loading
close
SON DAKİKALAR

İkinci Hazine geldi

Çiğdem Toker
Tarih: 04.06.2017

Çiğdem Toker: OHAL KHK’leri, AKP için bir 'sopa' aracı. Parti biatçısı olmayan herkese karşı, ihtiyaç duyuldukça kullanılan bir sopa bu.

Türkiye Varlık Fonu (TVF) dört alt fon kurdu ve bunu Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımladı.
- Piyasa İstikrar ve Denge Fonu
- KOBİ Finansman Fonu
- Lisans ve İmtiyaz Fonu
- Maden Alt Fonu.
Karar 13 sayfa. Tamamı sermaye piyasası terminolojisiyle yazılmış. Borsayı bilmeyenin anlaması pek zor. Zaten A.Ş. olmanın avantajı da bu.
Resmi Gazete’de yayımlama derdinden kurtuluyorsun. Oysa Resmi Gazete’de yayımlansa, 1 Haziran’dan bu yana yüz binlerce kez okunacak ve tartışma zemini çok daha yaygın olacaktı.
Ticaret Sicili gazetesinde “Yatırım Komitesi” üyelerinin özgeçmişleri de var. Misal Yiğit Bulut’un hangi gazetelerde köşe yazarlığı, hangi TV’lerde yöneticilik yaptığı, CNN’deki Parametre programı, halen Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevini, Ticaret Sicili’nde görmek biraz enteresan. Yatırım komiteleri ayda en az bir kere toplanıp alacakları yatırım kararını konuşacakmış.

Resmen müdahale edecek

Böylece bu dört Fon ile TVF kuruluşu sırasında dile gelen “ikinci Hazine”, resmiyet kazanmış oldu. Şimdi para ve sermaye piyasalarına resmen müdahale edilecek. Fakat belirsizlik azalmak yerine büyüyor. Zira bilen bilir ki, sermaye piyasası araçları kâr getirirken iyidir. Ama riskler ortaya çıktığında ne olacağının cevabı yok.
Güvendiğim bir bankacıyı görüşü için aradım. Çok endişeli olduğunu söyledi. İki başlıkta özetliyor:
- Artık bir değil iki borçlanma otoritesi var.
- Yabancı bankalar her yıl bütçe yaparken her bölge ve ülke için bir fon ayırır. Türkiye’nin fonu da bellidir. Şimdi kritik soru şu: Yabancılar Varlık Fonu işlem yapacak diye, örneğin Türkiye’ye 100 milyon dolar ayırdıysa, bunu 150’ye çıkarıyor mu?
Sonra cevabı kendisi verdi: Şu ana kadar hayır. Bankacı dostumuzun dediği süreklilik kazanırsa, bize (ülke ekonomisine) bu işin sadece riski kalabilir.
Dikkat ve açıklık zorunlu.

Liyakat ve pişkinlik

OHAL KHK’leri, AKP için bir “sopa” aracı. Parti biatçısı olmayan herkese karşı, ihtiyaç duyuldukça kullanılan bir sopa bu.

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da bu araç vasıtasıyla kamu görevinden uzaklaştırılmış on binlerce kamu görevlisinden biri.
“Biri” ama Kaboğlu’nun ömrünü anayasa meselelerine adamış bir isim olması, bu ihracı altı kırmızı kalemle çizili hale getiriyor.
Hiçbir gerekçe gösterilmeden kamu görevinden uzaklaştırılan Kaboğlu, tüm özlük haklarından yoksun bırakıldı.
Emeklilik hakkı elinden alındı. Geliri yok. Pasaportu iptal edildiği için Sorbonne’da derslerini sürdüremiyor.
Fakat yine de biliyoruz: En baskıcı rejimler dahi, yaşamını üretmek ve haksızlıklara karşı mücadele üzerine kurmuş insanları yıldıramıyor.
Tarih boyu sayısız kez kanıtlanmış bu gerçeğin son örneği Prof. Kaboğlu’ndan geldi. Onun geçen hafta raflara çıkan “15 Temmuz Anayasası”, dön dolaş okunası bir başucu kitabı.
Kaboğlu pasaportuna el konulduğu için çağrılı olduğu Sorbonne gibi bir üniversitede ders veremezken, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Bağ, bereketli İmam Hatip Ortaokulu’nda öğretmen karısı Derya Bağ’ı, kendisine bağlı İslami İlimler Enstitüsü’ne atadı.
Rektör Bağ, muhtemelen hitap ettiği herkesi gayri mümeyyiz zannediyor.
Aksi takdirde, “Atamayı eşim olduğu için yapmadım. İlahiyatla ilgili konulardayetkin olduğu için yaptım” demeden önce bir kez düşünürdü. “Tepkiler geleceğini biliyordum ama bunları göğüsleyerek bu atamayı yapmalıyım dedim ve atamayı gerçekleştirdim” diye de eklemezdi.
PAÜ Rektörü, karısını atamasıyla ilgili tepkileri göğüslemek gibi meşakkatli bir işle uğraşadursun, biz Kaboğlu’nun kitabından taze bir alıntı aktaralım:
“Kamu görevlerinde bilgi, uzmanlık ve liyakat geçerli kılınmadıkça HukukDevleti’nin asgari gerekleri yeniden tesis edilmedikçe, ‘Türkiye barışı’ safça birumut olmanın ötesine geçemeyecek.”

Ramazanda gıda mesajı

İçinde bulunduğumuz ramazan ayının anlam ve önemine uygun bir mesaj eski başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener’den geldi. Şener’in Maliye Bakanlığı yaptığını, sermaye piyasalarından da sorumlu olduğunu anımsatıp mesajını alıntılayalım:
“Ramazanda hem gıda talebi, hem de fiyatları artıyor.
Özet:
1) Ramazanda daha çok yiyoruz.
2) İslam beldesinde kapitalizmin kuralları işliyor.

Ankara’nın göbeğinde çocuk istismarı

Saatler 21.00’e yaklaşırken, sanayi bölgesinin dar ve ıssız sokaklarından birinde ardı ardına eski, yeni model araçlar diziliyor... “Torbacı” olarak nitelenen ve yaşları en fazla 16-18 olan çocuklar kuyruktaki araçlarıncamlarına yanaşıyor, birkaç saniyelik konuşmanın ardından araca biniyor ve birkaç dakika sonra da araçtan iniyor. Araç sürücüsü de hızla, dar ve ıssızsokaktan ayrılarak, sanayi bölgesi içinde tur atmaya başlıyor.
Türkiye’deki Suriyeli çocuklara dair gerçeğin boyutlarını, “refakatsiz” çocuğun anlamını iç içe geçmiş önemli dosyalarla birlikte gazeteci Hale Gönültaş yazdı. Gazete Duvar’da üç gün üst üste yayımlanan araştırma haber, hepimiz için utandırıcıydı.

Yukarıdaki alıntı bu dosyadan. Ankara’nın göbeğinde her gün tekrarlanan bir manzarayı anlatıyor.
Yer başkentin orta yerinde İskitler, eski sanayi sitesi. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2003’te, “Merkezi İş Alanları projesi yapacağım” vaadiyle, kentsel dönüşüm alanı ilan ettiği yer.
Neredeyse on yıldır, fuhuş olaylarıyla haber olan bu bölgede, şimdi çok sayıda Suriyeli aile derme çatma binalarda yaşıyor. Kâğıt toplayıcılığı, hurdacılık gibi işlerle uğraşıyorlar. Gündüzleri yaşam kavgası verdikleri sokaklar, hava karardıktan sonra “refakatsiz” çocukların istismara uğradığı bir mekâna dönüşüyor.
Evet Ankara’nın orta yerinde...
Bu haber ne kadar görünür kılınırsa o kadar iyi; pusudaki çocuk istismarcılarının birinin dahi pis dokunuşunu önlese kazançtır. 

Çiğdem Toker: Cumhuriyet

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları