loading
close
SON DAKİKALAR

Esra Özakça: Kanun Hükmünde Kararnamelerle herkesi örgüt üyesi ilan ettiler

Esra Özakça: Kanun Hükmünde Kararnamelerle herkesi örgüt üyesi ilan ettiler
Tarih: 13.07.2017 - 09:58
Kategori: Gündem

Esra Özakça: Türkiye’de sokakta yürürken bile, örgüt üyesi suçlamasına maruz kalabilirsiniz. Kanun Hükmünde Kararnamelerle herkesi örgüt üyesi ilan ettiler.

Esra Özakça, örgüt üyesi oldukları yönündeki iddialara, "Türkiye’de sokakta yürürken bile, örgüt üyesi suçlamasına maruz kalabilirsiniz. Kanun Hükmünde Kararnamelerle herkesi örgüt üyesi ilan ettiler" şeklinde yanıt verdi. 

Hürriyet'ten Ayşe Arman, KHK ile ihraç edildiği işine dönebilmek için 127 gündür açlık grevi yapan ve 23 Mayıs'tan beri tutuklu bulunan eğitimci Semih Özakça'nın kendisi de açlık grevi yapan eşi Esra Özakça ile konuştu.

Esra Özakça, eşi Semih Özakça için, ''Yüzde bir milyon haklı bu adam! 'Haksız yere işten atıldık, bize işimizi geri verin!' diyor. Ve bunu, sadece kendisi için değil, haksızlığa uğrayan herkes için yapıyor. Bence müthiş onurlu bir şey yapıyor'' dedi.

Ayşe Arman'ın Esra Özakça ile yaptığı söyleşi şöyle:

Eşin Semih, 126 gündür ölüm orucunda. Sen ne durumdasın? Senin ruh halin nasıl?

- Herkes gibi Nuriye Hoca ve Semih’in sağlığından çok endişeliyim. Elimde değil, korkuyorum. Sonra kendime kızıyorum, endişelenmemeye, aklıma kötü şeyler getirmemeye çalışıyorum. Bu kadar uzun süre açlığın insan bedeni üzerindeki etkileri tam olarak kestirilemediğinden kalbim ağzımda. Beni de gözaltına almışlardı, evvelsi gün serbest bıraktılar. Görüş günümüzdü, koştum cezaevine Semih’in yanına gittim...

Ne yapıyorsun onu görünce? Âşık olduğun adam, 25 kilo zayıflamış durumda, kas sistemi çökmüş durumda... Ağlıyor musun?


- Duygulanıyorum ama ağlamama Semih müsaade etmiyor! O durumdayken bile bana espriler yapıyor. “Ooooo! Bırakmışlar seni! Oysa, kadın hapishanesi bizim binaya yakın. Tüh! Aynı kampusun içinde olacaktık!” diyor, beni güldürüyor...

Kapalı görüş müydü önceki günkü?

- Evet, cam vardı aramızda. Görevliler sonradan dediler ki, kapıya kadar tekerlekli sandalyeyle gelmiş, ben görmeyeyim diye köşede inmiş sandalyeden, bana doğru yürümüş. Tabii yürümesi de epey aksıyor artık. 126 gündür yemek yemeyen bir insanın bütün bedeni, kas sistemi bir şekilde zarar görüyor. Fiziksel olarak çöküş yaşıyor. Ama Semih’in morali Allah’a şükür çok iyi...

Polisler seni niye aldılar?

- Ben de açlık grevindeyim, o gün 45. günümdü, Konur Sokak’taydık, birden bir polis topluluğu belirdi önümüzde, apar topar gözaltına aldılar. Semih’le ilgili Twitter paylaşımlarından dolayı almışlar. “O, benim kocam, iyi günde, kötü günde her zaman yanında olacağım. Tabii ki onu destekleyen tweet’ler atacağım!” dedim. Sonra adliyeye çıkarıldım ve evvelsi gün serbest bıraktılar...

Senin açlık grevi yapmanın sebebi ne? Eşinin neler yaşadığını anlamak mı, yapılanı protesto etmek mi?

- İkisini de içeriyor aslında. Semih açlık grevinin 75. gününde gözaltına alındı. Dosyası bomboştu ve çok haksız bir tutuklamaydı. “Semih ve Nuriye Hoca serbest bırakılana kadar ben de açlık grevinde olacağım!” dedim ve o gün başladım. Hâlâ da devam ediyorum...

Sen kaç kilo verdin?

- Semih başladığında, tutuklanmadan önceki 75 gün açlık grevinde değildim ama o dönem 6-7 kilo kadar vermiştim. Şimdi de 8-9 kilo kadar verdim. Toplam 16 kilo, Semih’inki ise 25 oldu...

O İÇERİDE BEN DIŞARIDA ERİYORUZ

İnsan sevdiği adam içeride erirken ne hisseder?


- O da dışarıda erir! Dışarısı da “dışarısı” olmaz! Ben de onunla içerideyim, o neredeyse ben de oradayım. Semih yemiyor, içmiyor; benim de boğazımdan bir şey geçmiyor. Canımdan bir parçanın erimesini izlemek gerçekten kolay değil. Ama onun kararına iradesine saygı duyuyorum. Asla bir laf etmedim. Annesi dedi, benim annem dedi, akrabalarımız dedi, herkes dedi...

“Bırak!” mı dedi?


- Evet. Nihayetinde hayatı söz konusu, “Evladım vazgeç!” dediler. Ama sonuna kadar haklı olduğu bir şey. Dolayısıyla, ben sadece saygı duyduğumu söyleyebilirim...

İyi de “Şurada yaşayacağımız bir hayat, bırak artık, hayata dön, bana dön!” demiyor musun?

- Hayır, bunu hiç demedim, diyemem. Çünkü bu, ondan başka bir yaşam istemek olur. Onun iradesine, hayat duruşuna, kararlarına saygısızlık olur. İnandığı, uğrunda savaştığı bir şey olmazsa, Semih yaşayamaz. Ve yüzde bir milyon haklı bu adam! “Haksız yere işten atıldık, bize işimizi geri verin!” diyor. Ve bunu, sadece kendisi için değil, haksızlığa uğrayan herkes için yapıyor. Bence müthiş onurlu bir şey yapıyor...

HEM ARKADAŞIM HEM KOCAM HEM SEVGİLİM HER ŞEYİM SEMİH BENİM!

Ne zaman, nasıl tanıştınız?

- Semih benim üniversiteden sınıf arkadaşım. Sinop Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği’nde aynı sınıftaydık. 3. sınıfa kadar birlikte okuduk...

Nasıl bir aşk sizinki?

- Büyük aşk, tarifi yok, o kadar büyük. Savunmamda da söyledim, “Eşimin arkasında durmam sorgulanamaz! Toprağın altına girse bile, onun arkasında ve yanında olmaya devam edeceğim!” Böyle bir aşk...

Hangi özelliğine âşık oldun?

- O kadar çok ki, hangi birini sayayım. Müthiş sevecendir Semih, iyi kalplidir, eşitlikçidir, hakkaniyetlidir, merhametlidir, adaletlidir. İnsandır benim kocam. Dünyanın en güzel gülüşlü adamıdır. Bir bakar insanın yüzüne, güneş açar yüzünüzde. Sakin, sabırlı ve dingindir. Benim tam tersim aslında. İnanılmaz bir şekilde birbirimizi tamamlıyoruz ama. Ben onunla varım, onunla birim. O kadar ortak noktamız var ki. Hem arkadaşım hem kocam hem sevgilim her şeyim Semih benim. Her şeyin temelinde de biz çok iyi iki arkadaşız. Birlikte çok badire atlattık, çok zorluklar çektik...

Neler mesela?


- İkimiz de öğretmeniz. Ama mezun olduk, atanamadık. Memleketlerimize döndük. Ben Aydın’da ücretli öğretmenlik yaptım, o da Eskişehir’de farklı işlerde çalıştı. Sonra askere gitti, ben atandım. Sonra o da atandı. Yine ayrıydık, çünkü başka bir yere atandı. 3 yıl ayrı kaldık ama aşkımız hep devam etti, hiç kopmadık. O süre zarfında toplam 10 gün görüşmüşüzdür...

Nasıl haberleşiyordunuz?

- Biz biraz eski zaman insanları gibiyiz. Nostaljik de bizim durumumuz, mektuplaşıyorduk. Ama tabii, diğer iletişim cihazlarını da kullanıyorduk. Şimdi de mektuplaşıyoruz. Ama son dönemde Semih’in kol kasları izin vermediği için artık yazamıyor...

Askerden gelince o nereye atandı?

O Erzurum’a, ben Mardin’e...

Siz, iki çalıkuşuydunuz...


Evet, ikimiz de sınıf öğretmeniydik. Ben, köy öğretmeniydim. İkimiz de varlıklı olmayan ailelerin çocuğuyuz. Çok çabaladık hayatta. Ne başardıysak gerçekten tırnaklarımızla başardık. Hele Semih’in babası yok, dedesi büyütmüş onu. Çok okuyan, çocukları çok seven, çok iyi bir öğretmendir.

Sonra peki nasıl evlendiniz?


- 19 Mayıs’ta ben onun ziyaretine gitmiştim. Birlikte Ani Harabeleri’ne gittik, orada bana teklif etti. Dünyalar benim oldu! Ona nefessiz bırakacak kadar sıkı sarıldım, ömrümün sonuna kadar da yanında olacağımı, hep sarılacağımı söyledim.

Kaç yaşındaydınız?

- Şu anda 28’iz, o zaman 25’tik...

Peki sonra...

- Evlendik ama biz evliyken de 6 ay ayrı kaldık. Eş durumu ataması bir türlü olamadı. Nihayet kavuştuk derken, bu sefer de memurların, özlük haklarına dayalı değişiklikler başladı. Eğitim sisteminde ani değişiklikler oldu. Biz işimizi iyi yapmaya çalışan genç, idealist öğretmenleriz fakat sürekli zorluklar yaşadık. Sonunda Semih, eş durumuyla Mardin’e geldi, ben köyde öğretmendim, o ilçe merkezinde. Ama sadece bir buçuk sene birlikte kalabildik. Sonra bu olay oldu...

“Semih ile Nuriye” 127 gündür açlık grevinde... Cezaevi koşulları nasıl?

- Nuriye Hoca ve Semih, cezaevine girdiğinde, onlarla bir heyet görüşmüş ve demişler ki, “Bilinciniz kapandığında biz size müdahale edeceğiz!” Onlar da cezaevinin onlara tayin ettiği doktorları reddetmişler ve demişler ki, “Bizim ilk günden bu yana takip eden doktorlarımız var Ankara Tabipler Odası’ndan, onlar bizi takip etsin!” Ama Adalet Bakanlığı buna izin vermedi.

Peki şimdi durum ne?

- İçeceklerini ya kendileri hazırlıyor ya da koğuş arkadaşları. Tabipler Odası takip edebilmek için sürekli başvuruda bulunuyor, sürekli reddediliyor. Avukatları her gün onları görüyor, hem sağlıklarını kontrol etmek hem de varsa şikâyetleri öğrenmek için. Onların ilettiklerini, biz buradaki doktorlara soruyoruz. Bu, çok sağlıklı bir yöntem değil ama şu an, bir doktor kontrolü söz konusu değil...

Peki onlara, “Şu kadar tuz, şu kadar şeker, şu vitamini almalısınız!” diyen kim...

- Biri yok, kendileri. Bir de öncesinde yaşadıkları 120 günün tecrübesine göre davranıyorlar. Mesela tuzu çok mu aldılar? Diyor ki, “Ödemim oluştu tuzu azaltmalıyım!” Çok da seçenekleri yok. Dediğim gibi, biz belli şikâyetlerini doktorlara aktarıyoruz ama tabii doktorların görmeden karar verebileceği şeyler değil, haliyle onlar da genel tavsiyelerde bulunuyorlar...

Organlarından ne kayıplar verdiler şimdiye kadar?

- Çok ciddi bir kas yıkımı söz konusu. Özellikle Nuriye Hoca’nınki. Semih de boynundan çok şikâyetçi. Ve böbrek ağrısı ikisinde de çok fazla. Büyük ihtimalle böbrekleri durumdan çok etkileniyor. Ama ne boyutta bir yıkım var ve ne aşamada, onu bilemiyoruz. İkisi de tutunarak yürüyor artık...

KAS SİSTEMLERİ ÇÖKTÜ ARTIK ZOR YÜRÜYORLAR

25 kilo vermek çok ciddi bir şey...

- Evet. Açık görüşte sarılabiliyoruz. Geçen açık görüşümüzde dedi ki Semih bana, “Çok zayıflamışsın kemiklerin sayılıyor”. “Bana diyene bak!” dedim. En zor anımızda bile sevgi doluyuz. Ama şu anda eski resimlerimizden çok farklıyız. Bir de biz çok hayat dolu, yemeyi çok seven bir çifttik, birlikte bir şeyler hazırlamaya, sofra kurmaya bayılırdık. Evvelsi günkü görüşte, yine geçen sene gittiğimiz Marmaris tatilimizi konuştuk. Bir çadır kampa gitmiştik, çok güzeldi, o anlardan söz ettik...

Peki Allah korusun, bilinçleri kapanırsa, cezaevi “Biz size serum vereceğiz!” derse ne olacak...

- Evet, onlar da böyle düşünüyor. Ve yönetmelik de Türkiye’de buna imkân sağlıyor. Bunu reddeden uluslararası anlaşmalar var ama Türkiye böyle bir yönetmelik getirmiş cezaevlerine. Gerçi şu anda böyle bir şey söz konusu değil. Semih’in hafızası da gayet yerinde. Çok fazla okuyor. En çok şikâyet ettiği şey, kitap sınırlaması. Bu, Nuriye Hoca için de geçerli...

Aileler ne sıklıkla ziyaret edebiliyor?

- Biz her pazartesi görebiliyoruz Semih’i.

Dilim varmıyor sormaya ama ne zaman geri dönülmez sınıra geliyor insan?

- Kesin bir şey yok! Kişiden kişiye değişiyor. O kişinin sağlık durumuna, genetik yapısına göre farklılık gösteriyor. Ama artık bizimkiler çok zor bir sürece girdiler...

İKİ ÖĞRETMEN, İŞLERİNİ GERİ İSTİYOR

“Ne var ki! Ölmek istemiyorlarsa, yemek yesinler!” diyenlere cevabınız nedir?

- Aslında zamanla her şeye tepki vermemeyi de öğrendik! Nuriye Hoca ve Semih diyor ki, “Biz ölmek istemiyoruz, biz hakkımızı arıyoruz. Biz talebimizin yerine getirilmesi için bunu yaptık!”

Sizce bu duruma son vermenin yolu ne?

- Bir an önce haklı taleplerin yerine getirilmesi tabii ki! Yerine getirilemeyecek bir şey de yok. İki öğretmen işlerini geri istiyor. Bundan daha sade, daha basit bir şey olabilir mi?

BİNLERCE İNSAN SOMUT DELİL OLMADAN İÇERİDE!

Örgüt üyeliği suçlaması için siz ne diyeceksiniz?

- Bakın, böyle bir suçlama için kanıt göstermeniz gerekiyor. Beni de aynı şeyle suçladılar. Twitter’da eşimi falan paylaşmışım, tabii ki paylaşacağım. Nuriye Hoca ve Semih de aynı şeylerle suçlandılar, bir gazeteciye röportaj vermişler bilmem ne. Ortada somut bir delil yok. Ama Türkiye’nin hali bu. Binlerce insan somut delil olmadan içeride! Biz 250 gün boyunca örgüt adı mı kullanmışız, bir söylem mi söylemişiz, ne demişiz? Sadece “İşimizi geri istiyoruz!” demişiz. Türkiye’de sokakta yürürken bile, örgüt üyesi suçlamasına maruz kalabilirsiniz. Kanun Hükmünde Kararnamelerle herkesi örgüt üyesi ilan ettiler!

KHK İLE İŞTEN ATILAN ‘SOSYAL ÖLÜ’ KONUMUNDA

Ne hayaller kuruyordunuz geleceğe dair?

- Eskişehir’e tayinimizi bekliyorduk. Çok mutlu bir çiftiz biz, mutlu güzel günler hayal ediyorduk...

Öğretmenliği bırakalım filan...

- Biz bu işe çok emek vererek girdik. İkimiz de varlıklı ailelerin çocuğu değiliz. Bunun bir KPSS hazırlanma süreci oldu, yıllarca çok zor şartlarda işimizi icra ettik. Ben çok severek öğretmenlik yaptım, Semih de öyle. Neden kendi isteğimiz dışında mesleğimizden atıldık, yani bunu hazmetmek gerçekten kolay değil. Ve bir yandan da başka bir iş yapma imkânı yok. Kanun Hükmünde Kararnamelerle atılan insanlar “sosyal ölü” haline getiriliyorlar...

Nasıl yani?

- Şöyle ki, başka yerde iş bulduğunuz zaman bir SGK dökümü veriyorsunuz o yere. Orada yazıyor, “Şu kararnameyle atılmıştır!” diye. Ya buna cesaret edip işveren sizi alıyor, çoğunlukla da almıyor. Bir anda “sosyal ölü” oluyorsunuz. KHK’larla atılanlar arasında bir sürü intihar vakasından söz ediliyor...


ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları