loading
close
Dolar: TL
Euro: TL
Sterlin: TL
SON DAKİKALAR

Darbe mi yoksa darbe bahane mi?

Barış Terkoğlu
Tarih: 16.05.2024
Kaynak: Barış Terkoğlu - Cumhuriyet

Barış Terkoğlu; 11 yıl önceden bugüne baktığımda duygularım konuşuyor: "Darbedir darbe" diyenlerin darbesiyle bir kez daha karşılaşmayalım!

Yalnız olaylar hatırlanır sanırsın. Oysa duyguların da bir hafızası var.

Salı günü Bahçeli’nin bağrışı ile kafamı kaldırdım: "17/25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun."

11 yıl oldu. Yeni kuşaklar bilmiyor. 17-25 Aralık 2013’te FETÖ’nün yargı ve polis ayağı, AKP Hükümeti’ne yolsuzluk operasyonu başlattı. Bir grup muhalif FETÖ’yü görmeden sadece yolsuzluğu konuştu. Yandaşlar ise yolsuzluğa bakmadan sadece FETÖ tartışması yaptı. Benim gibi azınlıktaki bir kesim ise yolsuzluğun gerçek olduğunu ancak FETÖ’nün derdinin yolsuzluk değil iktidar savaşı olduğunu anlattı.

MHP 17-25’İN ARKASINDA

Peki MHP o gün neredeydi?

MHP’nin resmi sitesini açtım. 17-25 Aralık’ı konu alan tam 656 sonuç beni karşıladı. Tamamında, MHP, 17-25 Aralık’a destek veriyordu.

O kadar ki…

MHP, "17-25 Aralık Yolsuzluk Süreci ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi" isimli bir kitap bile çıkarmış. Önsözünü Devlet Bahçeli yazmış. Şöyle bitiyor: "‘Fakir’ istismarlarına, ‘biçare derviş’ çağrışımlarına karşılık bilinmelidir ki bu millet; 17-25 Aralık’taki tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk vakasını unutmayacaktır."

21 Ekim 2014’te, Bahçeli, grup toplantısında şöyle konuşmuş: "17 Aralık teorik planda kapatılsa da, maşerî vicdanda hâlâ açık, ahlak ve adalet nezdinde hâlâ kanayan yaradır. Bu yara kabuk bağlamadan, bu illet tedavi edilmeden, 17 ve 25 Aralık zanlıları mahkeme önüne çıkarılmadan adalet zehirli duman olacak AKP’yi boğup atacaktır."

Peki Bahçeli, o gün, 17-25 Aralık’a, darbe mi diyordu? Yanıtı kendi versin:

"17 Aralık soruşturmasının hükûmeti yıkmaya yönelik planlı bir eylemin parçası olduğunu iddia eden yanlı ve taraflı savcıyazdığı gerekçeli kararın içeriğinde pes doğrusu diyebileceğimiz detaylara yer vermiştir. Camiyi çalan kılıfını çoktan dikmiştir. Hakikaten de mızrak çuvala sığmamaktadır."

ERDOĞAN YARGILANSIN İSTEDİ

Bahçeli, o gün, 17-25’in hedefini bakın nasıl açıklamış:

"17-25 Aralık Soruşturmasıyla rüşvet yuvasına, hırsızlık kovuğuna adaletin sopası değmiş, içerideki karanlık simalar korkuyla birer birer dışarı çıkmışlardır. İşin vahim ve aslında çok da şaşırtıcı olmayan yanı, bu yuvanın mimarının bu kovuğun imalatçısının Recep Tayyip Erdoğan olmasıdır."

Hani Soylu eleştirilince Bahçeli kızıyordu ya… Bakın o zamanki İçişleri Bakanı’nı nasıl anmış:

"Yatak odasında para madeni işlettiğinden Zarrap’ın önüne yatmaktan başka çaresi kalmayan zavallı Eski İçişleri Bakanı…"

Bahçeli, 17-25 Aralık operasyonlarının siyasi temsilcisi ve devamcısı olduğunu, Erdoğan’a "17-25 rumuzlu kişi" diye seslenerek şöyle anlatmış:

"17-25 rumuzlu kişiye sesleniyorum, değil Çankaya’ya değil sözde Ak Saray’a; uzaya da çıksan nefesimiz ensende, elimiz yakandadır."

Bahçeli, Erdoğan’ın yargılanmasını istiyordu. Başbakan Davutoğlu’na şöyle seslenmişti:

"Sayın Başbakan, hakikaten de bir yolsuzluk stratejisi oluşturmak istiyorsan, önce işe kaynaktan, yani 17-25 Erdoğan’dan başlamalısın ki attığın taş ürküttüğün kurbağaya değebilsin."

17 Aralık günü Bahçeli’nin basın açıklaması halen MHP’nin sitesinde duruyor: "Meseleyi ‘Hükümet-Cemaat’ çekişmesine hapsetmek, yolsuzluklarla ilgili soruşturmayı zamanlama itibariyle manidar bulup yakın geçmişteki iktidar tasarruflarına misilleme olarak yorumlamak son derece maksatlı, son derece kasti ve oldukça da akıl dışıdır. (…) Geldiğimiz bu aşamada, hükümetin tüm kirli çamaşırları, tüm hukuksuz, vicdansız ve kural tanımaz aşırmaları deşifre edilmelidir. AKP iktidarı millet önünde yargılanmalıdır."

Bahçeli’nin "17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası" ilan etmesinden, MHP’nin özel bir logo hazırlamasından, Bahçeli’nin makamındaki saati 17:25’te durdurmasından bahsetmiyorum.

Kısacası Bahçeli’nin 17-25 çıkışı açıkça görüldüğü gibi demogojiden ibaret.

DEVLET İÇİNDE SAVAŞ VAR

Peki bugün ne oluyor?

Açıkça söyleyeyim: İktidar içinde bilek güreşi var. Devlet yine kritik bir kavşakta. Tuğrul Türkeş’in tanımıyla "Azgın milliyetçilik" ile "muhafazakar milliyetçilik" iktidarın yönü konusunda ayrışıyor. Bir tarafında MHP’nin öte yanında "AKP içindeki MHP’sizlerin" olduğu çatışmanın merkezinde Süleyman Soylu ve Ali Yerlikaya var. Yeni bakanın adımlarındaki görüntü şuydu: MHP ve Soylu’nun sokaktaki ve devletteki gücü sınırlanıyor. Mafya ve kara para operasyonları da, Sinan Ateş cinayeti sonrasında ortaya serilenler de, güvenlik bürokrasisindeki yer değiştirmeler de bu nedenle MHP ve Soylucular’ın tepkisiyle karşılaştı.

Ayhan Bora Kaplan operasyonu, görüntüde sırtı sıvazlanarak büyüyen bir mafya grubunaydı. Ama herkes Kaplan’ın adını Soylu ile birlikte anıyordu. Sinan Ateş cinayeti soruşturması görüntüde katillereydi ama herkes cinayetin MHP içine uzandığını görüyordu. 31 Mart sonrası CHP’de hesaplaşma beklenirken, MHP ve Soylucular bir başka hesaplaşmaya hazırlanıyordu.

Ergenekon kumpasını başlatan Tuncay Güney’in getirilip Polis Müdürü Adil Serdar Saçan’ın önüne konmasını, sonra da Saçan’ın Ergenekon’dan tutuklanmasını hatırlayın. Kumpas davalarında sürekli yer ve yön değiştiren gizli tanıkları hatırlayın. Bu kez de elde, önce Ayhan Bora Kaplan aleyhinde ifade veren ardından yurtdışına kaçıp saf değiştiren gizli tanık S.S. var. Operasyon yaparken, hukukun sınırlarını tanımayan üç polisi yemleyen S.S.’nin konuşma kayıtları iktidar içi hesaplaşmanın aracı oldu.

17-25 öncesinde, Fethullahçılar, kendilerine karşı her hamleyi "hedef biz değiliz Hükümet" diyerek yanıtlıyorlardı. Böylece cepheyi genişletiyor, odağı belirsizleştiriyor, saflarını kaynaştırıyorlardı. İktidarı ele geçirmeye hazırlanırken karşıtlarını darbecilikle suçluyorlardı. Aynı stratejiyi bugün MHP-Soylu kanadı uyguluyor. Gizli tanık S.S.’nin hesaplaşma için hazırlanmış kayıtlarıyla; Bekir Bozdağ, Abdülhamid Gül, Hasan Doğan gibi isimler haksız şekilde Kaplan dosyasıyla ilişkilendirildi. Böylece "hedef biz değiliz hükümet""mafya operasyonu değil darbe" algısı önümüze kondu.

Kim kazanır bilmiyorum. Açık olan bir şey var ki, Ankara’yı sallayan kavgada minimal hedef Ankara Emniyet Müdürü. İçişleri Bakanı Yerlikaya’nın da sonraki hedef olduğu anlaşılıyor. Maksimal hedef ise iktidarın bir süredir gevşeyen dizginlerinin yeniden ele geçirilmesi.

Bizim gibi iktidar savaşlarının dışında kalanlar ise hukukun dışına çıkan herkesten hesap sorulmasını bekliyor: Sokaktaki mafya temizlensin, Sinan Ateş’in katilleri bulunsun, devlet içindeki çeteler ayıklansın, gizli tanıklarla devletin hiçbir kurumu iş tutmasın…

11 yıl önceden bugüne baktığımda duygularım konuşuyor: "Darbedir darbe" diyenlerin darbesiyle bir kez daha karşılaşmayalım! 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları