin önemli olduğunu muhtemelen bu bilgiler sayesinde anlayabiliyordur.

İktidar yandaşları biraz öfkelenince “Siz halkı küçük görüyorsunuz, halka tepeden bakıyorsunuz, siz kendinizi ne sanıyorsunuz?” diye çemkiriyorlar.

Buna karşı esas kendileri halkı küçük görüp aşağılayarak “Bakın raf uzunluğu 211 kilometre olan kütüphane yaptık, işte yeni Türkiye’nin gücü bu” diye şişiniyorlar.

Niteliksizlik ne fena bir şey.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Özel güvenlik, önleyici görev mi yapar, yoksa döver mi?

İstanbul Üniversitesi’nde bir grup öğrenci önceki gün İletişim Fakültesi önünde toplanarak bir gösteri yaptı.

Öğrenciler intihar eden Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü öğrencisi Hakan Taşdemir’i anmak ve fakültedeki bir amfiye arkadaşlarının adını vermek istediler.

Ancak öğrenciler özel güvenlik görevlilerinin sert müdahalesiyle karşılaştı.

Görüntüleri izledim.

Öğrenciler sloganlar atıyorlar ama saldırgan bir tutumları yok.

Buna karşı özel güvenlikçiler, polislerden bile daha sert biçimde öğrencilere saldırıyor.

Peki, özel güvenlik şirketlerinin görevi güvenliği sağlamak ve önleyici görev yapmak mıdır, yoksa öğrencileri dövmek mi?

Yasalara göre özel güvenlik görevlileri, ne olursa olsun kimseye fiili müdahalede bulunamaz.

Öğrenciler, topluca binaya girmek istiyorsa, kapıları tutar, girişi engeller en sonunda da kapıları kapatarak asıl güvenlik görevlilerini çağırırlar.

Ama kimseye tekme tokat saldıramazlar.

Oysa anladığım kadarıyla çalıştıkları şirketler gücünü iktidardan aldığı için bu güvenlik görevlileri, bulundukları yerde her türlü otoritenin kendilerinde olduğuna inanarak canları istediği gibi davranabiliyorlar.

Rektörlerin bu duruma seyirci kalmamaları gerekiyor ama kendilerinden olmayan öğrencilere dayak atılması, muhtemelen onların da çok hoşuna gidiyor.

BUNU YAZMAK GEREK

Amerika ve Avrupa sanki el birliği ile Erdoğan’ı savaşa itiyor

Kamuoyundaki endişe giderek artıyor.

Hani geçenlerde “Savaş içindeyiz ama kimsenin umurunda değil gibi” demiştim ya.

İşte şimdi durum artık o kadar değil.

Özellikle Erdoğan’ın “İdlib’e her an müdahale edebiliriz” demesinden sonra tedirginliğin gözle görülür biçimde arttığını söyleyebilirim.

Sanıyorum daha önce tek taraflı bir operasyon yaptığımıza inanıyordu kamuoyu ve pek aldırmıyordu.

Oysa şimdi çıkması muhtemel bir savaşta Rusya ile karşı karşıya geleceğimiz fikri nihayet toplumda da karşılık buldu.

Böyle olunca da tedirginlik artıyor, çünkü işin içine Rusya’nın da “askeri olarak girmesi” işin şakasının kalmayacağını gösteriyor.

Tam bu sırada Amerika’nın destek açıklamaları yapması da çok ilginç.

Amerika, Fırat’ın doğusunda PYD ile birlikte varlık gösteriyor ama Halep, İdlib, Afrin çevresinde Amerika yok.

“İş birliği içinde olacağız” sözlerinin ne anlama geldiğini, bunun nasıl olacağını anlamak mümkün değil.

Ancak Amerikan desteğinin gelmesinin iktidarı cesaretlendirdiği de açık.

Amerika bunu yaparken Avrupa Birliği de kenardan duruma müdahil oldu.

Avrupa Parlamentosu, Suriye’yi “Türkiye’nin gözlem noktalarına saldırıları durdurması” yönünde uyardı.

Bu açıklamanın tercümesi de “Biz de Amerika gibi Türkiye’nin yanındayız” demektir.

Bu destekler iyi güzel de şunu sormak isterdim tabii;

Bunlara inanıp savaşa girdiğimizde, başta Amerika olmak üzere Avrupa ülkeleri maddi olarak arkamızda olacak mı?

Yoksa bir süre savaşı izleyip sonra “ağabey gibi” araya girip “Yapmayın, siz komşusunuz, kardeşsiniz” mi diyecekler?

ŞAŞIRDIM

Şeytanın aklına gelmeyecek “minik görünümlü” büyük oyun

Bu yazımda sizlere teknik olarak anlatmakta zorlanacağım, şeytanın bile alına gelmeyecek bir doğalgaz oyunu anlatacağım.

Haberi, çok titiz ve inatçı araştırmaları ile tanıdığım Abdullah Cenkçiler’den aldım.

Konumuz Erzurum’dan.

Erzurum’da doğalgaz dağıtımı Palen isimli bir şirket tarafından yapılıyor.

Bu şirketin bulduğu şeytani bir formül nedeniyle Erzurum’daki doğalgaz kullanıcıları her ay normalden 10-12 metreküp daha fazla doğalgaz parası ödüyor.

Şimdi gelelim, benim de anlamakta zorlandığım teknik detaya. Doğalgaz evlere dağıtılırken hava koşulları çok önemliymiş.

Dış ısı, boruların yalıtımı, evlere giriş noktaları maliyet üzerinde etkiliymiş.

Doğalgazın çok kullanıldığı bölgelerde gerekli ölçümler yapılıp buna göre fiyatlandırılıyormuş.

Ancak sistem pahalı olduğu için daha az kullanılan bölgelerde, meteoroloji verileri baz alınarak hesaplanan rakamlara göre faturalara “düzeltme katsayı” ekleniyormuş.

Erzurum’da iki ayrı noktada meteoroloji istasyonu varmış.

Biri kent içinde, diğeri de 13 kilometre uzaklıktaki havaalanında.

Palen şirketi verileri merkezden değil, hava koşullarının kent içine göre daha çetin olduğu havaalanındaki istasyondan sağlıyormuş.

Buradaki veriler daha düşük ısı ve farklı nem oranı içerdiği için “düzeltme katsayısı” da olması gerekenin üzerinde çıkıyormuş.

Böylelikle Erzurumlular her ay normalden en az 10-12 metreküp daha fazla doğalgaz kullanmış gibi fatura ödüyormuş.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bağdadi’nin ailesi ile ilgili bilgi hâlâ yok

Amerikan füzeleriyle yok edilen kanlı terörist, IŞİD’in lideri Bağdadi’nin eşi ve ailesi Türkiye’de biliyorsunuz.

Amerika’nın operasyonundan sonra iktidar yetkilileri sanki Bağdadi operasyonundan haberimiz varmış gibi yaparak “Zaten ailesini biz daha önce alıp Türkiye’ye getirmiştik” demişlerdi.

O zaman nerede olduğunu ve neden Türkiye’ye getirildiklerini sormuştum ama elbette cevap vermemişlerdi.

En son olarak ise AKP Genel Başkanı, “Bağdadi’nin eşi ve ailesi bizde, hapishanede” açıklaması yapmıştı.

O zaman da sormuştum “Bizde ise neden hapiste, Bağdadi’nin eşi ve çocukları da terörist mi?” demiştim.

Çünkü Bağdadi’yi biliyoruz ama eşi ve çocuklarını terörle bir bağlantısı olup olmadığı konusunda bilgi yok. O halde hapiste tutuluyor olmaları mantık dışı.

Ayrıca dün medyaya yansıyan bir haber ise insanı dehşete düşürüyor.

IŞİD’in önemli komutanlarından Y.A.A., Bursa’nın İnegöl ilçesinde yakalanarak gözaltına alınmış.

İnsan ilk anda “Bravo, istihbarat iyi çalışmış” diyor insan ama durum öyle olmakla birlikte tam bir komedi aynı zamanda.

Çünkü IŞİD komutanı bir doğalgaz servisinde çalışıyormuş meğer.

Bu teröristin tetik çektiği sayısız kanlı cinayeti videoya çekerek sosyal medyaya yaydığı da belirtiliyor.

Şimdi düşünsenize bu kanlı cinayetleri işleyen biri Türkiye’de elini kolunu sallayarak gezebiliyor hatta kendine iş bulup çalışabiliyorsa, Bağdadi’nin ailesinin hapiste olması inandırıcı mı?

ÜYE YORUMLARI

Sengun saygi

Sayın Can Atakli tv sabah yayınlanan programınızı izlemek için erken kalkıyorum
Harikasiniz.
Birde aksam yayinlanan 18 dakikayı hiç kaçırmıyor. Hepinz duygularima tercüman oluyorsunuz.
Elma ve saygilarimla

22.02.2020, 07:46
Yorum Yap

Facebook Yorumları