loading
close
SON DAKİKALAR

Damat bey hâlâ ortalıkta yok

Can Ataklı
Tarih: 01.12.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Öyle ya Türkiye’nin en önemli bakanlığını elinde tutan kişi bir anda buhar olup uçuyor kimse merak bile etmiyor. Sonra bu köşede de yazdım ve “Nerede bu damat, niye ortaya çıkmıyor?” diye sordum. Adam hâlâ yok ortada.

KARANTİNA GÜNLERİ

Dünyada eşi menendi olamaz bir yargı kararı!

Korona nedeniyle hastanede yattığım günlerde yaşananlar ve onlarla ilgili aldığım notları son bir hafta boyunca “Karantina günleri” başlığı altında sizlerle paylaştım.

Bugün “Karantina günleri” yazılarımı “müthiş bir final” yaparak bitiriyorum.

Korkusuz’da ben yazılarımın olduğu sayfanın hemen arkasında Memduh Bayraktaroğlu’nun yazıları var biliyorsunuz.

Yazıları çok okunduğu gibi YouTube sohbetleri rekor düzeyde izlenen Bayraktoğlu tam da benim hastaneye yattığım gün dünyada gerçekten eşi menendi olmayan bir mahkeme kararına maruz kaldı.

Ceza mahkemesi Memduh Bayraktaroğlu’na bir yazısında RTÜK’e hakaret ettiği gerekçesiyle tam 380 gün yani bir yıl bir ay hapis cezası verdi.

Konu ve karar çok matrak.

Bakın ne olmuş da Bayraktaroğlu’na bu ceza verilmiş.

Yandaş tetikçi kanallardan birinde medya programı yapan Cem Küçük ve Fuat Uğur, SÖZCÜ Gazetesi ile ilgili bir haber üzerine konuşurken argo olarak nitelenebilecek bazı hakaret sıfatları kullanıyorlar.

(Burada yazmak istemiyorum çünkü RTÜK benden de şikayetçi olabilir ve mahkemeler de anında cezamı kesebilir.)

Bunun üzerine SÖZCÜ Gazetesi bu programı ve sıfatları kullanan iki sunucuyu RTÜK’e şikayet ediyor.

RTÜK söz konusu programı inceledikten sonra “Bunlar fikir özgürlüğü kapsamına girer, hakaret olarak nitelenemez” kararını veriyor ve bu yandaş kanala herhangi bir ceza kesmiyor.

Memduh Bayraktaroğlu da Korkusuz’daki bir yazısında Cem Küçük ile Fuat Uğur sarfettiği kelimeleri tekrarlayarak “Yani Sayın RTÜK üyeleri ben de size bu kelimelerle hitap edebilir miyim?” diyor.

Yandaş kanala karşı eli kolu bağlı RTÜK başkanı “Vay sen misin bunu yazan?” diyor ve mahkemeye koşuyor.

Mahkeme davayı Memduh Bayraktaroğlu’nu duruşmaya bile çıkarmadan “dosya üzerinden” karara bağlıyor apar topar.

Akıl alır gibi değil.

Kelimeler aynı kelime.

RTÜK aynı RTÜK.

Ama bunu bir muhalefete karşı yandaş tetikçi medya kullanırsa fikir özgürlüğü, yok eğer bir muhalif “Bu durumda bu kelimeleri size karşı kullanmak mümkün mü?” diye sorarsa jet hızıyla hapis cezası.

Çok merak ediyorum, acaba Adalet Bakanı buna mantıklı bir cevap verebilir mi?

Hakimler Savcılar Kurulu böyle bir kararı doğru bulabilir mi?

Yargıtay temyiz aşamasında “Aferin pek de güzel bir karar almışlar” diyerek onay imzasını atar mı?

Ama durun, tuhaf yargılama olayının serüveni henüz bitmedi.

RTÜK başkanı ceza davası açtığı gibi kurumun muhalif olan üyelerini de yayına alarak Memduh Bayraktaroğlu aleyhine “Bize hakaret etti, bu yüzden maddi zararı uğradık” diyerek bir de 10 bin liralık tazminat davası açmış.

Neyse ki mahkeme burada insaflı davranmış ve Bayraktaroğlu’nu sadece 5 bin liraya mahkûm etmiş.

İşte size “yeni Türkiye” manzarasından biri daha.

BUNU YAZMAK GEREK

Milli Savunma Bakanlığı “uygun karşılığın” ne olduğunu da açıklasa

Sabah internette haberleri tararken Milli Savunma Bakanlığı’nın bir açıklamasını gördüm.

Açıklamadan Yunanistan ile bir sürtüşme yaşadığımız anlaşılıyor.

Şöyle demiş bakanlık yetkilileri; “Yunanistan tarafından, NATO’nun Deniz Muhafızı Harekatı’na yardımcı destek görevi icra eden Deniz Karakol uçaklarımıza ve NATO kapsamında Hava Kuvvetlerimizin icra ettiği NEXUS ACE görevlerinde, Türk uçaklarının uluslararası hava sahasında bulunduğu sırada tacizde bulunulmuştur. Yapılan taciz hareketlerine en uygun şekilde karşılık verilmiştir.”  

Açıklama tamam da anlamak mümkün değil.

Kamuoyu nereden bilsin NEXUS ACE’nin ne olduğunu.

Ayrıca tacizin ne olduğu ve nasıl yapıldığı da belli değil.

Ama en önemlisi son cümlede var.

“Yapılan taciz hareketlerine en uygun şekilde karşılık verilmiştir.”  

İyi de “en uygun karşılık” nasıl bir şeydir acaba?

Söyleseler de biz de “Aman ne güzel, Yunan’ı fena benzetmişiz” diye sevinsek.

NOT: Sizler için internetten NEXUS ACE’nin ne olduğuna baktım. Bulamadım. Çünkü anlı şanlı bütün medyamız Savunma Bakanlığı’ndan bu kelimenin geçtiği açıklamaları aynen kullanmışlar ve birinin aklına bile “nedir bu?” diye sormak gelmemiş.

Yeni nesil yandaş tetikçi medya böyle bir şey işte.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Reyting için bu kadar vahşileşmemelisiniz

Acun Ilıcalı’nın televizyonunda yayınlanan şovlardan biri MasterChef’te önceki gece akıl almak bir olay gerçekleşti.

Uğur Yılmaz adlı bir yarışmacı bundan 8 yıl önce attığı birkaç tweet mesajı nedeniyle yarışmadan çıkarıldı.

Acun Ilıcalı kararı “Uğur Yılmaz Deniz isimli yarışmacının sosyal medyada kullandığı terbiye sınırlarını aşan paylaşımları nedeniyle MasterChef yarışmasıyla ilişiği kesilmiştir” açıklamasıyla duyurdu.

Buraya kadar normal.

Anormal olan diskalifiye anının milyonların gözü önünde yapılması ve gencecik bir insanın lince tabi tutulması.

Manzara korkunçtu bana göre.

Başta yarışmadan çıkarılan Uğur Yılmaz “Benim de bir ailem var” diyerek ağlıyor, diğer yarışmacılar gözyaşlarını tutamıyor, bu arada çok acıklı bir fon müziği eşliğinde görüntüler defalarca tekrarlanıyor.

Muhtemelen bu anların reytingi hayli yüksek olmuştur.

Yaşı henüz 20’lerde olan gencecik bir insanı 8 yıl önce attığı tweetler yüzünden herkesin gözü önünde aşağılamak vahşettir.

Ama reyting telaşı işte aklı başında sandığınız insanları bile bu kadar vahşileştirebiliyor.

Her şey bir yana programı sunan o dünyaca ünlü şefler buna nasıl alet oldu anlamakta zorlanıyorum. Programın dünyadaki formatı gereği yemek yapılırken çok sert davranmaları, ağır sözler söylemeleri belki maruz görülebilir.

Ama bu rezalete alet olmaları affedilecek gibi değil.

Program canlı yayınlanmadı. Öyle olsa “Ne yapalım bu kadar dramatik olacağını düşünmemiştik” bahanesine sarılabilirler.

Ama bilerek ve isteyerek özel efektler eklenerek yayınlanması reyting uğruna mal sahiplerinin ne kadar vahşileşeceğinin bir göstergesi oldu.

NOT: Bu genç adam 8 yıl önce ne yazmış diye baktım. İki tanesi gerçekten hoş değil ve çok aptalca. Ama ne olursa olsun bu linç tiyatrosunun aktörü haline getirilmemeliydi.

ÜZÜLDÜM

Sahaya 11 yabancıyla çıkarsanız Milli Takım da küme düşer tabii

Üzerinden bir an zaman geçti, ben de haftanın maçları bittikten sonra yazmayı düşündüm.

Milli Takım Macaristan’a yenildikten sonra şu haberi okudum gazetelerde;

“Bu sonuçla ay-yıldızlı ekip, grubu 1 galibiyet, 3 beraberlik ve 2 mağlubiyetle 6 puanda tamamlayarak son sırada tamamladı ve küme düştü. Grupta diğer maçta Sırbistan, Rusya’yı 5-0 yendi. Ay-yıldızlı ekip, Macaristan karşısında galip gelseydi grubu lider tamamlayıp A Ligi’ne yükselecekti. Beraberlik halinde ise yoluna B Ligi’nde devam edecekti. Milliler Macaristan yenilgisinin ardından C Ligi’ne düştü. Bizimle aynı durumda olan ülkeler şunlar; Faroe Adaları, Cebelitarık, Lüksemburg, Azerbaycan, Makedonya, Gürcistan, Yunanistan, Kosova, Beyaz Rusya, Litvanya, Bulgaristan, Slovakya, Kuzey İrlanda”

Peki, ne bekliyoruz ki milli takımdan?

Süper lig ve birinci ligdeki takımların hepsi sahaya neredeyse 11 yabancı ile çıkıyor.

Durum böyle olunca milli takımı güçlenirecek oyuncuyu bulmak mümkün mü?

Bir ara Avrupa’da oynayan futbolcularımızla biraz başarı kazanıyorduk.

Şimdi onlar da yok artık.

Sınırsız yabancı futbolcu kararının tekrar ele alınması gerekmiyor mu?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Damat bey hâlâ ortalıkta yok

Takvimler 9 Kasım’ı gösterirken, gecenin karanlığında sosyal medyaya bomba gibi bir haber düştü.

AKP genel başkanının Türkiye’nin hazinesini yani bir anlamda cüzdanını teslim ettiği, damadı Berat Albayrak Instagram hesabı üzerinden görevini bıraktığını açıklıyordu.

Albayrak “sağlık sorunum var” diyordu, “yaptığı hizmetlerin fevkalade iyi olduğunu” anlatıyordu ve kimsenin anlayamadığı biçimde “at izinin it izine karıştığını” söylüyordu.

Yanda tetikçi medya saraydan bir açıklama yapılmadığı için tam 27 saat bu istifa haberini yayınlayamadı.

İlk anlardaki ortak görüş “Damat da tıpkı Süleyman Soylu gibi salladı ama yarın istifasını geri alır” şeklindeydi.

Ama öyle olmadı, damat geri dönmedi.

Saray istifa dememek için “bakan görevden affını talep etti, cumhurbaşkanımız da kendisini affetti” açıklaması yaptı.

Sonrası sır biliyorsunuz. Damat ortadan kayboldu.

Bugün 1 Aralık, aradan tam 21 gün geçti.

17 Kasım’da paylaştığım bir YouTube sohbetinde “Damat İngiltere’de mi?” diye sordum.

Albayrak’ın İngiltere’den sığınma istediği, Londra’da çok ciddi gayrı menkuller aldığı, İngiliz bankalarına çok yüklü miktarda para transferi yaptığı yönünde duyumlar aldığımı belirttim. Böyle durumlarda kişilerin kendileri cevap vermese bile yandaşları ve trolleri harekete geçer, hakaretler yağdırır ama bir taraftan da nerede olduğu yönünde bilgiler sızdırılırdı.

Ama hiçbir yerden ses gelmedi.

23 Kasım’da bir YouTube sohbeti daha paylaştım ve “Damat hâlâ ortada yok, yandaşlardan, AKP’lilerden bu adamın sağlığını merak eden de mi yok?” dedim.

Öyle ya Türkiye’nin en önemli bakanlığını elinde tutan kişi bir anda buhar olup uçuyor kimse merak bile etmiyor.

Sonra bu köşede de yazdım ve “Nerede bu damat, niye ortaya çıkmıyor?” diye sordum.

Adam hâlâ yok ortada.

Sahi bunu benden başka merak eden yok mu, üstelik onca iddiaya rağmen.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları