CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç CNN Türk’te canlı yayına katılarak Başak Şengül’ün sorularını yanıtladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Van mitinginde ifade ettiği, “biz gidersek tekrar Beyaz Toros’lar devri başlar” sözlerine yanıt verirken, 102 vatandaşımızın hayatını kaybettiği Ankara Garı canlı bomba saldırısını gündeme getirerek, “faili meçhul cinayetlerin sembolü anlamında kullanıyor. Biz o olayların aydınlatılması için defalarca önerge verdik. Bunların gereği olarak bir tanesini aydınlatabildiler mi bunu sormak lazım. Ve beyaz Toros’tan geçelim ticari taksilere gelelim isterseniz. Bugün elini kolunu sallayarak güya takipte olması gereken teröristler Suriye sınırından Kilis’e, oradan Gaziantep’e, oradan Ankara’ya Balgat’ta güzel mükellef bir kahvaltı, ondan sonra Ankara Garının önüne kadar geliyorlar. Bence beyaz Toros’u bıraksın şu ticari taksilerin hesabını versin Sayın Başbakan. Korkutarak bir yere varamaz” diye konuştu.
CNN Türk’te canlı yayına katılarak Başak Şengül’ün sorularını yanıtlayan Koç’a sorulan sorular ve yanıtları şöyle:
Başak ŞENGÜL- CHP Sözcüsü Sayın Haluk Koç bizimle birlikte Ankara stüdyomuzda. Efendim hoşgeldiniz yayınımıza.
Haluk KOÇ- Hoşbulduk Başak hanım, iyi yayınlar diliyorum.
Başak ŞENGÜL- Çok teşekkürler. Bu beyaz Toros meselesiyle başlayalım mı efendim? Nasıl algılandı acaba kamuoyunca, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk KOÇ- Sayın Başbakan dün Van’da beyaz Toros lafını ifade etti. Gerçekten beyaz Toros biliyorsunuz bir dönem Türkiye’de faili meçhulleri ifade etmek için, işte Jitem’in, şunun bunun kullandığı bir araç türü ve şimdi bir tehdit kokan, sanki 13 yıldır kendisi iktidarda değilmiş gibi bundan sonrasında ‘Eğer biz gidersek tekrar Beyaz Toros’lar devri başlar’ gibi bir ifadede bulunuyor.
SÖYLEMLERİNE BAKINCA SANKİ UZAYDAN GELMİŞ
Sayın Başbakana şunu hatırlatmak lazım. Toros’tan filan geçtim sanki 13 yıldır bir Beyaz Toros hikayesi yaşandıysa Türkiye’de o beyaz Torosların sebep olduğu bütün faili meçhulleri aydınlatmak için Cumhuriyet Halk Partisinin TBMM’ye verdiği o kadar önerge var, o kadar araştırma önergesi var, soru önergesi var. Bunların gereği olarak bir tanesini aydınlatabildiler mi bunu sormak lazım. Ve beyaz Toros’tan geçelim ticari taksilere gelelim isterseniz. Bugün elini kolunu sallayarak güya takipte olması gereken teröristler Suriye sınırından Kilis’e, oradan Gaziantep’e, oradan Ankara’ya Balgat’ta güzel mükellef bir kahvaltı, ondan sonra Ankara Garının önüne kadar geliyorlar. Bence beyaz Toros’u bıraksın şu ticari taksilerin hesabını versin Sayın Başbakan. Korkutarak bir yere varamaz. Yani zaitung haberi olmaktan çıkması gerekiyor bu ülkenin Başbakanının. Bunu neden söyledim? Söylemlerine bakıyorsunuz 13 yıldır bu ülkede iktidarda olmayan bir siyasi parti ya uzaydan gelmiş, ya yeni kurulmuş ve bundan sonrası için huzuru vaat eden, bundan sonrası için istikrarı vaat eden, sanki huzursuzluğun, bugün yaşadığımız istikrarsızlığın temel sebebi kendi uygulamaları değilmiş gibi toplumun önüne çıkan, gülümseyen bir Başbakan manzarası. Yani sadece beyaz Toros’ta değil çelişkiler. Söylemlerin her birinde, her cümlesinde bu çelişkileri görüyoruz. Bence zaitungcular çok malzeme sıkıntısına düşmüyorlar şu sıralarda büyük bir ihtimalle. Başbakanın söylemlerine bakarak ne vaat ediyor ise 13 yıldır bunları niye yapmadığını sorgulamakta bir zaitung haberi olsa gerek düşünüyorum Başak hanım.
Başak ŞENGÜL- Peki efendim sizde işaret ettiniz Ankara’daki bombalı saldırı, o katliam. Şimdi yayın yasağı kalktıktan sonra biz tekrar konuşmaya başladık o canlı bombalar oraya nasıl gittiler. Sizde ifade ettiniz iki taksi değiştirerek patlamayı gerçekleştirdikleri ve tren garına ulaştıkları bilgisi var. Ayrıca diğer iki canlı bombanın hedefinde de 18 Ekim’de Gaziantep’te düzenlenecek HDP mitinginin olduğu bilgisi de açığa çıktı. Bombacılara eskortluk yapan fırıncı Y.Ş’nin de hakimlik sorgusunda saldırının talimatını veren iki militanın ismini verdiği öğrenildi. Şimdi müsaadenizle bir görelim derli toplu bu soruşturmada gelinen son nokta, edinilen son bilgiler neler. Sonra devam edeceğiz.
Sayın Haluk Koç, şimdi Kılıçdaroğlu’nun biz bu katliamla ilgili açıklamalarını da takip ediyoruz elbette. Katıldığı bir televizyon programında Davutoğlu’yla görüşmesinde kendisine verilen bazı bilgilerle ilgili ürperdim diyor ve fazla ayrıntıya girmiyor.
Ayrıca başka bir örgütten daha söz etti Kılıçdaroğlu. Ensari Şeria örgütünün emniyet kayıtlarına girdiğine ilişkin yazıyı gördüğünü ifade etti. Şimdi biz bu katliamda ne gördük? Türkiye bundan sonra önündeki döneme nasıl bakmalı istihbarı olarak, güvenlik birimleri açısından?
İSTİHBARAT AĞI NİYE HAREKETLENMEDİ?
Haluk KOÇ- Bütün bu yaşadığımız süreçte Başak hanım şunda herkes herhalde ortak bir fikre varabiliyor. Çok açık bir hem güvenlik, hem istihbarat zafiyeti olduğu, açığı olduğu artık çok açık. Bunlar dile getirildiği zaman yönetenler bundan tabi ki olumsuz etkileniyorlar ama bu tespit yapıldığı zaman sorumluluklarını nerede boşladılar, nerede hata yaptılar dönüp değerlendirmeleri gerekiyor. Akla şöyle bir soruda geliyor. Bunu da ifade etmek istiyorum. Acaba bu IŞİD dediğimiz terör örgütünün bu kadar açık, seçik canlı bomba olacağı ifade edilen ve emniyette resimleri dolaşan 16 – 17 tane militanının niye yakalanmadığı, niye takip edilmediği, niye istihbarat ağı tarafından hareketlerinin denetlenmediği açık bir soru işareti.
Geçen hafta içerisinde iki milletvekilimiz, İstanbul milletvekilimiz Sayın Eren Erdem ve Ali Şeker TBMM’de daha önce Diyarbakır ve Suruç olaylarından sonra bölgeye giden ve bu işe nüve teşkil eden, çekirdek teşkil eden bir takım IŞİD yuvalanma merkezlerinin, adam devşirme merkezlerinin nasıl çalıştığını ifade ettiler, anlattılar, belgeleriyle ortaya koydular. Ailelerin feryatlarını dile getirdiler. Diyarbakır bombacısının annesinin feryadını dile getirdiler. O tutuklu. Sayın Başbakan belki karıştırıyor Suruç’taki havaya uçtu onu tutukladığını zannediyor. Herhalde yorgunluktan olsa gerek.
IŞİD’E ÖZEL KORUMA SAĞLANDI MI?
Bütün bunlar açıkça ortaya kondu. Aralarındaki telefon görüşmeleri, Suriye – Türkiye arasındaki geçiş trafiği sırasında yaşananlar ve planladıkları her şey bu telefon kayıtlarında var. Ve bu insanlar nasıl istihbarat ağının, izleminin dışında kalır bunu açıklamaları gerekiyor. Yani zafiyetimiz yoktur, güvenlik açığımız tamdı sözleri milletin aklıyla, vicdanıyla alay etmek demektir. Bir hata yaptıysanız sorumluluğu kabul edeceksiniz. Bir daha tekrar edilmemesi için bu millete güven vermeniz gerekiyor. Sorumluların mutlaka siyasi boyutta bulunanlarının istifa dediğimiz mekanizmayı işletmeleri gerekiyor. Ama en uzunundan en kısasına kadar bütün devlet kademelerinde bulunanlar bu işin örtbas edilmesi hiçbir siyasi sorumlunun sorumluluğunu yerine getirmemesi yönünde telkinlerini belirttiler, duruşlarını ifade ettiler.
Bu işin bundan sonrasında Türkiye’nin başına daha fazla bela üretebileceği noktasında açık söylüyoruz bu toplumun, bu milletin kuşkuları var. Çünkü IŞİD dediğimiz terör örgütü acaba muhafaza edilmesi gereken, bazı etkinlikleri görmezden gelinmesi gereken statüsünde mi değerlendirildi şimdiye kadar? Bunlara özel bir koruma sağlandı mı? Bunlara özel bir takım istihbarat körlüğü yapıldı mı? Bütün bunlar yaşadıklarımızı alt alta koyduğumuz zaman aklımıza gelen ve yüksek sesle sormamız gereken sorular.
DAVUTOĞLU’NA ZİYARET SORUMLULUK PAYLAŞMA DEĞİL
Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu’nun o meşhur katliam gününün, acı katliam gününün hemen akşamında Sayın Başbakanın daveti üzerine oraya çıkması Sayın Başbakanın sorumluluğunu hafifleten, onun sorumluluğunu paylaşan bir tavır değildir. Türkiye’ye, Türk milletine, bütün insanlarımıza yaşadığımız bu kaos karşısında korkmayın, güveninizi kaybetmeyin, hep beraber bu ülkenin başına bela olabilecek her türlü girişimin karşısında durmasını biliriz mesajı idi. Buna keşke diğer siyasi partilerin liderleri de katılabilseydi. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bundan sonra şuanda sanki hükümet değilmiş gibi bugün konuşanların şuanda hükümette bulunduklarının, anayasanın 76. maddesine göre kurulmuş bir seçim hükümetidir falan filan bahanesine sığınmadan her birinin net, açık devşirdikleriyle beraber bağımsızlarda dahil kendi bürokratları bir AKP kabinesi olduğunu bilmeleri gerekiyor. Sorumluluk sizindir. Son 4 yıldır, 3 yıldır uyguladığınız dış politikanın, bu politikadaki çarpıklıkların, tutarsızlıkların, savaşı, iç çatışmayı kışkırtan girişimlerinizin sonuçlarını Türkiye kendi ülkesine terörün ithal edilmesi olarak görüyor.
Bundan sonrasında ne yapılabilir? 1 Kasım’a gidiyoruz. 1 Kasım’da Türkiye bir tercihte bulunacak. Türkiye’ye şuana kadar istikrarsızlıkları yaşatanlardan istikrar gelmez. Türkiye’ye şuana kadar yaşadığı bunalımları yaşatanlardan Türkiye’de hayır beklenmez. Çeşitli toplum kesimlerini ifade etmek istiyorum. Emeklilerimiz, asgari ücretliler, taşeron işçiler. 13 yıldır iktidarda olan bu yapı size bunları vermedi de Cumhuriyet Halk Partisi söyleyince mi verme gereği duydular? Bütün bunları yüksek sesle ifade ediyoruz ve biz milletin vicdanına güveniyoruz. Milletin sağduyusuna güveniyoruz. Türkiye kaos istemiyor, Türkiye huzursuzluk istemiyor. Türkiye’de herkes eşit hukuku paylaşan, eşit haklara sahip, eşit birer cumhuriyet yurttaşı olmak istiyor. Bunları terör örgütüyle görüşerek, pazarlık yaparak sağlamak mümkün değil. Bu ülkede kardeşçe birlikte yaşama iradesini göstereceğiz.
Sayın Genel Başkanımızın 2 gün önce Samsun’da Bafra’da yaptığı konuşmadaki şu sözlerini almak istiyorum müsaade ederseniz. Bu Ay yıldızlı bayrak altında hep beraber kardeşçe yaşamasını becerebileceğiz. Bunun teminatı Cumhuriyet Halk Partisidir, biziz. Çünkü kurucu iradeyiz, bütün yaşadıklarımızdan ders çıkartıyoruz ve bundan sonrasında kim huzuru bozacak bir girişimde bulunur ise bunun karşısında hep beraber olmayı da görev biliyoruz. Kardeşliğimizi koruyacağız. Eşit hak ve hukuku ne eksiğimiz varsa bunları hep söylüyorum bir yerlere motor seferi düzenleyerek, pazarlık yaparak değil, açık, net milletin meclisinde, meşru zeminde, meşru temsilcilerle halletmek durumundayız. Milletten kaçırarak, milletin kabul etmeyeceği hiçbir öneriyi gündemimize taşımamak zorundayız.
GEREKSİZ SEÇİMİN MALİYETİ BİRİLERİNİN BOYNUNDADIR
Böyle bir sorumluluk bekliyor 1 Kasım’da yurttaşlarımızı. 7 Haziran 1 Kasım arasında çok ciddi olaylar yaşadık. Türkiye’nin hükümetsiz kalmasının temel sorumlusunu herke biliyor. AKP kurmayları kendi aralarında yaptıkları konuşmaların basına sızmasıyla bu itiraflarda bulunuyorlar. Hükümetin niye kurulamadığını, neden kurulmadığını çok açıkça ifade ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi o gün 20 Temmuz Suruç olayından sonra ülkenin sokulmak istendiği o karanlık tüneli gördü. Türkiye’de yaşanabilecek, büyüyecek terör kaosunun nelere mal olabileceğini gördü. Türkiye’nin ekonomik istikrarsızlık içerisinde çok kötü bir sürece sürüklenebileceğini gördü, tespit etti ve kayıtsız şartsız geniş tabanlı, bütün bu sorunları göğüsleyecek, toplumsal zıtlaşmayı, kamplaşmayı ortadan kaldırabilecek bir hükümet kurma önerisini masaya getirdi. Son dakikada nereden engellendi, ne için engellendi, hangi korkularla, hangi endişelerle engellendi açık. 1 Kasım’da gidilecek seçimin maliyeti birilerinin boynunadır.
Sonuç; Cumhuriyet Halk Partisi çok daha ağırlıklı gelecek. Cumhuriyet Halk Partisinin bu tavrı vatandaş tarafından görülüyor. Sayın Genel Başkanımızın yapıcı tavrı, kucaklayıcı tavrı, taraf tutmaması ve bütün toplumu kucaklaması ve 7 Haziran sonrasında yapıcı siyasetin gereklerini yerine getirmesi ve 1 Kasım’da da oluşturduğumuz seçim bildirgesiyle bütün bunları toplumun huzuruna taşıması umuyorum Cumhuriyet Halk Partisini çok daha farklı bir noktada 1 Kasım’da çıkartacak.
Başak ŞENGÜL- Şimdi öyle bir ortamda ilerliyoruz ki 1 Kasım’a 7 Haziran’dan buyana. Terör saldırılarıyla sarsılıyoruz. Kanlı katliamları konuşuyoruz. Bu katliamların göz göre göre geldiği bilgileri ortada. Herkes bununla ilgili yorumunu ifade ediyor. Öte yandan Kırşehir’de gördüğümüz görüntüler var. Ki CHP’nin Kırşehir’le ilgili hazırladığı bir raporda var. Orada terörün protesto edildiği sırada bir kitapçıya giriliyor 30 yıllık bir kitapçı yağmalanıyor, yakılıyor, sahiplerinden biri linç edilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi Türkiye izliyor, seçmen takip ediyor, koalisyon sürecini sizin ifade ettiğiniz gibi takip etti. Biz seçmen olarak yorgun muyuz, nasıl bir nabız alıyorsunuz ve ne demek istersiniz sandık başına gidecek olanlara?
UCUZ POLEMİKLERE GİRMEDİK, ‘ÖNCE TÜRKİYE’ DEDİK
Haluk KOÇ- Sandık başına gidecek yurttaşlarımızdan benim dileğim şu ve bunu da açık söylüyorum uzun zamandır milletvekili olmama rağmen kendi mesleğini özlemiş profesyonel bir siyasetçi hiç olamamış biri olarak söylüyorum. Herkes elini vicdanına koysun. Herkesin bir düşüncesi vardır. Bu süreç içerisinde Türkiye bu karanlık dehlizlere sürüklenirken hangi siyasi parti yapıcı oldu, hangi siyasi parti süreci kışkırttı ya da doğabilecek olan karışıklıklardan bir medet umdu? Hangi siyasi parti ülkenin hükümetsiz kalmaması için açık, net, fedakarca o günlerde söylediğimiz, bugünde seçim sloganı olarak kullandığımız gibi önce Türkiye dedi. Önce benim çıkarım değil, önce benim partimin çıkarı değil, önce Türkiye’nin çıkarı diyebildi, dedi ve bunu da ortaya koydu. Hangi siyasi parti samimi olarak Türkiye’de ezilen kesimlerin milli gelirden daha fazla pay almasını hedefleyen, yani refahı tabana yaymaya dönük emekli yurttaşlarımıza, asgari ücretle çalışanlarımıza, taşeron işçilerimize, köylümüze mazot olarak, esnafımıza kim karşılığı olan, net, açık vaatlerde bulundu. Bunların hepsinde inanın ağırlıklı olarak Cumhuriyet Halk Partisi çıkıyor. Siyasetin en sertleştiği, herkesin kendi anayasal sınırları dışına çıkarak ağzına geleni söylediği günlerde dahi hiçbirini muhatap almayarak doğrudan milletin derdiyle, meselesiyle uğraşan hangi parti. O ucuz polemiklere girmeyen parti hangi parti. Huzur isteyen parti hangi parti. Kardeşlik isteyen, birlikte yaşamak isteyen ve bunu da çözüm önerileriyle milletin meclisinde meşruiyet içerisinde tartışılmasını isteyen hangi parti? Cumhuriyet Halk Partisi.
Bütün bunları bir partili olarak değil, bu ülkeye, taşına, toprağına, insanına sevdalı bir yurttaş olarak ben bu şekilde ifade ediyorum.
SANDIKTA HUZUR, KARDEŞLİK VE REFAHTAN YANA TERCİH
Daha önce bir siyasi parti tercihinde bulunanlar mutlaka var. Onların hepsine saygı gösteriyoruz. Ama senin siyasi partin hesabını veremeyen yolsuzluklarla lekelendiyse, senin siyasi partin bugüne kadar Türkiye’yi bu kaos ortamına sürüklemişken şimdi huzur, istikrar bize oy verirseniz gelir deme gafletinde bulunuyor ise niye bu zamana kadar gerçekleştirmediniz? Niye bizim alnımıza bu lekeyi bıraktınız? Niye bu yolsuzlukları yapanlardan hesap sorulması için engel çıkarttınız deme hakkını kullansınlar. Sandıkta mutlaka tercihlerini bu ülkenin huzuru, bu ülkenin birliği, bu ülkenin kardeşliği, bu ülkede yoksul kesimlerin refahtan daha fazla pay alabilmesi için açık, samimi, kucaklayıcı, elle tutulur ne önerge getiriyorsa Cumhuriyet Halk Partisi getiriyor. O yönde bir tercih kullanmalarını ben istirham ediyorum, rica ediyorum. Herkesin vicdanına da, milletin sağduyusuna da inanın güveniyorum. Alanda da sizin sorduğunuz üzere bunun izlenimlerini görüyorum. Dün gece 11.30’a kadar Keçiören’in değişik mahallelerinde, en son gece 11.00’de Ovacık mahallesinde yurttaşlarımızlaydık. Değişik partilere oy verenler vardı, Kırşehirli yurttaşlarımızlaydık ve hepsinde değişik partilere oy verende de bu kucaklayıcı tavrın, bu dışlamayan, hakaret etmeyen, size yapılan hakaretlere bile cevap vermeyen tavrın ülkede huzur arayan, kardeşlik arayan, birlik arayan, refah arayan insanlara bir ışık olduğunu inanın toplumda da görüyoruz.
Umarım Türkiye 2 Kasım sabahına daha huzurlu, daha geleceğe güvenle bakan bir seçim sonucuyla uyanır.
Başak ŞENGÜL- Tabi biz hala doğal olarak bu Ankara’daki katliamın acısını yaşıyoruz. Bu rakamlar üzerine konuşmak zor. Yani oy hesabı üzerine konuşmak zor ama elbette takip ediyoruz. Yani 1 Kasım’dan sonra nasıl bir manzarayla karşı karşıya kalacağız. İşte üç aşağı, beş yukarı o rakamlar değişiyor ve koalisyon ihtimali yine önümüzde duruyor. Bugün HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Cumhuriyet gazetesinde açıklamalarını gördük. CHP’yle de, AKP’yle de olabilir diyor.
Şimdi HDP 7 Haziran’dan önce AKP’ye ne içeriden, ne dışarıdan destek olmaz demişti ama şuanda böyle bir açıklamada görüyoruz. Koalisyon ihtimali sözkonusu olursa bu 1 Kasım’dan sonra bu Türkiye için ne demek? Biz yine aynı sürecimi göreceğiz, farklı olur mu?
Haluk KOÇ- Şimdi tüm siyasi partilerde olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisinin hedefi de ortaya koyduğu stratejiyle, seçim bildirgesiyle ve 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki tutumu ile tek başına iktidar olmak isteyen, sorunları tek başına getirdiği çözüm reçeteleriyle yüklenmek isteyen, sorumluluk isteyen bir siyasi partiyiz. Bu sorumluluğumuzu hangi derecede ne kadarını alırız. Biz tek başına yetki istiyoruz. O tek başına yetkiyle Türkiye’ye bugüne kadar yaşatılanların dış politikadan dediğim gibi ekonomideki sıkıntılara, terörden iç kargaşaya, hukuksuzluklara kadar tümünün Cumhuriyet Halk Partisinin topluma vaatleriyle giderilebileceğini düşünüyoruz. Ve iddiamızı 1 Kasım günü sandıklar kapanana kadar, sonuçlar alınana kadar sürdüreceğiz ve bu şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz.
2 Kasım sabahı nasıl bir sonuç çıkar, bu sonuç Türkiye’yi nereye götürür, ne olur, ne biter bence bugün için konuşmak, 2 Kasım için bir proje ifade etmek çok erken. Biz tek başına iktidar başta olmak üzere en yüksek hedefle 2 Kasım sabahına şimdilik çıkmak istiyoruz. İsterseniz 2 Kasım sonrası senaryoları, gelişmeleri 1 Kasım’ı gördükten sonra değerlendirmek daha uygun olur düşüncesindeyim Başak hanım.
Başak ŞENGÜL- Peki efendim. Şimdi IŞİD meselesine aslında Suriye’de yıllardır gördüğümüz o çatışma sonucunda Türkiye bu kadar konuşur hale geldi ve bir bela olarak tanımlıyoruz artık. Peki Suriye’de ne olacak? Yani bu düğüm nasıl çözülebilecek ya da çözülebilecek mi? Uluslararası toplumda bununla ilgili planlar, senaryolar konuşuluyor. Rusya atak bir biçimde dahil oldu son dönemde hava saldırılarıyla Suriye’deki bu çatışmalara.
Şimdi Esad’lı mı, Esad’sız mı geçiş tartışılıyor. Bu tartışılırken işte 6 aylık bir plana Türkiye evet dedi haberlerini gördük ama Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da son açıklamalarını biraz önce takip ettik. Esad’la olmaz, Esad’ın gideceği bir plan olması lazım diyor yine Başbakan Ahmet Davutoğlu. Bugün de Esad’ı Moskova’da gördük. Putin’le bir araya geldi. Davutoğlu’da dedi ki, keşke daimi olarak orada kalsa da Suriye halkı da kurtulsa. Bir yandan CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun da açıklaması var. Kapılar bize kapalı diyor Suriye konusunda. Bu mesele açısından CHP ne diyor efendim dış politika açısından ve Türkiye’nin aslında ateş çemberi güneyindeki ateş çemberi diyebiliriz.
Haluk KOÇ- Tabi son gelişmelerle ilgili sorunuzun o kısmını yanıtlamadan önce bugüne kadar Suriye konusunda ve Ortadoğu bağlamındaki politikalarla Türkiye’nin nasıl bir çıkmazın içine sürüklendiğinin altını çizmek gerekiyor. Bu konuda çok duyarlılar iktidarda olanlar. Gerçekten çok duyarlılar. Çünkü yaptıkları yanlışların Türkiye’ye faturası çıktıkça inanın bunu kabullenmek istemiyorlar. Ama bunun faturasını işte Ankara’daki 102 yurttaşımız ödedi. Bunun faturasını Suruç’ta 32 tane gencimiz ödedi. Bunun faturasını belki de bundan sonra Türkiye’de çıkabilecek olan hiç temenni etmiyorum ama aynı mantık, aynı güvenlik zaafı, aynı istihbarat zaafı devam ederse hiç temenni etmediğim halde başka karışıklıklar olması noktasındayız ama başka boyutlar eklenebilir.
Bütün bunları Türkiye insanıyla ödüyor. Peki ne yanlışlık yapıldı? Burada Türkiye Suriye’nin iç işlerine bir mezhepsel yakınlık temelinde oradaki taraflardan birinin yanında yer alarak o çatışmayı yatıştırmak yerine körükleyerek maalesef girdi. Bunu çok net görüyoruz. Bakalım 2012 yazından itibaren olan gelişmelere bakarsanız Cumhuriyet Halk Partisi 2012 Ağustos’unda Sayın o dönemin Başbakanına da Suriye’yle ilgili politikaları noktasında olması gereken, doğrular noktasında görüşlerini ifade etti. Hiç dikkate alınmadı. Biliyorsunuz bir takım hamasi söylemler, işte 2 gün içerisinde Şam’a gitmeler ve oradaki karışıklığın parçası olan grupların Türkiye’de konuk edilmesi, lojistik sağlanması, beslenmesi, mühimmat desteği. Bunların hepsini hep beraber yaşadık. Sıkıntılarını da şimdi görüyoruz. IŞİD dediğimiz haksızlığa uğramış, bazı Müslüman gençler olarak ifade edilen bir grubun daha sonrasında nasıl acımasız bir terör örgütü haline geldiğini hep beraber gördük.
SINIRIMIZDA YENİ GÖÇ DALGASI
Türkiye önemli bir aktör olmaktan maalesef bu politikalarla çıkmıştır. Türkiye o treni kaçırmıştır. Şuanda vekaleten yürütülen çatışmanın Suriye topraklarında esas aktörlerinin olaya müdahil olduğunu görüyoruz. Birleşmiş Milletler toplantısından sonra New York’ta Putin, Obama ve Dışişleri Bakanlarının görüşmesinden sonra ABD, Rusya. Rusya’nın aktif olarak alana girdiğini görüyoruz. Yine Hizbullah ve İran desteğinin Suriye rejiminin yanında olduğunu görüyoruz. Şimdi Halep’e Rusya’nın havadan Esad rejiminin güçlerinin karadan sıkıştırmasıyla Türkiye sınırına doğru tekrar bir göç dalgasının oluştuğunu görüyoruz. Türkiye burada kendi söylüyor, kendi dinliyor. Şuana kadar Türkiye’nin bu alanda hiçbir ağırlığı olmamıştır ve maalesef bu politikalarla da olmayacaktır.
Sayın Başbakanın söylemiyle bitireyim. Sayın Başbakan kendine göre bir takım yorumlarda bulunuyor. Hiç kimse unutmasın 24 saat sonra kandırıldık sözüyle çok farklı bir söyleme gelebilir. Örnek mi? Libya’ya yapılan NATO müdahalesi. NATO’nun ne işi var orada kardeşim söylemini söyleyen o zamanki hükümetin Başbakanıydı. Aradan 24 saat geçti NATO’nun ortak harekatı içerisinde bizde koalisyonda görev alıyoruz sözü aynı Başbakana aitti. Bugün bunu söyleyenler hiç merak etmeyin yarın o esas savaş aktörlerinin devreye girmesiyle çok daha farklı bir noktada bugün söylediklerini unutarak hiçte utanmadan, öyle bir duyguda kalmadı. Çok daha farklı bir söylemde söyleyebilirler.
İşte onun için diyoruz Türkiye ağırlığı olan, barışçı, bölgede önemli aktör olabilecek bir taraf tutmayan politikasını sürdürmeli diyoruz. Ama aynı yanlışta ısrar ediyorlar. O yanlış Türkiye’yi kaosa sürüklüyor. Bunu hep beraber yaşıyoruz.
Başak ŞENGÜL- CHP Sözcüsü Haluk Koç teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için.
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü