loading
close
SON DAKİKALAR

Ilımlı muhalefetten kasıt “kafa kesilmemesi” olsa gerek

Can Ataklı
Tarih: 26.02.2020
Kaynak: Can Ataklı-Korkusuz

Can Ataklı: Bence bu nedenle ısrarla “Suriye Milli Ordusu ile sürdürülen operasyonlar” cümlesini kullanmaya çalışıyorlar.

ŞAŞIRDIM

Yahu arkadaş, milleti ne korkutmuşsunuz böyle

İnternette haber sitelerini gezerken OdaTV’de bir anket haberine rastladım.

Türkiye Raporu tarafından yapılan bir anket bu. İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından her ay iki kere ülke çapında 12 ilde 1537 kişiyle yapılan çalışmanın sonuçları baz alınarak bir sonuca varılmış.

Soru basit; “FETÖ’nün siyasi ayağı kim?”

Ama gelin görün ki net bir sonuç almak pek mümkün olmamış.

Nedeni çok basit.

Çünkü soru sorulanların dörtte üçü yani yüzde 74.8’i bu soruya yanıt vermemiş.

Öyle ki “Fikrim yok” bile dememişler.

Direkt “Cevap vermiyorum, beni ilgilendirmez, sana ne” türü cevaplarla sıyrılıp gitmişler.

Bu durumda anket sonucuna göre yüzde 74.8 fikrim yok, yüzde 12 AKP, yüzde 4.2 CHP çıkmış.

Kişi bazında ise yine genel değerlendirme sonunda FETÖ’nün siyasi ayağı olarak Erdoğan’ı görenlerin oranı yüzde 2.4 iken, ‘Kılıçdaroğlu’ diyenler yüzde 1.2 olmuş.

Anketi yapanlar “cevap vermeyenlerin oranı çok yüksek olunca” değerlendirmeyi bir de cevap verenler arasında yapmışlar.

Bu durumda soruya yanıt verenlerin yüzde 44.7’si “AKP” derken, yüzde 16.7’si “CHP” demiş.

Ankete yanıt verenlerin yüzde 8.6’sı ise bütün siyasi partiler içinde FETÖ unsurlarının bulunduğunu düşünüyormuş.

Peki nasıl oluyor da 15 Temmuz darbe gecesinden bu yana en çok konuşulan FETÖ konusunda halkın dörtte üçü konuşmak istemiyor?

Bunun tek açıklaması var.

Millet çok korkutulmuş durumda.

Öyle ki, suçu rakip partiye atmaya bile çekinir olmuş büyük bir kitle.

Bu tabii başka bir gerçeği de gözler önüne seriyor.

İnsanlar çok korktukları durumda gerçeği söylemekten de kaçınırlar.

Bu ankete cevap vermeyenlerin oranının çok yüksek olması, FETÖ’nin siyasi ayağı olarak AKP’nin görülmesinden kaynaklanıyor bana göre.

Bu inançta olanlar yalan da söylemeyi beceremeyince “cevap vermemeyi” en akılcı yol olarak seçiyorlar.

Demek millet bu iktidardan öyle korkar hale gelmiş ki, halkın dörtte üçünün aklına suçu herkesin üzerine atmak bile gelmemiş.

Bu korku ortamı çok uzun süredir toplum üzerinde kara bulut gibi duruyor.

Aslına bakarsanız daha önce AKP’ye oy vermiş çok sayıda vatandaş bunu açıkça dile getiremiyor ama yeri gelince gösteriyor.

Bunun en çarpıcı örneğini tekrarlanan İstanbul seçimlerinde görmüştük.

Herkes ilk seçim sonuçlarına odaklanmıştı.

Ama ilk seçimde zorlamalarla 13 bin fark yediği açıklanan AKP adayı, tekrarlanan seçimde 800 binin üzerinde farka razı olmak durumunda kalmıştı.

Toplum açıktan söylemeye korktuğu fikrini İstanbul’da böyle göstermişti.

Bunun tüm Anadolu’ya yansıması ise biraz zaman alabilir.

Çünkü küçük yerlerde tepkinin çok belirgin biçimde gösterilmesinin de riskleri olduğu için vatandaşın önemli bir bölümü asıl kararını diğer yerlere bakarak gösterecektir.

İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Mersin seçim sonuçları bu açıdan çok önemli.

Buralarda durumun görülmesi üzerine diğer yerlerdeki erime hızlanacaktır.

AKP’yi endişelendiren de bu olduğu için korkuyu daha katmerleştirmeye çalışıyor şimdilerde.

KOMİK

Önce adam ol, sonra soru sorarsın belki

Erdoğan, dün Azerbaycan’a gitti.

Gitmeden önce her zamanki gibi havaalanında basın toplantısı yaparak birçok konuda konuştu.

Bu arada FOX TV muhabirini azarlaması da günün en ilginç anı oldu.

Erdoğan, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, her nasılsa FOX TV muhabiri de bir soru sorabildi.

Muhabir, Erdoğan’ın şehitleri “tane” olarak adlandırmasına muhalefetin tepkisi olduğunu söyleyerek “Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?” dedi.

Erdoğan soruya çok öfkelendi, önce durdu sert sert baktı ve kaşlarını çatarak FOX TV muhabirini azarladı.

Erdoğan şöyle dedi; “FOX önce gazete olsun, FOX önce ciddi bir medya mensubu olsun. Yalan haber üretmeyi bırakın​.”

Ne alaka?

Bir kere FOX TV hangi yalan haberi üretti?

Böyle yapıyorsa neden Cumhurbaşkanı’nın toplantılarına alınıyor?

Ama bakın burada asıl önemli olan şu; Erdoğan, büyük ihtimalle karşısındaki muhabirin FOX TV muhabiri olduğunu bilmeden söz verdi.

Yandaş tetikçi medya gibi önceden hazırlanmış sorulardan birinin geleceğini düşündü.

Gerçek soru gelince de hem öfkelendi hem de şaşırdı ve “FOX TV önce gazete olsun” gibi anlamsız bir cümle sarf etti.

Bir nokta daha var, bana göre çok önemli.

FOX TV muhabirinin işini yaptığı için azarlanmasına diğer gazeteciler hiç tepki göstermedi.

Bİ SORALIM BAKALIM

Ilımlı muhalefetten kasıt “kafa kesilmemesi” olsa gerek

Suriye’de batağın içine iyice saplanan iktidar, aslında tutunacak dal arıyor.

Askerimiz Suriye topraklarında.

Kimse oradaki çocuklarımızın ne durumda olduğunu bilmiyor.

Ne yerler, ne içerler, nasıl uyurlar, günleri nasıl geçer, bilmiyoruz.

İktidar, bu durumun farkında tabii ki.

Bence bu nedenle ısrarla “Suriye Milli Ordusu ile sürdürülen operasyonlar” cümlesini kullanmaya çalışıyorlar.

Hatta bazı açıklamalarda bu Suriye Milli Ordusu denilen grubun ön safları tuttuğu ve askerimizin geride durduğu anlatılıyor.

Son günlerde bu Suriye Milli Ordusu denilenlerle ilgili yeni bir tanım kullanılmaya başlandı.

“Ilımlı muhalefet” diyorlar.

Ne demek bu, anlayan var mı?

Suriye’de ılımlı olmayan muhalefet kim, onlar ne düşünüyor ve ne hedefliyor, ılımlı denilenlerin amacı ne?

Açıkçası bu saçma sapan tanımlama sanıyorum Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanına konulan Suriyeli milisleri korumak için kullanılıyor.

Yani “Bunlar diğerleri gibi kafa kesenler, diri diri yakanlar, kafaya ateş edenler değil” demek istiyorlar.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Erdoğan konuştukça kendini batırıyor mu yoksa?

İç ve dış gelişmeler iktidarı hayli zora sokuyor.

Bakmayın sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmalarına. Aslında içerisi fokur fokur kaynıyor.

Elbette saraydakiler de durumun farkında.

Artık bunun dışa yansıması da hem daha belirgin hale geliyor hem de yapılan açıklamalar yaşanan sıkıntının göstergesi gibi duruyor.

Özellikle AKP Genel Başkanı’nın yaptığı açıklamalar çok ilginç.

Öyle şeyler söylüyor ki, demokratik hukuk devletlerinde asla affı olmaz.

Açıkçası muhalefet büyük gürültü çıkarır, kamuoyunun da çok ciddi tepkisi olur.

Ama burası Türkiye ve ne gariptir ki hiçbir şey olmuyor.

Örneğin Erdoğan dün Azerbaycan’a giderken muhalefetin kendisini hiç ilgilendirmediğini söyledi.

Olacak şey değil tabii, demokratik bir hukuk devletinde bir yönetici nasıl böyle bir şey söyler? Sonra devam etti Erdoğan; “Beni muhalefet mi yargılayacak? Muhalefet önce kendisini yargılasın. Muhalefet, ‘Gidip Esed’le görüşeceksiniz’ diyor. Bu nasıl muhalefet ya? Milyonlarca insan ülkesini terk ediyor, Bay Kemal kalkıp da bunların hesabını sormuyor, kalkıp bize akıl veriyor. Sen o aklı kendine sakla da bir işe yarasın.”

Üsluba bakar mısınız?

Ama durmadı Erdoğan. Libya’daki şehitlerin “kaç tane” olduğunu da söyledi.

“Bizim kendimize ait Libya’da 2 tane şehidimiz var. Şimdi ben bu rakamı açıkladım. Ne yapacak Bay Kemal?” diye soran Erdoğan, ardından şunu söyledi; “Suriye Milli Ordusu’ndan şu anda orada bulunanlar var. Evet var. Suriye Milli Ordusu’ndan oraya gidenlerin ortak paydaları var. Ve o ortak paydalar çerçevesinde Libya’da bulunuyorlar. Şu anda Suriye’de bizimle beraber mi bu kardeşlerimiz, beraber. Orada da beraber olmayı kendileri için şeref sayıyorlar. Bay Kemal, bunu da anlamaz.”

Anlamak mümkün değil, Suriye Milli Ordusu denilenler, sanki kendi ülkelerini kurtardılar da sıra Libya’ya mı geldi yani?

Bir de tabii “Kendimize ait şehit” tanımı da çok rahatsız edici.

Suriyelileri kastediyor olmalı elbette, ama ifade sizin de canınızı sıkmıyor mu?

Bazen “Erdoğan konuştukça kendini batırıyor” demekten kendimi alamıyorum.

FIKRA GİBİ

Bahçeli’ye göre eleştirmek yerine silahı kapıp cepheye gitmek gerek

Pek çok kişi Bahçeli’nin dünkü Meclis grubunda ne konuşacağını merak ediyordu.

Çünkü son bir haftadaki bazı gelişmeler “milliyetçilik” iddiasındaki MHP’yi kızdıracak cinstendi.

Örneğin AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın şehitlerden “tane” olarak söz etmesi normal koşullarda kendine “milliyetçi” diyen bir kişiyi üzeceği gibi, hayli kızdıracak bir tanımlamaydı.

Yine beraat etmiş olsa bile geçmiş yıllarda bir ülkücüyü öldürdüğü gerekçesiyle yargılanan, yurt dışına giden, Alman vatandaşlığını seçen bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen Avusturya’ya büyükelçi olarak atanması da kendine “milliyetçi” diyen birini rahatsız ederdi.

Durum böyle olunca “bakalım Bahçeli ne diyecek?” merakı da hayli yüksek noktaya çıktı.

Ama Bahçeli beklentileri boşa çıkararak, “Erdoğan ile aramıza nifak sokmayın” dedi.

Viyana Büyükelçisi için “Bizim Viyana Büyükelçiliği’ne atanan şahısla ortak bir noktamız yoktur. Geldiği yer, mazisi bellidir, sorumluluğu elbette hükümetindir” diye konuştu.

Erdoğan’ın “tane” tanımına hiçbir şey söylemedi.

Ama en komik an CHP’ye cevap verdiği andı.

Bahçeli, “CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, ‘Millet olarak askerlerimizin nasıl şehit olduğunu bilmek istiyoruz’ diyor; tavsiyem bunu hükümete sorma, silah tutup mücadele ederek yerinde müşahede et” dedi.

Gerçekten fıkra gibi değil mi?

CHP’liler silah alıp cepheye gidecek, askerin durumunu yerinde “müşahade” edecek.

Deyin gittiler ve gelince de her şeyi anlattılar.

Bahçeli ona ne bahane bulur acaba?

Tabii “milliyetçilik” aşkıyla.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları