loading
close
SON DAKİKALAR

Hepsi okumuş çocukların yürekleri paralayan halleri

Can Ataklı
Tarih: 09.11.2015
Köşe: Günlük Yazılar

Can Ataklı; Eğer çoğu soldan gelen entelektüellerin desteği olmasaydı, AKP bu kadar başarılı olamazdı.

Biliyor musunuz, eğer çoğu soldan gelen entelektüellerin desteği olmasaydı, AKP bu kadar başarılı olamazdı.
Çünkü Refah tabanından devşirilen AKP’nin ilk yıllarında yetişmiş adamı yoktu.
Ne devlet içinde güçlüydüler, ne üniversitelerde, ne özel şirketlerde ne de sivil toplum örgütlerinde pek varlıkları yoktu.
Aslında tüm bu alanlarda Refah kökenli, dinci, siyasal İslamcı olanlar bol miktarda vardı da, bunların neredeyse tamamı ikinci üçüncü sınıf konumlardaydı.
Yani içerdeydiler içerde olmasına da etkili değillerdi.
Aslında bilgileri, yetenekleri, zekâları yeterli değildi ama onlar “biz dindar olduğumuz için itilip kakıldık” diye savundular kendilerini hep.
Oysa alakası yok. Örnek mi istiyorsunuz? Merkez Bankası Başkanları. Biraz akıllı, yetenekli zeki olunca inancı ne olursa olsun herkesin yükseleceğinin kanıtıdır onlar.
Son üç başkan da gökten inmediler. Zaten Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına kadar yükselmişlerdi.
2002’de AKP iktidara geldiğinde yaşadıkları en büyük sıkıntı “kaliteli adam” bulmaktı.
Erdoğan hem devlet kadrolarına atayabileceği nitelikte olanları tanımıyordu hem de kendi içlerinde bu nitelikte adam pek yoktu.
Bu nedenle AKP iktidarının ilk kadroları hep İstanbul Belediyesi’nden oluşmuştu.
Ancak her şeye rağmen, devlet yönetimini yürütecek kadar kendi zihniyetlerine yakın insanlar buldular sonuçta.
Sorun, kamuoyu önünde kendilerini savunacak halkı inandıracak isim bulmaktaydı.
Her şeye rağmen devlet görevlisi bulunabiliyordu ama entelektüel birikim fazla olmadığı için televizyon ekranlarında AKP’yi anlatacak kişi bulmak kolay değildi.
Cemaatin devreye girmesinin çıkış noktası aslında budur. Yoksa Fethullah Gülen AKP iktidara gelene kadar Erbakan ve çevresiyle pek anlaşamazdı.
Öyle ki AKP’nin “beyin yıkama” aracı olarak kullandığı ve darbe edebiyatının kullanmasında en etkili silah haline getirdiği 28 Şubat döneminde cemaat Erbakan’ın karşısında tavır almıştı.
“İktidar olduk da muktedir olduk mu?” ikileminde bocalayan Erdoğan cankurtaran simidi olarak cemaate sarıldı.
Cemaat mensupları devlette sinsice örgütlenmişlerdi. Özellikle bilgisayar alanında çok etkiliydiler. Şimdi Erdoğan’ın sloganı olan “dindar-kindar” nesli aslında cemaat çoktan yaratmıştı. Üstelik akıllı ve kurnaz davranmışlar, sol entelektüellerle başa çıkabilecek bir ekip de yaratmışlardı.
Erdoğan cemaatle yetinmedi. Sol entelektüellere de el attı.
Onların demokrasi ve hukuk kavgasını ve bu uğurda verdikleri mücadeleyi, ödedikleri bedelleri de biliyordu.
Erdoğan sol aydınları işte bu silahla vurdu.
Sol entelektüeller yıllarca haksızlığa uğramaktan bitap düşmüştü. Bunun da üstüne aslında ait oldukları kesimlerin de ihanetine uğramış hissediyorlardı kendilerini. Bu da onları kendi değerlerine, kendi ideolojilerine düşman yapmıştı.
Erdoğan bu psikolojiyi iyi değerlendirdi.
Sol aydınların ağzına birer parmak “demokrasi, hukuk, özgürlükler” balı sürdü.
Onlar da niteliksiz kitlelere Cumhuriyet’in ne kadar kötü olduğunu, Atatürk’ün aslında Türkiye’ye iyilik değil kötülük yaptığını, devrimlerin toplumda ayrışmaya yol açtığını, Cumhuriyet kadrolarının işkence ve kıyımdan başka bir şey yapmadığını anlattılar.
Öyle ki özellikle genç nesil kendi ülkesine kendi değerlerine düşman hale getirildi.
Sonra Erdoğan ve AKP zihniyetinin gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı.
Demokrasinin sadece hedefe giden yoldaki tramvay olduğu, hukuk ve özgülüklerin ancak Erdoğan’a destek verilmesi halinde geçerli sayıldığı, Türkiye’nin hedefinin batı demokrasisi ve uygarlığı değil ortaçağı andıran Ortadoğu tipi bir ülkeye dönüşmek olduğu gerçeği ortaya çıktı.
Her şeye rağmen kişiliğini yitirmeyen bazı aydınlar uyandı ve “ne oluyoruz?” demeye başladı.
Tabii anında AKP’nin balyozu beyinlerine indi. Çoğu işsiz kaldı, bir kenara atıldı, düne kadar övülürlerken bir anda karalanmaya, aşağılanmaya başlandılar.
Bazıları ise öfkelerine yenik düşerek Erdoğan destekçiliğine hala devam ediyorlar.
Aslında hepsi okumuş çocuklar ama düştükleri hal gerçekten yüreğimi parçalıyor.

--BUNU YAZMAK GEREK—

Aykırı yandaşların ortak özelliği
İktidar partisine ilk yıllardan itibaren aşırı destek veren aydın ve tanınmış isimlerin ortak bir özelliği var.
Hemen hepsi sol, sosyalist, komünist akımlardan geliyor. Zamanında hukuk ve demokrasi için ölümüne mücadele etmişler. Ancak asker ezmiş, iktidarlar kötü davranmış, derin devletin takibine uğramış.
Bazıları işkencelerden, hapishanelerden geçmiş.
Hepsi kırgın, öfkeli. Özellikle içinden çıktıkları kesimlerin ihanetine uğradıklarına da inanıyorlar. Bu onlarda kendilerine karşı bir öfke yaratmış durumda.
Söylemlerinin AKP tarafından dile getirildiğini görünce şaşırdılar. Bu öfkeyle kendi çevrelerinden de intikam almak amacıyla kendi duygu ve düşüncelerinin altında ezilerek karşı tarafa geçtiler.
Bazıları ciddi ciddi karşı devrimci bile oldu.
Çoğunun yazdıklarına imzamı atarım. Onların fark etmediği bu dönemde bu inadı sürdürmenin hizmet ettiği tek yer AKP’nin Türkiye’yi dönüştüren politikaları.

------bu ayrı bölümdür--------

MEHMET BARLAS

Tanıdığım en bilgili ve görgülü gazetecilerden. Ne yaşam biçimi, ne fikirleri ne vizyonu AKP zihniyeti ile asla bağdaşamaz. Ancak 28 Şubat’taki kırgınlığı nedeniyle öyle bir öfke içinde ki neredeyse ölümüne Erdoğan’ı savunuyor. AKP seçimi kazandıkça da “haklı” olduğunu düşünüyor.

ENGİN ARDIÇ

Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki bütün kitapların arkasında “kim okudu” bölümünde Engin Ardıç’ın adı vardır. Yaşam kültürü, inancı, fikri AKP ile hiç uyuşmaz. Akıllıdır, çok zekidir, Türkçeyi inanılmaz güzel kullanır. Ama kendi mahallesine kızgınlığı onu iflah olmaz bir AKP’li yaptı.

BASKIN ORAN

Darbe rejimine isyan eden, bu nedenle üniversiteden atılan, süper entelektüel, demokrat özgürlükçü bir profesör. Yazılarına ve sohbetlerine doyamadığımız bir bilim adamı. Ödediği bedel nedeniyle o kadar öfkeli ki saf saf AKP’nin demokrasi söylemine kendini kaptırdı. Gerçeği şimdi anladı ama nafile.

HAŞMET BABAOĞLU

Zarif, naif bir İstanbul beyefendisi. Çiçek böcekten en ağır siyaset yazısına kadar lezzetli Türkçesiyle hayranlık yaratacak bir kişilik. Ne yazık ki kendi çıktığı çevreyi eleştirmek için başladığı “AKP serüvenine” kendini çok kaptırdı. Öfkesini yenemedikçe de daha koyu bir AKP’ci oluyor.

MEHMET ALTAN

Entelektüel düzeyde cumhuriyet dönemi eleştirileri yaparken bunun İslamcı bir otoriter rejime kadar gideceğini acaba başında hiç düşünmüş müydü? Fikirlerine AKP’nin sahip çıkmasının sihrine kapılarak Türkiye’nin dönüştürülmesine çok hizmet etti. Fark edip çark ettiğinde ise artık vakit çok geçti.

CANAN BARLAS

Bir İstanbul hanımefendisi zarafeti ve görgüsüyle gazetecilik yaparken 28 Şubat’ta haksızlığa uğradı. Çok öfkelendi ve sorumlusunun kartel medyası ve özellikle Aydın Doğan olduğuna inanarak inadına AKP’yi savundu. Bu inat öyle katılaştı ki şimdi bilmeyen kendisini çarşaflar içinde bir şeriatçı sanabilir.

MURAT BELGE

Gençliğimizin idollerinden. Sohbet ve konferanslarını dinlemek için birbirimizi ezerdik. 12 Mart’tan itibaren hep haksızlığa uğradı. Savunduğu değerlerin altında ezilerek AKP’nin demokrasi söylemine destek verdi. Ama baktı ki AKP ne demokrasiden ne hukuktan ne özgürlükten yana. Vazgeçti. Şimdi hakaret yağmuru altında.

ORAL ÇALIŞLAR

Marksist kültürden gelen mücadeleci bir isim. Demokrasi hukuk mücadelesi yaparken kendini AKP saflarında buldu. Bu çevrelerden aldığı övgüler ve maddi kazançlar belli ki başını döndürdü. Yeni yolundan asla sapmadan AKP’ye ve saraydakine hizmet veriyor. Sonu hayırlı olur umarım.

RASİM OZAN

Yandaş takımının en gençlerinden. Tipik bir İzmirli. Medeni, yaşam keyfi yüksek. AKP ile uzaktan yakından ilgisi yok. Demokrasiyi savunacağım derken AKP’nin şiddetli bir savunucu oldu. Çok para kazandı. Şimdi sarayın sarsılmaz bir neferi. Her şeye rağmen eski agresifliğini biraz azalttı.

Can Ataklı - Korkusuz

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları