loading
close
SON DAKİKALAR

Hiç promterdan dua okuyan hoca görmemiştim

Can Ataklı
Tarih: 03.08.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı: Bunca yıldır hutbe okuyan hocaları bilirim, hiçbirinin promter kullandığını görmemiştim.

ANALİZ

Böyle bir “yeni Türkiye” istemiyorum

Sanıyorum dünyada Türkiye’den başka “kurucu iradesi ile savaşan” bir başka ülke yok.

Elbette bütün dünyada insanlar geçmişleriyle övünürler, tarihi ve kültürel değerlerini korumak için özen gösterirler.

Ama hiçbir ülkede, geçmiş döneme adeta kutsallık yükleyen söylemler duyamazsınız.

Örneğin Fransızlar Fransa krallarını “ecdadımız” diye selamlamaz ama gereken saygıyı ve önemi gösterir.

Almanların büyük Alman İmparatorluğu dönemine, Rusların Çarlık dönemine öykündüğünü duyamazsınız. Çin’de hanedanlara hayranlık duyan neredeyse yoktur.

Geçmiş geçmiştir, iyisiyle kötüsüyle.

Devletler ise kuruluşlarıyla vardır ve toplumlar da kuruluşlarına sonuna kadar sahip çıkar.

Türkiye’de ise hem toplum, geçmişine adeta “kul köle” yapılmak isteniyor hem de tüm kurumlarıyla birlikte yüzlerce yıl öncesine dönüştürülmeye çalışılıyor.

Bu gerici oyun içinde kurumlar arasında en azından Cumhuriyet’e ve ilkelerine bağlılık konusunda daha hassas olduğunu sandığımız ordunun da bulunması çok üzücü.

Açıkça söyleyeyim, eğer buna yeni Türkiye deniyorsa ben bu yeni Türkiye’yi asla istemiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti 1923’te büyük bir zaferin ardından bin bir emekle kurulmuştur.

Devrimler yapılmış, halk yeni devletine sadakatle bağlanmış, Türkiye emin adımlarla aydınlığa, çağdaşlığa doğru sonsuz bir yolculuğa çıkmıştır.

Ama ilk günden itibaren bundan hiç hoşnut olmayan, çıkarları ve iktidarları bozulduğu için Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyet’e karşı çıkanlar, geçen yüz yıllık süre içinde şaşırtıcı bir noktaya kadar gelmişlerdir ne yazık ki.

Demokrasinin, özgürlüklerin temel direği olan laiklik, neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı artık.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki komutanlar, resmi üniformalarıyla camilerde boy gösteriyor, cuma namazı, bayram namazı kılıyor.

Bu asla kabul edilemez.

Elbette dün olduğu gibi bugün de silahlı kuvvetler mensuplarının ezici bir çoğunluğu inançlıdır.

Namazını kılana, orucunu tutana, diğer dini ibadetlerini yerine getirene kimse ağzını açıp tek kelime söyleyemez.

Ancak eğer ibadet en üst düzeyde üniformalarla yapılırsa sadece laiklik ayaklar altına alınmış olmaz, ordunun dengesi ve düzeni de bozulur.

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları üniformalarıyla siyasilerin arkasında namaza durursaen tepeden en aşağı tüm ordu personelinin de buna hakkı doğar ki, böyle bir durumda, o ordunun yönetimi mümkün olamaz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “imamın ordusu” haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur ve olamaz da.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yandaş gazetenin magazin ayıbı

Yılların sahne sanatçısı Coşkun Sabah, yandaşların irilerinden Hürriyet’in magazin servisine konuşmuş bayramda.

Sabah, kızı Roza’nın Instagram hesabına mayolu fotoğraflarını koyduğunu söyledikten sonra  “Üniversite öğrencisi bir kızın mayolu fotoğrafı olamaz. Kapattırdık Instagram’ını” demiş.

Hürriyet’in haberinden anladığımız kadarıyla Coşkun Sabah’a bu konuda sosyal medya üzerinden bazı tepkiler gelmiş.

Coşkun Sabah da bunun üzerine “Gayet normal bir babalık görüşü yaptım. Onu da saptırmışlar. Ben üniversite okuyan bir kız babası olarak kızımın mayolu fotoğrafını Instagram sayfasında herkese açık şekilde koymasını istemiyorum. Bundan doğal ne olabilir?” diye sormuş.

Elbette bir baba, kızının mayolu fotoğrafının herkese açık bir alanda yayınlanmasını istemeyebilir.

Bu nedenle kızıyla tartışabilir hatta bir süre küs de kalabilir. Benim kafamı bozan, haberi yayımlayan yandaş gazetenin sırf birkaç tane fazla satmak için bir babanın hassasiyetini ayaklar altına alması. Çünkü bu gazete, sözde “Babanın isyanı” diye haber yaparken, sadece üye olan kişilerin görebildiği Instagram hesabındaki mayolu fotoğrafı yayınlayarak çok daha fazla kişinin görmesini sağlamış. “Ayıp” diyorum ve sözü kesiyorum.

ÇOK GÜLDÜM

Hiç promterdan dua okuyan hoca görmemiştim

Diyanet’in başındaki kişi, son zamanlarda çok eleştiriliyor doğal olarak.

Sanıyorum bu kişi “Çok şükür bugünlere geldik, artık laikliği de Cumhuriyet ilkelerini de bu kadar rahat ayaklar altına alabiliyoruz elhamdülillah” diye düşünüyor ve bununla da gurur duyuyor. Tatilde olduğum sıralarda Diyanet’in başının bu mantığı elbette çok eleştirildi.

Bunun üzerinde durmayacağım ama dikkatimi çeken bir noktayı da belirtmek istiyorum. Ayasofya aşkı ile yanıp tutuşan Diyanet’in başı, hem Lozan’ın yıl dönümünde açılan Ayasofya’da kılınan cuma namazında hem de Kurban Bayramı namazında hutbe okudu.

Bunca yıldır hutbe okuyan hocaları bilirim, hiçbirinin promter kullandığını görmemiştim.

Kağıttan okuyan hocaya bile hiç rastlamadım bugüne kadar. Ama nedense bu kişi “Türkçe duayı” promterdan okudu.

Arapçayı sular seller gibi okuyan bu adam, Türkçe bir duayı aklında tutamıyor mu yoksa?

ŞAŞIRDIM

AKP’nin “İlk defa şimdi getirdik” dediği cihazda, 15 yıl önce MR çektirmiştim

Adam Sağlık Bakanı olmasa, Türkiye’nin en büyük hastaneler zincirinin de sahibi olmasa “Danışmanları yanlış bilgi vermiştir” diyeceğim.

Ama olmaz, bir hastane sahibinin bunu bilmemesi mümkün değil.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, önceki gün Başakşehir’deki yeni hastaneyi ziyaret etmiş.

Sonra da hastaneden üç fotoğraf paylaşarak şöyle bir tweet atmış;

“Başakşehir ÇAM VE SAKURA Şehir Hastanesi’nde hastalarımızı ve sağlık personelimizi ziyaret edip bayramlaştık. Türkiye’de bir ilk olma özelliğine sahip 1.2 TESLA AÇIK MR CİHAZI ile klostrofobisi olan veya obezitesi nedeniyle çekim yapılamayan hastalarımıza burada hizmet veriyoruz.”

İlk kez 1991 yılında MR’ım çekilmişti.

O güne kadar MR nedir bilmiyordum. Önce bir tüpün içine giriyorsunuz, neredeyse 45 dakika kıpırdamadan içinde kalmak zorundasınız.

Tüpün içinde kalmaya dayanamamıştım, ciddi bir sakinleştirici verip işlemi tamamlayabilmişlerdi. Sonrası bel ameliyatı.

Bundan neredeyse 15 yıl sonra galiba 2005’te bel fıtığım yeniden nüksedince yine MR çekilmesi gerekti.

“Dünyada olmaz, o tüpe giremem” dedim.

“Artık geçti o tüp dönemi, açık MR var” dedi doktorlar.

Yıl 2020, Sağlık Bakanı diyor ki, “Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik.”

Acaba dünya bu konuda da kıskanıyor mudur bizi?

FIKRA GİBİ

Ben anlamıyorum ama bu haberde bir tuhaflık var

Sokağa çıkınca ekonominin hiç de iyi olmadığını anlıyorsunuz.

Aslında sokağa çıkmaya bile gerek yok, herkes kendi haline baktığında bile ekonominin alarm zillerinin durmaksınız çaldığı anlaşılıyor.

Buna karşı yandaş tetikçi medyaya bakarsanız Türkiye günlük güneşlik bir yer.

Ekonomi muazzam bir atak içinde, tüm dünya Türkiye’de yatırım yapabilmek için yarışıyor, dünyanın süper güçleri kıskançlık krizleri geçiriyor!

Yandaşların en ateşlisi Sabah, kamu bankalarının verdiği kredilerle ekonomiyi ayağa kaldırdığını ve iş dünyasının büyük sevinç içinde olduğunu yazmış dün.

Gazeteye göre kamu bankaları 31 Mart-24 Temmuz arasında, günde ortalama 3 milyar 28 milyon lira kredi dağıtmış.

Habere göre “Ülke bilançosunu kendi bilançolarının önüne koyarak toplumun rahat bir nefes almasını sağlayan kamu bankaları” bunu yaparken kârlılıkta da rakiplerine fark atmışlar.

İşte aklıma takılan ve beni güldüren nokta bu.

Eğer kamu bankaları kendi bilançoları yerine ülkeyi ön plana almışlarsa nasıl kâr etmişler?

“Bu rakamlarla bile kâr ediliyor” diye cevap verebilirler.

Öyleyse bugüne kadar niye yapmamışlar bunu?

Neresinden bakarsanız bakın iktidarı desteklemek için yapılanlar fıkra tadında olmaya başladı artık.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları