loading
close
SON DAKİKALAR

Fransa’daki olaylara sevinmek akılsızlıktır

Can Ataklı
Tarih: 03.07.2023
Köşe: Günlük Yazılar
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Yandaş medya CHP ile uğraşmayı bırakıp da bunları sorabilir mi?

ANALİZ

Yandaş medya CHP ile uğraşmayı bırakıp da bunları sorabilir mi?

Seçimlerin üzerinden bir aydan fazla zaman geçti.

Ne gariptir Erdoğan kazansın diye seçim öncesi adeta yırtınan yandaş medya işin keyfini bir türlü çıkaramıyor.

Seçimin ertesi gününden beri sadece CHP’yi konuşuyorlar.

Televizyonlara bakıyorum, bütün yandaş kanallar her gece “CHP’de kriz”, “CHP’de kim başkan olmalı?”, “Kılıçdaroğlu görevi bırakmalı”, “Değişim olmalı” türü başlıklarla ipe sapa gelmez tartışmalar yapıyor.

Gazeteci, yazar, akademisyen kılıklı kişiler saatlerce CHP’yi tartışıyor, başka bir konu konuşmuyor.

İşin tuhafı sayısı zaten bir-iki tane olan muhalif kanallarda da ağırlıklı olarak bu tartışma yapılıyor.

Anladığım kadarıyla şu sıralar en kolay ve başı en az derde sokacak tartışma CHP ve genel başkanı üzerine yapılabiliyor.

Çünkü atış serbest ve hiçbir olumsuz yaptırımı yok.

Oysa seçim sonrası asıl konuşmamız gereken konular başka.

Şimdi yandaş güya gazeteci, yazar, akademisyen olanlara önerim var.

Bazı konuları biz konuşsak da sorsak da etkili olmuyor.

Cevap vermiyorlar, kafalarını öte tarafa çeviriyorlar.

O halde bu soruları onlar sorsun.

Örneğin milletvekili seçiminin üzerinden bir buçuk ay geçti ama bir milletvekili hâlâ hapiste.

Yandaş medya neden Erdoğan’la birlikte iki dış geziye gittiği halde bir kişi bile “Hapisteki milletvekili için ne düşünüyorsunuz?” diye sormadı Erdoğan’a.

AKP genel başkanı bir buçuk ay içinde medyanın karşısına defalarca çıktı, ama bir kişi bile “Efendim faizler artırıldı, bunun daha da yükseleceği söyleniyor, ne dersiniz?” demedi.

Yandaş medyanın “Nas” konusunu hatırlatmaya cesareti olacağını sanmıyorum ama Erdoğan’ın ağzından şu faiz artışları ile ilgili birkaç cümle duymak istiyor insan.

Seçime kadar her gün propagandası yapılan TOGG otomobiller ile ilgili laflar da kesildi.

Üstelik seçime kadar makam aracı olarak TOGG kullananlar seçimden sonra yine lüks yabancı arabalara binmeye başladı, bunu da tek gazeteci gündeme getiremiyor yandaş medyada.

Ya şu Karadeniz doğalgazı ve Gabar petrolü ne oldu, anında unutuldu mu?

Karadeniz’den çıkan ve “bir ay bedava olan” doğalgaz evlere dağıtılıyor mu, yerden adeta fışkıran Gabar petrolü işlenmeye bile duyulmadan traktörlerin deposuna konacaktı, ne oldu?

Yandaş gazeteciler EYT’yi de sormuyorlar hiç.

Varlık Fonu’nun eski başkanı ve bir iş insanı şaşırtıcı biçimde tutuklandı, yandaş medya bu habere de hiç ilgi göstermediği gibi merak edip de “İlk kez AKP’li bürokrat tutuklanıyor, Erdoğan’a doktor getirecek kadar yakın bir iş adamı hapse atılıyor, neler oluyor?” diye sormuyor.

Her gün CHP’nin oylarını konuşan yandaş medyada şu ana kadar bir kişi bile “Asıl oy kaybı AKP’de yaşandı, 2015’de yüzde 49.5, ardından 2018’de yüzde 42 alan AKP nasıl oldu da yüzde 35’e kadar düştü” diye merak etmedi soru sormadı.

Yandaş medyadan rica ediyorum.

Cesaret eder de bunları sorarsa hem herkesin merakı giderilir hem de millet önümüzdeki günlerde neler olabileceğini görüp ona göre planını yapar.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

İspark’ın ücretsiz otoparkları karavanlara mekan olmuş

İstanbul Anadolu yakası sahil yolunda belediyenin kuruluşu İspark’a ait otoparklar var.

Bunlardan bazıları ücretsiz kullanıma açık.

Aslında bu otoparklar özellikle yaşlı insanlara hizmet için ayrılmış.

Sahile gelen ve kısa yürüyüşler yapmak isteyenlerin araçlarını bırakmaları için aralarda bu tür ücretsiz yerler var.

Ancak ne yazık ki her şeyi istismar etmeye çok alışmış durumdayız.

Sanıyorum yeterli denetimin de olmayışı nedeniyle bu alanlar karavanlar için bırakın günlük park için kullanımı, günler hatta haftalar süren kalıcı parklar haline getirilmiş.

Bana şikayeti çevrede oturan emekliler iletti.

Sahil yolu ile E-5 yolu arasında oturan emekli yurttaşlar “Aracımızı zaten sadece sahile inip biraz hava almak için kullanıyoruz. Ama bize hak tanınmış yerde haftalardır karavanlar park etmiş durumda. Defalarca şikâyet ettik ama bir sonuç alamıyoruz” dediler.

Geçen hafta İspark’ın Çengelköy’deki büyük otoparkının trafiği tatil günlerinde kilitlediğini bir çare bulunması gerektiğini yazmıştım.

Elbette son yılların yerleşen adeti sonucu hiçbir cevap vermediler.

Buna da vermeyeceklerdir mutlaka.

Ama şunu da bilsinler, bu tür umursamazlıklar bana bir zarar vermiyor, halka veriyor, onlar da gerektiği gün hesabını sorarlar.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Merdan Yanardağ serbest bırakılmalı

Tele1’in genel yayın müdürü Merdan Yanardağ için bugün ya da yarın karar verilecek.

Hukuksuz biçimde önce gözaltına alınan ve alel acele tutuklanan Merdan Yanardağ’ın tutukluluğuna bugün ya da yarın itiraz edilecek.

Temennim Yanardağ’ın serbest bırakılması ve tutuksuz yargılanmasından yana.

Tele1 genel yayın müdürü yaptığı bir hukuki analiz nedeniyle tutuklandı.

Söyledikleri bazılarının hoşuna gitmeyebilir ama bunda bir suç unsuru olmadığı da ortada.

Ne yazık ki bir konunun hukuki olup olmamasına değil söyleyene bakıldığı için yaşıyoruz bunları.

AKP’lilerin her kademeden yöneticilerinin, gazeteci, yazar ve akademisyenlerinin yıllardır söylediklerini tamamen bir akademisyen gözüyle tekrarlayan Yanardağ’ın hapse atılması sadece intikam duygusundan kaynaklanmaktadır.

Yargının bugün bu ayıbı ortadan kaldıracağını ve eğer gerekiyorsa Yanardağ’ın tutuksuz olarak özgürce yargılanmasını sağlayacağına inanıyorum.

Aksi durum Türkiye’nin derin bir karanlığa doğru hızla gittiğinin ve bundan sonra özgürce konuşma hakkının AKP’den yana olmayan herkesin elinden alınacağının kanıtı olacaktır.

BUNU YAZMAK GEREK

Fransa’daki olaylara sevinmek akılsızlıktır

Fransa’da bir polisin 17 yaşındaki bir göçmen gencini dur ihtarına uymadığı için başından vurup öldürmesinden sonra büyük olaylar patladı.

Olaylar birkaç gün içinde başta başkent Paris olmak üzere ülkenin pek çok yerine sıçradı.

Arabalar yakılıyor, dükkanlar yağmalanıyor, polisle şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Olayların başlamasıyla birlikte yandaş medyada ve AKP’lilerde müthiş bir sevinç var.

Kimileri olayları “Gezi direnişi” ile bağdaştırıyor, kimi Fransa’yı “Bizdeki olayları endişe ile izliyordunuz, şimdi biz endişe ediyoruz” türü sığ bir şekilde alaya almaya çalışıyor, kimi “Oh olsun” diyor.

Oysa Fransa’da olanlar hafife alınacak gibi değildir.

Fransa’da olanlar hiç beklemediğimiz bir anda bizim de başımıza gelebilir.

Şu an sayısı tam bilinmeyen ama artık neredeyse 10 milyona yaklaştığı tahmin edilen bir sığınmacı istilası altındayız.

Bunlar ülkenin her yerine dağıldılar.

Gittikleri yerde doğal bir dayanışma içine giriyorlar.

Ayrıca evliliklerleiş ortaklıklarıyla, komşuluk ilişkileriyle bu ülkede yaşayanlarla içiçe geçmiş durumdalar.

Ama asla kendilerini “bizden” saymıyorlar.

Genellikle yoksullar, cahiller, çoğunda din bağnazlığı da var.

Fransa’daki olaylara benzer olayların yaşanması küçücük bir kıvılcıma bakar.

Herkes aklını başına toplamalı, işgal altındaki bu duruma bir çare bulunmalı.

Kısa bir zaman sonra hiçbirimizin “Ben demiştim ama” deme hakkı olmayacağının bilincinde olmalıyız.

ÇOK GÜLDÜM

Bir kriz nasıl kendi yararına çözülür?

Belki bilindik fıkra ama tekrarlamakta sakınca yok.

Çünkü her seferinde döneme uygun yorumunu yapmak mümkün bu tür esprilerin.

Anlatayım hemen;

Dul bir kadının çok güzel bir kızı vardı, herkes talipti kıza, ancak annesi beş yüz bin lira başlık parası istiyor asla daha aşağı inmiyordu.

Kıza aşık bir oğlan vardı, tüm gücüyle ancak üç yüz bin lira biriktirebilmişti. Babası durumu gördü, oğlana “Oğlum getir bakalım şu üç yüz bini de gidip kızı isteyelim” dedi.

Oğlan umutsuzdu, baba umutlu bir şekilde kızın evine vardılar, baba kızın annesine “Söyleyeceklerim bitmeden sözümü kesme” dedi.

“Kızını oğluma istiyorum, bu da başlık parası olarak yüz bin lira.

Kadının suratı asıldı.

Adam devam etti; “Seni de kendime istiyorum, bu da senin paran yüz bin.”

Kızın annesinin yüzüne bir tebessüm yerleşti.

Sonra da “Allah mübarek kılsın, hayırlı olsun” dedi.

İşlem tamamdı.

Komşuları kadını sıkıştırdılar, “Hani beş yüz binden bir kuruş inmem diyordun” diye.

Kadın dedi ki: “Toptan satışla perakende satış fiyatı her zaman değişir.”

Oğlan da babasına sordu: “Baba öteki yüz bini ne yaptın?”

Babası cevapladı; “Onu da anana verdim, ikinci evliliğe razı olması için.”

Kriz yönetimi uzmanlık ve tecrübe gerektiren bir iştir.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları