loading
close
SON DAKİKALAR

Eee, madem biliyorsunuz gereğini yerine getirin

Can Ataklı
Tarih: 02.12.2019
Kaynak: Can Ataklı-Korkusuz

Can Ataklı: Devlet adamlığı demek ki artık bu kadar kolay ve ucuz hale gelmiş.

YENİ ÖĞRENDİM

Cemaate yaptırılan kirli oyunlar tekrar hortladı!

Cumartesi günü yazılarımı yazmak için bir kafede oturdum, bilgisayar başındayım.

Genç bir kadın “Sizi çok bölmeyeceksem bir şey söyleyebilir miyim?” diye sordu.

“Tabii ki” dedim.

“Ben” diye başladı “Arabuluculuk sınavlarına girdim. 5 bin kişi arabulucu olacak. Sınav sonuçlarını bekliyoruz şimdi ama hiç umudum kalmadı” diye devam etti. “Neden?” diye sordum.

Bazı dedikodular duyduğunu söyleyerek “Yargıtay’da bir seminer düzenlenmiş, deneme sınavı gibi bir şey yapmışlar, asıl sınavda çıkan tüm sorular varmış o deneme sınavında” dedikten sonra şunu ekledi;

“Demek ki yine soruları önceden alanlar öne geçecekler. İYİ Parti milletvekili Lütfü Türkkan bu konuda bir soru önergesi vermiş, siz duydunuz mu, bu bizim için bir umut olabilir mi?”


Lütfü Türkkan’ı arayabileceğimi eğer bilgi alırsam köşemde yazacağımı söyledim.

Daha sonra Lütfü Türkkan’ı aradım.

İYİ Parti milletvekili bu tür çok şikâyet aldığını belirterek “Ben de bunu bir soru önergesine dönüştürerek Adalet Bakanı’na sordum” dedi.

Ardından da soru önergesini bana da gönderdi.

Türkan şu soruları sormuş;

1- Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenen Arabuluculuk Sınavı’nın organizasyonu ve uygulanması neden tamamen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin sorumluluğunda gerçekleştirilmiştir? Bu üniversitenin belirlenmesinin gerekçeleri nelerdir?

2- Çoktan seçmeli, toplam 100 sorudan oluşan sınavın cevap kâğıtlarının bu üniversite tarafından değerlendirilecek olmasının gerekçeleri nelerdir?

3- Arabuluculuk sınavı için sınavdan önce hakim ve savcılara Bakanlık tarafından özel seminer düzenlenmiş midir? Bu seminer hangi tarihte nerede yapılmıştır?

4- Bu seminere hangi adaylar davet edilmiştir? Davet bütün adaylara mı gönderilmiştir, seminere davet edilen adaylar neye göre belirlenmiştir? Bütün adaylar neden davet edilmemiştir? Kaç aday seminere katılmıştır?

5- İddia edilen semineri kim vermiştir, böyle bir seminerde eğitim veren kişiler ile 24 Kasım’da gerçekleştirilen sınavdaki soruları soran kişiler aynı kişiler midir?

6- Seminerde neler konuşulmuştur,  söz konusu seminerde deneme soruları çözülmüş müdür? Seminerde çözülen deneme soruları ile sınavda çıkan sorular aynı mıdır?

7- Böyle bir seminerin yapıldığı iddiası ve diğer iddia edilenler doğruysa bu, sınavın tarafsızlığı hakkında ciddi şaibelere neden olmayacak mıdır? Daha önce bazı sınavlarda soruların dağıtıldığı, çalındığı buhranlı bir dönemden sonra böyle bir
planlamanın yapılmış olması hukukçulara karşı yapılmış en büyük hukuksuzluk değil midir?

Türkan konuyu kendi sosyal medya hesabından duyurduktan sonra Bakanlıktan kendisine “Yargıtay’da böyle bir seminerin düzenlenmediğine dair bilgi gönderdiklerini” söyledi.

Ancak sanıyorum Türkkan da böyle bir bilgiden pek tatmin olmamış.

Durumu öğrenince aklıma tabii ki hemen cemaatin zamanında AKP iktidarıyla birlikte yaptığı bu tür pis işler geldi.

Sanıyorum bir süredir cemaatten yoksun kalan AKP’liler eskiden öğrendikleri numaraları yeniden uygulamaya başlamışlar.

Yine masum hakkı yenmeye, kendilerinden olanları kendilerinden olmayanların önüne geçirerek para kazandırmaya başlamışlar.

Buna Yargıtay’ın, HSK’nın alet edilmesi aslında rezalet ötesi bir durum ama bu tür vicdansızlıklara o kadar alıştık ki galiba tepki bile gösteremiyoruz.

ÇOK GÜLDÜM

Adam “borçluyum” diyor mahkeme “Borcunun olup olmadığının incelenmesine” kararı veriyor

Bir eski mahalle arkadaşımla oturuyorduk dün.

Oradan buradan konuşurken “Bak sana çok komik bir olay anlatacağım” dedi.

Arkadaşım “Hakimler çok genç ve tecrübesiz, onlarla baş etmek de çok zor oluyor artık” dedikten sonra yaşadığı olayı anlattı.


“Geçen gün” dedi “Birinden alacaklıyım. Mahkemeye vermiştim. Ama  anlaştık, parayı belli bir plan içinde ödeyecek, mecburen son duruşma için avukatım mahkemeye gitti” diye devam ettikten sonra şunu anlattı:

“Borçlu kişi de gelmiş. Hakime bana borcu olduğunu ancak anlaştığımızı artık ortada bir borç konusunun kalmayacağını söylemiş.  Hakim buna rağmen ‘sanığın borçlu olup olmadığının tespiti için bilirkişi gidilmesine’ diye karar vermiş.”

Ben ister istemez gülmeye başladım ama hukukçu olmadığım için yine de temkinli davranarak sordum; “Mahkemede
suçu kabul edip gereğini yapacağını söyleyen herkes kurtulur mu?”

Arkadaşım “Ben de bunu avukatıma sordum, davaya göre değişirmiş” dedikten sonra ekledi “Bu olay alacak-verecek meselesi, borçlu kişi borcunu kabul edip ödeyeceğini hatta bu konuda karşı tarafla anlaşmaya vardığını söylüyor, buna rağmen bilirkişiye gidilmesi çok komik.”

Tabii durum bana da çok komik geldi. Bunun üzerine tekrar sordum; “Peki niye böyle oluyor?”

Arkadaşım anlattı; “Avukatımın söylediğine göre hakim ve savcıların çoğu çeşitli Anadolu kasabalarındaki AKP teşkilatlarında çalışan avukatlar, bunlar çok genç yaştalar. İktidar bunları almış ve hiçbir denetimden geçirmeden büyük şehirlerdeki adliyelere atamış. Çocuk yaştaki bu hakimler hem bilgisiz, hem görgüsüzler ve tabii bir de yanlış karar verip başlarına bir şey gelmesinden korkuyorlarmış. Bugüne kadar hep talimatla çalıştıkları için şimdi karar vermekte zorlanıyorlarmış.”

Adalet tek ele bağlanınca böyle oluyor işte.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Verdiğim kilolarla ilgili aldığım en güzel iltifat

Özellikle tv izleyicilerim daha yakından biliyor ne kadar kilo verdiğimi.

Çünkü artık gözle görünür halde.

Temmuz ayı başında 120 kiloydum şimdi 100 kiloya geriledim.

Hedef 90 ama bakalım artık.

İnsan kilo verince rahatlıyor haliyle, bu arada etraftakiler de “Vay amma da kilo verdin” deyince moraller de yükseliyor.

Hafta içinde Tele1’den çıktım yürüyorum, yol üzerinde “Büyük beden mağazası” var. 4XXL’den başlayan giysiler satılıyor.

Tam karşısından geçerken biri “Can Bey Can bey” diye seslendi.

Döndüm, mağazanın sahibi “Eee olmuyor ama nerede bu kilolar? Biz dükkanı mı kapatalım” demez mi?

Karşılıklı güldük tabii, bir kahve içmek için uğrayacağımı söyledim.

Açıkçası zayıfladıktan sonra çok güzel tepkiler aldım ama en hoşuma giden esprili iltifat bu oldu.

Bİ SORALIM BAKALIM

Eee, madem biliyorsunuz gereğini yerine getirin

Saray hükümetinin en aktif bakanı Süleyman Soylu yine çok önemli açıklamalarda bulunmuş.

Kendini devlet gibi görmekte üstüne olmayan Soylu 15 Temmuz gecesinin en önemli ismi Adil Öksüz hakkında konuşmuş.

Soylu, o tuhaf gecede Akıncı Üssü’nden kaçarken yakalanan ve serbest bırakılan cemaatin Hava Kuvvetleri İmamı Adil Öksüz’ün nerede olduğunu bildiklerini açıklamış katıldığı bir televizyon programında.

Sunucunun “Almanya’da diyebilir misiniz?” sorusuna ise “O da şimdilik bize kalsın” cevabını vermiş.

Devlet adamlığı demek ki artık bu kadar kolay ve ucuz hale gelmiş.

Adam sanki İçişleri Bakanı değil de kahvede oturan biri.

Üç yıldır güya aranan biri için “Nerede olduğunu biliyoruz” diyor.

Ee madem biliyorsunuz gereğini yapsanıza.

Yok öyle yapmıyor. Hep konuşuyor hep konuşuyor, icraat mafiş.

Çadır devleti bile daha düzgün yönetilir.

KOMİK

Yabancılardan takımlar kuruldu da ne oldu?

Artık sadece süper ligde değil neredeyse tüm liglerdeki futbol takımlarında yabancılar oynuyor.

Hatta sanki yabancı futbolcu sayısı yerlilerden daha fazla.

Ama ne işe yarıyor?

Avrupa’da boy gösteren takımlarımız sahaya 11 yabancı ile çıktılar, sonuç yine hüsran oldu.

Oysa bize anlatılan şu; “Yabancı futbolcuları yabancı maçlarda başarılı olmak için alıyoruz.”

Demek çare ve çözüm bu değil.

Birkaç gün önce hayli zamandır görmediğim “ünlülerin avukatı” olarak bilinen sevgili dostum Tayfun Akçay bir mesaj göndermiş.

Hasta Galatasaraylı olduğu için Galatasaray’ı kastederek uzun bir cümle kurmuş.

Ben çok komik buldum ve bunu sizinle de paylaşmak istedim;

“Yabancıları yenmek için kurulmuş olan Galatasaray, yabancılardan müteşekkil katıksız (!) takım oluşturup; yabancıları yenmek için dışarıya gitmektense, yabancılarla donanmış Türk takımlarını yenerek; içerde, ‘içimizdeki yabancıları’ yenebilme başarısını göstermiş, kuruluş felsefesine yakışır başarılı sonuçlara imza atmış, tutarlılığını göstermiş; kendine yabancılaşmadan hedefe varılabileceğini kanıtlayıp; yabancıları yenmenin sürgit hazzını alabildiğince duyumsamış; artık, “yabancılık çekmediği zirveye, Nirvana’ya ulaştığını” dosta düşmana tekrar kabul ettirebilmiştir!”

Tabii bu cümleyi diğer tüm takımlarımız için de kullanabiliriz.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları