loading
close
SON DAKİKALAR

Fatih’ti değil mi o “Yaş kesenin başını keserim” diyen?

Can Ataklı
Tarih: 11.08.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı: Oysa bu iktidar zihniyetinin en sevdiği padişah olan Fatih Sultan Mehmet, ağaç kesilmesine şiddetle karşı çıkan “Yaş kesenin başını keserim” diyecek kadar da çevre konusunda katı bir padişahtı.

ANALİZ

Demokrasi ve hukuk işte böyle ortadan kaldırıldı

Bugünkü ucube rejimin dayandığı anayasa değişikliği 2016’daki referandumla kabul edilmişti.

O günden beri şunu savunuyorum; “Bu referandum hukuk ve demokrasiyi ortadan kaldıran, özgürlükleri bir kişinin inisiyatifine bırakan bir şekilde sonuçlandı. En kötüsü de bütün bunlar sanki halkın rızası gibi sunulmuş oldu.”

Çünkü yeni anayasa ile parlamento neredeyse tamamen devreden çıkarılırken, “seçilmiş” adı altında ülkenin yönetimini eline alan kişi, her şeye tek başına karar veriyordu.

Referandum sürecinde bunları anlatmak için az çabalamadık, dilimizde tüy bitti. Aslına bakarsanız, toplum bu konudaki yanlışları gördü, kararını ona göre verdi, ama kimsenin aklına gelmeyen “oy pusulalarındaki mühür” oyunu sayesinde bir de baktık ki “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş” durumu doğdu.

Muhalefet de pasif kalınca ucube rejime geçiş çok hızlı oldu.

Herkesin aksini söylediği sırada, “Erdoğan erken seçim yapacak ve tüm yetkilerine erkenden kavuşacak” iddiama gülenler de adeta baskın seçim sonucu, üstelik ilk turda büyük şoku yaşadılar.

Seçimden bu yana iki yıl geçti. Ucube sistem gün geçtikçe daha da ağırlaşıyor, hukuk ve demokrasinin nasıl ortadan kaldırıldığı daha da belirginleşiyor.

Bazen insan, içinde yaşayınca durumunu pek fark etmiyor.

Ama biri biraz geri çekilip de genel fotoğrafı çektiğinde her şey daha net olarak önümüze çıkıyor.

SÖZCÜ Gazetesi dün müthiş bir manşetle çıkmıştı.

Başlığı “Muhalefet, Meclis’te boşa kürek çekti” olan manşet haberde, muhalefet partilerinin tek bir kanun teklifinin bile görüşülmediği anlatılıyordu. Açıkçası parlamento, sarayın milletvekilleri harici tamamen yok sayılıyordu.

4 yıl önce referanduma giderken işte bunu anlatıyorduk.

“Parlamento artık yok hükmünde olacak.

Milletvekillerinin, ister iktidar, ister muhalefette olsunlar, artık hiçbir değerleri ve önemleri kalmayacak.

Kanunlar artık Meclis’ten değil, saraydan çıkacak.”

Aynen öyle oldu.

Ancak konuya bir de rakamsal olarak bakarsak çok daha kötü bir manzara çıkıyor ortaya. Meclis’te 11 siyasi parti var. Bunlardan 4’ünün grubu var yani milletvekili sayıları 20’nin üzerinde ve kanun teklifi konusunda daha avantajlı. Bu 11 partinin milletvekilleri, 24 Haziran 2018’deki seçimden sonra 3.066, yazıyla üçbinaltmışaltı kanun teklifi vermişler.

Bunlardan sadece AKP’den gelenler işleme konmuş ve yasalaşmış.

Muhalefetin verdiği 2962, yazıyla ikibindokuzyüzaltmışiki teklif, bırakın yasalaşmayı Meclis gündemine alınıp görüşülmemiş bile.

Böyle bir rejimin adı demokrasi olamaz. Böyle bir ülke hukuk sistemiyle yönetilmiyordur.

Ayrıca zaten AKP’den gelen teklifler de o partinin milletvekillerinin düşünüp tanışıp sundukları kanun teklifleri değil. Onlar da sarayda hazırlanıp milletvekillerine veriliyor.

Bugüne kadar önceden saray onayı almamış hiçbir yasa teklifi, Meclis gündemine gelmedi.

Ama asıl facia; Meclis’te sadece AKP’den gelen, sayısı 100’ü biraz geçen teklif yasalaşırken, saray kararnameleri ile binlerce yasada değişiklik yapıldı.

İktidar, yandaş ve yalakaları hâlâ demokrasiden hukuktan söz etmiyor mu, insanın canı çok sıkılıyor.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Fatih’ti değil mi o “Yaş kesenin başını keserim” diyen?

Birkaç gün önce sosyal medyada iki fotoğraf gördüm.

Fatih Camisi’nin tepeden görünüşü; biri eskiden çekilmiş, biri çok yeni.

Çok yeni olmasını avluda namaz kılanlardan anlıyorsunuz, çünkü pandemi kurallarına uygun biçimde fiziki mesafe var namaz kılanlar arasında.

Ama fotoğrafların ilginçliği bu değil.

Yıllar önce çekilmiş fotoğrafta Fatih Camii dev ağaçlar arasında bir sanat eseri gibi göğe yükseliyor.

Yeni fotoğrafta ise ağaçların hiçbiri yok, yeşillik tamamen yok edilmiş.

Oysa bu iktidar zihniyetinin en sevdiği padişah olan Fatih Sultan Mehmet, ağaç kesilmesine şiddetle karşı çıkan “Yaş kesenin başını keserim” diyecek kadar da çevre konusunda katı bir padişahtı.

Bu iki fotoğraftaki farkı görünce sizler de öfkelenmiyor musunuz?

YENİ ÖĞRENDİM

Yeni yapılan Şişli Etfal Hastanesi’nin bir türlü açılamamasının sırrı

Bundan tam 4 ay önce, 10 Nisan 2020’de bu köşede “Bu koca hastane iki yıl önce bittiği halde neden bomboş duruyor?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

İstanbul’un en eski hastanelerinden biri olan Şişli Etfal Hastanesi için Seyrantepe’de hemen Galatasaray Stadı’nın biraz üstünde yepyeni bir bina yapılmıştı.

Bu yeni binada tıbbi olarak her şey bulunacaktı ve İstanbul halkına hizmet veren en iyi hastanelerden biri olacaktı.

Oysa yapımına bu hastaneden çok sonra başlanan devasa şehir hastaneleri bile bitti ama Şişli Etfal bir türlü taşınıp yeni binasında hizmete açılamadı.

Hastanenin taşınmaması konusunda birçok dedikodu vardı.

O yazımda “Bende bazı bilgiler var ama spekülasyon olmasın diye şimdilik yazmıyorum, kesinleşince yazarım” demiştim.

Geçen süre içinde hiçbir açıklama yapılmadı, buna karşı konuyu bilen bazı kaynaklardan bilgiler aldım.

Bu dev ve modern hastanenin açılamamasının tek sebebi “zemin etüdünün düzgün yapılmamış olması” imiş.

Konuyu bilen ama isimlerini açıklamak istemeyen uzmanlar, “Hastanenin altı sağlam değil, bu nedenle aşağı doğru kayıyor. Eğer hastane hizmete açılırsa oluşacak yoğunluk nedeniyle bu kayma hızlanacak, hemen alt yanındaki Galatasaray Stadı bile tehlike altında” dediler.

Belli ki hizmet, hezimete dönüşmüş durumda.

Hastaneyi açmaya elbette cesaret edemiyorlar ama foya ortaya çıkacak korkusu ile yıkamıyorlar da.

Bakalım bundan sonra ne olacak?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

CHP’de sanki “lady’nin topuk sesleri” duyuluyor

Kurultayı dikensiz gül bahçesi kıvamında atlatan CHP’nin, “A takımı” denilen yeni yönetimi belirlendi.

Yeni yönetimde bana göre en dikkat çekici isim genel sekreterliğe getirilen Selin Sayek Böke oldu.

Böke’nin partiye nasıl geldiğini ve kimler tarafından desteklendiğini tam bilemiyorum ama ilk günden beri “CHP’nin potansiyel genel başkan adayı” olarak gördüm kendisini.

Bu tamamen sözlerine ve davranışlarına bakarak oluşturduğum bir önsezi o kadar, başka bir anlam aramasın kimse.

Bir ara, açıkça böyle bir niyet olduğu konusunda belirtiler de olmuştu ama Selin Sayek Böke daha geride ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Şimdi belki pek çok kişinin beklemediği anda CHP’nin en önemli koltuğuna oturuverdi.

Selin Sayek Böke, CHP’de öne çıkmaya başladığında “CHP’nin Tansu Çiller’i gibi” tanımını kullanmıştım.

Böke, bu tanımlamaya hem karşı çıkmış hem de öfkelenmişti.

Bir tatil ortamında kendisiyle karşılaştığımda, “Benzetmeyi kötü anlamda değil, sadece süreç açısından yaptım” demiş ve eklemiştim; “Bana göre sizin CHP Genel Başkanı olmanız sürpriz olmaz, hatta ne kadar da iyi olur.”

Bu sohbetimizden neredeyse tam bir yıl sonra Selin Sayek Böke’yi genel sekreterlik koltuğunda görünce bu kez de o ünlü “Lady’nin topuk sesleri” başlığı geldi aklıma.

BAŞIMDAN GEÇENLER

İstanbul’un göbeğinde “kır düğünü” ortamı

Geçen hafta çok sevdiğim eski bir dostum, “Kızım evleniyor. Kır düğünü yapacağız, mutlaka bekliyorum” dedi.

Bu “kır düğünü” konsepti pek sevilir ama korona olayından sonra daha cazip hale geldi.

Kapalı yerlere oranla daha az tehdit oluşturan kır düğünleri, son zamanlarda çok tercih ediliyor.

Ancak adı üstünde “kır düğünü” olunca kentin biraz dışına çıkılması gerekiyor.

Ben de dostuma “İyi güzel ama inşallah çok uzak bir yer değildir, malum sabah yayın olunca gece pek geçe kalamıyorum” dedim.

Bunun üzerine güldü ve “Ne uzağı, şehrin göbeğinde, Levent’te” dedi.

Kır düğünü ve Levent.

Akıl alır gibi gelmiyor da gidince gördüm.

Gerçekten kentin göbeğinde kır ortamı varmış da haberimiz yok.

Neresi derseniz söyleyeyim; Levent Maya Sitesi’nin tam arkasındaki yola giriyorsunuz, burada Beşiktaş Kulübü’nün 1903 isimli bir sosyal tesisi var.

İçende koca bir yüzme havuzu, ağaçlarla çevrili yemyeşil çok büyük bir bahçesi var.

Düğüne gidince şaşırdım.

Şehrin tam ortasında olduğunuzu anlamıyorsunuz bile.

1903’ün işletmecisi ile ayaküstü sohbet ettik, “Herkes düğünlerini havalar soğuyuncaya kadar mümkün olduğu kadar kapalı mekanlar yerine kırda yapmaya çalışıyor. Ancak pek çok kişi, kır düğünü deyince şehrin dışını hayal ediyor, oysa Beşiktaş’ımızın böyle bir mekanı var. Biri bahçede, biri havuz başında aynı anda iki nikah/yemekli düğün ve kokteyl yapabiliyoruz” dedi.

Düğünden ayrıldığımda “İyi ki gelmişim de burayı öğrenmişim” dedim kendi kendime.

Ne bileyim ille düğün gerekmiyor ki, ara sıra kafa dinlemek için kaçılacak bir yer aynı zamanda.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları