CHP Antalya Milletvekili Dr. Niyazi Nefi Kara ve CHP AB Uyum Komisyonu Üyeleri Mecliste Basın Açıklaması düzenledi.
CHP Antalya Milletvekili Dr. Niyazi Nefi Kara ve CHP AB Uyum Komisyonu Üyeleri Mecliste Basın Açıklaması düzenledi.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin konu ile ilgili görüşlerinin kamuoyu ile paylaşıldığı açıklama şöyle:
Bugün yoğun gündem arasında değerlendirme fırsatı bulamadığımız Avrupa Birliği’nin 4 Mayıs günü açıkladığı ‘Vize Serbestisi’ yol haritası ile ilgili rapor hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşacağım.
Hepinizin bildiği gibi, 16 Aralık 2013 günü imzalanan Geri Kabul Anlaşmasının uygulanması Mart ayında varılan anlaşma neticesinde öne çekilmiş ve Avrupa Birliği’nin sığınmacıların Türkiye’ye iadesi koşuluyla Türkiye’ye vize serbestîsini uygulayacağı taahhüt altına alınmıştı.
Çeşitli vesileler ile Geri Kabul Anlaşması’na olan yaklaşımımızı ifade etmiştik. Savaş koşullarından kaçan insanların siyasi pazarlık konusu haline getirilmesi ne Uluslararası Hukuka, ne Birleşmiş Milletler prensiplerine ne de Avrupa Birliği’nin en önemli değer olarak kabul ettiği ‘’İnsan Hakları’’na uygun bir düzenlemedir.
Avrupa Birliği Komisyonu 4 Mayıs günü Vize Serbestisi konusunda Parlamento ve Konsey’e olumlu bir tavsiye de bulundu. Bu karar kısmen vize serbestîsi konusunda bir yeşil ışık olarak kabul edilebilir. Ancak Türkiye’nin şu an içerisinde bulunduğu demokrasi, özgürlükler ve insan hakları krizlerini göz önünde bulundurduğunuz zaman Avrupa Birliği içerisinde bile AB’nin sırf göçmen krizini yönetebilmek adına AB Değerlerinden son derece uzaklaşmış bir Türkiye’ye göz yumulduğu itirazları yükselmeye başladı. Ayrıca unutmamamız gerekir ki, salt çoğunlukla bile olsa bununla ilgili ilk oylama Türkiye’nin çöpe attığı raporun hazırlandığı ve kabul edildiği Avrupa Parlamentosu’nda olacak.
Vize serbestisi konusunda CHP olarak uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin kendi müzakere süreçlerin de bile görülmeyen bir çifte standarda maruz kaldığımızı hep söyledik. Bugün geldiğimiz noktada Meclisin yoğun bir çalışması ile gerçekleştiği söylenen süreç çıkarılan kanunların AB değer ve uygulamalarından uzak olduğuna dair eleştirilerimiz görmezden gelinerek sonuçlanmıştır. Yazılan raporda ise bu konudaki eleştirilerimiz yer almış ve Komisyon özellikle Kişisel Verilerin korunması kanununda oluşturulan kurulun bağımsızlığının AB beklentilerinden uzak olduğunu kayıt altına geçirmiştir.
Biyometrik pasaportlar ile ilgili de bunun uzun bir süreç olacağına dair uyarılar not edilmiştir. Hükümetin bu konuda her zaman olduğu gibi gayri resmi güvence veren açıklamaları var ancak bugün geldiğimiz noktada bunun nasıl sonuçlanacağını merak ediyoruz. Aslında Hükümet Geri Kabul anlaşmasından önce tüm bu süreçleri tamamlamak durumundaydı. Ancak kendi isteksizlik ve çıkarları Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmak üzerine kuruluydu.
Vize serbestisi sürecinde temel hak ve özgürlükler ile ilgili ihlaller, yolsuzlukla mücadele kanunlarında yapılması gereken değişiklikler sürecin olumlu tamamlanması konusundaki en büyük engellerden biri. Bir engelimiz daha var. Cumhurbaşkanının demokrasinin uluslararası anlamı ve saygınlığını kaybettiren eylem ve söylemleri.
Başbakanın şu aşamada değiştirilme şekli dahi bir skandal ve Batı demokrasilerinde görülmemiş bir olay. Darbeleri eleştiren bir partinin, gerek 7 Haziran gerekse 1 Kasım seçimlerinden sonra da bir darbe Hükümetini göreve getirmesinden sonra bir darbe daha yaparak geçen hafta Sarayın yönetime el koymasına ve Sarayın günlük ruh haline göre Başbakanı değiştirmesine tanıklık ediyoruz.
Artan yolsuzluk olayları, basın özgürlüğü ve tutuklu gazeteciler konusunda dünya ülkeleri arasındaki konumumuz, kadına şiddetin her geçen gün artması, cinsel istismar olaylarındaki dramatik artış, taşeron sisteminin devamlılığı için giriştikleri çabalar, dış politikadaki son durumumuz, Ege Adalarının Yunanistan tarafından işgaline tepkisiz kalışları, Siyasi Etik Yasası ile getirmek istedikleri uygulamaların ahlak, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi ilkelerden uzak oluşu, laiklik tartışmaları gibi önümüzdeki bir sürü probleme çözüm üretmek yerine nadasa bırakmayı tercih eden Hükümet, AB sürecini de aynı samimiyetsizlik ile yürütmekte ısrarlı gibi gözüküyor. Cumhurbaşkanının geçen hafta sarf ettiği ‘Siz yolunuza, Biz yolumuza’ ifadesi de göstermelik bir süreç yönetiliyormuş izlenimi veriyor. 9 Mayıs Avrupa Günü nedeniyle yaptığı açıklama da ise, bir geri vites söz konusuydu. Her zaman yaptıkları gibi, bir gün Avrupa Birliği’ne girmek istediklerini, ertesi gün ise Avrupa Birliği yolundan başka yola sapacaklarını açıklayarak istikrarsızlıklarını istikrarlı bir şekilde sürdürüyorlar.
Avrupa Birliği’nin ‘’Terörle Mücadele Kanunu’’ ile ilgili eleştirileri yine Cumhurbaşkanının bizzat kendisi tarafından terör tanımlarımız farklı denilerek saptırılmıştır. Gerçek böyle değil arkadaşlar. Burada gözden kaçırılmak istenen terörle mücadele kanunu kapsamında terör tanımının Türkiye’de geniş kapsamlı yorumu ve orantılılık ilkesinden uzak oluşudur.
Avrupa Birliği’nin terörle mücadele konusundaki endişesi, Hükümetin bunu akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum, muhalefet, sosyal medya yazışmaları, öğrenciler ve hatta çocuklara karşı bir baskı politikası olarak uygulamasıdır. Terör tanımı ile Hükümet kendini rahatsız eden tüm kesimleri baskı altına almaya çalışmaktadır.
Burada Avrupa Birliği’nin önerisi Terör tanımının AB Müktesebatı, Avrupa Konseyi standartları ve AİHM İçtihatları ile uyumlu hale getirilmesidir.
Samimiyetsiz ve dar kafalı bir anlayış ile yürütülmekte olan süreç, AB tarafından da kendi çıkarları için kullanılan, göçmenlerden kurtulmak için Türkiye’de demokrasiyi ve insan haklarını aşındıran bazı eylemlere göz yuman bir anlayış sergileniyor.
Türkiye’ye iade edilecek göçmenler ile ilgili Hükümetin eylem planını merak ediyoruz. Türkiye’de resmi olarak kayıtlı 2.7 milyon Suriyeli ve kayıtsız olanlar dahi bugün son derece sağlıksız koşullarda barınırken, eğitimden yoksunken yeni gelecek göç akınını Hükümetin nasıl idare edeceğini öğrenmek istiyoruz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak AB’ye tam üyelik konusundaki ilk günkü samimiyetimizi koruyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu demokrasi, insan hakları gibi krizleri AB standartlarında bir ülke haline gelerek aşacağımıza olan inancımız halen saklı. Ancak aynı samimiyet ve isteği Hükümet de göremiyoruz. Aynı şekilde Avrupalı mevkidaşlarımız ile yaptığımız görüşmelerde de aynı istek ve samimiyeti onlardan da beklediğimizi her fırsatta vurguluyoruz.
Burada şunu da atlamamak lazım, Merkel’in göç krizine kadar olan süreçte Türkiye’ye ve Türkiye’nin AB’ye üyelik durumuna bakış açısı her zaman olumsuzdu. Sadece birliği ve ülkelerini koruma içgüdüsü ile göçle mücadele edebilmek için Türkiye ile vize serbestisi konuşmaya başlandı.
Merkel’in öteden beri savunduğu Türkiye’ye ‘özel statü’ önerisidir. Bu bakış açısının şu anda Cumhurbaşkanınca yönlendirilen AKP Hükümeti tarafından da benimsendiğini ve özel statü nedeniyle müzakere sürecinin savsaklandığını görmekteyiz. Burada Cumhurbaşkanının kafasındaki gizli ajandanın çağdaş, uygar, insanın ve emeğinin özgürleştiği bir ülke değil, yüzyıl geride kalmış ve bugün Ortadoğu coğrafyasında bulunan demokrasiden uzak ülkelerin yönetim biçimleri olduğunu göstermektedir.
Türkiye-AB ilişkilerinde açılabilecek konumda olan üç tane fasıl var. Bunlar, Kamu Alımları, Rekabet ve Sosyal Politika başlıkları. Hükümete gelin bu fasılları açalım diyoruz ancak gönülsüzlükleri burada da gün yüzüne çıkıyor. Çünkü bu başlıklar rantı önleyecek, yolsuzlukla mücadeleyi güçlendirecek, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin uygulanmasını sağlayacak başlıklar. Ancak öyle görülüyor ki AKP burada da ellerinde olan rant imkanlarını kaybetmek istemiyor ve AB üyelik sürecine ivme kazandırabilecek bu fasılların açılmasını sürekli erteliyor.
Hep söylediğimiz gibi Hükümet yasaları AB kriterlerine uygun bir şekilde getirsin bir gecede hepsini çıkaralım. Ancak üzülerek görüyoruz ki bu kanunlar AB uyum yasası adı altında Hükümetin kendi lehine kullanabileceği yasalar olarak geçiyor Genel Kurulda. Biz CHP olarak bu yasaların AB kriterlerine uygun hale getirilmesi için olan gayretimize devam edeceğiz.
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü