loading
close
SON DAKİKALAR

Kitap yangını

Melih Aşık
Tarih: 02.09.2023
Kaynak: Melih Aşık - Milliyet

Melih Aşık; Peki ama Müslümanlar da bir başka köşede toplanıp “Kutsal değerlerimize saygı istiyoruz, inancımıza saldırıyı kınıyoruz” gibi pankartlar açarak bu olayı protesto etmiyorlar mı?

Danimarka’dan günübirlik Kur’an yakma haberleri geliyor.

Danimarka yetkilileri düşünce özgürlüğüne saygı gereği Kur’an yakmak isteyenlere izin verdiklerini söylüyorlar.

Dahası bu izinli eylemlere engel olmak isteyen olursa polis yakalıyor, kundakçının rahat çalışması polis gözetimi ve savunması dahilinde gerçekleşiyor...

Danimarka temsilcimiz İrfan Kurtulmuş dostumuzla konuşuyoruz...

- Nedir olaylarda son durum?

- Aynen devam ediyor. Şimdi yine bir yöntem buldular. Her gün elçiliğimize geliyor, Kur’an’dan birkaç sayfa yakıp gidiyorlar...

- Peki ama Müslümanlar da bir başka köşede toplanıp “Kutsal değerlerimize saygı istiyoruz, inancımıza saldırıyı kınıyoruz” gibi pankartlar açarak bu olayı protesto etmiyorlar mı?

- Pekâlâ edebilirler. Yetkili makamdan izin alarak bu tür protestoları yapabilirsiniz. Polis de sizi korur. Ama böyle tepkiler pek olmuyor

- Neden acaba?

- Bizimkiler malum sadece klavye kahramanı...

AİHM kararlarında dinleri eleştirmenin fikir özgürlüğü sayıldığı ancak inançlara hakaret ve saldırının bu çerçevede görülmediğini ekleyelim... Danimarka, AİHM kararlarına uymuyor. Peki neden Kopenhag’ı AİHM’e şikâyet eden yok? O da merak konusu!

SAÇBAŞ

Haberi DHA verdi... İstanbul ve Sabiha Gökçen Havalimanlarında gerçekleştirilen iki ayrı operasyonda toplam 53 kilogram insan saçı ele geçirilmiş.

İran uyruklu bir yolcunun valizinde 33 kilo... Tiflis’ten gelen Ukrayna uyruklu bir yolcunun bavulunda 20 kilo saç yakalanmış. Yetkililer kaça saçları X ray cihazında fark etmiş. Peruk yapımında kullanılacağı sanılan saçların toplam piyasa değeri 1 milyon 300 bin liraymış...

Kilosu 26 liraya geliyor.

Vücudumuzda üretilen neyi satsak bu kadar para etmez!

Saçınızın değerini bilin dostlar!

BRİTİŞ

British Museum’dan bazı eserlerin çalındığını gazeteler yazdı.

Çalışanlardan biri hırsızlıkla suçlandı. Haberi veren internet sitesine gelen ilginç mesajlardan ikisini aktaralım:

- British Museum’daki eserler zaten çalıntı. Bunlar geçen yüzyıllarda sömürge ülkelerinden getirilmiş eserler. Peki çalınmış eseri çalan suçlu sayılır mı?

- Eserleri çalan memur akıl eder de bunları uygun fiyatlarla ait oldukları ülkelere satarsa hırsız değil kahraman sayılacaktır.

KUMKAPI GÜNLERİ

Sene 90’lar... Macaristan’dan dostlar İstanbul’a gelmişti... Güneş Gazetesi o zaman Beyazıt’ta Kumkapı lokantalarının hemen üstündeydi. İş bitimi sık sık Kumkapı’ya inerdik. Macar dostları da Kumkapı’ya götürdük. Balıklar geldi gitti... Karides, ahtapot, çiroz, kalamar, midye, haydari, tarama, falan filan... Mezelerin biri geldi öteki gitti. Arada içkiler... Roman çalgıcılar bize özel konser verdiler. Yan masalardaki hanımlar kalkıp oynayınca bizim Macar dostların hanımları da kalkıp onlara eşlik ettiler. Bir eğlence bir cümbüş sormayın.

Gecenin sonunda Macar arkadaş bana eğildi:

- Garsonlar sizi yakından tanıyor, dedi, buraya sık sık gelir misiniz?

- Haftada bir olmadı ayda bir geliriz, dedim...

Adam şaşırdı... Biraz da hüzünlü bir sesle:

- Biz böyle şenlikleri senede bir iki kez zor görürüz, dedi, ancak bir arkadaşımız evlenirse falan böyle eğleniriz...

Aslında Almanya’da İsveç’te falan da böyle alemler günü birlik yapılmaz... Bizde ise orta sınıf canı çektiğinde fazla düşünmeden o mekanlara inebilirdi.

Ve gün geldi, fiyatlarla birlikte o mutluluk da uçtu gitti.

O masalar orta sınıf insanlar için nostalji oldu.

Çoban salata 100 lira, bir kadeh rakı 200 lira... Garson hamsiye bile 300 lira fiyat yazıyor...

Sonunda veda ettik masalara...

Güzel günlerdi o günler. Güzel şarkılarımız vardı.

Biri de şöyleydi:

“Hayal oldu o demler”

MERAK

ABD’de yaşayan okurumuz Osman Atasever, sosyal medyada sınırımızdan içeri kafileler halinde giren genç sığınmacılarla ilgili kafasına takılanları yazmış:

“ Sınırdan geçen bu kadar genç Arap (ve Afgan) bazıları sadece sırt çantası bazıları hiçbir şey taşımadan geliyor. Bunlar yaşayacakları ülkede yani Türkiye’de her gün aynı kıyafeti ve iç çamaşırını mı giyiyor? Nerede, hangi konutta, hangi bölgede ve mahallede yaşayacaklarını bilmeden nasıl geliyorlar? Yaşayacakları yer belli değilse neden sokaklarda yatan Arap ya da Afgan yok? Ceplerinde binlerce dolarla gelmedikleri ne malum? Bunlar bizim ülkede nasıl geçiniyorlar? Niye hiç göbeklisi yok da hepsi çakı gibi formda gençler? Merak ettim!

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları