loading
close
SON DAKİKALAR

Büro İş Genel Başkanı Hamzaçebi: Adli yıl açılış yeri Cumhurbaşkanlığı külliyesi değil, adalet sarayıdır

Büro İş Genel Başkanı Hamzaçebi: Adli yıl açılış yeri Cumhurbaşkanlığı külliyesi değil, adalet sarayıdır
Tarih: 02.09.2019 - 12:06
Kategori: Gündem

Adli yıl açılışı öncesi Birleşik Kamu İş Konfederasyonu'na bağlı Büro İş sendikası hem adliye çalışanlarının sorunlarını hem de gündeme ait konular hakkında yazılı açıklama yaptı.

Büro İş Genel Başkanı Alay Hamzaçebi'nin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Adli Yıl Açılışının mekânı ve son zamanlarda da sıkça gündeme gelen “Yargı Reformu Strateji Belgesi” hakkında kamuoyunda çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Bizler hem bir vatandaş olarak hukuktan etkilenen hem de hukukun uygulayıcısı olan kamu görevlileri olarak bu konular hakkında bir çift lafımız değil söyleyecek çok sözümüz bulunmaktadır. Müsaadenizle konuşmama bu hususlardan başlamak istiyorum.

ADLİ YIL AÇILIŞI ADALET SARAYINDA YAPILMALIDIR

Hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına inanan Büro-İş Sendikası olarak bizler adli yıl açılışının mekân olarak, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle beraber partili Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak tarafsızlığını kaybeden, devletin değil partinin siyasetini temsil eder hale gelen Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı Cumhurbaşkanlığı Sarayında yapılmasını doğru bulmuyoruz. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını siyasetin gölgesinden kurtarmak gerekir. Ankara’da bu açılışı yapacak onlarca mekân bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de üç bin kişiden fazla kapasiteli adında saray yazan fakat çalışanlar için zulüm hane olan Ankara Adliye Sarayı toplantı salonudur.

30 AĞUSTOSTA ATATÜRK’ÜN ADINI AĞZINA ALMAYAN DİYANET’İ KINIYORUZ

Yine bu açılış yeri ile ilgili normalleşmeden bahsediliyor. Normalleşme hukukun üstünlüğüne ve yargının tarafsız ve bağımsızlığına saygı duymakla, cumhuriyet devrimlerine, demokrasiye, milli değerlere sahip çıkmakla, olur. İki gün önce kutlamış olduğumuz 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 97. Yıldönümü Cuma gününe denk gelmiştir. Bağımsızlığımıza giden yolda Emperyalist güçlere karşı verilen mücadelenin ve zaferin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve bu milletin vergileri ile maaşını alan, jakuzili villalarda oturup, milyon liralık makam araçlarına binen Diyanet İşleri Başkanının camilere gönderdiği hutbede, Zafer Bayramımızın önemine istinaden Atatürk ve silah arkadaşlarından bahsedilmeyerek camilere siyaset sokulmuştur ve cami cemaati bölünmüştür. Bu şartlarda normalleşmeden bahsetmek mümkün değildir.

Bu vesileyle barış içinde bir arada bir toplum yaratma fikriyle, bugünlerimizi, bağımsızlığımızı, Cumhuriyetimizi ve Cumhuriyetin temsil ettiği çağdaş değerlerimizi borçlu olduğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 97. Yıldönümünü kutluyorum.

Bir başka sorunlu husus; adli yıl açılışının katılanlarına ilişkindir;

Bu açılışa baro temsilcileri, yüksek yargı temsilcileri, hakim ve savcılar ile siyaset erkanı davet edilerek yargı sisteminin esas yükünü çeken ve çoğunluğunu oluşturan yargı çalışanlarını temsil eden sendika ve dernek gibi kuruluşların davet edilmemesini ve söz hakkı verilmemesini de doğru bulmuyoruz. Bu şekliyle yargı sistemini hakim, savcı ve avukattan ibaret gören anlayış ile düzenlenen Adli Yıl Açılışı seremoniden başka bir şey değildir.

Son zamanlarda sıkça gündeme gelen bir başka konu olan “Yargı Reformu Strateji Belgesine” de değinmek istiyorum.

Adalet bakanı “Yargı Reformu Strateji Belgesi” 82 milyonun pusulasıdır demiş. Bizde, pusulası kaybolmuş kişilerden feyz alınarak reform yapılmaz, devlet yönetilmez diyoruz. Devlet ortak akılla yönetilir.

TOPLU SÖZLEŞME TİYATROSU NİHAYET BİTTİ...

Ülkemizde yaşanan hukuksal sorunlar, atamalar, KHK.lar Torba Yasalar, İstanbul Belediye seçimlerinde hukuksal dayanaktan yoksun seçim yenilemeler, parlamenter sistemden ayrılarak yarı başkanlık sistemine geçiş ve tek kişinin elinde bulunan güç, hukukun üstünlüğünü yok etmiştir. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ile insan hakları, ancak kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulandığı yönetim sistemlerinde gerçek anlamına kavuşur. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını sorgular hale gelmiştir. Sendika olarak işyerlerinde karşılaştığımız hukuksuz uygulamalar adil ve makul olmayan ücret dağılımı ile kamu emekçileri sefalet içine sokulmuştur. Geçen ay kamuda çalışan işçi ve memurlar için başrollerini yandaş, sarı sendikaların oynadığı sözde Toplu Sözleşme Tiyatrosunu ibretle izlemiş bulunmaktayız.

Büro İş Sendikası olarak öncelikle; Sendika yasasının uluslararası anlaşmalara uygun şekilde değiştirilerek sendikal örgütlülüğün önündeki engellerin kaldırılmasını, Siyasal grev, dayanışma grevi ve genel grev hakkının yasalaştırılmasını, Memurların sendikadan istifa etmesi için baskı yapan müdür, amir ve sorumluların yargılanıp cezalandırılmasını, Basın ve toplanma özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını talep etmekteyiz.

Bugün; İşsizliğin arttığı, fabrikaların kapandığı, kendi doğal kaynaklarımızın yabancılara peşkeş çekildiği, ormanlarımızın yok edildiği, doğanın katledildiği çocukların, kadınların ve hayvanların maganda ve ruh hastaları tarafından tecavüz edilip öldürüldüğü, hukukun ve temel insan haklarının ihlal edildiği bir süreçten geçmekteyiz. Yargı reformu bütün bunlara çare olacaksa evet. Ancak reform belgesinin içeriğine baktığımız zaman aksayan sistemin sorumluluğunun başta Yazı İşleri Müdürü ve Zabit Katipleri olmak üzere kalem personeline fatura edilmek istendiği anlaşılıyor. Yeşil pasaportun gölgesinde kalan bu belge ayağını ıslatmadan suyun kenarından geçerek hazırlanmış garabet belgesinden başka bir şey değildir. Avukatların elbette sorunları vardır ve çözülmesi de gerekir. Ancak bir yeri düzeltirken başka bir yeri bozmak doğru değildir. Hukuk mezunlarının dışarıdan Yazı İşleri Müdürü olarak alınmasını kabul etmiyoruz. Yaptığı iş itibariyle adliyelerin esas yükünü çeken, adli sistemin hakim ve savcı gibi aslı unsuru olan bilgili, donanımlı, eğitimli, deneyimli Zabit Katiplerinin yükselebileceği tek unvan olan Yazı İşleri Müdürü olması engellenemez.

Yargı çalışanları kaç yıl daha ekonomik çöküntü ve kronikleşmiş sorunlar içerisinde Adli Yıl Açılışlarına ve personelin intihar olaylarına şahit olacaktır.

Adalet hizmetine ilişkin sorunlar sadece Avukatlar ile diyalog kurularak, el sıkışılarak çözülemez. Bizler ile de diyalog kurularak el sıkışılması lazım. Bu yönüyle de reform aldatmacadır. Daha kapsamlı olarak Hukuk Reformuna ihtiyaç vardır. Çalışanların talepleri başka bahara kalmasın.

Üç aydan fazladır randevu istediğimiz halde sendikamıza randevu vermeyen Sayın Adalet Bakanına buradan sizlerin aracılığıyla seslenmek istiyorum. Bütün sendikalara eşit ve adil davranması gereken Adalet Bakanı; diplomatik ifade ile söylemek gerekirse, bizim mevkidaşımız olan yandaş Büro-Memur-Sen sendikasını, sendika bürosunda ziyaret ederek sendikalar arasında ayrımcılık yapmıştır.

Sadece unvanında içi boş olarak adalet kelimesi bulunan bakanlık, ne sendikalara ne de çalışanlarına adaletli davranmaktadır. Adalet Bakanlığı, son yıllarda bakanlıkta ona yakın intihar olaylarının yaşanmasına rağmen bu intihar olaylarının perde arkasında olan sorunlara çözüm bulmamakta ve kendi personeline dahi sahip çıkmamaktadır. En bariz örneği geçenlerde 4/B sözleşmeli statüde bulunan öğretmen, sağlık çalışanları ve din görevlileri için 4+2 yıl tayin bekleme süresinin 3+1’ e indirilmesinde Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı kendi personeline sahip çıkarken Adalet Bakanlığı kendi personelinin durumuna seyirci kalmıştır.

Bakanlık son yıllarda yapay zeka ve akıllı fabrikalar için sıkça telaffuz edilen Endüstri 4.0 benzeri insansız bir yargı sistemi kurmuş gibi yıllardır bekleyen sorunları görmezden gelerek kulağını tıkamıştır.

Arzulanan ideal yargı hizmeti sadece Avukatların sorunlarının çözülmesi ile sağlanmaz. Yargı sisteminin çoğunluğunu oluşturan yargı personellerinin sosyal ekonomik durumlarının iyileştirilmesi ile de doğru orantılıdır.

Bu kapsamda, yargı çalışanlarının çözüm bekleyen birçok sorununun, halen çözümlenmediği gibi bugün maalesef adli sistemimizde yargıyı hâkim ve savcılardan ibaret gören kısır bir anlayış bulunmaktadır. Oysa hakim, savcı, zabıt kâtibi, mübaşir, yazı işleri müdürü, sosyal hizmet uzmanları, teknisyenler, 4/A-4/B sözleşmeliler, taşeron işçiler olarak hep birlikte adalet hizmeti üretmekteyiz.

Bizler yargı çalışanları olarak;

  • Aslolan her çalışanın insan onuruna yaraşır bir yaşama yetecek ücret elde etmesi gerektiği bilinciyle 3600 göstergenin ayrımsız tüm kamu emekçilerine verilmesini,
  • Yargı çalışanlarına Hakim ve Savcılarda olduğu gibi brüt maaşlarının %10’u tutarında yargı ödeneği verilmesi,
  • Temel insani ihtiyaç olan ve Yüksek yargı mensuplarına sağlanan Milletvekili Sağlık Günevcesinden bütün çalışanların faydalandırılması,
  • Ulaşım ödeneğinin, tüm adliye çalışanlarına ödenmesini,
  • Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışan personelin, Genel İdari Hizmetler Sınıfına alınmasını,
  • Sözleşmeli statüde bulunan 4/B lilerin 4/A kadrosuna geçirilmesini,
  • Yargı çalışanlarının tamamına fazla mesai ücretinin ödenmesini,
  • Yargı çalişanlarinin kaldırılan “Havuz Paralarının” kaynakları itibariyle zenginleştirilerek geri verilmesini,
  • Adalet Hizmetleri tazminatının tabana yayılmasını;
  • Yargı çalışanlarına fiili hizmet zammının getirilmesini,
  • Adli Yıl açılış ayında tüm yargı çalışanlarına 1 maaş tutarında ikramiye verilmesini,
  • Nöbet görevi verilen Yargı Çalışanlarının, nöbet ücreti ve izinlerinde komisyonlar arasındaki uygulama farklılıkları giderilmesini,
  • Yemek, Lojman ve kreş sorunları biran önce çözüme kavuşturulmasını,
  • Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüklerinde çalışan personelin sorunlarının çözülmesini,
  • Sosyal tesislerden ve lojmanlardan tüm çalışanların faydalandırılmasını,
  • Yargı çalışanlarının gerek adliye içinde gerekse adliye dışında can güvenliği sağlanmasını.
  • Personel alımına hız verilerek; iş yüküne uygun olarak çalışan sayısının arttırılmasını,
  • Disiplin hükümleri yönünden yargı çalışanlarının 2802 sayılı yasadan çıkarılarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun kapsamına alınmasını,
  • Zabit Katiplerinin Yazı İşleri Müdürü olması engellenmemeli,
  • Görevde yükselme sınavlarında mülakat uygulamasına son verilerek çalışma koşullarının düzeltilmesini, bakanlıkta hakim ve savcı dışında bulunan diğer personeller içerisindende Genel Müdür, Daire Başkanı olarak atama yapılmasını talep etmekteyiz."

 

Kaynak : Vişne Haber Ajansı-www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları