CHP'li Kaboğlu'ndan '31 Mart yerel seçim' raporu: Yeni düzenlemeler, yerel yönetimler üzerinde çifte vesayet yarattı

CHP Milletvekili İbrahim Kaboğlu, hazırladığı “31 Mart Yerel Seçimlerine Doğru” raporunda; yerel yönetimlere ilişkin hukuki çerçeveyi, yerel demokrasi ve haklar ekseninde değerlendirdi.
CHP İstanbul Milletvekili, Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Ö. Kaboğlu, 31 Mart yerel seçimleri için hazırladığı “31 Mart Yerel Seçimlerine Doğru” başlıklı raporunu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve partinin yetkili organlarıyla da paylaşarak; yerel yönetimlere ilişkin hukuki çerçeveyi, yerel demokrasi ve haklar ekseninde değerlendirdi. Kaboğlu, 7 Haziran 2015’ten bu yana 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin Anayasa gereği yapılacak ikinci seçim olarak görülebileceğini belirtti.
"Yeni düzenlemeler, yerel yönetimler üzerinde çifte vesayet yarattı"
Kaboğlu, raporunda; kentlerin, hak ve özgürlüklerin kullanılmasına ve gelişmesine en elverişli insan yerleşimleri olduğuna ve yerel yönetimlere ilişkin başlıca hukuki düzenlemelere madde madde yer vererek ; özellikle Anayasa maddeleri (2, 11, 123, 127 ve 90), uluslararası antlaşmalar (Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı), 6360 sayılı yasa ve ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni (1 sayılı cbk) sıralıyor.
Kaboğlu; 6360 sayılı yasa ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin yerel yönetimler üzerinde nasıl bağlayıcı Anayasa maddelerine ve doğrudan iç hukukta uygulanma özelliği bulunan uluslararası antlaşmalara aykırı olarak 'çifte vesayet' yarattığını şu ifadelerle ortaya koyuyor:
"“Yerel demokrasinin gerçekleştirilmesinden çok, merkezin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayetin” pekişmesine, anayasal açıdan mahalli idarelerin İçişleri Bakanlığı’na bağlı olmasına karşın, CBK-1 ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlanmasını Anayasaya açıkça aykırı en çarpıcı bir düzenleme olduğu örneğini veriyor."
"Aşırı merkezileşme, kırsal, kentsel ve kültürel çevre tahribatına neden olmaktadır"
Kaboğlu’nun, CHP yönetimine verdiği raporda detaylı bir şekilde ele aldığı bir diğer başlık ise çevresel ve kentsel kamu düzeni. Bu bağlamda; Avrupa Konseyi’ni kuran devletler arasında yer alan Türkiye’nin; Anayasası’nda çevre kirliliğini önleme, çevreyi koruma ve geliştirme ödevleri ile, aslında çağdaş devletin insan hakları karşısındaki bu üçlü yükümlülüğünü çevresel kamu düzeni araçları olarak açıklıyor. Nitelikli bir ülke için anayasal düzlemde öngörülen diğer bir güvencenin ise kentsel kamu düzeni ile “kamu yararı” başlığı altında toplanan tarihi, kültürel ve doğal mirasın korunması, tabii servetlerin aranması ve işletilmesi, ormanların korunması ve geliştirilmesi ve planlama ili ilgili maddelerini tek tek anlatıyor.
Raporda; Türkiye, merkeziyetçi tek yapılı devlet çerçevesinde yerinden yönetim örgütlenmesine yer vermiş bulunmakla birlikte, çevre ve doğal değerler, imar ve planlama yetkileri konusundaki yetkilerini, -ilkin 2011’de KHK furyası ile sonra 2018’de CBK yoluyla- giderek nasıl merkezileştiğinin altını çiziyor.
Seçimler yerel, kampanya ulusal
CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Ö. Kaboğlu’nun hazırladığı rapordaki “seçimleri gölgeleyen kararlar ve uygulamalar” kısmında özellikle, AKP Genel Başkanının söylemleri, “devlet başkanı” sıfatı ile örtüştüğünden, meşruiyet sorununu da beraberinde getirdiği şu cümlelerle belirtiliyor:
“Yerel seçimler, genel seçimler gibi, ‘haklar, demokrasi ve hukuk’ çerçevesinde düzenlenir, yürütülür ve sonuçlandırılır. Ne var ki, 31 Mart 2019 yerel seçimleri, altı ay öncesinden ulusal ölçekteki çatışmacı söylemlerle gölgelenmeye başlandı. Cumhur ittifakını beka sorunu ile açıklayan başkanlar, Millet ittifakını oluşturan CHP ve İyi Parti ile HDP’yi hedef alarak, onları “illet ittifakı”, “zillet ittifakı”, yasa dışı oluşumlarla bağlantılı partiler vb. deyimler ile ötekileştirici ve suçlayıcı söylemler dozunu giderek arttırmakta. Özellikle, AK Parti Genel Başkanının söylemleri, “devlet başkanı” sıfatı ile örtüştüğünden, meşruiyet sorununu da beraberinde getirmektedir.
Diğer bir taraftan seçimleri gölgeleyen karar ve uygulamalara bakıldığında Cumhurbaşkanı’nı seçim yasakları dışında tutan YSK kararı; müttefiklerin, “kayyum sopası” yoluyla muhalefet partilerini kriminalize etmesi ve TBMM Başkanı’nın görevinden çekilmeden İstanbul Belediye Başkan adayı olarak propaganda çalışmalarına başlaması, seçimler üzerinde meşruiyet gölgesi düşüren başlıca söylem ve eylemlerdir.”
Bütünşehir değil Bütün Türkiye
Kaboğlu, raporunda; yerel seçim sürecinin somut vaatler ve birleştirici ortak gelecek söylemini, “haklar, demokrasi ve hukuk” ekseninde, yurttaşlara doğru ve gerçek bilgileri yayma vesilesi olarak toplumsal barış hedefine yönlendirerek şu önerileri sunuyor:
“İlk sorun, CBK-1’in Anayasa’ya uyumlu hale getirilmesidir. İkinci sorun, Türkiye’yi ikiye bölen 6360 sayılı Yasanın düzeltilmesidir. Üçüncü sorun ise, yerel özerklik anlayışı ile yerel yönetimleri ülke bütününe yayacak düzenlemeleri yapmaktır. Bu nedenle, muhalefet partilerinin seçim çalışmalarını, “hukuk, demokrasi ve meşruluk” çizgisinde yürütmeleri, Türkiye’de demokrasi ve hukuka dönüş için bir umut ışığı olarak görülebilir.
Bu bağlamda; yerel seçimler yolunda Anayasa’ya ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na uyma gereği ötesinde, yerel demokrasi sorununu tartışmaların merkezine yerleştirme gereği açık. Yerel yönetimlere ilişkin düzenlemeleri gözden geçirerek, Bütünşehir adı altında Türkiye’yi ikiye bölen yasa yerine, belde yönetimini kırsal kesimler dâhil ülke sathına yaymak “Bütün Türkiye” için düzenleme ihtiyacından başlamak gerekir.
Bu bakımdan, yerel seçim süreci, “toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti” olarak tanımlanan Cumhuriyet’in gerekleri ışığında yürütülmeli; başlangıçta belirtilen “Yurtta sulh, cihanda sulh”, yerel ve ulusal barış ilkesi olarak kullanılmalıdır.”
Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız...
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












