CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç Halk Tv’de “Halkın Avukatı” programına katıldı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç Halk Tv’de “Halkın Avukatı” programına katıldı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun terör ortamına ilişkin sözlerine yanıt verdi. Davutoğlu’nun açıklamalarıyla adeta itiraflarda bulunduğunu savunan Koç’un sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
MURAT ERGÜN- İyi akşamlar değerli seyirciler, Halkın Avukatı programıyla karşınızdayız. Bu hafta konuğumuz CHP Ankara Milletvekili ve aynı zamanda parti sözcüsü Sayın Prof. Dr. Haluk Koç. Hocam Hoşgeldiniz.
HALUK KOÇ- Hoş bulduk Murat Bey.
MURAT ERGÜN- Değerli seyirciler, programımız Halkın Avukatı, bir hukuk programı, güncel hukukla, yaşayan hukukla ilgili ama takdir edersiniz ki yaşadığımız günler işin içine birazda politikanın girmesine, ülkenin günlük sorunlarının bu programda irdelenmesine neden oluyor. Bu programda da gerek gündelik politikayı, gerekse bunların hukuki yansımalarını konuğumuzla beraber değerlendireceğiz. Sayın Hocam, izin verirseniz beni de çok rahatsız eden bir konuyu ilk olarak sormak istiyorum. Bu beyaz Toros meselesi. Ben aslında ne kastedildiğini biliyorum. Sayın Başbakan, eğer iktidara gelinmez ise, AKP’nin tek başına gelmemesi gibi bir durumda, tekrar beyaz Torosların ortaya çıkacağını söyleyerek, halkı bir nevi tehdit etti. Aba altından sopa göstermek gibi, oy istemenin bir yolu olarak belki de ilk kez insanlar canlarıyla tehdit edildi. Bu işin derinliğini ve bu açıklamanın neden çok önemli olduğunu sizin ağzınızdan bütün bilen, bilmeyen Türkiye dinlesin. Lütfen o konuya bir açıklama getir misiniz?
HALUK KOÇ- Evet Murat Bey, gerçekten Türkiye’nin şu andaki mevcut Başbakan’ı, gaf üstüne gaf yapmaya, söylediği siyasi önerilerin, önermelerin altından ciddi boyutta tartışılacak bazı sonuçlar çıkartılmasına ne yazık ki zemin hazırlama devam ediyor. Beyaz Toros, bilmeyenler için siz bir girizgah yaptınız, 1990’lı yıllarda Türkiye’de derin devletin, Jitem dediğimiz, değişik uygulama boyutlarının, Türkiye’nin belli bir bölgesine hatta İstanbul, Adapazarı, hendek üçgeni de dahi faili meçhul bir takım cinayetler boyutunda kullanıldığına dönük, o dönem için kullanılan, aslında baktığınız zaman çok emektar bir marka, araba markası. Çünkü Anadolu’da, Anadolu insanının, arkadaki station vagonuyla beraber, tarlasında, çarşısında onun yükünü çeken ve oldukça dirençli arazi koşullarında bir araç. Fakat oralarda kullanılan ve bu işlerde araç olarak tercih edilen bir marka.
TEHDİTVARİ BİR ŞEY SÖYLÜYOR
Faili meçhullerde çok adı geçtiği için böyle bir tehditvari bir şey söylüyor yani söylemek istediği şu, bunu daha önce mevcut Cumhurbaşkanı, 400 vekil verseydiniz kaos olmazdı veya danışmanı olarak tercih ettiği ve şimdide tekrar milletvekili listelerine koyduğu, siz hukukçusunuz, sizin meslektaşınız olması gerek diye düşünüyorum, performansına bakınca şüphelerim var ama Burhan Kuzu’nun açıklaması var biliyorsunuz.
MURAT ERGÜN- Hocam orada şöyle bir parantez açayım izin verirseniz, Burhan Kuzu için söylemiyorum, genel olarak söylüyorum. Her hukuk fakültesi bitireni biz hukukçu kabul etmiyoruz.
HALUK KOÇ- O sizin tasnifiniz bende hukukçu değilim ama dışarıdan baktığım zaman bir hukukçuya yakışan ya da bir hukukçuyu andıran söylemleri ifade eden hukukçular var, birde gerçekten bu hukukçumu diye söyleyene baktığınızda yorum yapabileceğiniz kişilikler oluyor. Onlarda sık sık kullandılar bu kaosu, bu tehdidi, bu şantajı. Bu hükümette de görev yapan sağlık bakanı, biliyorsunuz aynı şekilde açıkça söyledi. Eğer başkanlık sistemine giden yola dönük oy verseydiniz, bu sıkıntıları yaşamazdık deme gafletinde bulundu hatırlıyorsunuz. Ve 20 Temmuz’dan sonrada Suruç, sonra Ceylanpınar’da haince işlenen, 2 polisimizin uyurken şehit edilmesi, sonra Dağlıca, Iğdır, günde 4-5 tane şehit haberi, üstüne 2 tane sivil katliam, Suruç 20 Temmuz, ilk başlangıcı biliyorsunuz. Daha sonra Ankara’da açıklanan resmi rakamlara göre 102 evladımızı kaybettiğimiz o korkunç katliam. Bütün bunlar sanki AKP, 7 Haziran’da istediği sonucu alsaymış olmayacakmış diyor.
HEM TEHDİT VAR, HEM İTİRAF VAR
Bir noktada kendilerini ele veriyorlar. Yani bu karmaşa döneminin, bu kargaşa döneminin, bu kaotik ortamın, bu artan terör olaylarının, bu milleti tedirgin eden, bu güvenliksiz ortamın, 7 Haziran’da Ak Parti’ye oy verilmediği için çıktığını ima eden ifadeler ve 1 Kasım’a dönükte tehdit içeren, 1 Kasım’da tercihinizde bir farklılık olmaz ise bakın bunu boyutlayarak yaşarız diye, acı olan bu, devlet eliyle yaşarız, bizim haberimiz var. Sanki düğmeye basanları biz biliyoruz, düğmeye basılmasına bizim yapılarımız da yardımcı oldu itirafıdır Murat Bey. Bu kadar açık.
Ben bugün şu ifadede bulundum, bu beyaz Toros sorulduğunda, bakın 13 yıldır iktidardasınız ve faili meçhullerle ilgili, bu süreç içerisinde, bilhassa CHP milletvekillerinin, TBMM kürsülerinde dile getirdiği gerçekler, verdikleri araştırma önergeleri, hazırladıkları soru önergeleri, hiçbirisi karşılık bulmadı. Kıllarını kıpırdatmadılar ve şimdi tekrar bir faili meçhul dönemine girebiliriz diye bir sembolik ifadelerde bulunuyorlar. Bu çok acı. Bende şunu söyledim, kardeşim sen bırak beyaz Toros’u, şunu bunu, şu Ankara’da ki ticari taksilere bak. Kilis’ten Antep’e gelip, Antep’ten Ankara’ya intikal ettirilen, gözlem altında, gözetim altında, istihbaratın her hareketini izlemesi gereken tipler, açıkça canlı bomba olduğu deşifre edilen tipler, bütün ilişkilerini kuruyorlar, ellerini kollarını sallayarak sınırdan Türkiye’ye giriyorlar, Kilis, Antep, Ankara’ya geliyorlar, Ankara’da keşifler yapıyorlar, Balgat semtine mükellef bir kahvaltı yapıyorlar sonra ticari taksilere biniyorlar ve kendilerini patlatacakları, katliam yapacakları alana geliyorlar. Şimdi söylemek istediğim o, sen bırak beyaz Toros’u, önce şu ticari taksilere bak. Bu kadar kendinden bir haber, bu kadar söylediğinin nereye gittiğini hesap etmeyen bir siyaset tarzı olabilir mi?
MURAT ERGÜN- Aslında hocam, 1 Kasım’da AKP’nin tek başına iktidar olamaması halinde, beyaz Torosların ortaya çıkacağı iması, şöyle bir iddiayı da içinde barındırıyor. 2002 seçimlerinden itibaren, bugüne kadar AKP dönemine faili meçhul olmadı. Biz varken yok, biz yoksak faili meçhuller geri gelecek gibi bir iddiayı da ortaya çıkarıyor. Oysa İnsan Hakları Derneği’nin açıkladığı raporlarda, 2002’den bugüne 456 faili meçhul var. Ve çok acı olan, hala hafızalarımızda olan bir takım kamuya mal olmuş isimler var. Necip Hablemitoğlu, 2012 Aralık’ta, AKP iktidardaydı. Hrant Dink, tetiği çekeni bırakın hala arkasındaki yapı çözülemedi ve hatta biliyorsunuz Hrant Dink rahip Santoro cinayetleri, Zirve cinayetleri. Şimdi bunlar üzerinden birde biliyorsunuz TSK’nın onurlu, namuslu, yurtsever subaylarına operasyonlar yapıldı. Profesörlere operasyonlar yapıldı, siyasetçilere operasyonlar yapıldı. AKP varken faili meçhul yok iddiası da aslında çokta ayakları yere basan bir iddia değil.
ZAYTUNG’A BU KADAR ÇOK MALZEME VERMEK ZORUNDA DEĞİL
HALUK KOÇ- Bazı açıklamalara baktığınız zaman güler misiniz, ağlar mısınız? Bence Zaytung diye sosyal medyada bir haber portalı var. Bence Sayın Başbakan Zaytung’a bu kadar çok malzeme vermek zorunda değil. 13 yıldır iktidarda bu anlayış. Konuşmalarına bakıyorsunuz, bunlar uzaydan gelmişler, 3 boyut, 5 boyut teknolojisiyle ışınlanmışlar Türkiye’ye, yeni gelmişler ya da bu parti yeni kurulmuş, bir takım vaatler, bir takım sanki bu ana kadar muhalefetteymiş gibi emekliye rahat bir yaşam vadedebiliyor, asgari ücretliyi şunu vadedebiliyor ki bizim önerilerimiz karşısında biliyorsunuz yana yakıla iş çevrelerine şikayet ederek bu CHP’lilere bir laf söyleyin, bu kadar para verilmez, devlet bunu kaldırmaz, kaynağı yok, karşılığı yok diye biliyorsunuz ortalığı feverana vermişlerdi.
Şimdi bakıyorsunuz, biz gelirsek huzur gelir Türkiye’ye, biz gelirsek şehirlerde güvenlik olur, biz gelirsek terör biter. Aslında sen gelirsen Türkiye kaosu içinde yaşadığı, içinde yaşadığı sıkıntıları, faiziyle yaşamaya devam eder. Bunu söylemek istiyorsun da dilim varmıyor. Böyle bir abes olur mu, başlı başına itiraftır şuanda Başbakan adıyla iktidar partisi adına söylenenler. Senin elini kolunu tutan mı vardı 13 senedir. Emekliye niye eziyet çektirdin bunca zamandır? Niye asgari ücretliyi 1000 liralık bir ücretli bugünkü seviyesinde söylüyorum daha önce daha da düşüktü biliyorsunuz. Bir aile geçindirmeye mahkum ettin, yokluğa mahkum ettin, niye taşeron işçilik gibi bir kölelik sistemini reva gördün bu insanlara? İş güvencesinden yoksun halde yarın sabah işe gittiğinde atılacak mı, kalacak mı belli olmayan, böyle bir güvensiz ortamda çalıştırdın? Niye bankaların fahiş, temerrüt faizleri altında, kredi kartı borcu altında ezilen insanları niye görmezden geldin? Niye köylüye ezdin, tarlasından kopardın? Niye sen kendi başına bir güç olamadığın zaman terörün Türkiye’de tekrar yeşermesine göz yumdun? Bir süreç, bir çözüm süreci taşındı biliyorsunuz. Meclisten kaçırdılar, AKP’nin belli odaklarından, belli milletvekillerinden, çoğunluğundan kaçırdılar. 4-5 kişinin içinde dönen, devleti hukuk kuralları dışında bir terör örgütüyle muhatap eden bir süreç, bir pazarlık süreci. Bu süreç içerisinde bugün yaşadığımız terörün altyapısı biliyorsunuz belli illerde, ilçelerde yapılandırıldı, göz yumdunuz. Vergi topladılar, seyrettiniz. Yol kontrolü yaptılar, elleşmeyin dediniz. Analar ağlamasın, ama adam yargılıyorlar, ses çıkartmadınız. Emniyet güçleri geliyor, burada bir terör örgütünün hareketliliği var, bir operasyon izni istiyor veya bir tecrit etme izni istiyor, valiler vermiyor, valiler çıkartılan, değiştirilen kanunlar çerçevesinde biliyorsunuz mülki idari amir, orada her türlü sorumluluğu…
MURAT ERGÜN- Valiler bizi aldattı dediler yakın zamanda.
KANUNSUZ TALİMATLARA UYANLAR DİKKATLİ OLSUNLAR, SUÇ İŞLİYORLAR
HALUK KOÇ- Bu satıştır. Şuandaki yönetim anlayışı, ne acıdır, hala birlikte, onların kanunsuz talimatlarına uyarak suç işleyenler var bürokrasi içerisinde. Çok dikkatli olsunlar, TCK’da, kanunsuz talimatları uygulayanlarda aynı şekilde suç işlemiş muamelesi görüyorlar ve müeyyideleri de karşılıklarında yazılı. Böyle bir süreç yaşıyorlar, iş ayyuka çıkınca, sıkışınca, biz böyle bir şey demedik, valiler kendi başlarına inisiyatif almışlar, böyle bir görmezden gelme olayına sebep olmuşlar diyebiliyorlar. Onun için bugün kozmik çalışma grupları, dezenformasyon grupları, troll grupları, bütün havuz medyası bağlantıları, bütün bu kanunsuzluklarda payı olanlar, talimatla bu kanunsuzlukların içine çekilenler, görmezden gelenler, yarın birgün sizi de satacak, tıpkı rahmetli hocayı sattığı gibi, tıpkı yol arkadaşı Abdullatif Şener’i, Abdullah Gül’ü hatta Sayın Arınç’ı da katabiliriz, birçoğunu sattığı gibi sizi de satacak.
MURAT ERGÜN- Yurt dışına çıkan savcılar kaçtı, onlarla birlikteydiler.
TÜMÜNE 1 KASIM’DA DUR DEMEK MÜMKÜN
HALUK KOÇ- Biliyorsunuz, kumpas, bizi kandırdılar. Aslında bir tek kişi herkesi kandırıyor. O zannediyor ki, herkes onu kandırıyor. Biliyorsunuz bir arada Nobel’e taktı kafayı, Nobel niye verilmeliymiş, o biliyormuş Nobel hangi dümenlerle veriliyormuş. Üzülerek söyleyeyim, ben iyi kötü takip ediyorum bilimsel alandaki gelişmeleri de. Benim bildiğim kadarıyla, Nobel’in verilmeye başlandığı tarihten itibaren, hırsızlık yapanlara, çalana çırpana, çalanı çırpanı koruyana, gözetene, ona yasal bir barikat kurana, ülkeyi kamplaştırarak bölene, insanları farklılaştırana, birbirine düşman edene, yalan söyleyene Nobel verilmiyor. Eğer o dallarda Nobel verilseydi haklı olabilirdi şikâyetinde, niye bana verilmiyor diye. Maalesef orada verilmiyor. Nobel gerçekten başka pozitif bilimlerde ve sosyal bilimlerde üreten, insanlığa katkısı olanlara veriliyor. Eğer böyle hayıflanması bile içine geldiğimiz seviyeyi götürüyor. Bütün bunların hepsine 1 Kasım’da dur demek mümkün.
MURAT ERGÜN- Sorularda geliyor Hocam, yoğun olarak basın özgürlüğü ve muhalif kanalların kapatılmasıyla ilgili. Yarın bir gün Halk TV’ye de aynı şeyi yapmaya çalışırlar veya niyetleri zaten vardır diye twitler geliyor onlarla ilgili, yüksek sesle Haluk Hocam konuşabilir mi diyor. Yerli oto olsa aslında hepimizin özlemi, gurur duyacağımız bir şey. Bundan kimsenin gocunacak bir hali yok ama diyor ki tırla 2 araç gelmiş İsveç’ten. Öyle ortaya çıktı diyor. Hocam ne diyor bu konuya diyorlar.
TALİMATLA NASIL PİŞTİ MANŞETLER ATILDIĞINA TANIK OLDUK
HALUK KOÇ- Dediğim gibi siyaset bazen bu kadar içinden geçtiğimiz hassas koşullara rağmen artık gerçekten mizahi boyutu ön plana çıkar tarzda oluyor ama içinde yaşadığımız gerçekler mizah yapmaktan alıkoyuyor insanı. Düşünün, tek kişi kendi havuzundan, oluşturduğu havuz sisteminden kendi algı olaylarını yürütecek bir medya havuzu oluşturuyor. Bunun nasıl oluştuğu, nasıl beslendiği, ne şekilde talimatlandırıldığı, pişti olarak aynı manşetleri ertesi gün nasıl atabildiklerine tanık olduk, görüyoruz. Satışları yok denecek kadar az, ciddi şekilde kendileri bile acaba bugün bize yarar ne başlık atmış diye bakıyorlar. İçinde okunacak bir şey yok, değerlendirilecek bir şey yok ve bütün bunlar serbest, 24 saat her türlü tahrifatı yaparak, haysiyet cellatlığı yaparak, yayın yapan yandaş kanallar ve onların müdavim ücretli kalemleri, yorumcuları ortada. Bir şekilde bu ülkenin gerçekleriyle buluşan, bağımsız yayıncılık yapmaya çalışan, hangi gruba mensup olursa olsun, en son Bugün TV, Kanaltürk, Samanyolu, bunlarda dahil biliyorsunuz, Yumurcak TV dahil, çocuk kanalı dahi dahil, biliyorsunuz Turksat’tan, Tivibu’dan, Dijitürk’ten, tümünden çıkartıldı. Siz hukukçusunuz, bu sorunun yanıtını birlikte paylaşmamız gerekiyor, ben siyasi boyutunu şey yapayım. Bir korku, bir çekince, demokratik bir ülkede, siyasi iktidarı denetleyen, mekanizmalardan biri olan hür basın, bağımsız, özgür medya, bir şekilde susturulmaya ya da kitlelere, izleyicilere ulaştırılmamaya çalışılıyor. Bu çok açık ve net. Buradaki kanunsuzluk boyutunu, siz mutlaka altını çizeceksiniz. RTÜK uyarısını yaptı ama RTÜK uyarıdan öteye gidebilir mi kanunen, gidemez mi buna siz cevap vereceksiniz.
MURAT ERGÜN- Hocam çokta hukukun işlediği alanlar değil. Bana soracak olursanız, ben olaya biraz farklı bir perspektiften bakarım. Özgür basın deyince benim aklıma Fethullah Gülen cemaatine yakın kanallar gelmiyor işin doğrusu.
HALUK KOÇ- Ben yasaklamaya son onlar girdiği için dedim.
MURAT ERGÜN- Doğru söylüyorsunuz. Muhalif sese izin verilen tek mecra orasıydı, o yüzden onlar kapatıldı. Yani muhalefetin sesine orada izin verildiği için onlar kapatıldı ve onlar zamanında biliyorsunuz, en büyük hukuksuzlukları yapan, infazları yapan kanallar.
HALUK KOÇ- Ama hukukun herkese bir gün lazım olacağı gerçeğini anladılar herhalde.
MURAT ERGÜN- Bu ironi aslında beni ilgilendiriyor. Bugün onların hukuk hukuk diye bağırmaları ve gene bizim hukukun tarafında olmamız.
HALUK KOÇ- Yarında bugünküler bağırırsa ne yapacaksın Murat?
MURAT ERGÜN- Hukuk içinde cezalarını çekmelerine.
HALUK KOÇ- Bağımsız hukuk bize de lazım dediklerinde…
MURAT ERGÜN-Herkese lazım olacak ama hukuk içerisinde herkes, yaptığının karşılığını bulsun.
HALUK KOÇ- CHP olarak bizim de çizgimiz o. Şunun bunun yanında değiliz. Biz bağımsız hukuk kavramının delik deşik edildiği bir süreçte, hakim teminatının ortadan kalktığı, bağımsız yargıç ilkesinin çiğnendiği, adil yargılanma hakkının gasp edildiği, yalancı tanık, gizli tanık garabetinin müessese olarak hukuk sistemimize sokulduğu, hukukçu değilim biraz terminolojinizi kullanıyorum.
MURAT ERGÜN- Yok ama ben biliyorum siz yakından takip ediyorsunuz.
HALUK KOÇ- Bu sahte delil üretme mekanizmalarının, hakimler savcılar tarafından çok makbul deliller olarak kabul edilip, insanların kaderleri hakkında karar verilebildiği bir hukuk sistemi, temyiz yolunun tıkandığı, her şeyin üst talimatla, hukuken formalite olarak kağıtlara döküldüğü ve kesin kararlar çıkartıldığı bir dönem.
MURAT ERGÜN- Anayasa Mahkemesi’nin de bunları kabul ettiği. Bireysel başvuruları kabul ettiği.
EVET, BAĞIMSIZ YARGI HERKESE LAZIM; BUNLARA BİLE
HALUK KOÇ- Dün bu haksızlıklara, hukuk sisteminin çarpıtılmış, işgal edilmiş, adalet olarak temsil eden, gözleri bağlı, elinde terazi tutan, kılıç tutan o güzel kadının, temiz kadının, nasıl o kavramlardan uzaklaştırıldığına tanık olduk. Mağdurlar çıktı ortaya, o mağduriyetler giderilmedi özür dileyerek, kandırıldık demekle olmuyor. Bugün o süreçte rol alanların, benzer kendi yaptıkları hukuksuzluklara benzer bir süreçle muhatap kılınmaları, biz onu da kabul etmiyoruz. Bunun ya da şunun yanında olmak şeklinde yorumlanmamalı. Bazı odaklar bunu bir çelişki olarak görüyorlar. Bu çelişki değil, bu evrensel hukuku, bağımsız yargıyı ve tüm o bağımsız yargı adı altında topladığımız demin ki tüm kavramların, evrensel hukuk normlarının oturabilmesi için, hukuka inanan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti kavramındaki hukuk devletinin gerçekliğine inanan ve uygulanmasını isteyen her siyasi kurumun bunları savunması gerekir. Bana dokunmuyor, benim düşmanıma ya da karşıtıma dokunuyor, ben görmeyeyim tahrifatı deme hakkı yoktur kimsenin. Bugün bu bozukluğu yaratanlar, bu tahrifatı yapanlar, yarın çılgınca, bize de bağımsız hukuk, bize de bağımsız yargı gerek diye bağırdıklarında bizim söylememiz gereken şey şu; ‘evet bağımsız yargı herkese lazım, hiç kimsenin hakkı yenmesin’. Bağımsız yargı olduğu zaman zaten bugüne kadar tarafgirlikle yandaş hale getirdikleri yargı kavramı ortadan kalkınca, işledikleri tüm suçlar, TCK’nın koca kitaplarında, ilgili maddelerde karşılığı neyse, onunla muhatap olacaklar. Hani diyor ya, ‘başınıza saray kadar taş düşsün’ diyor. Ben de öyle diyorum, ‘başınıza gerçek hukukun vereceği kararlar düştüğü zaman siz gününüzü göreceksiniz’ diyorum. Bu tehdit değil, bir tespittir. Tehdit diye bir şey çıkarmasınlar, bu bir tespittir, çünkü milletin canı yandı.
MURAT ERGÜN- Hukukun uygulanacağını söylemek zaten hiçbir zaman tehdit olarak kabul edilemez.
HALUK KOÇ- Milletin canı yandı, millet bıktı artık. Hegemonyayla, baskıyla, kişisel çıkarlarla ne yönetim anlayışı olur, ne insanlar susturulabilir, ne hukuk gasp edilebilir. Bunu yaşayarak göreceğiz hepimiz. 1 Kasım kilometre taşlarından bir tanesi. 7 Haziran işaret fişeğiydi. Erime, çözülme, kendi içlerinde namuslu, bütün bu yaşanan yolsuzluk iddialarının ya da bu demokratik düzenin değişik alanlarının tecavüze uğramasından rahatsız olan çok sayıda onurlu insan var, ben biliyorum, AKP’ye oy vermiş milletvekili arkadaşlarımızda var, rahatsızlar. Bir noktadan sonra hani sütü kabartırsınız ya da kahveyi kabartırsınız, taşma aşamasına geldiği zaman bakarsınız bakarsınız taşmaz, siz arkanızı döndüğünüzde küt diye taşar, onun gibi bir son haddesi var bu işin. O noktaya geliyor artık Türkiye. Kendi içlerinde de bir hesaplama başlayacak şimdi bir takım medya organlarına düşen itirafları görüyorsunuz, kendi aralarında bir seçim mekanizması oluşturuyorlar, kritikler yapıyorlar. Burada çok net, toplumdan koptuklarını, belli mağduriyetleri sonuna kadar kullanarak şimdi yeni mağduriyetleri, kendilerinin yarattıklarını, artık topluma söyleyebilecek hiçbir şeyleri kalmadığını, CHP’nin toplumsal alanda herkese söyleyecek bir sözünün bulunduğunu, bu koalisyon görüşmelerinde CHP’nin bu ülke hükümetsiz kalmasın, bütün bu kargaşa, kaos, ekonomik belirsizlik, Türkiye’nin canını yakmasın, evlatlarımız kaybolmasın, kaybetmeyelim, yitirmeyelim, terör canımızı yakmasın, gelin güvenli, geniş tabanlı bir hükümet kuralım duruşuna karşı nasıl engelleme çıkarttıkları, ne kanallardan bu engellerin oluşturulduğunu teker teker itiraf ediyorlar. Niye gidiyoruz biz 1 Kasım’da seçime Murat Bey? Çarkıfelek mi bu kardeşim, kazanana kadar çevireceksin?
MURAT ERGÜN- 1 Kasım’dan sonra ne olacak peki?
TOPLUM TAKLİTÇİLERİN FOTOĞRAFINI ÇEKİYOR, CHP VAAT EDİNCE KAYNAĞI GÖRDÜLER
HALUK KOÇ- Önce bir 1 Kasım’ı görelim. CHP, bu süreçte en net, en sağlıklı, önce partim, önce ben, önce biz demeden, önce Türkiye diyen, bütün stratejisini bunun üzerine kuran ve bir hükümet kurulabilmesi için sonuna kadar her türlü özveriyi gösteren ve yaşadığımız her türlü sıkıntıda toplumu kutuplaştıran, onu bunu suçlayan değil, toplumsal huzuru öne çıkartan, kardeşliği pekiştiren, topluma güven veren, o saldırgan tavırlara, onların anladığı dille cevap vermeyen, toplumu bölmeyen, sağduyulu, başta Genel Başkanımız olmak üzere çok net bir tavır koydu. Bu toplum tarafından algılanıyor Murat Bey. Buda bir fedakârlıktır. Siz siyasi söylemlerinizi mümkün olduğu kadar yumuşatıyorsunuz, size dönük saldırılara cevap vermiyorsunuz. Ben topluma ne verebilirim, Türkiye için ne yapabilirim, kulağınızı kapatıp bunları anlatmaya çalışıyorsunuz. Emekliler, asgari ücretler, taşeron işçiler, CHP bunlara dönük taleplerini dile getirdiğinde, olmaz, yapamazsınız, yapın ben bile oy vereceğim CHP’ye diyen bakanlar, şimdi ne oldu? Hani kaynak yoktu? Gel CHP’ye oy ver bakalım. Sizi gidi taklitçiler sizi, hocanın değimiyle. Toplum bu fotoğrafı çekiyor, çok keskin, çok net, hatada yapsa belli bir siyasi angajmanı olan şartlanmış seçmen yapısı hariç, insanların sağduyulu düşünmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. O sloganı boşa kullanmadık, önce Türkiye, önce huzur, önce kardeşlik, hep beraber eşit haklara sahip, eşit hukuku paylaşan, eşit birer Cumhuriyet yurttaşı olmamız, bu konuda ne eksiğimiz varsa, tarifeli motor seferi tutup, İmralı’ya gitmeye gerek yok, gelin bunu meşru zeminde tartışalım mecliste.
MURAT ERGÜN- Sayın Koç, aslında biz alıştık skandallara, hukukun çiğnenmesine. Gün geçmiyor ki yeni bir hukuksuzlukla karşılaşmayalım. Hem yurttaş olarak, hem hukukçu olarak beni yaralıyor, diğer insanlara verdiği zarar gibi bana da zarar veriyor. Son günlerde yaşanan bir skandal var ki, bunun uluslararası boyutu var. Avrupa’da işin içine girdi. Bir seçim suçu işleniyor ve sadece seçimlerle ilgili bir usulsüzlükten bahsetmiyoruz, aynı zamanda yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızla ilgilide, onların orada mağdur edilmeleriyle ilgili bir sürece sebep oldu AKP, O da şu, sizde çok yakından biliyorsunuz, yurtdışında yaşayan ve oy kullanma hakkı bulunan Türkiye’de, çifte vatandaşlara, seçim propaganda mektupları gönderildi. Bu, o ülkelerde de yasak, aynı zamanda çifte vatandaşlık müessesesiyle ilgili sıkıntıların olduğu bölgelerde de, kendisine mektup giden Türklerin, deşifre edilmesine yol açtı. Bildiğim kadarıyla Hollanda bununla ilgili bir tahkikat başlattı, Almanya’da da oluyor. Şimdi sorulardan bir tanesi şu, bununla ilgili soruyorlar, yurt dışında yaşayan seçmenlerin deşifre edilmesinden dolayı, göçmen statüsüne geçilmesi tehlikesi. Oradaki adamın yurttaşlıktan geri çıkartılıp, göçmen pozisyonuna sokulması gibi bir şey var. Önce bunu, bu şu açıdan da önemli. Bizim tabi olduğumuz seçim ilkeleri var, seçimlerin esaslarına dair kanun var.
HALUK KOÇ- Kanunumuz var kâğıtta yazılı.
MURAT ERGÜN- Evet, o kâğıtta yazılanları hepimiz biliyoruz. O açıdan nasıl, seçim yasaklarının ihlali mi, yasak propaganda yöntemi mi? Bu konuları da bir izah eder misiniz?
CUMHURBAŞKANI NE ANAYASA TANITI, NE YASAL ÇERÇEVE
HALUK KOÇ- Sadece bu konu değil biliyorsunuz, birçok konuda iktidar partisi, kendine dönük avantaj alanlarını, hukuk tanımazlıkla gayet rahat hayata sokabiliyor, uygulamaya sokabiliyor. En basitini geçen seçimlerde yaşadık, bu seçimlerde de tek tük başladı. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın, ne anayasa tanıdı ne yasal çerçeve tanıdı, hepsinin sınırlarının dışına çıkıp, açıkça bizim seçim kanunlarına göre de suç işleyerek, çok net Anayasa ihlali yaparak taraf oldu, örtülü ödenek kullandı, bizim 1 kuruşu hesaplayarak yaptığımız, kamudan aldığımız seçim yardımını, karşılığında tam yerine harcayabilmek için kılı kırk yardığımız bir noktada, bu milletin toplanan vergileriyle açık açık iktidar partisi lehine propagandalar yaptı. Devletin uçağı kullanıldı, devletin emniyet güçleri kullanıldı, devletin imkanlarıyla sahne kuruldu, güvenlik önlemi alındı, devletin imkanlarıyla taşımalar yapıldı, devletin imkanlarıyla miting organize edildi. Bir mitingin maliyetini, ben partinin aynı zamanda saymanıyım, orta boylu bir mitingin aşağı yukarı maliyetini hesap edebilirim. Siz bütün bunları hiçbir şekilde, sadece örtülü ödenekten, bizlerinin vergilerini oluşturduğu havuzdan gönül rahatlığıyla kullandınız. Bana ondan sonra dürüstlükten bahsedeceksiniz, bana ondan sonra hazreti Ömer’i anlatacaksınız, bana ondan sonra kul hakkından bahsedeceksiniz, Allah çarpar. Burada hukuk maalesef YSK eliyle devreye giremedi. Biliyorsunuz YSK, bütün başvuruları reddetti.
MURAT ERGÜN- Buna devam etmek lazım çünkü Gürsel Tekin’in bugün basın açıklaması oldu. Birde Dışişleri Bakanlığı, yurttaşların adres bilgilerini iktidar partisine vermiş, bilgi paylaşımında bulunmuş, bu konuları herhalde birazdan konuşuruz.
HALUK KOÇ- Bakanlıklar zaten devletin bakanlığı değil, iktidar partisinin 13 yıldır yapılandıkları, kadrolaştıkları kurumlar haline geldi. Bir devlet müessesesi olmaktan çıktı, bir parti devletinin uzantıları haline geldi, müdürlükleri haline geldi. Bütün bu uygulamalar, sebep sonuç ilişkisiyle bakıldığında buraya bağlanıyor.
MURAT ERGÜN- Bu bilgi paylaşımı, seçim yasakları kapsamındaki propagandaların usulsüz yapılmasıyla ilgili olarak verilen, sadece ülkeye değil yurtdışındaki yurttaşlara verilen zararlar, o konuda bir kısa toparlama yapar mısınız?
HALUK KOÇ- Seçim yasaklarıyla ilgili ihlaller AKP tarafından yapıldığında, YSK uyarsa bile, karar alsa bile, bu yasaklar çiğnenmeye devam ediyor. Bunun karşılığında daha sonrasında bir hukuki müeyyide uygulanmadığı içinde kendilerini çok rahat hissediyorlar. Yurtdışındaki bu adres belirleme olayına gelip oradaki çift uyruklu yurttaşlarımızın bundan sonrasında o ülke hükümetleri yönetimleri tarafından göçmen statüsüne konulup, sınır dışı edilmelerine yol açabilecek riskler içerdiği çok net ve açık. Bunu yapan, böyle bir sürecin sorumluluğunu alan kişi, aynı zamanda büyük bir sorumsuzluk örneği de ortaya koyuyor. Ne yazık ki mevcut Başbakan, çok güzel tarih bilgisi var biliyorsunuz, her konuşmasında dağ bahçeye selam verir, etrafı anlatır, o bölgenin tarihsel gelişimini anlatır, 20 dakika sonra ana konuya gelir. Herhalde burada da ana konuya geldiğinde olan olmuş oluyor, zararı gören görmüş oluyor. Bir oy için bu tekilde bir insanlarımızı rencide edecek, onların çıkarlarını sarsacak suiistimali de yapmakta hiçbir tereddüt görmüyorlar. Bu kadar yeter burada artık yani daha bunun örneklerini çoğaltmak mümkün.
MURAT ERGÜN- CHP Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin, bugün basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında hem bu yurtdışındaki seçim mektupları konusuna değindi, hem de THY’nin de karıştığı bir reklam propaganda filmi var AKP’nin, onunla ilgili açıklamalarda bulundu hatta THY yetkililerini ve ya partinin sorumlularını, herkesi bu işe bulaşan, karışan kim varsa da, savcılığa, YSK’ya şikâyette, suç duyurusunda bulunacağız dedi. Konu şu, görmüşsünüzdür, bir video var, videoda THY’nin ismi kullanılarak bir takım indirimlerin yapıldığının, iktidar partisi tarafından ve yapılacağının sözü verilerek oy isteniyor. THY, hisseleri borsada, halka açık, ticari bir kuruluş ama aynı zamanda karma nitelikte bir kamu kuruluşu devletin yönetimde.
HALUK KOÇ- AKP’nin değil ama devletin yönetiminde.
MURAT ERGÜN- Olması gereken, evet. Bu THY’nin de karışmış olduğu konuyla ilgili olarak, bu vaatlerin muhatabı olan bir kesim var. Bu açıdan sizin de baba olarak, hem aile babası olarak hem de siyasetçi olarak, iki sıfatınızı da harmanlayarak, şu yapılanla ilgili bir tespitte bulunur musunuz? Ne ifade ediyor sizin için bu?
HALUK KOÇ- Şimdi bir AKP’li siyasetçi taklidi yapayım size. Bu gelişme karşısında söyleyecekleri şey şu demagojik çıkıştır, siz öğrencilere, gençlere ucuz bilet verilmesinde niye rahatsız oluyorsunuz? Bu klasik. Şimdi konu o değil, konu, sizin de vurguladığınız gibi soruyu sorarken THY, halka açık olan, borsaya korte olmuş bir şirket. Kuralları var. Sen bir siyasi partisin, şuanda iktidarda olabilirsin, orada belli atama yetkilerin olabilir ama o şirketi yöneten sen değilsin ve bunu bir siyasi parti reklamında, bu kuruluşun logosuyla beraber kullanabiliyorsun.
MURAT ERGÜN- kamu kaynaklarını bu şekilde kullanabilirler mi?
KARŞIMIZDA DEVLETLEŞMİŞ BİR SİYASİ İKTİDAR VAR
HALUK KOÇ- Hangi alanda değil ki? Bir tek THY değil. THY dediğiniz gibi, sermayesi halka açık olan, borsaya kayıtlı bir şirket. Kuralları var, o işin ayrı bir dünyası var. Ve siz onun logosunu alıp, bir siyasi parti reklamında konuşuyorsunuz. Ne söyledim, karşımızda bir siyasi parti yok, karşımızda devletleşmiş bir siyasi iktidar var ve bir parti devleti oluşturulmuş durumda. Mülki idare amirlerinden devletinde payı bulunan karma şirketlere kadar tümünü kendi malı gibi gören, kendisi idare eden, Allah aşkına THY’ye biniyorsunuz İzmir’e gidip gelirken zaman zaman. Gerçi iç hat uçuşlarında gazete vermiyorlar ama yurtdışı uçuşlarda bir Sözcü Gazetesi, bir Cumhuriyet Gazetesi, bir Taraf Gazetesi ya da bir Bugün isteyin bakalım, yok. Uçaklara yüklemiyorlar. Kendi kafasına göre kendi karar veriyor ve uyguluyor. Burada da hiç kimse gençlere ucuz bilet verilmesinden, indirimli bilet verilmesinden rahatsız değil ama bunun bir şirket logosu kullanılarak, hepimizin payı olan bir şirketin, bir siyasi partinin reklamında yer alması, herhalde hukuki karşılığı boyutunda Sayın Tekin’in yaptığı başvuru yine her zamanki gibi büyük bir ihtimalle karşılık bulmayacaktır, sümen altı edilecektir ama işte bütün bunlar birikiyor bakın.
MURAT ERGÜN- Bir gün hukuk egemen olur.
HALUK KOÇ- Onun için diyorum, bunların hiçbirisi unutulmuyor. Hukukta sizde biliyorsunuz, hiçbir şey unutulmuyor. 1936 yılından, 40 yılından kalan arsa davaları 3. Kuşak torunlara pat diye sonuç gidiyor. Eğer hukuk unutulursa, yapılan hukuksuzluklar baki kalır ve onların üzerine hiçbir şey olamamış gibi sünger çekilirse.
MURAT ERGÜN- Hukuk unutmaz hocam.
HALUK KOÇ- Evet, hukuk unutmaz. Bir hukukçu olarak sizin bu sözünüzde, Türkiye’de gerçekten bağımsız yargıya inanan, hukukun üstünlüğüne inanan, böyle bir ortamda yaşamak isteyen, benim gibi hukukçu olmayan milyonlarca insanımız için bir teselli cümlesi oluyor.
MURAT ERGÜN- Hocam şöyle, sizde müsterih olun izleyen seyircilerimizde müsterih olsun. Yaşadığımız atmosfer aslında hukuku veya bizim hukuk sistemimizi, tam olarak hukukçuları, bireysel olarak ifade etmiyor, tanıtmıyor. Çok ezici bir çoğunluk olarak Türk Hukukçuları, haktan, hukuktan, adaletten yanadır. Ama maalesef son zamanlarda sesi daha çok çıkanlar, daha çok etkili makama gelenler, etkili konularda imza sahibi olanlar, bir takım hukuksuzluklara bulaştılar. Dolayısıyla yargıya olan güven azaldı. Ama bu demek değil ki Türk hukuk sistemi tamamen birilerinin eline geçmiştir veya umut yoktur. Ben kesinlikle bir umutsuzluğu görmüyorum ve her zaman hukuk kuralları çerçevesinde her yapılanın, yapanın yanına bırakılmayacağını biliyorum ve inanıyorum. Hocam seçim güvenliği, sandıkların güvenliği. Çünkü süremizde doldu. Sandık güvenliğiyle ilgili bir şeyler söyler misiniz?
HALUK KOÇ- Bakın 7 Haziran seçimlerinde bütün tezgahlara rağmen, planlara rağmen, her türlü teşkilatı kurmalarına rağmen, hem CHP’nin diğer muhalefet partilerinin de katkısı olmuştur. CHP’nin bütün örgütleri sandık başında, başından sonuna kadar, ıslak imza tutanağı alınıp, ilçe seçim kuruluna, o sandık teslim edilene kadar ve ondan sonrasında da hukukçularımız, ilçe seçim kurulundan il seçim kuruluna, oradan YSK’ya aktarılana kadar, görevlerini harfiyen yaptılar. Aç kaldılar, susuz kaldılar, karşılarındakilere kumanya geldi, onlar o gün aç kaldılar ama büyük bir onurla görevlerini yaptılar. Sivil toplum örgütleri, Oy ve Ötesi, Ankara Oyları gibi gruplar, gençlerimizin, yurttaşlarımızın fahri gönüllü olarak oy kullandığı sandıkta elini kavuşturup şöyle ne oluyor bakalım burada diye 2 saat durması, saat 5 ile 7 arasında, o kediyi, kedi iyi hayvandır kediyi suçlamıyorum burada, trafo güvenliğini sağladı ve yapamadılar. Sonuçta zaten 21.00’dan itibaren biliyorsunuz ufak tefek itirazlar dışında kabul oldu ve bizdeki YSK’nın yayınlarla, bizim elimizdeki tutanaklarda örtüştü. Şimdi 1 Kasım’a tekrar gidiyoruz. Yine aynı şekilde niyetliler. 1 milletvekilinin peşindeler.
MURAT ERGÜN- Ne öneriyorsunuz son olarak?
HALUK KOÇ- Aynı şekilde yurttaş hassasiyeti öneriyorum. Bunların bir oy için yapamayacağı yok, bunlar daha önce yaşandı. Sadece oyumuzu kullanıp kenara çekilmeyelim, oy kullanalım, kullandırttıralım. Mutlaka sandıklara sahip çıkalım, ondan sonra şikâyet etmek, bağırmak, bizi suçlayın ama kendinizde de sorumluluğu unutmayın. Yurttaş sorumluluğunu sonuna kadar 1 Kasım’da da kullanacağız. AKP’ye geçit vermeyecek bu millet, ben buna inanıyorum.
MURAT ERGÜN- Sağ olun Sayın Başkan. Ayağınıza sağlık, çok değerli bilgiler verdiniz.
HALUK KOÇ- Sağ olun, eksik olmayın.
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü