loading
close
SON DAKİKALAR

Aynı soruyu Zana’ya da soralım 7 Haziran’la 1 Kasım farkı nedir?

Can Ataklı
Tarih: 23.11.2015
Köşe: Günlük Yazılar

Can Ataklı; Zana 7 Haziran seçimlerinde de Millet Meclisi’ne girme hakkı kazanmıştı. O seçimlerden sonra yapılan yemin töreninde hiç sorun çıkarmadan 'anayasada yazan metni' okumuştu.

Perşembe günkü yazımda sarayın Haziran seçimlerinden sonra “anayasayı bahane ederek” hükümeti kurma görevi vermekte hiç acele etmediğini oysa 1 Kasım seçimlerinden sonra bir gün bile kaybetmeden görevlendirme yaptığını hatırlatarak “Haziran’la Kasım’ın arasında ne fark var?” diye sormuştum.
Bugün aynı soruyu HDP’den milletvekili seçilen Leyla Zana’ya da sormak istiyorum.
Zana 7 Haziran seçimlerinde de Millet Meclisi’ne girme hakkı kazanmıştı.
O seçimlerden sonra yapılan yemin töreninde hiç sorun çıkarmadan “anayasada yazan metni” okumuştu.
1993 yılındaki seçimden sonra Meclis’in açılış töreninde yemin krizi çıkardığı için gözler Haziran’da da yine Zana üzerindeydi. Zana bu kez yemin metnini aynen okumakta sakınca görmemişti.
Oysa aynı Zana 1 Kasım’da yeniden seçildikten sonra tıpkı 93’teki gibi yemin metnini kendine göre değiştirdi. Zana o tarihte tekrar kürsüye çağrılmış ve bu kez yemini aynen okumuştu.
Bu kez yine yemin metnini bozan Zana, geçmiştekinin aksine yeminini tekrarlamadı ve Meclis’ten çıkıp gitti.
Zana yemin etmediği için şu anda milletvekili sayılmıyor. İlk üç aylık maaşını almış olsa bile eğer yemin etmezse milletvekilliği düşecek.
Orası ayrı konu tabii de, 7 Haziran’dan sonra “sorunsuz” yemin eden Zana bu kez neden böyle bir şova kalkıştı?
4 ay içinde ne değişti?
Herkes dileği gibi yorumlayabilir.
Ancak anladığımız kadarıyla HDP bu yöntemle AKP’nin yeni anayasa hevesine yeşil ışık yakıyor. Daha önce “Seni başkan seçtirmeyeceğiz” diyerek hayli oy da alan HDP bu kez saraydakini “resmi başkan” yapmaya hazırlanıyor gibi. Nitekim HDP eş başkanı Figen Yüksekdağ dün “belki” diyerek bu konuda bir sinyal verdi.
Nedeni üzerinde fazla durmadan Leyla Zana’nın eylem biçimine itirazımı diye getirmek istiyorum.
1993’te de hoşuma gitmemişti şimdi de gitmedi. Çünkü bu tür şov yapmak yerine Zana kürsüye çıktığında, yeminden önce kısa cümlelerle bu metni anlamsız bulduğunu, inanmasa da herkese aynı metni okutturmanın yanlış olduğunu belirtir ondan sonra “zorunlu” olarak yemin metnini okur ve kürsüden inerdi.
Bu arada çok kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum;
Zana yemin metnindeki “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” dedi.
Nitelik olarak pek fark yok. Çünkü Türkiye “Türklerin ülkesi” anlamına geliyor. Zana “Türkiye’deki milletlerin” deseydi daha doğru olacaktı.
Kelime anlamlarını karıştırınca olmuyor işte.

--ŞAŞIRDIM—

Padişah Recep Tayyip Erdoğan
İstanbul Deniz Otobüsleri Marmara Denizi’nde önemli bir yükü sırtlıyor.
Benim de çok kullandığım bir ulaşım aracı.
Geçen hafta Yalova’ya giderken Tuzla-Yalova hızlı feribotunu kullandım.
Yolculuk sırasında dikkatimi çekti, bindiğim feribotun adı Recep Tayyip Erdoğan’dı.
Sonra merak ettim ve diğer hızlı feribotlarının ve deniz otobüslerinin isimlerini araştırdım.
Yalova’ya Pendik ve Yenikapı’dan sefer yapan 4 hızlı feribot var.
Bunlardan birinin adı Fatih Sultan Mehmet, diğerininki Yavuz Sultan Selim, üçüncü feribotun adı da Kanuni Sultan Süleyman.
Ben dördüncüsüne binmişim. Onun adı Recep Tayyip Erdoğan.
Dikkat ediyorsunuz değil mi; üç feribotun adı Osmanlı padişahları.
Yani sanki Recep Tayyip Erdoğan da padişahlardan biri gibi duruyor.
Sonra merak ettim, diğer hızlı feribot ve deniz otobüslerinin isimlerine de baktım.
Adnan Menderes ve Turgut Özal dışındaki bütün isimler Osmanlı döneminden seçilmiş.
Cumhuriyet döneminden sadece iki isim var, ikisi de yönetimde bulundukları sırada adeta padişah yetkileri kullanmaya çalışmışlardı.
Bir dikkat çekici nokta da şu; bütün isimler içinde yaşayan tek kişi Recep Tayyip Erdoğan.

--MERAK ETTİĞİM ŞEYLER—

Fuat Avni yok oldu
Benim twitlerime mi düşmüyor yoksa ortadan mı çekildi?
Fuat Avni’den söz ediyorum.
Yazdığı hemen her twit gerçekleşen, sarayın ve iktidarın ipliğini pazara çıkaran Fuat Avni sanki yer yarıldı da içine girdi.
“Acaba” diyorum “bazılarının söylediği gibi Fuat Avni zaten sarayın adamıydı, toplumun gazını almak için tersten çakar gibi mi görünüyordu?”
Ya da son tutuklamalarda Fuat Avni de hapse mi girdi?
Ne çare ki kimse kimliğini bilmediği için içeri girenlerden birinin Fuat Avni olduğu belki anlaşılamıyor.

--DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER--

Bir hakaret edebiyatıdır gidiyor
Yandaş medya kanalları ve gazeteleri için artık meydan daha da boş.
Hiç haz etmesem de cemaat medyası son zamanlarda ciddi muhalefet yapıyordu. En azından Bugün TV Türkiye’de ne olup bittiğini halka sunuyordu.
Şu anda haberlerde gerçekleri anlatan bir iki televizyon kaldı, gerisi sarayın ve iktidarın sözcülüğünü yapıyor.
Bu kanallarda bir araya gelen yandaşlar, ki şimdi bir de saray soytarıları türedi, boş alanda sürekli muhalefete yükleniyorlar.
En çok kullandıkları araç ise “hakaret ediliyor” klişesi.
Nedir bu hakaret?
Ne olduğu belli değil ama her yandaşın ağzında aynı laf; “dine, İslama, kutsala, seçilmiş Cumhurbaşkanına, Başbakana, iktidar partisine en ağır sözlerle hakaret ediliyor, buna eleştiri denemez.”
Bunlara göre aslında saray da iktidar da AKP’liler de eleştiriye çok açıklar. Ama karşı çıktıkları hakaret.(miş)
Sadece bana bırakmayın, siz de araştırın, hangi yayın organında kime ne hakareti yapılıyor?
Örneğin saraydakinin ailesine küfürler edildiğini söylüyorlar. Nerede bu küfürler, kim yazmış, kim söylemiş?
Kim dine, imana, İslam’a hakaret ediyor?
Sosyal medyayı kastediyorlarsa, orada kimin hakaret ettiği belli mi? Çoğu “yumurta kafa” hesaplardan hakaretin bini bir para, iyi de bunların aynı kanaldan yayın yaptığını da iddia edebilirsiniz.
Bu iktidar algı yönetimini çok iyi biliyor. Şimdi de halkın beynine “Bize hep hakaret ediliyor, yoksa eleştiriye can kurban” algısı yerleştirilmek isteniyor.
İşte köşem açık, gazete ve televizyonlarda sınırı aşan, hakaret olarak nitelenebilecek söylemleri bulun ve bana da aktarın. Yayınlayacağımdan emin olabilirsiniz.
Sosyal medya demeyin ama.

--KAFAMI BOZAN ŞEYLER—

İnsaf yani 115 bin lira maaş olur mu?
Hükümet el koyduğu cemaat şirketlerine kayyum atadı ya, bunların aldıkları aylık maaş dudak uçuklatan cinsten.
Kayyumlar atandıkları her şirketten ayda 5 bin lira maaş alacaklarmış.
Buraya kadar tamam.
Ama her kayyum 23 ayrı şirkette görevli görünüyor. Her birinden 5’er bin lira alınca toplam 115 bin lira oluyor.
Bu şirketleri kurtarmak için kayyum atamak değil, iktidar yandaşlarına ballı kaymaklı, üstüne de tereyağlı avanta sağlamaktan başka bir şey değildir.
Ama bu yeni değil.
İktidar ne zaman bir yere kayyum atasa aynı uygulamayı yapıyor ve yandaşları zengin ediyor.
Örneğin 11 yıl önce Star’a el konduğunda benim yerime getirilen kişiye maaşımın üç katını ödemişlerdi. Sonrakiler daha da çok almış.
Benim için “milyonlar götürmüştür” diyenler aylarca hesapları didik didik ettiler ve bir şey bulamadılar bu nedenle benim maaşımı bile açıklayamadılar.
Bir not daha; şimdi milletvekili olan o zaman gazetecilik kisvesi altında çalışan birine sırf dizi önerilerini okusun diye 10 bin lira maaş ödemişlerdi aylarca.
Sonra biz “Büyük yolsuzluk yapıyorlar, her şeyden götürüyorlar” dediğimizde “sus darbeci” diyor bunlar.

Can Ataklı - Korkusuz

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları