loading
close
SON DAKİKALAR

Böyle anlatacaksın!

Melih Aşık
Tarih: 19.01.2014

Melih Aşık; Büyükelçiler şaşkın. Ayakkabı kutularındaki dolarları, para sayma makinelerini, elbise ceplerinde çıkan paraları muhataplarına nasıl izah edecekler?

Başbakan büyükelçilere emir verdi: “Görev yaptığınız ülkelerde 17 Aralık’ın bir yolsuzluk operasyonu değil, Hükümet’e karşı komplo olduğunu anlatın”... Büyükelçiler şaşkın... Ayakkabı kutularındaki dolarları, para sayma makinelerini, elbise ceplerinde çıkan paraları muhataplarına nasıl izah edecekler? Bir büyükelçinin bu konuda bizden yardım istemesi üzerine kalemi kağıdı elimize aldık. Senaryoyu yazdık. Şöyle anlatacaksınız:
- Ayakkabı kutularındaki dolarlar: Efendim, nasıl ki siz Hıristiyanların Noel Baba’sı varsa biz Müslümanların da kandillerde hediyeler dağıtan Adem Baba’sı vardır. Ama bizimki sizinkinden farklı olarak nakit çalışır, ayrıca büyükleri de görür! Çevreci baba olduğu için de çam ağacını değil ayakkabı kutularını kullanır. Halkbank Müdürü’nün evinde çıkan ayakkabı kutuları, Adem Baba’mızın başka evlere yetişebilme telaşıyla ortada bıraktığı kutulardır. Müdürümüz kutuları tam götürüp sahibine teslim edecekti kiii...
- Para sayma makineleri: Bakan beyimizin oğlunun kafası aritmetiğe pek çalışmaz. Sırf bu yüzden ilkokulu bile 8 senede zar zor bitirebilmiştir. İyi çocuktur, hoş çocuktur, küçüklerini sever büyüklerini sayar ama say deseniz 100’e kadar zor sayar. Babası bu sayma işini sevsin diye kendisine söz konusu makineyi almıştır. O para sayma makinesinde bir gün para sayılmışsa Allah onların evlerine ateşler salsın, gün yüzü gösterme... Çocuk para sayma makinesiyle sadece oyun oynamaktadır.
- Elbise ceplerindeki paralar: Bazı bakanlarımız alışverişlerde para üstü almamakta karşısındaki ısrar ederse “yan cebime koyuver” demektedir. Yan ceplerdeki paralar bu şekilde birikmiş, el sürülmediği için külliyetli rakamlara ulaşmıştır. Komplocu zihniyet bu paraları da rüşvet sayarak kirli tezgaha alet etmiştir.



Binbir Çiçek...
Arif Keskiner dostumuz “Çiçek”li kitaplarına yenisini ekledi... “Binbir Renk, Binbir Çiçek” adlı son kitabı daha çok “Yaşar Kemal”e ayrılmış... Hayatın çiçekli günlerini, Yaşar Kemal’in renklerini anlatıyor.
Yıl 2009... Adana’da Çukurova Üniversitesi’nde Yaşar Kemal’e fahri doktor unvanı verilir... Daha sonra Yaşar Kemal’in köyü Hemite’ye geçilir. Köy evinin bahçesinde sundurma altında hazırlanmış masalara oturulur. Gerisi kitapan:
“Köylülerden biri Yaşar Abi’yle ilgili yazdığı uzun şiiri okumaya başladı. Mikrofonu almış bırakmıyor. Belli mikrofon meraklısı birisi. Sanırsın politikacı...”
Sonunda bir kadın mikrofonu çeker alır adamın elinden, hoş geldiniz konuşması yapar...
Ertesi gün... Köy kahvesine gidilir... Yaşar Kemal’e ilgi tabii büyük. Gerisi yine kitaptan:
“...Taze demli çaylar masada. Etrafımız kalabalık. Kalabalık içinden yine o şiir okuyan adam çıktı ortaya. Konuşmaya başladı. Lafı döndürüp dolaştırıp durdu. Ama işin içinden bir türlü çıkamadı. Ben ne demek istediğini anladım. Aslında söylemek istediği: ‘Vasiyet et de mezarını babanın yanına yapalım’...Eee bu da kolay sorulacak soru değil. Ne yapsın adam? O yüzden geveliyor... Sonunda ben açıklık getirdim sorusuna...”
Bu soru nihayet orada Yaşar Abi’ye de iletiliyor. Yanıtı ne kadar güzel:
- Ben ölünce hangi köye gömerler bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Anadolu’da kırk bin köyüm var benim. Sadece Hemite değil. Hiçbirini de kırmak istemem. O yüzden bunun kararını ben veremem...
Sevgili Yaşar Abi’ye uzun ömür diliyoruz...



OKUL
Okulumuzda, Saint Benoit Lisesi’ndeydim önceki gün. Müdür Pierre Gentric eski mezunların da yer aldığı bir tanıtım filmi düşünmüş. Çekime katıldım. Daha sonra müdür yardımcısı Serdar Güneysu ile okulu dolaştık. Pencereden İstiklal Marşı törenini izledik. Buradan 1964 yılında mezun olmuştum. Tam 50 yıl önce. Okul aynı okul, bahçe aynı bahçe.... Ancak çocuklar, aynı çocuklar değil... Pencereden onların cıvıltısını izlerken aklıma Monsier Marcoul’un kara tahtanın kenarına yazdığı ve hiç silinmeyen o cümle düşüyor:
“Le Temps passe un temps precieux”
(Zaman geçiyor, değerli bir zaman)
Ders gürültüler yüzünden kesintiye uğradığında parmağıyla o yazıyı işaret ederdi. Elli yılın ardından bahçedeki gençleri izlerken hayatın en kısa özetinin de bu olduğunu düşündüm; Zaman geçiyor, değerli bir zaman...



Doğal sit alanı olan Bozcaada da yapılaşmaya açılıyor.
Yazıklar olsun!
Atalarımız vatanı
7 düvelin ordusundan kurtardı da
biz 3-5 müteahhitten kurtaramıyoruz...
* * *
Şeriata göre hırsızın kolu kesiliyor da,
Bu ülkede “elhamdülillah şeriatçıyız” diyen hırsızların hortumları bile kesilmiyor...
Akif Kökçe



BAŞOL

Türkiye tekin ülke değildir... Hayat insanı hiç ummadığı yerlere savurur... Bir gün dünyaya tepeden bakarsın ertesi gün yerin değişir, apışır kalırsın. Savcı kökenli Prof. Çetin Yetkin, “Bir Savcı’nın Not Defterinden” adlı kitabında anlatır.
Yassıada duruşmalarının Baş Yargıcı Salim Başol, sert ve kararlı bir şahsiyetti. Menderes ve arkadaşları hakkında idam kararını gözünü kırpmadan veren adamdı. Sonunda emekli oldu. Ankara’da sıradan yurttaş gibi yaşamını sürdürmeye başladı. Ve bir gün süklüm püklüm genç savcı ÇetinYetkin’in karşısına getirildi.
Apartman kapıcısına hakaret etmiş, şikayet üzerine polis eşliğinde Nöbetçi savcılığa sevk edilmişti.
- Başol hayatında böyle bir manzarayı aklından geçirmediği için tedirgin ve şaşkındı, diyor Çetin Yetkin.
Genç Savcı Yetkin en iyisini yapmış. Başol’u kapıcıyla barıştırıp evine göndermiş.

Melih Aşık - Milliyet

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları