loading
close
SON DAKİKALAR

Bu soruları kendi kendilerine sorup “Nasıl oyun bozduk” diyorlar

Can Ataklı
Tarih: 10.09.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı: Yandaş tetikçi medyayı izlerken her ne kadar çok canım sıkılıyorsa da bazen hayli eğleniyorum.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bu lafları ne yapacaksınız?

Önce şu haberi okuyalım birlikte.

Haberi yandaş medyanın önemli televizyonlarından birinin internet sitesinden aynen aldım.

Haber şöyle; “İçişleri Bakanlığı, çok sayıda kaymakamı açığa aldı. Bakanlık talimatıyla FETÖ soruşturması kapsamıyla bazı kaymakamlar görevinden alındı. 10 Eylül 2018’de göreve başlayan Sason Kaymakamı Abdullah Özadalı ile 7 Ağustos 2019’da göreve başlayan Beşeri Kaymakamı Sinan Aşçı, FETÖ soruşturması kapsamında görevden alındı. Bu isimlerin dışında Şanlıurfa’nın Akçakale Kaymakamı Hamza Özer, Karaköprü İlçe Kaymakamı Ufuk Akıl ve Çankırı ili Kurşunlu İlçe Kaymakamı görevinden uzaklaştırıldı.”

Haber iki gün öncesinin haberi.

Şimdi çok değil, bir buçuk ay öncesine 19 Temmuz’a gidelim.

Habertürk ekranında AKP’nin eski milletvekillerinden Mehmet Metiner konuşuyor.

Diyor ki; “

“Buradan İçişleri Bakanlığı’ndaki arkadaşlarımıza hatırlatmak istiyorum, lütfen! Burada açıklamamıza gerek yok. Biz de izliyoruz kendimize göre. Bir ilimizde veya illerimizin herhangi bir yerinde bu tür kritik yerlerde hâlâ isimler varsa, ‘Nedamet gösterdiler, sahiplenmemiz, kazanmamız lazım’ adı altında bu tür atamalar, tayin ve terfiler yapılırsa; korkarım ki FETÖ’yle mücadele konusunda yeniden zafiyet yaşayabiliriz. Ama Gülen yapılanmasına ilişin elimizde listeler var. Burada iktidarı eleştirmek için söylemiyorum. Hükümetimizi eleştirmek için söylemiyorum. Tam tersi Milli Savunma Bakanımızın, İçişleri Bakanımızın, bakanlıktaki bütün yetkili arkadaşlarımızın tayin, terfi, atama konusunda kılı kırk yarmaları gerekiyor.”

Metiner, görüldüğü gibi açıkça FETÖ’cülerin devlet içindeki yerlerini koruduğu gibi, yeni atamalar olduğunu da söylüyor.

Metiner’in bu sözlerinden sonra yayına Süleyman Soylu bağlanıyor.

Hayli öfkeli olan Soylu da özetle şunları söylüyor;

“Nedamet getirdiği için bizim göreve getirdiğimiz kimse yok. Ben sağın solun laflarıyla beraber iş yapacak bir adam değilim. Bizim bir hükümetimiz, politikamız var. Ben hükümetimizin politikasını bir vesileyle yürütmeye çalışan bir adamım. Hayatı risk içerisinde olan bir adamım. Ömrümde iki kaşıkla yemek yemedim. Bir tek FETÖ’cüyü göreve getirmişsem ve bu söylenmiyorsa bu ülkemize ihanettir. Ben getirmişsem ben ihanet ediyorum demektir. Çok üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Üzüldüğümü ifade etmek, böyle bir değerlendirmeyi kabul etmediğimi ifade etmek istiyorum. Bizim yanlış yapma hakkımız yok. Bu milletin verdiği emaneti kılı kırk yararak gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Televizyon kanallarında bir de bizim arkadaşlarımızın ‘Elimizde isimler var’ demesini kendime bizatihi hakaret kabul ediyorum. Bana her zaman ulaşabilecek insanların, basın üzerinden bizle konuşmasını doğru kabul etmiyorum.”

İki haberi okuduğunuzda ortaya şöyle bir gerçek çıkıyor.

Süleyman Soylu, görevde iken yani içişleri bakanı iken atanan bazı kaymakamlar FETÖ’cü çıkmış.

Oysa Soylu daha önce “Bir tek FETÖ’cüyü göreve getirmişsem görevime ihanet etmiş olurum” demişti.

Merakım şu: Son kaymakam operasyonu Soylu’nun, FETÖ’cü isimleri göreve atadığını kanıtlıyor.

Peki Soylu bunun gereği olarak ne yapacak?

KOMİK

Bu soruları kendi kendilerine sorup “Nasıl oyun bozduk” diyorlar

Yandaş tetikçi medyayı izlerken her ne kadar çok canım sıkılıyorsa da bazen hayli eğleniyorum.

Çünkü iktidarı övebilmek için artık akıllara ziyan şeyler yapıyorlar.

Önceki akşam bir televizyonda, iktidarı “ekonomik açıdan” savunan bir yandaşın haline pek güldüm.

Dünyanın, güya sorduğu sorular üzerinden AKP iktidarının düşman saldırılarını nasıl bozduğunu anlatıyor hesapta.

Soruların bazıları şöyle;

– Türkiye niçin Londra’nın, IMF’nin, Dünya Bankası’nın emrinde değil?

Değilse damat niye ikide bir Londra’ya koşuyor?

– Türkiye niçin IMF’den kredi almıyor?

Artık IMF’den kredi alınacak durumu geçtik.

– Türkiye’de niçin yüksek faiz, yüksek kur ve yüksek enflasyon çarkına izin verilmiyor?

7.5 liralık dolar ve 8.5 liralık Euro ve yüzde 12’lik faiz, yüksek değilse bilemem artık.

– Türkiye niçin ithalata ve yüksek faize dayalı bir ekonomik modelden, yerli ve milli üretime dayalı ihracat odaklı bir ekonomik modele geçti?

Neyi üretiyor ve ekonomimize katkı sağlıyoruz?

– Türkiye niçin pandemiden en az etkilenen ülke oldu da salgında sırtı yere gelmedi?

Az etkilenmek buysa gerisini düşünün artık.

– Niçin ‘battık bittik’ kışkırtması ile faizde, kurda istediğimiz neticeleri alamıyoruz?

Kim ne sonuç almak istiyor acaba?

– Niçin eskisi gibi ekonomi yönetimi ve kurumları pısırık değil? Merkez Bankası, BDDK bürokrasi anında harekete geçebiliyor?

Ne yapıyor anlamak mümkün değil.

-Türkiye niçin kendi milli silahlarını, uçaklarını, otomobilini yapıyor, bize muhtaç olmuyor?

İlginç bir bakış açısı, uçaklar otomobiller, silahlar. Üstelik milli…

ÖNERİ

Acaba ‘Geç Uyananlar Derneği’ mi kurulsa?

Hayli zamandır pek sesi çıkmıyordu Ertuğrul Günay’ın.

CHP’ye genel başkan olma hayalinden AKP’li bakanlığa olan savrulmasından sonra buruşturulup bir kenara atılmıştı.

Erdoğan’ın “Son kullanma tarihi gelince” bir kenara koyduğu Günay, bir iki eleştiriden sonra bir kenara çekilip susmuştu.

Önceki gün bir internet sitesinde Ertuğrul Günay’ın cemaatin siyasi ayağı ile ilgili bazı eleştirilerini okudum.

Diyor ki Günay; “İktidar, kendi üzerine gelmesin diye en olmadık yerlere bu suçlamaları yapabiliyor. Geçmişte bu çevrelerin gazetesinde yazmak, onları övmek, onların birtakım etkinliklerini desteklemek, göklere çıkarmak eğer bir yakınlık, bir ünsiyet, iç içe olma görüntüsü ise ve bu suçsa; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması lazım bence. Çünkü en tepesinden en aşağıya kadar bu ilişki içinde olmayan hemen hemen yoktur.”

Harika değil mi?

Ergenekon adı altında yapılan iğrenç kumpası, tüm AKP’lilerden daha fazla desteklemiş olan Günay’ın, yaptıklarını unutarak AKP’nin kapatılmasını istemesi çok ibretlik bir durum.

Ama bana şu sözleri daha da ibret verici gibi geldi.

“Kim yoktur bu ilişkinin içinde? Benim gibi bu harekete dışarıdan katılmış, genellikle bu çevrelerle zaten tarihten beri yakın ilişkisi olmayan insanlar dışındadır. Bu bir siyasi suçlama, hukuki değil artık. Siyasi suçlama, şeytanlaştırma, korkutma vesilesi haline geldi.”

Pes yani.

Ergenekon’un ilk ihbarcılarından olan ve “Ümraniye olayının arkasından bakın neler çıkacak” diye ortalığı yangın yerine çeviren adam, cemaatle hiç ilişkisi olmadığını söylüyor.

Ne bileyim, belki de geldiği nokta kendisi adına olumdur.

Bence “Geç Uyananlar Derneği” kurulsa ve başına da Ertuğrul Günay geçse.

FIKRA GİBİ

Koronayı müzik de bulaştırıyor ama gece yarısından sonra

Koronaya karşı müthiş önlemler açıklandı.

16 milyonluk kentte her gün 4 milyon kişinin kullandığı toplu ulaşımda artık ayakta seyahat edilmesi yasaklandı.

Evimiz dışında nerede olursak olalım artık maske takacağız.

Gece 12’den sonra lokanta ve kafelerde müzik dinlemeyeceğiz.

Bilemiyorum evde müzik dinlemek serbest mi?

Ama canlı ya da banttan müzik yayını yapan yerler, gece yarısı olduğunda müzik yayınını kesecek.

Dünkü Tele1 yayınında şöyle dedim; “Nasıl yani, bu korona gece yarısına kadar efendi efendi içkisini yudumlayıp müziğini dinliyor ama ondan sonra saldırıya geçip herkese bulaşıyor mu?”

Sahi bütün yasakları anlıyorum da gece yarısından sonra müzik yasağını anlamıyorum.

Bol maaşlı bilim kurulu üyelerinden biri bu konuda halkı aydınlatabilir mi acaba?

Hayır, müziği gece 12’den sonra lokantada da değil de evde dinlersek korona etkisiz mi oluyor, en azından onu bilelim yani.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Bu desteği sağlayanlara milyonlarca teşekkür

Bu tablo salı sabahı saat 08.00 ile 10.00 arasında haber kanallarının reytingini gösteriyor.

RTÜK’ün keyfi kararı ile uygulanan 5 günlük tam karartma cezasının bitmesinden sonra, salı sabahı saat 08.00’de yayına çıktım.

O andan itibaren hızla yükselişe geçen reyting, tüm kanalları açık ara geride bırakarak hep birinci sırada kaldı.

Elbette bu trend gün boyunca da sürdü. 5 günlük akıl dışı karartma boyunca, bizi hiç yalnız bırakmayan ve yayın tekrar başlar başlamaz ekran başına koşan, Tele1’i zirveye taşıyan tüm izleyicilere teşekkür etmek istiyorum.

Buradaki yazılarıma, televizyondaki konuşmalarıma ortak olan, destekleyen herkes güç ve cesaret veriyor. Sizler böyle oldukça, bizler de mücadeleden asla kaçmayacağız.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları