loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

Ekrem İmamoğlu'nun İBB'ye yönelik 'yolsuzluk' davasında kısıtlanmış savunması

Ekrem İmamoğlu'nun İBB'ye yönelik 'yolsuzluk' davasında kısıtlanmış savunması
Tarih: 08.07.2026 - 11:12
Kategori: Yerel

Tutuklu yargılanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: Benim Ankara'da yargılayacaklarım, buradaki yargıyı yürütmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı bir çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir. Ben millete konuşuyorum. Millete yüzümüzü dönelim.

İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 59 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB Davası’nın 1. durşmasının 64. oturumunda sanıklar hakim karşısında ifade verdi.

Mahkeme heyeti 1. duruşmayı 64. oturumda sonlandırdı. Mahkeme heyeti bir sonraki tutukluluk incelemesinin 6 Ağustos’ta yapılacağını 2. duruşmanın da 17 Ağustos’a ertelenmesine karar verdi. Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney dahil 6 kişi tahliye oldu.

mahkeme bir sonraki tutukluluk incelemesinin 6 Ağustos’ta yapılacağını duruşmanın da 17 Ağustos’a ertelenmesine karar verdi. Mahkeme tutuklu sanıklardan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, İSFALT Müdür Yardımcısı Mehmet Karataş, İBB Halkla İlişkiler Müdürü Serap Karay, eski Medya A.Ş çalışanı Ceyda Kıryak, İBB Altyapı Koordiyansyon Daire Başkanı Seyfullah Demirel ve Kültür A.Ş Etkinlik ve Organizasyon Şefi Metin Bal’ın tahliyesine karar verdi. Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklu sanıkların ise tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma yapamadı. İmamoğlu'nun kısıtlanmış savunması şu şekilde;

EKREM İMAMOĞLU’NUN KISITLANAN SAVUNMASI – 8 TEMMUZ 2026

Ekrem İmamoğlu: Ben sorgu için gelmedim sayın heyet, sayın başkan. Sorgu için gelmedim. Bazı düşüncelerimi, sorgu düzenine, zaman kısıtlamasına yönelik bazı düşüncelerimi ve bazı kendime göre tespitlerimi, talep ve itirazlarımı dile getirmek için kürsüye geldim.

Hakim: Ekrem bey, savunma alacağız, planlamamız o şekil."

Ekrem İmamoğlu: Ben savunma hakkıyla ilgili, savunma düzeniyle ilgili tespitlerimin dinlemesi gerektiğini düşünüyorum. Açıkçası, beni buraya çağırdınız, açıklamalarınız var, 9 Temmuz'da bitireceğinize dair. Dolayısıyla, sizin şu anda beni buraya çağırdığınız an itibariyle ben planlamanızı bilmiyorum. Kaldı ki benden önce iki kısıtlanmış arkadaşım var. Hem Murat Bey'in avukatı hem Fatih Bey'in avukatı. Şu anda sizin nasıl bir planlamayla beni buraya çağırdığınızı ben şu an bilmiyorum.

Hakim: Yargılamamız 4 aydır devam ediyor. Zaten planlamamız baştan da belliydi, hani yeni bir planlama yapmadık zaten. Planlamamız baştan da belli. Dinlenmeyen tanıklarımızın sırası da belli. En son dinlenmek istediğinizi belirttiniz. Yine bu noktada en son sırası da geldi. Yani bu anlamda şu an savunma yapmamanızın nedeni nedir?

Ekrem İmamoğlu: Hayır, ben de tam da onu soruyorum. 9'unda bitirmekle ilgili bir kararınız var ve şu anda bunu ısrarla da dile getirdiğinizi ben duydum. Çünkü malum dün ben burada yoktum. Sanık arkadaşlarımı dinlemekten de mahrum edildim. Bu da bir aslında hukuken hakkım ihlal edilmiş olduğu, ağır bir hak ihlali içerisindeyim. Kaldı ki ben geçen hafta, ne diyorsunuz ona, 203 kararı diyorsunuz, 203 kararı ile ilgili Perşembe günü ben sözünüze yönelik hiçbir sözüm olmadı. Kalktım gayet nezaketli bir şekilde programımı anlattım. Yani nasıl olması gerektiği noktasında önerimi sundum. Makul bir zamana ihtiyacımız olduğunu ifade ettim. Hem sıralamayı yaparken, Pazartesi olan duruşmalarımdan bahsettim. Burada benim katılımımla, burada dinlemem gereken insanların sorgularıyla olan sürecin en adil bir şekilde yönetilmesi hususunda taleplerimi anlattım. Siz bana bunlara ret cevabını verdiniz ve yerime geçtim oturdum. Ne mahkemeye bir hakaretim var ne sürece dair olumsuz bir sözüm var.

Siz ısrarla “böyle olacak” dediniz, ben de sadece oradan kendimce “ben de o zaman sorguya çıkmam” dedim, bu kadar. Ama siz bana salondan çıkmamla ilgili bir karar yüklediniz. Yani o bakımdan ben açıkçası dün sadece, anladığım kadarıyla, yazılı da olmayan bir şekilde, burada hemen yan tarafta olan hapishaneden buraya getirilişim engellendi. Ve saat 8.10 geçe odama gelip, görevlilerin “bugün hakim tarafından mahkemeye getirilmememiz” noktasında bilgi verilmiş, “jandarma sizi almayacak” dendi. Bu şekilde ben buraya getirilmedim. Ve en önemli, yani en çok önem verilen, en çok hakarete, suçlamaya, tacize maruz bırakılan Fatih Keleş arkadaşımın ne sorgusunu dinleyebildim, ne sorularımızı dinleyebildim, ne sorularımı sorabildim. Çok ağır bir hak ihlali. O bakımdan bunları yaşamışken ve bugün de yine sabah gelip gelmeyeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu ne yazık ki. Sabahleyin ben kendim ısrarla, böyle saat 8.45 gibi sordum “ne olacak” diye. “Bugün bir sorun yok” diye bilgi verildi. Geldim ve ne yazık ki avukatın da kesilişini burada izledim.

Bu manada bir “suç örgütü lideri” diye tariflendiğim, bana göre asrın hukuksuzluğu iftirasının yüklü olduğu bir iddianamede, beni bu kürsüde sizin daha önce “9 Temmuz'da bitireceğim, bu konuda kararlıyım” dediğiniz noktada, yaklaşık 10 saatlik, 11 saatlik zaman diliminin, verimli zaman diliminin kaldığı bir atmosferde, beni kürsüye çağırıp “sorgunuza başlayın” dediğinizde şunu bilmem lazım, şöyle bir program; sonuçta ben de burada sizin yönettiğiniz mahkemede deneyimliyorum sayın başkan. Benim savunmam bitecek; ki benim ihlale uğrayan hem Fatih Keleş'in hem Murat Ongun'un avukatların da sözünü dinlemesi, dinlenmesinin, tamamlanmasının buradaki hak ihlallerimin giderilmesi ve gerçekten bu mahkemede, bütün Türkiye'nin de dünyanın da izlediği bu mahkemede, adil bir işlem yapılıyor hissinin kamuoyuna verilmesi adına bunu sorumluluk olarak görüyorum. Onların da avukatlarının sözünün tamamladığı bir noktada, benim kendi savunmam bitecek. Üç avukatımın savunması bitecek. Ondan önce sizlerin soruları var, sanık arkadaşlarımın doğal olarak bana soracağı belki, her birinin soracağı sorular vardır, aklına gelen... Benim onlara nasıl soruyorsam belki onların da soracağı. Artı, avukatların soracağı sorular var, bunlar bitecek. Bir de yarın, doğal olarak siz ara karar için mütalaa isteyeceksiniz iddia makamından ve sonra ara vereceksiniz, sonra karar açıklayacaksınız. Bunlara baktığımda, yukarıdan aşağı topladığımda ve ettiğimde, sayın başkan, sayın heyet, 6-7 saatlik bir süre kalıyor. Eğer sizin bu kararınız net ise, bu takvim değişmez diyorsanız, benim burada bir sorguya tabi tutulmam diye bir şey gerçekten düşünülemez.

Bakınız, bir iki örnek vereyim size; komşuluk yaptım, Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ, sadece Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı tam gün savunma yaptı, hiç kesilmedi. Sevgili Demirtaş, sevgili Selahattin Demirtaş yani ağır bir hukuksuzluğa maruz bırakılıyor ve ne yazık ki serbest bırakılmıyor Edirne'de. 14 gün kesilmeden Selahattin Demirtaş, Sayın Selahattin Demirtaş savunma yaptı, 14 gün kesilmeden. Ve malum muhatap olduğu tekil konulardı ve o konu üzerinden tabii ki siyasi içerikli bir savunma yaptı.

Bu dava, tek başına bir dava olmadığı için Sayın Başkan, Sayın Heyet; bu dava, tam 143 eylem, 109 tutuklu arkadaş, 400’ün üzerinde bir işten mesul tutulan ve "sanık" diye yargılanan insanların olduğu bir dosyada. Artı, ilişkili ve ilintili, 20’nin üzerinde mahkemesi olan... Bakınız, ben daha evvelsi gün bu binada —dünyada tektir, bir daha olmaz inşallah, olmasın da, hiç olduğunu da zannetmiyorum— burada casusluk davasındaydım. Burayla ilişkili, çünkü orada yargılandığım kişi, aynı zamanda burada örgüt yöneticisi Sayın Başkan.

Diploma davası, diplomada sahtecilik davası... 19 Mart darbesi yapılmadan bir gün önce benim diplomam iptal edildi. Ve o diploma iptal edilişiyle ilgili hakkımda 18 yaşındaki Ekrem’e, evraktaki sahtecilik davası açıldı. Buna benzer 20 dava. Sayın Başkan, Sayın Heyet; söyleyeceklerim elbette bunlarla kısıtlı değil itirazlarıma dair, ama siz eğer 9'unda biz netiz ve bu şekilde diyorsanız bazı itirazlarımı hukuken burada size beyan etmek istiyorum ve kayda da geçsin istiyorum. Ama başka bir düşünceniz varsa onu ben duymak hakkımdır diye düşünüyorum. O konuda siz bu tahmini, tahminimi daha doğrusu... Dünkü kararda net netseniz, müsaade ederseniz bunlara geçmek istiyorum. Birkaç husus, çok uzun olmayacak.

Hakim: İki haftadır biz programı zaten sürekli salonda da deklare ediyoruz. Bunun 4 ay, bu ilk celsenin 4 ay sürmesini, bu anlamda sizin ve avukatlarınızın da bu kadar uzamasında katkısı olduğu kanaatindeyiz. Gereksiz yere çok fazla uzatıldı yargılama. Birçok gün duruşma yapamadık, bu da dahil oldu. Birçok gün duruşma yapamadık. Burada savunmalarda sizin de buna riayet etmeniz gerekiyordu, diğer sanıkların da aynı şekilde. Biz, 9 Temmuz olarak bitireceğimizi belirttik savunmaların. Avukatlarımıza da bunu söyledik. Ancak ısrarla devam ettiler bu şekilde savunmalarını sürdürmeye. O yüzden biz programda bir değişiklik yapmayacağız. Yargılamayı belirlediğimiz takvimde, ilk celsesini sona erdireceğiz. Savunma yapıp yapmamak sizin takdiriniz. Savunma yapmak istemiyorsanız "susma hakkımı kullandım" şeklinde zapta geçer, celseyi kapatırım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, ben susma hakkımı kullanmıyorum. Beni susturacak insan... Allah...

Hakim: Savunma yapacaksanız savunmanızı alalım yoksa zapta geçeriz....

İmamoğlu: Hayır efendim ne alakası var? Hayır ben susma hakkımı... Ona siz karar veremezsiniz, böyle siz pazarlık yapacağınız mecra değil.

Hakim: Ya savunma yaparsınız ya susma hakkınızı kullanırsınız.

İmamoğlu: Hayır Sayın Başkan, bu nasıl bir şey? Tam aksine...

Hakim: Evet, Avukat Bey... Avukat Bey... Susma hakkı... Susma hakkını kullanmayacaksanız o zaman savunma alacağız tamam susma hakkı... Kimlik tespitine geçelim savunma alalım tamam susma hakkı... Kimlik tespitine geçelim o zaman kimlik tespitinizle başlayalım savunmanızı alalım.

İmamoğlu: Sayın Başkan susma hakkını kullanmadığım gibi...

Hakim: Kullanmıyorsanız, susma hakkını kullanmıyorsanız kimlik tespitini yapalım, savunmanızı alalım.

İmamoğlu: Buraya çıkma amacım... Buraya çıkmadaki amacım...

Hakim: Kimlik tespitine geçelim o zaman.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, susma hakkını kullanmadığım gibi… Az önce diyorsunuz ki… Müsaade ederseniz…

Hakim: Avukat Bey... Avukat Bey aceleniz yok diyorum yani süreden dolayı şikayet ediyorsunuz ve acelemiz yok diyorsunuz yani bunun böyle bir...

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Başkan müsaade ederseniz bakın, ilk celseyle ilgili beni suçladınız ilk celseyle ilgili beni suçladınız. 9 Mart'ta başladığı zaman ısrarla ilk konuşmacı olmam gerektiğini ifade etmiştim size bunu reddettiniz. İfade ettiniz, reddettiniz ona göre başladınız. Sonra listenin yanlış olduğunu söyledim. Niye? Çünkü herkesin yargılandığı bir ortamda, bakın Sayın Başkan buradan söyleyeyim size. Fatih Bey 143 eylemin 138'inden yargılanıyor mesela Murat Bey de 64 eylemden yargılanıyor. Bu kadar ağır bir isnatla maruz kalmış arkadaşlarım ve ben suç örgütü lideriyim bir tek Fatih Bey benden sonra yer almış. Bunun hukuka izah edilemeyecek şekilde yanlış olduğunu ifade ettim size. Siz de bunu kabul ettiniz. Hatta ara kararda ona göre bana söz hakkı verdiniz. Daha sonra İnan Güney, Beyoğlu Belediye Başkanımız dosyaya dahil oldu. Ben size geldim dedim ki Sayın Başkan İnan Bey de benzer durumda o da listede sonraya eklendi bakınız uygun görürseniz İnan Bey de benden önce dinlenmeli diye söyledim hatta aynı düşüncemi İnan Bey'e de aktardım.

Sonra 9'u diye açıklama yaptığınız yani geçen hafta pazartesi günü ben size buradan ifade ederek şuradan gelip dedim ki Sayın Başkan biliyorsunuz dedim ben böyle bir talepte bulunmuştum en son konuşmacı olmamın doğru olduğunu düşünüyorum demiştim. Siz bana tamam dediniz. Ama perşembe günü gelip bu sıralamayla ilgili ve zaman planıyla ilgili konuşmamı yaptığımda hayır dediniz siz en son görüş konuşmayacaksınız Fatih Bey sona kalacak hatta uzarsa dediniz Fatih Bey 10 Ağustos'ta devam eder dediniz. Bakın, dolayısıyla karar değiştiren siz oldunuz. Ama karar değiştirmiş olmanızın hani burada bugün hiç karar değiştirmedik şu oldu bu oldu diye bana ithamda bulunmanız yani birkaç gün duruşma yapamadık demeniz baştaki birtakım burada yaşanan olaylarla ilgili Ekrem İmamoğlu'nu suçlamaya kalkmanız çok tek yanlı bir suçlama anlayışıdır yanlıştır sizi de Türk yargısını da yaralar. Asla öyle bir şey... Bir hak arayışı vardır hak arayışıyla ilgili taleplerimiz olmuştur. Ha siz de o gün yargı... Bu da en fazla yanılmıyorsam iki ya da üç gün yaşadığımız bir olaydır 4 aylık süreç içinde. Şu an yanılmıyorsam bugün 64. duruşma. 64. duruşmada 4 gün yarıda kesilmiştir. O yarıda kesilmeler bir kusur olmaz. Bir ilave daha yapayım burada ben soru sorarken ufak bir açıklamayla kısa bir açıklamayla soruya geçmek istediğim kısa derken iki dakika üç dakika beş dakika... Her defasında şunu tekrarladınız dediniz ki Ekrem Bey zaten sizin savunma sıranız geldiğinde bunları uzun uzun anlatırsınız burada niye bu konuya giriyorsunuz dediniz. Dolayısıyla şimdi buraya bir mazeret şerhi koyup o mazereti bugüne taşımanızı ben doğru bulmuyorum. Ağır bir hak ihlaline doğru gidiyor bu iş.

“Ekrem İmamoğlu” davası yani İBB davası Ekrem İmamoğlu suç örgütü diye tarif edilen edilen dava burada bu mahkemeye sığacak bir dava değil zaten. Biz burada her mahkemede yüce millete konuşuyoruz yüce Türk milletine dönük konuşuyoruz. Türk milletini ilgilendiren bir konu. Tümüyle siyasi bir davadır. Bu, benim olduğu kadar kamuoyunun yüzde 70'inin, 75'inin kanaatidir. Bu kadar kanaati yüksek bir şekilde yani yüzde 70'inin, 75'inin siyasi dava dediği bir şekilde gelip siz Ekrem İmamoğlu'na gel 4-5 saatte de konuş 4-5 saatin içinde avukatların da savunmalarını bitirsin dediğiniz zaman gerçekten bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler heba olur. Siz 109 tane arkadaşımın bazen bir eylemini yarım gün dinlediniz bazen bir eylemini tam gün dinlediniz. Bu sizin takdiriniz. Bu da burada takdir görüyordur. Yani birçok insan size teşekkür etti. Şimdi gelip Ekrem İmamoğlu'nun yani 2500-3000 yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu'nu ben kısıtluıyorum demek size kesinlikle zarar verir kürsünüze zarar verir Türk yargısına zarar verir. Size verdiği zararı da umursamıyorum bak çok net söyleyeyim siz bununla kalırsınız baş başa ama Türk yargısı zarar görüyor. O bakımdan bu konudaki kanaatinizi hem kendinizi düşünerek hem heyetinizi düşünerek hem bu işin siyasi saikleri noktasından sorumlusu olanları dahi düşünerek bakın sorumlusu olanları dahi düşünerek bizim adımıza başka yerlerde de açıklama yapan bazı siyasiler var onları da düşünerek artı ilave ediyorum Türkiye'nin yargısını düşünerek Türk yargısını düşünerek karar vermeniz gerekiyor.

Bir-iki hatırlatma yapmak isterim. Sayın Başkan, kısa hatırlatmalar bunlar. Nelerle karşı karşıyayız? 203 uygulanıyor, ağır bir ihlal bana yönelik. Savunmam hangi gün, hangi sırayla? Bütün bu konularda bir dayatma süreci yaşıyoruz 10 gündür, ağır bir ihlal. Ekrem İmamoğlu'nun illa 9 Temmuz'da bitecek, izah olunamaz bir şey. Bakın izah olunamaz bir şey, gerçekten izah edilemeyecek bir şey bu şekilde. O bakımdan sizin kara... yani bugün benim burada ne konuşacağıma karar verecek değilsiniz. Zaten böyle bir şey mümkün de değil. Bu metni ben belirlerim. Türkiye'de en tepeden tırnağa ne yaşadı, ne yaşatıldı? Yani şurada iddianamede “Ekrem İmamoğlu'nun mensubu bulduğu siyasi parti olan CHP'nin ele geçirilmesi, sonrasında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için kol oluşturulması amacına matuf İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” diyor.

Yani işin temelinde Cumhurbaşkanı adaylığı var, Cumhurbaşkanı olmak var. Ülkenin bugünkü Cumhurbaşkanı'nın bu işe nasıl muhatap olduğuyla ilgili bizim düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu'nun Türkiye'ye nasıl baktığı meselesi var. Elbette burada yargılanan bütün arkadaşlarımızın da sizin huzurunuzda gelip anlattıkları, kendilerini savundukları, olaylara dair olmadıkları hususlar var. Bakınız, 63 duruşma bitti. Tek bir delil evrak ekrana iddia makamınca yansıtılamadı. Tek bir evrak, tek bir ses kaydı, tek bir delil, tek bir husus yansıtılamadı. Şimdi siz, iddia makamını zaten biz kınıyoruz, yok sayıyoruz. Her türlü bunu bir saldırı olarak, hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama şu anda bizim güven duyarak yüzünüze baktığımız ve ömür boyu yüzünüze bakacağımız böyle bir süreçte bu yanlış kararın altında gerçekten yere düşen Türk yargısına kimsenin tekme vurmasına müsaade etmeyin, çok net söylüyorum. Tekmelemesine müsaade etmeyin. Onun için beni susturmanın ne faydası var? Bakın yani dünya liderleri Türkiye'de, Ankara'da, böyle bir ortam oradayken Ekrem İmamoğlu'nun burada susturulmasını kime izah edebilirsiniz? Yani hangi ülkeye, hangi paydaşa, hangi ortama ikna anlatabilirsiniz?

Hakim: Şöyle, itirazları sabırla dinliyoruz. Sabırla dinliyoruz.

Ekrem İmamoğlu: Sabırla dinlemiyorsunuz.

Hakim: Sabırla dinliyoruz itirazları, sabırla dinliyoruz. Şimdi şöyle; bu programın bu kadar, yine söylüyorum, gecikmesine neden olan bir sebep de ben değilim. Biz ısrarla ve sabırla tüm, tüm yargılama boyunca, tüm yargılama boyunca savunma haklarına müdahil olmadık. Ancak burada iyi niyetli, iyi niyetli, iyi niyetli... iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla yargılama süreci bu noktaya getirildi. Şimdi sus... Bizim burada sizi susturma gibi bir durumumuz söz konusu değil. Biz bir program yaptık, bu programı belirttik. Alt katlarımız da buradayken, sanıklarımız da buradayken bunu herkese takvimi söyledik, tamamlayacağımız günü söyledik. Israrla uzatmak için sürekli pazarlık halinde biz burada iki gün kaybettik fazladan. Yani bunu sizin savunmanızın üzerine ekledik. Yani bu anlamda...

Ekrem İmamoğlu: Hangi 2 günü kaybettik Sayın Başkan? O pazarlıklar nerede? Hangi pazarlık Sayın Başkan? Ben pazarlık falan yapmadım. Perşembe sabahı saat

Hakim: Ekrem Bey şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın ben size şu an şimdi bakın bir yargılama, bir usul var.

Ekrem İmamoğlu: Mikrofonu alıp size sadece 10 dakika izahta bulundum. Nasıl engel oldum ben anlamadım?

Hakim: Şimdi yargılamanın bir usulü var.

Ekrem İmamoğlu: Evet.

Hakim: Bu usulün dışında hiçbir şey yapmıyoruz. Şu an huzura almışız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. 4 ay yargılama sürdü. 4 ay öncesinde tensip zaptından yargılama başlayıncaya kadar 8 aylık bir süre geçti. Yani burada şu an ya savunmanızı alacağız ya da savunma almıyorsak susma hakkınızı kullandığınızı yazacağız zapta, celseyi kapatacağız. Takdir sizin. Yani bu anlamda ben ben şimdi burada hani bunun pazarlığını yapacak mecrada, makamda değilim. Belirlediğimiz belirlediğimiz bir takvim var, bu takvime uyun. Yani biz makul de bir süre veriyoruz herkese. Bu anlamda da savunma hakkım kısıtlandı algısı yaratarak böyle şey yapmayın yani. Biz burada hangi soruyu sormanızı engelledik? Ya avukatlarınız niye ısrarla ses çıkarıyorlar ya? Yani niye? Şimdi hangi soruyu hangi soruyu sordunuz engelledik? Ya ısrarla takvimi bu hale getirmek için elinizden geleni yaptınız hep beraber. Yani burada şu an bu şekilde bağıran, ses çıkaran avukatlarımız mı bu şekilde aynı zamanda? Burada bize burada bize iddianame dışında bakın Ekrem Bey iddianame dışında bize burada ses kayıtları dinlettirilmedi, sporcu görselleri izlettirilmedi yani yapmadığınız şey kalmadı burada. Ondan sonra da savunma hakkımız kısıtlandı. Böyle bir şey yok yani. Savunma hakkı bu kadar sınırsız da bir şey değil yani bunun makul bir süresi var yani.

Ekrem İmamoğlu: Kimin kısıtlanmasından bahsediyorsunuz? Buradaki sanıklar hak arama derdinde. Neyin sporcusu, neyin şeycisi? Sayın Başkan, ne gerekiyorsa

Hakim: Biz buradayken beraber izledik bunu.

Ekrem İmamoğlu: Bakın bu insanlar 16 aydır hapiste, 16 aydır tutuklu.

Hakim: Ekrem Bey savunmanızı yapıyorsanız savunmanıza geçelim. Savunma yapmayıp bu şekilde dönüp buraya pazarlık yapmak için geldiyseniz salondan çıkartacağım.

Ekrem İmamoğlu: Hayır, siz…

Hakim: Avukatlarımız hiçbir şekilde ses çıkarmasın.

Ekrem İmamoğlu: Şimdi bu noktadan bu noktadan bu niyetini tutun, bakın bu bu bu tutumla beni beni…

Hakim: Bakın burası böyle şey değil yani böyle söz hakkı vermeden rahatça bağırıp çağıracağınız yerler değil.

Ekrem İmamoğlu: Tamam bakın…

Hakim: Ekrem Bey ya savunmanıza geçelim kimlik tespitini alalım ya da savunma yapmayacaksanız sizi salondan çıkartacağım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, tekrar ediyorum, müsaade edin arkadaşlar. Sayın Başkan, tekrar ediyorum. Siz ağır bir hak ihlali yapıyorsunuz. Siz Türk yargısına büyük bir zarar veriyorsunuz. Siz açıklanamaz bir şekilde 9 Temmuz'u milat koydunuz. Ne adli tatil başlangıcı, ne Sayın mahkeme

Hakim: Duruşma günü verirken duruşma takvimini verirken altına gerekçe yazmaz şundan dolayı şu tarihte diye. Yani bunun neden böyle başka mecralara çekmeye ısrarla...

Ekrem İmamoğlu: Siz böyle yapınca uzuyor işte, siz yaptınız, siz uzattınız. Böyle yapınca uzuyor, müsaade edin, bitireyim.

Hakim: Ekrem Bey müsaade edin, müsaade edin.

Ekrem İmamoğlu: Tamam son cümlelerimi kurayım. Avukat Bey müdahil olmayın.

Hakim: Ne dinliyoruz şu an savunma mı alıyoruz? Ne dinliyoruz biz şu anda? Savunma mı alıyoruz, neyi dinliyoruz? Tamam, kimlik tespitini alalım. Ekrem Bey yani neden ısrarla? Bakın savunma yapmaktan kaçmaya çalışıyorsunuz. Kimlik tespitinizi alalım. Bu çok siyasi bir yaklaşım. Hayır, kimlik tespitini alalım. Ben hiçbir şey, ben kimseye zorla savunma yaptırmam.

Ekrem İmamoğlu: Ben savunma yapmam. Ben yargılayacağım, yargılayacağım.

Hakim: Sen yargılayacak makamda değilsin.

Ekrem İmamoğlu: Ben iddianameyi yargılamaya geldin. İddianame yapanlar…

Hakim: Sen buraya yargılanmaya geldin, burası senin yargılayacağın makam değil. Burası senin yargılayacağın makam değil, biz de senin yargılayacağın makamda oturmuyoruz. Biz seni yargılayacak makamda oturuyoruz. Hakkında 203 uyguladım, salondan dışarı çıkartın. Alın, dışarı çıkartın.

Ekrem İmamoğlu: Benim Ankara'da yargılayacaklarım, buradaki yargıyı yürütmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı bir çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir. Ben millete konuşuyorum. Millete yüzümüzü dönelim.

EKREM İMAMOĞLU MÜDAFİ AVUKAT HASAN FEHMİ DEMİR’İN MAHKEME HEYETİNE TALEBİ – 8 TEMMUZ 2026

Sanıkların sorgulanacağı iddianame, sizlerin de bildiği üzere, 4000 sayfadan ibaret ve on binlerce sayfa eki olan bir iddianame. Bu iddianamede toplamda 143 eylem sayılıyor. Bu 143 eylemin 43'ünden de Sayın İmamoğlu, “örgüt yöneticisi” olduğu iddiasıyla, bildiğiniz üzere, sorumlu tutuluyor. Dolayısıyla bu 143 eylemle ilgili olarak ki, bu eylemlerin çok önemli bir bölümünde şahsi olarak kendisinin iştirak ettiği iddiası yok malumunuz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin 5. fıkrası uyarınca sorumlu tutuluyor. Dolayısıyla söz konusu eylemlerle ilgili olarak diğer sanıkların yaptığı savunmalar, şüphesiz aynı zamanda Sayın İmamoğlu'nun da savunması niteliğindedir. Bu sebeple daha önce Sayın Murat Ongun'un ve Sayın Fatih Keleş'in avukatlarının savunmasının yarıda kesilmesi, aynı zamanda Sayın İmamoğlu'nun da savunma hakkının sınırlandırılması anlamına gelmektedir.

Diğer yandan biraz önce huzurunuzda Ekrem Bey, bu savunmaların tamamlanmasını, zira kendi savunmasının da bunların üzerine kurulacağını size açıklıkla anlatmaya çalıştı. Siz de yanıt olarak; bugüne kadar avukatların çok uzun konuştuğunu, sizin sabır gösterdiğinizi ve bu sebeple geride kalan 9 Temmuz'da da duruşmayı mutlaka bitireceğinizi belirterek ki, gerçekten bir gerekçe göstermediğiniz için bu 9 Temmuz ısrarınızı da anlamak mümkün değil. Çünkü bizim görebildiğimiz kadarıyla 2-3 gün daha ilave etseydiniz sorgulara, bütün sanıklar sorgularını tamamlamış olacaktı, siz de değerlendirmiş olacaktınız. Fakat bir programdan söz ediyorsunuz, yargılamanın uzamasından söz ediyorsunuz.

Sayın Yargıçlar; yargılamanın uzaması iyi bir şey değildir şüphesiz ama yargılamanın uzamasının engellenmesi, eğer savunma hakkının sınırlandırılması ile gerçekleştirilecekse, bu en kötüsüdür. Maalesef bugün burada sizin tutumunuzla karşılaştığımız, gözlemlediğimiz husus budur. Savunma, şüphesiz hakkını kullanacaktır. Ne kadar gerekiyorsa o kadar konuşmalıdır. Özellikle somut dava örneğinden yola çıktığımızda; 143 eylem, 40 eylem, 30 eylem hiç önemli değil. Ama netice itibarıyla iddianamedeki müfret anlatımlar, sadece iddianamenin yüzde iki buçuğunun sözde "etkin pişman" veya "itirafçı sanık" diyebileceğimiz kişilerin beyanlarına dayalı olması karşısında, burada 1,5 yıldır yaklaşık tutuklu olan kişilerin eylemleri izah etmeye çalışması ve dolayısıyla heyetinizi aydınlatmaya çalışması kadar doğal bir şey olamaz takdir edersiniz.

Oysa siz, belli bir süre sınırı koyarak ki, bu sınırın uzaması evet bunlar bir sorgudur. Avukatların şüphesiz esas hakkında savunma yapıyor durumda olmaması gerekir, sorguya karşı beyanlarını ifade etmesi gerekir ki; Ekrem Bey'e aslında fırsat tanınmış olsaydınız heyet olarak, emin olun üçümüzün beyanları, yani 1 saat demiyorum ama 2 saati aşmayacaktı aslında. Yanlış tartışmalar da boşu boşuna olmayacaktı. Ancak gerçekten anlayamadığımız bir sebeple, bizi aydınlatırsanız da çok memnun oluruz, tutumunuz hakkı sınırladığı gibi, Ekrem Bey'i de duruşma salonundan çıkardınız. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 203. maddesini kullanıyorsunuz, güzel. Takdirinizle kamu gücünü kullanıyorsunuz. Fakat bunu kullanırken 203'ten, 203 ve 204'ün diğer bentlerini de uygulamanız lazım. Örneğin Ekrem Bey huzurunuza geldiğinde, 203. maddede yazıldığı üzere, emredici, yokluğunda yapılan işlemleri Ekrem Bey'e özetlediniz mi? Bakın kovuşturma süresi boyunca heyetinizin bugüne kadar usule aykırılıkları sayısız. Tutanak tutmuyorsunuz. Kimlerin salonda bulunduğuna ilişkin bir yoklama yapmıyorsunuz. Ara kararları vermiyorsunuz ama bu arada bir sürü müzekkere yazmaya devam ediyorsunuz.

Hakim: Sanık avukatlarından da alamıyoruz yoklamayı. Sanık avukatlarımızdan da alamıyoruz aynı şekilde. Salonda bulunanlardan mesela bu hususta görevli arkadaşlara da delege ettim. Avukat mı değil mi? Avukat kadrolarına geçiyor. Vekalet ilişkisi var mı yok mu? Hiçbir şekilde bakın biraz önce de yaşadık bunları. Normalde biz bunu tensip zaptına avukat bey belirtti. Yasaya aykırı bir işlem de yapmadık her avukat açısından burada örgüt iddiası bulunduğu için 3 avukat sınırlaması yaptık. Şimdi şurada salonda tutuklu olan 50 küsur sanığımız var. Avukat sayısına bakarsanız hiç 3 avukat sınırlaması var gibi durmuyor burada. Yani aleniyet ilişkisi seyirci bölümünden olur avukat bey, avukat bölümünden olmaz. Burada gelip de sıfatını bilmediğim bir avukat buradan bana, buradan bana heyete laf atıyor. Biz buna ilişkin hiçbir işlem yürütmüyoruz çünkü tanımıyoruz, kim olduğunu bilmiyoruz.

Av. Hasan Fehmi Demir: Bakın Sayın Başkan...

Mahkeme Başkanı: Ne yapabilirim? Ben, ben mi inşa ettim binayı? Durum böyle.

Av. Hasan Fehmi Demir: Sayın Başkan, müsaade ederseniz bu itirazınıza da bir yanıt vermek isterim.

Mahkeme Başkanı: Yokluğunda yapılan işlemleri de kendisine okuyacaktım ancak başlayamadım kendisine. Yokluğunda yapılan üç işlem var zaten onunla ilgili zaptı da kendisine tebliğ edeceğiz zaten. Yokluğunda yapılan üç işlem var, sanıklar tebliğ edecektik kendisine. Herhangi bir usul eksikliğimiz yok orada. 204 hükmünün ben de farkındayım. Sanık hakkında 203 uygulanmışsa yokluğunda yapılan işlemler kendisine okunur. Bunu anladık, biz de bunun farkındayız ancak yapamadık kendisiyle bu durumu yani.

Av. Fikret İlkiz: Kabahat bizim yani.

Av. Hasan Fehmi Demir: O noktaya geliyorsunuz. Şimdi avukat sınırlaması Sayın Başkan şüphesiz çok sayıda sanığın bulunduğu yargılamalarda bazı güçlüklerin yaşandığı bir gerçek. Ancak avukat sınırlaması konusu bizim algıladığımız şekliyle 3 avukat söz alabilir ama bir kişinin 10 tane avukatı varsa 10 tanesi de vekalet sunmadan duruşmada hazır bulunabilir. Dolayısıyla bu argümanınızı savunma makamı olarak kabul etmediğimizi size iletmek isterim. Bir hakkın kullanılmasında gönül borcu duyacak veya bize göre adaletsiz otorite kullanımına boyun eğecek, biat edecek avukatlar değiliz. Hiçbir avukat meslektaşımız bunu kabul etmez. Bir realite var. Bugün burada savunma hakkının tamamen ortadan kaldırılmasına sebebiyet veren gerçek sebep, talihsiz aslında ne yazık ki bir mahkeme başkanının söylememesi gerektiği şekilde "savunma yapmaktan kaçıyorsunuz" dediniz müvekkile. Bu sanıyorum bir anlık kontrol dışı söyleminizden kaynaklandı. Çünkü bir yargıcın...

Hakim: Avukat bey, söz hakkı almadan polemiğe girelim diye mi yani? Tanık hakkındaki görüşünü aldık, susma hakkını kullanmasına karar verdik. Sizin beyanınız, savunmanız olacaksa alayım; yoksa müvekkilin savunmalarından sonra ayrıntılı beyanda bulunacağız derseniz o şekilde geçeceğim. Yani hani polemiğe girmeye gerek...

Av. Hasan Fehmi Demir: Bitiriyorum. Bitiriyorum. Polemiğe girmek ben de istemem, işim değil. İşimin de çok bilincindeyim. Polemik yaratanın kim olduğunu da kamuoyu takdir etsin. Son olarak şunu söylemek isterim, Sizin, müvekkilin savunma yapmayacağı şeklinde bir beyanı hiçbir şekilde olmadı. Sözlü kayıt var, bunlar tutanakta da görünebilir. Müvekkil sorgusunun yapılmasını arzu ediyor, kendisini savunmak istiyor ancak yeterli sürenin verilmesini de istiyor. Bu birkaç günü aşan bir süre değildir. Biz de onun müdafileri olarak sorgusu üzerine söyleyeceklerimizi siz sayın heyete iletmek istiyoruz. Dolayısıyla susma hakkının kullanıldığı sayılmasına, kullanılmış olmasının sayılmasına şeklinde verdiğiniz karar hem gerçeğe hem de hukuka çok açık olarak aykırıdır. Sizden bunu düzeltmenizi talep ediyoruz. Teşekkür ediyorum.

EKREM İMAMOĞLU MÜDAFİ AVUKAT FİKRET İLKİZ’İN MAHKEME HEYETİNE TALEBİ – 8 TEMMUZ 2026

Av. Fikret İlkiz: Bir karar verdiniz. O kararınız bakımından özellikle yazdıklarınızın tümü olana aykırı. SEGBİS çözümü yapıldığı zaman, eğer ki siz o SEGBİS çözümüne söylediklerinizi yazarsanız, hitaplarınızı yazarsanız söylediklerimin tümünü geri alıyorum. Ve ayrıca lütfen, heyet üç kişiden ibaret, karışmayınız. Çok kısa bir şey söyleyeyim. “Ben” dedi, buradayken, atmadan önce siz, duruşmadan önce “sorgu vereceğim”. “Ben” dedi, “savunma vereceğim.”

Hâkim: Avukat Bey çarpıtmayın. Ben kaydı içeride izledim.

Av. Fikret İlkiz: Ben hiçbir şeyi çarpıtmıyorum.

Hâkim: Kaydı izledim ben. Savunma yapmayacağını açık açık söyledi. “Ben buraya savunma yapmaya gelmedim, savunma yapmayacağım” dedi. Kaydı izledim, dosyada. Alırsınız kaydı, incelersiniz tek tek görüntü kaydını. Biz burada olmayan hiçbir şeyi tutanağa yazmadık. Bugüne kadar bütün SEGBİS kayıtlarında benim söylediğim, ağzımdan çıkan her söz kayıtlara aynen geçirildi. Söylemediğim bir sözün yazıldığını düşünüyorsanız onun görüntü kaydını da gerektiği takdirde, arzu ederseniz izlersiniz.

Av. Fikret İlkiz: Söylemediğiniz bir söz demedim. Söylenen her sözün geçirilmesi anlamındaki SEGBİS kayıtlarından bahsettim. O zaman sizin iyi niyetli olmayan tavır bakımından meslektaşlarınızı suçlamanız açısından özellikle söylüyorum. “Biraz da bu hale gelmesine sebep olan sizsiniz” dediniz zaten. Ama Ekrem İmamoğlu'ndan bahsediyordum, birdenbire bu sözü kesmiş olmanız nedeniyle, savunmayı kestiğiniz için, bize söz verdiğiniz halde araya girdiğiniz için söylemek zorunda kalıyorum. Sadece şunu söylüyorum. Sözlerinizi lütfen SEGBİS’e söylediğiniz biçimiyle aynen geçmenizi talep ediyorum. Çünkü şimdi girmeyeyim, nasıl olsa biz savunma yaparken onu söyleyeceğiz, “Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz?”, “Hayır” dedi kendisi. Yani bizim müvekkilimiz “Hayır” dedi. Ve bu anlamda sorgudan önce, sizin deyiminizle “Savunmadan önce olması gereken bazı itirazlarım var, bunları anlatacağım” dedi. Yoksa sizin söylediğiniz gibi burada iyi niyetli olmayan sanık kim? Burada iyi niyetli olmayan avukat kim? Nasıl oldu da bu sonuçlara vardığınız konusunda, nasıl oldu da bizim 9 Temmuz'dan önce sizin programınızı aksattığımızla ilgili olmak üzere ve yaptığınız hesaba göre iki gün kaybetmenin bu anlamdaki faturasını bize çıkarıyorsunuz?

Sonuçta sanıklar sorgularını verdiler. Neye karşı? İddianameye karşı sorgularını verdiler. Biz ne yapmalıydık? Sorguya karşı bir diyeceğimiz var mı, yok mu? Aslında biz bunu anlatmalıydık, bunu söylemeliydik. Tam da dediğiniz gibi o zaman savunmaya döndü. O zaman herkes iddianamenin içine çektiği ve istinatlarla birlikte olup ve sonuç olarak da istinatlardan bahsetmek suretiyle bir savunma yapıp yapmamak ya da sorgu verip vermemek gibi bir konuya bizi hapsedemezsiniz. Onun için ileri sürülen, anlatılanlar talep olarak baktığımız zaman, hiçbir savunmadan kaçmıyoruz biz. Ekrem İmamoğlu hiçbir savunmadan kaçmıyor.

Evet, şu söz doğrudur. 10 Mart 2026 tarihinde ben de söyledim. Hiç ben demekten hoşlanmam ama ben de söyledim. Kim hakkında bir iddianame düzenlerseniz, kimi yargılamak için bir ceza davası açarsanız, yargıladıklarınız savunmalarıyla yargılar. Bu bir sözdür, bu bir tavırdır, bu bir yaklaşımdır. Bir de o anlamda sanığa uygun bir ortamı sağlamak önemlidir. Huzur içinde bir savunma yapmasını sağlamaktır. Çünkü sadece size sunuyorlar. Başka bir anlatımla, sizin karşınızda iddianameye karşı cevap veriyorlar. Ne var bunda? Siz iddianameleri yazıp hazırlayıp bizim önümüze getirdiğiniz zaman, biz bu iddianameler konusunda sizin söylediğiniz istinatların içine çekilmek suretiyle onlara cevap vermek mecburiyetinde miyiz?

Onun için Ekrem İmamoğlu sorgudan kaçmadı. Ekrem İmamoğlu sorguyu verir. Savunmasını da verir. Ha, biz size şimdi bütün bunları söylemiş olmakla ukalalık ediyoruz ya da yüksek perdeden konuşan avukatlar olarak gözünüze gözüküyorsak, evet öyleyiz. Söyleyeceklerim bunlardan ibaret.

EKREM İMAMOĞLU MÜDAFİ AVUKAT TORA PEKİN’İN MAHKEME HEYETİNE TALEBİ – 8 TEMMUZ 2026

Öncelikle şu CMK 204 meselesini söylemek lazım. CMK 204 ile ilgili fırsat olsaydı okuyacaktım dediniz. Okumama anınız kuşkusuz sorgunun başlamasından önce olması gerekiyor, bu 1.'si. 2.'si de nasıl ne diyecektiniz? Onu ben söyleyeyim size. Bu tutanaklar okunmayacaktı diyecektiniz sizin yorumda. İnanmıyorsanız dinledik. Bunca yıldır dinledik. Bahse gerek dinledik. Daha sonra tutanaklardan okursunuz bu kadar tek bir cümle söyleyeceksiniz. Siz de biliyorsunuz onun öyle olduğunu. Halbuki ne diyor maddenin gerekçesi? Eğer bakarsanız 204. maddenin geç gerekçesi, "Hüküm çıkarılan sanığın duruşmanın yerine alınabilmesini sağlamak üzere bu hususta görevli olanlar tarafından duruşmanın sonuna kadar adı geçen muhafaza altında tutulacak ve kendisine her duruşma sonunda katip, zabıt katibi tarafından bulunmadığı duruşmalara ilişkin tutanaklar okunacak." Şimdi sizin tutanağınızda olmadığı için zaten yerine getiremeyeceğiniz bir şey söyleyecektiniz. Bunu öncelikle düzeltmek isterim.

“Savunma vermekten niçin kaçıyorsunuz” dedi? O duruşmada müvekkilim geldi, ilk celsede dinlenmeliyim, sorgu vermek istiyorum dedi. Bugün geldi, son sırada kabul etmediniz, o gün almadınız savunmasını, demek ki kaçmadı, bu da gerçek dışı. Kaçmadı, istedi vermek, vermediniz. 4 ay sonra geldi, son sırada vermek üzere geldi. Ama dedi ki, "Önce şu savunma haklarını kısıtlayan dayatmalarınızı geri alın." Talebi bundan ibaretti. Şimdi bu okuduğunuz tutanak, tamamen gerçeğe aykırı bir tutanak. Burada herhalde ya biz başka salondaydık ya siz başka salondaydınız. Hiç öyle dediğimiz bir o olmadı ve bu laflarınızı ayrıca yazsaydınız keşke madem şey arkasındasınız. Öyle anlıyorum, verdiğiniz cevaptan. Bu şekilde baktığınızda ya almış olduğunuz kararın hukuka aykırı olduğu tartışmasız ama sadece hukuka aykırı değil, sadece adalete aykırı değil, belki bunlardan daha öte hakikate aykırı, gerçeğe aykırı. İşlemleriniz maalesef hakikat dışı ve gerçekten gerçeklik duygumuzu yitiriyoruz burada sizin yapmış olduğunuz bu sözde yargılama altında. Ona ben de bunlardan artık kaçınmanızı, usul kanununa uymanızı talep edeceğim fakat usul kanunu konusunda asla anlaşamıyoruz. Son sözüm bu.

Bizim usul kanunu burada. Böyle bir kitap işte. Sizin usul kanununuz 1 sayfa. 1 sayfa, o 1 sayfada CMK 203 yazıyor, biraz da 204 yazıyor. CMK'dan bugüne kadar dayandığınız tek madde CMK 203. Duruşma düzenini bozanın dışarıya çıkarılması. Bir de onu uyguluyorsunuz, onu da yanlış uyguluyorsunuz. Onu uygularken ki o arada Savcı Bey'in duruşma devam ederken siz ona söz vermeden, mütalaa için söz vermeden oradan atılıp 203'ü uygula, 203'ü uygula dediği gözümüzden kaçmadı. Ben böyle bir kepazeliği ilk kez görüyorum.

Savcı: Lütfen üslubunuzu koruyun Avukat Bey. Evet. Lütfen üslubunuzu koruyun. Avukat Bey o kelimeyi aşmayın.

Tora Pekin: Sonra bitiriyorum sözümü, bitiriyorum, bitiriyorum, bitiriyorum Sayın Başkanım, bitiriyorum Sayın Başkanım. Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Hakim: Avukat bey, Savcı Bey'in belirttiği gibi, belirttiği söze, evet, söz hakkı istemeden söze müdahil oldu da salondaki bütün avukatlarımız da aynı şekilde. Hakimin belirttiği, hakimin belirttiği fıkrasını da uyarın aynı şekilde.

Tora Pekin: Peki, kepazelik, “kepazelik” sözünü geri alıyorum. Kepazelik sözünü geri alıyorum. Ben bu kadar yanlış, bu kadar kötü bir uygulama şimdiye kadar görmedim, ilk kez ilk kez böyle bir şeye şahit oldum. Sizin herkesten önce, mahkeme başkanı, heyet başkanının buna karşı çıkması gerekir. Onu da yapmadınız. Nihayetine gelir gelirsek eğer, hukuka uygun bir yargılama yapma yönünde bir talebimiz var. Savunma haklarının kısıtlanmaması yönünde bir talebimiz var. Sorgunun alındığına ilişkin verdiğiniz gerekçelerin hepsi gerçek dışı, gerçek dışı olduğu için kanuna uygun olması da mümkün değil. Yanlış bir uygulama içindesiniz, bunlardan vazgeçmenizi talep ediyorum.

Davada bugüne kadar neler oldu?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

BİRİNCİ DURUŞMANIN İLK OTURUMDAN BU YANA 51 SANIK TAHLİYE OLDU

Mahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB'de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB'de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB'de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu'nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney'in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak, Medya A.Ş eski Genel Müdürü Elif İpek Atayman, reklamcı Hasan Yalaz, Kültür A.Ş Genel Müdür yardımcısı Erdinç Çolak, reklamcı Alper Aydın, reklamcı Yunus Göçer, iş insanı Ahmet Güllü, İBB Muhtarlıklar Daire Başkan Yavuz Saltık, İBB Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu, İBB Kültür A.Ş. Eski İhale ve Satın Alma Müdürü Halit Burak Atalan’ın tahliyelerine karar verdi.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları