ATATÜRK’ÜN İLK HEYKELİ
Melih Aşık; Atatürk o gün İstanbul’da değildi. 16 Mayıs 1919 da İstanbul’dan ayrılan Atatürk kente tekrar ancak 1 Temmuz 1927 tarihinde ayak basmıştır.
Atatürk’ün ilk heykeli 100 yaşına bastı.
Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel tarafından Sarayburnu’na dikilen ilk Atatürk heykeli, 3 Ekim 1926 tarihinde açılmıştı.
Bronz heykelin mermer kaidesi üç metre, boyu da yine üç metredir.
Atatürk o gün İstanbul’da değildi. 16 Mayıs 1919 da İstanbul’dan ayrılan Atatürk kente tekrar ancak 1 Temmuz 1927 tarihinde ayak basmıştır.

Doğal olarak heykelin açılışında bulunmadı. Hoş bulunsa da açılışa katılmazdı zira Atatürk kendisine ait hiçbir büst ve heykelin açılışına katılmamıştır.
Atatürk 6 Ekim 1926’da bir teşekkür telgrafı gönderdi. Mesajında, heykelini dikerek gösterdikleri kadirşinaslık ve açılış vesilesiyle dile getirdikleri güzel duygular için İstanbul halkına içten teşekkürlerini iletti.
Heykelin Sarayburnu’na dikilmesini öneren, İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin Erkul’dur.
Emin Bey, heykele yer olarak Sarayburnu’nu önerince Atatürk:
“Bu işi mütehassıslarla ve arkadaşlarınla tetkik ve münakaşa etmelisin” demiş.
Emin Bey, bu konuda inceleme yaptıklarını, Sarayburnu’nu seçmelerindeki maksadın Topkapı Sarayı’nın heykelin arkasında kalması olduğunu anlatınca Atatürk “Pekâlâ” diyerek gülümser.
Heykelin sırtını Topkapı Sarayı’na dönmesi, saltanatın tarihe karışmasını simgeliyordu...
Atatürk tam 100 yıldır deniz yoluyla kente gelenleri Sarayburnu’ndan selamlamaktadır.
YAŞALAN, ALMAYAN
Gazete haberi şöyle başlıyor:
“Antalya’da yaş alan vatandaşların ihtiyaçları için...”
Yaş alan dedikleri ihtiyarlar...
İhtiyar demek ayıp oluyor diye yaşlı deniyordu...
O da sakıncalı bulundu...
Yaşlı yerine “yaş alan “deniyor artık...
Acaba şarkıları da değiştirsek mi?
Mesela:
“Geçti sevdalarla ömrüm yaş alan oldum bugün”
İhtiyar yerine yaş alan dedik... Uydu mu?
Ne var bu kadar korkacak ihtiyarlamaktan...
İhtiyar yerine yaş alan deyince yaşınız değişiyor mu?
Alışın ihtiyarlığa..
Gençlik kısadır.. Orta yaş hay huy içinde geçer... Yaşlılık en uzun mevsimdir. Ölüme yaklaşınca yaşanan her gün daha tatlı daha minnet doludur. Dünyayı bir tiyatro seyircisi keyfiyle izlersiniz..
(Tabii emekli maaşı canınızdan bezdirmiyorsa...)
Canınız çok sıkılırsa Yahya Kemal’in dizesini Münir Nurettin’in sesinden dinleyebilirsiniz:
“Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç”
UÇAK TARİHİ
Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) geçen haftaki basın toplantısı, Türkiye’nin ilk uçak fabrikası olarak 1926’da kurulan Kayseri’deki Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü’nde yapıldı.
MSB Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, o fabrikadaki 100 yıl önceki üretimi şöyle anlattı:
“Başta A400M, C-130 ve CN-235 askeri nakliye uçakları, KC-135R tanker uçakları ile SF-260D ve T-41D eğitim uçakları olmak üzere farklı tipteki hava araçlarının yanı sıra uçak yangın söndürme, uçak çeker, bomba yükleme araçları, uçak durdurucu sistemler, uçaksavarlar ve akaryakıt ikmal tankerlerinin fabrika seviyesi bakım, onarım, modernizasyon ve modifikasyon faaliyetleri...”
İlk milli uçak çeker aracı “Rahvan” ile bomba yükleme aracı “Seyit Onbaşı” da orada üretilmişti...
Dikkat buyurun.. Sene 1926... 100 yıl öncesi...Fabrikadaki üretim zenginliğine bakınız...
FİLOZOF
Saygın bir felsefe hocasını, Prof. İoanna Kuçuradi’yi sonsuzluğa uğurladık.
Ölen ünlülerin arkasından konuşmayı hastalık haline getirmiş birileri yine kimi yalanlar icat ederek onu da karalamaya yeltendi.
Babasının dükkânı 6-7 Eylül olayları sırasında yağmaya uğramış bir saygın insan, çoğunun yaptığı gibi ülkeyi terk etmek yerine kalıp bu ülkenin gencine yaşlısına felsefe öğretmiş, öğrenme zevki aşılamışsa, bu kadarı bile onun en yükseğe yerleştirilmesini gerektirmez mi?
Kaldı ki, kendileri Hacettepe Üniversitesinde felsefe bölümünü kuran ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun yıllarca başkanlığını yapan, her türlü felsefe organizasyonunun içinde bulunan bir akademisyendir.
Tüm ömrünce insan haklarının savunuculuğunu yapmıştır.
Saygıyla uğurluyoruz...
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





