loading
close
SON DAKİKALAR

Bildiklerimden gelen çok sevimsiz iki tweet

Can Ataklı
Tarih: 28.02.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Ancak sosyal medyadan gelen iki mesaj var ki onlar gerçekten çok canımı sıktı. Biri tanıdığım, bir dönem meslektaşım da diyebileceğim Fuat Uğur’un köşe yazısını duyurmak için attığı tweet.

ANALİZ

Ya Anayasa’nın 101 ve 103’üncü maddeleri ya da ceza kanununun 299’uncu maddesi değiştirilmeli

Daha önce defalarca yazdığım ve televizyonda da sayısız kere söylediğim için bu yazıyı da yazmayı kendime hak görüyorum.

Yoksa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hakkımda “Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiğim” gerekçesiyle soruşturma açtığı haberini duyduğum için yazmıyorum.

Sadece, bu kez de benim başıma gelme riski taşıdığı için bu yazıyı bir uyarı görevi olarak görüyorum. Çünkü bu konu daha kim bilir kaç kişinin başına iş açacak.

Önce birçok yerde yayınlanmış bir haberi birlikte okuyalım;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk üç yıllık görev süresinde ‘cumhurbaşkanına hakaret’ davalarındaki toplam sanık sayısı, bir önceki döneme göre yaklaşık 13 kat artarak 12 bin 173 oldu. Mahkumiyet kararı verilen sanık sayısı da 3 bin 221 oldu.

Tabii bu sayılar hemen her gün değişiyor.

Peki gerçekten bu kadar çok kişi Erdoğan’a hakaret ediyor ve hakkında davalar mı açılıyor?

Ya da Erdoğan ve avukatları sürekli kendilerine hakaret edenleri mi takip ediyor?

Hayır.

Bu davaların çok büyük çoğunluğu, savcılıklar tarafından “res’en” açılıyor.

Çünkü Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi cumhurbaşkanını hakaretlere karşı koruma altına alıyor.

Bu yasa maddesine göre başbakan, bakan, milletvekili, kamu görevlisine rahatlıkla yöneltilebilen kimi eleştiriler bile, söz konusu cumhurbaşkanı olunca hakaret kabul edilebiliyor.

Burada sorun şu; TCK’nın 299’uncu maddesi “tarafsız cumhurbaşkanını” koruyor.

Türkiye referandum ile tek adamlık sistemine geçerken cumhurbaşkanının partili olmasını da kabul etmiş oldu.

Oysa daha önceki Anayasa’ya göre parti üyesi olamayan ve 103’üncü madde gereği tarafsızlık yemini eden cumhurbaşkanı, dokunulmazlığı olmadığı için böyle bir madde ile korunmak durumundaydı.

Oysa şimdi durum farklı.

Cumhurbaşkanı artık daha önceki gibi “sembolik” olarak devleti temsil eden bir makam değil.

Cumhurbaşkanlığı, aslında çok daha genişletilmiş yetkilerle donatılmış başbakanlık haline getirildi.

Yani artık cumhurbaşkanı icranın başıdır.

Bu durumda her türlü siyasi eleştiri, öneri, uyarı ve hatta biraz aşırıya bile kaçabilecek söylemler daha önce başbakana yapılabildiği gibi cumhurbaşkanına yapılacaktır.

Ancak sanıyorum biraz da kasıtlı olarak TCK’nın 299’uncu maddesi aynen kaldığı için, cumhurbaşkanına yönelik her sert eleştiri hakaret olarak da nitelenebiliyor ve cumhuriyet savcıları da zorunlu olarak harekete geçiyor.

Böyle olunca da bugüne kadar hiçbir dönemde görülmemiş ölçüde bir dava furyasıdır gidiyor.

Muhalefetin öncülüğünde madde 299’un mutlaka değişmesi gerek.

Bu maddenin aynen kalmasının yarattığı bir başka garabet de şu.

TCK’nın 299’uncu maddesi tarafsız ve sembolik cumhurbaşkanını koruyor.

Erdoğan ise icranın başı.

Bu nedenle bütün eleştirilere açık bir makamda oturuyor.

Ama yasa Erdoğan’ı icranın başı olarak görmüyor ve ona yönelik her sert eleştiride “zorunlu” olarak harekete geçiyor.

En azından Erdoğan nerede cumhurbaşkanı, nerede parti başkanı olarak davranıyor ayırt edilebilse belki de “davalı bolluğu” biraz hafifletilebilir.

Örneğin bana yönelik olacağı belirtilen soruşturmaya esas olan konuşmam, Erdoğan’ın AKP grup toplantısındaki sözlerine dayanıyor.

Yani yarın mahkemede, “Ben sizin cumhurbaşkanına hakaret olarak nitelediğiniz o sözleri cumhurbaşkanı olarak değil, parti başkanı olarak söyledim” dediğimde, hakimler yasayı nasıl uygulayacaktır?

İşin aslına bakarsanız bu konu Erdoğan’ın küçük bir talimatıyla sona erebilir.

Ama galiba o bu durumdan memnun.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Adliyeye gittim ama soruşturmadan kimsenin haberi yoktu

Çarşamba günü yazıları bitirip Tele1’den çıktıktan kısa bir süre sonra bir tanıdığım aradı ve “Geçmiş olsun” dedi.

Ben doğal olarak trollerin hayasızca başlattığı saldırıyı kastettiğini zannederek “Amaaan, önemi yok, hep yapmıyorlar mı?” dedim.

Ama arkadaşım “Yahu hakkında cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açılmış” deyince çok şaşırdım.

Bekliyordum böyle bir şeyin olacağını gerçi de bu kadar hızlı mı olacaktı?

Hemen telefondan haberlere baktım, gerçekten öyleymiş.

Neredeyse bütün gazete haber siteleri yayınlıyordu haberi.

O sırada gazeteci dostum Veysi Dündar’la birlikteydik.

“İstersen adliyeye gidelim, soralım” dedi.

Önce “İyi mi olur, yoksa beklemek mi gerek?” diye biraz düşündük.

Birkaç avukat arkadaşımıza danıştık. Genel eğilim “Gidin sorun ama ifade için acele etmeyin avukatsız olmayın sakın” yönündeydi.

Bunun üzerine saat 15.00 sıralarında Çağlayan’daki adliye binasına girdik.

Ana girişin olduğu katta “adli sorgu” bölümü varmış.

Numara alıp bekledim, sıram gelince “Hakkımda soruşturma açılmış” dedim.

Görevli nüfus kağıdımı alıp kimlik numaramı bilgisayara girdikten sonra “Yok böyle bir şey” dedi sonra ekledi “Eskiden kalma iki soruşturma var takipsizlik almış, en yakın bir tane 2019’un sonunda var o da takipsizlik, başka bir şey yok.”

Tabii henüz kayıtlarda olmaması, soruşturma açılmayacağı anlamına gelmiyor.

Muhtemelen trollerin ve yandaş tetikçi gazetecilerin ısrarlı talepleri üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açılacağını şifahen söylemiştir.

Bakalım bekliyoruz artık.

SORDUM ÖĞRENDİM

Anayasa ve yasa ne diyor?

Cumhurbaşkanına hakaret konusu Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesinde yer alıyor.

Yasa aynen şunu söylüyor;

1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, adalet bakanının iznine bağlıdır.

Maddenin gerekçesi;

Cumhurbaşkanının devleti temsil etmesi ve anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç haline getirilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, cumhurbaşkanına hakaretin alenen ya da basın ve yayın yoluyla işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hali olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkraya göre, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, adalet bakanının iznini gerektirmektedir. Hakaret suçlarının niteliği gereği, suçun böylece bir kovuşturma koşuluna bağlanmasının uygun olacağı düşünülmüştür.

Görüldüğü gibi bu madde eski dönem tarafsız ve sembolik cumhurbaşkanına göre düzenlenmiş ve bu kadar yüksek koruma olması da gayet normal.

Oysa yeni Anayasa ile cumhurbaşkanının tarafsızlığı ortadan kaldırıldığı gibi artık partili de olabiliyor.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bildiklerimden gelen çok sevimsiz iki tweet

Yandaş yalaka takımın saldırıları doğal olarak sosyal medya üzerinden yapılıyor.

İki gündür beni hiç tanımayan, muhtemelen yazılarımı hiç okumamış, televizyon sohbetlerini hiç izlememiş olan pek çok kişiden ağır küfürler içeren mesajlar alıyorum.

Sabah Tele1’de de anlattım, “şeytanın bile aklına gelmeyen numarayı yapan” gazetecinin yaptığını yapmaya karar verdim ben de.

Bu çok ağır küfürlerin ekran görüntülerini alıp hukuk bürosuna verdim.

Şimdi tazminat davaları açıp “anlaşma yolu” aranacak.

Artık ne koparırsak bu küfürbazlardan.

Ancak sosyal medyadan gelen iki mesaj var ki onlar gerçekten çok canımı sıktı.

Biri tanıdığım, bir dönem meslektaşım da diyebileceğim Fuat Uğur’un köşe yazısını duyurmak için attığı tweet.

Şöyle demiş eski Komünist Parti üyesi, yeninin AKP’lisi Fuat Uğur; “Lan! Yarın 28 Şubat darbesinin yıl dönümü. İlginç şeyler oldu. Sincan’da tankları yürüten general öldü. 28 Şubatçı Can Ataklı, 28 Şubat mağduru olarak hapse giren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a LAN diye hakaret etti. Demek ki diktatörlükler böyle oluyor.”

Takıldığım nokta Fuat Uğur’un benim cumhurbaşkanına hakaret ettiğimi iddia etmesi değil, beni 28 Şubatçı olarak anması.

Yeni ve genç gazetecilerden cahil biri bunu yazsa yüreğim yanmayacak ama Fuat Uğur gibi o dönemi bilen birinin, “kartel medyasında” 28 Şubat’ın saçma sapan uygulamalarına “işinden olma pahasına” şiddetle karşı çıkan ve sonunda gerçekten işinden atılan beni, nasıl 28 Şubatçı ilan eder ki?

Demek ki Erdoğan’a bağlılık tüm karakterini de yok etmiş.

İkinci tweetin sahibi ise “uluyan milletvekili” Cemal Enginyurt.

Bakın o ne yazmış; “Cumhurbaşkanı @RTErdogan’a “SEN NE YAPTIN LAN” diye hakaret eden Can Ataklı denilen LAN! Sen ömrü hayatın da millet için ne yaptın LAN? İşiniz gücünüz hakaret, aşağılama, küfür. Haddini aştın LAN. Edepsiz, hadsiz çukur adam. RECEP Tayyip Erdoğan ülkenin Cumhurbaşkanı, doğru konuşacaksın.”

Bu MHP milletvekilini hiç tanımam. Bir kere telefon etmiş ve “Abi sen doğru adamsın bu nedenle sana söylüyorum” demişti.

Anlamadığım madem “Lan kelimesinin hakaret olduğunu söylüyor” o halde kendisi niye bana üst üste ‘lan’ diyerek güya aşağıladığını düşünüyor.

Böyle adamları niye milletvekili yaparlar ki?

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları