loading
close
SON DAKİKALAR

İstanbul’da 50 milyon dolarlık sergi

Can Ataklı
Tarih: 26.11.2023
Köşe: Günlük Yazılar
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Amerikalı bir koleksiyoncu Shot Sage Blue Marilyn (1964) isimli serigrafiyi tam 195 milyon dolara yani bizim aramızla 6 milyar 770 milyon 834 bin liraya satın almış.

ACAİP YAZILAR

Uygulanmayınca vasiyetin  ne anlamı var...

Türkiye’nin en renkli gazeteci, sunucu ve tiyatro sanatçılarından biri olan Metin Uca’yı 17 kasım günü kaybettik.

Çok genç yaşta talihsiz bir rahatsızlığın bir trafik kazasına neden olması yüzünden yitirdiğimiz Metin Uca adını “unutulmayacaklar” lisesine kazıyarak aramızdan ayrıldı.

Metin Uca’nın ölümüyle hep konuştuğumuz ama bir türlü uygulamaya geçiremediğimiz bir durumla yeniden karşı karşıya geldik.

Kimse kimsenin inancını sorgulayamaz, Metin Uca bize dayatılan tür bir Müslüman kimliği taşımıyordu.

Dinci medya ölümünden sonra terbiyesizce yayınlar yaptı, Uca’nın İslam dinine hakaretler ettiğini ileri sürdü.

Oysa Metin Uca’nın ne İslam dinine ne de neye olursa olsun inananlara bir saygısızlığı olmamıştı.

Herkesin yaptığı gibi dini siyasete alet eden kimi gericilere, neyi savunduğunu bile bilmeyen softalara karşı eleştirileri olmuştur.

Ama hakaret asla...

Metin Uca kendisiyle yapılan bir röportajda “Öldükten sonra tören yapılmasını istemiyorum, gömülmek de istemem, beni yaksınlar” demişti.

Ama vasiyet niteliğindeki iki dileği de yerine getirilmedi.

Çünkü biri öldükten sonra olacaklara ölen değil yakınları, dostları, arkadaşları karar veriyor.

Metin Uca için önce sanatsal bir tören düzenlendi.

Sonra dini tören de yapıldı, cenaze namazı kılındı, toprağa verildi.

Türkiye’de isteyenlerin öldükten sonra yakılmalarını sağlayan bir uygulama yok.

Başka dini inançlara sahip olanlar için krematoryum da yok.

Olsaydı Metin Uca istediği gibi yakılır mıydı?

Bilemiyorum.

Yakınları Metin Uca’ya ne kadar sevgi dolu olsalar da “mahalle baskısına” karşı direnebilir miydi?

Keşke Metin Uca öldükten sonra dileği/vasiyeti yerine getirilebilseydi.

Türkiye’de krematoryum neden yok?

Öldükten sonra yakılmak herhangi bir dinin olmazsa olmaz kuralı değil.

Kimi Hristiyanlar toprağa verilirken kimileri yakılıyor.

Uzak doğu inanışlarında da öldükten sonra yakılmak var.

Laik bir ülkede sadece bir dinin kurallarına göre cenaze töreni yapmak neden adeta zorunlu, bir insanın bunun dışında başka bir isteğini yerine getirmek neden mümkün olamıyor?

Dünyaca ünlü opera sanatçımız Leyla Gencer öldükten sonra yakılmasını ve küllerinin İstanbul Boğazına savrulmasını istemişti.

Ancak krematoryum olmadığı ve başka türlü yakılmaya da izin verilmediği için sanatçının bedeni İtalya’da yakılmış külleri Türkiye’ye getirilmişti.

Türkiye’de artık bu dayatmadan vazgeçilmesi ve insanların hiç olmazsa öldükten sonra özgür bırakılmaları gerekir.

GİTTİM GÖRDÜM

İstanbul’da 50 milyon dolarlık sergi

Birkaç hafta önce dünyanın en ünlü pop-art sanatçılarından Andy Warhol’un önemli eserlerinden bir bölümünün İstanbul Lale Vakfı sanat galerisinde sergileneceğini duyurmuştum.

Zaman sıkıntısı nedeniyle sergiye bir türlü gidememişim.

Ancak geçen hafta bir öğleden sonrasını sergi ziyaretine ayırdım.

Andy Warhol’un pek çok eserinin fotoğrafını görmüştüm daha önce.

Bir de İstanbul’un en ünlü ailelerinden birinin evindeki orijinal Andy Warhol eserini görme şansım olmuştu.

Ancak bu sergide fotoğraflarını daha önce de gördüğüm ama çoğunu da bilmediğim eserleri topluca görebildim.

Lale Vakfı sanat galerisi yöneticilerinden aldığım bilgiye göre sergide 41 eser var.

Yarıdan fazlası orijinal.

Sergi yöneticileri bu eserlerin önemli bölümünü Andy Warhol’un kardeşinin gönderdiğini söylediler.

Birkaç eser ise yine sanatçının onayı ile yapılmış replikalardan oluşuyormuş. Andy Warhol Pop-art sanatının en önde gelen isimlerinden.

Yaptığı serigrafi eserleri inanılmaz fiyatlara satılıyor.

İstanbul’daki sergide sunulan eserler satılmıyor.

Söyledikleri şu; “Burada satış yapılmayacak ancak koleksiyonerler buradaki eserlerin herhangi
birine en az 1 milyon dolar fiyat biçiyorlar.”
 Peki Andy Warhol’un satılan en pahalı eseri hangisi?

Aldığım bilgiye göre 2013 yılında, Gümüş Araba Kazası (Çifte Felaket) başlıklı 1963 serigrafı 105 milyon
dolara 
satılmış.

Warhol’un en pahalı eseri ise 2022 yılında satılmış.

Amerikalı bir koleksiyoncu Shot Sage Blue Marilyn (1964) isimli serigrafiyi tam 195 milyon dolara yani bizim aramızla 6 milyar 770 milyon 834 bin liraya satın almış.

İstanbul Emirgan’daki Lale Vakfı Andy Warhol’dan sonra çok önemli başka sanatçıların eserlerini de sergileyecekmiş.

Picasso da bunlar arasında.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Kitap okumayanların türlü çeşitli halleri

Yazı Erhan Tığlı’dan geldi.

Kitap okuma/okumama üzerine çeşitlemeler yapmış.

Hayli komik ve keyifli...

Eşeğimi arıyorum

Hoca camide vaaz veriyormuş. İçeriye bir adam girmiş. “Hocam, ben eşeğimi kaybettim. Bir soruverin bakalım. Eşeğimi gören var mı?” demiş. Hoca cemaate dönmüş. “İçinizde kitap okumayan, sanatla uğraşmayan biri var mı?” diye sormuş. Biri ayağa kalkmış, “Ben varım, ben, demiş. Böyle boş şeylerle vakit geçirmem. Yer, içer, keyfime bakarım.” Hoca eşeğini kaybeden adama dönmüş, “Boşuna başka yerde arama, demiş. İşte eşeğin burada.”

Kaz oluyorsun

Adamın biri ölmüş. Öbür dünyada sorgu meleğinin karşısına çıkarmışlar. Sorgu meleği adama, “Sağlığında hiç sevdin sevildin mi?” diye sormuş. “Hayır” demiş adam. “Peki, kitap okudun mu, bilgi öğrenmek için dergi, ansiklopedi karıştırdın mı?” Adam bunlara da “Hayır” deyince melek oradakilere, “Bir kanat getirin” demiş. Adam sevinçle, “Melek mi oluyorum?” diye ellerini çırpmış. “Hayır, demiş melek. Kaz oluyorsun!”

Sana bunu anlatamam

Profesör İ. Hakkı Baltacıoğlu, öğrencilerine Sultanahmet Çeşmesi’nin güzelliğinden söz ediyormuş. Biri ayağa kalkmış, ”Efendim, ben o çeşmeyi inceledim ama sizin söylediğiniz güzellikleri göremedim” demiş. Profesör ona kitap okuyup okumadığını, güzelliklere düşkün olup olmadığını sormuş. Hepsine de “Hayır” yanıtını alınca acı acı gülmüş. “Boşuna uğraşmayalım” demiş “Ne ben sana bu çeşmenin güzelliğini anlatabilirim ne de sen anlayabilirsin.”

Maval okuma kitap oku

Severek oku, sevdiğini oku. Doğruluğu, iyiliği, güzelliği ilmek ilmek doku.

Kitap okumayan hapı yutar. Bilgisizlik bataklığına düşer, çırpındıkça daha da batar.

Kitap okursan, olamasan da bir balta sap, doğru yolu araya araya düşmezsin bitap.

Rehberin olsun kitap, yerlerde sürünmeyi bırak, okumuşlar arasında kendine bir yer kap.

Tapacak bir şey bulamıyorsan, kitaba tap. Maval okuyacağına kitap oku. O zaman, maval okumakla geçirdiğin zamana yanarsın, o günleri pişmanlıkla anarsın.

★★★

Kimi “İnsan düşündüğü kadar insandır” demiş. Kimi “İnsan güldüğü kadar insandır.”

Bilinçsiz, boş boş düşünmek, gülmek neye yarar, öyleyse insan okuduğu kadar insandır.

ÇOK GÜLDÜM

Haftanın fıkraları

Klasik internet arızası

Bu hafta Yıldırım Tuna’dan iki fıkra geldi. Birlikte okuyalım:

Askerde atış taliminde asker 5 el ateş etmiş, hedefin yanındaki çavuş, “Hepsi karavana asker. Olmuyor!” demiş kızgın bir sesle,
Asker bu sefer namluyu aşağı doğru tutup yere ateş etmiş, yerde kocaman bir delik, “Bakın ben buradan gönderiyorum, problem yok. Sorun sizin hedef tahtanızda. Siz onu değiştirin” diye cevap vermiş pişkinlikle..
“Kardeşim.” demiş çavuş sinirli bir ifadeyle, “Sen askerden önce internet şikayetleri servisinde mi çalışıyordun?..”

Üvey baba

Genç delikanlı, annesi ve üvey babası ile gittiği tatilden döner dönmez oğlanın gerçek babası eski eşinin kurduğu yeni ailenin uyumunu merak edip “Tatil nasıldı?.. Memnun kaldın mı?” diye sormuş.
“İyiydi. Keyifliydi” diye cevap vermiş delikanlı,
“Üvey baban seni gezdirdi mi? Yeni bir şeyler öğretti mi?
“Evet, öğretti. Her sabah gün doğmadan gölde 1 saat kürek çekmeye götürüyordu, ben sonra oradan yüzerek geri dönüyordum.”
“Ne? 1 saatlik mesafeden yüzerek geri dönmek mi? Çok zor değil miydi bu?”
“Yoo babacım hayır”
 demiş delikanlı, “Asıl zor olan ağzı dışardan bağlı çuvaldan çıkıp yüzeye ulaşabilmekti..!”

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları