loading
close
SON DAKİKALAR

Koyunun yünleri hikâyesi ve Şimşek’in müthiş çaresizliği

Orhan Bursalı
Tarih: 05.03.2024
Kaynak: Orhan Bursalı - Cumhuriyet

Orhan Bursalı; Hiç şaşmam, krizden çıkabilmelerinin tek koşulu, halkı daha da yoksullaştırmak ve sonra da IMF’den 100 milyar dolar civarında alınacak borçla çarkları çevirmek.

Cumhurbaşkanının açıklamasını anımsıyorsunuz. Emeklilere 7 bin TL seyyanen zam yapılmasının hesabını seçim konuşmasında yorumluyor ve mealen bu mümkün mü, “1.6 trilyon TL tutar ki bu para zaten Hazine’de yok” diyordu.

Özgür Özel’in basit hesabı: “3 Kasım 2002’de en düşük emekli maaşı 1.5 asgari ücretti. Bugünkü hesapla 25-26 bin lira olması gerekiyor. O gün en düşük emekli maaşı tam sekiz çeyrek altın alıyordu. Şimdi en düşük emekli maaşı 10 bin lira, 2.5 çeyrek altın bile almıyor.”

Kıyma hesabı: “2018’in bin lirası 22 kilo kıyma alıyordu, bugünün 3 bin lirası sadece 6 kilo kıyma alıyor. O günden bu güne emeklinin sofrasından 18 kilo kıymayı çaldılar.”

Sadece emekliler mi? Asgari ücret ile çalışan milyonlarca emekçi de aynı durumda. Trilyonlarca lira çalışanların cebinden yürütüldü.

Erdoğan ekliyordu“Çalışacağız, çok çalışacağız, kazanacağız ve maaşlarınızı artıracağız...”

1.6 trilyon TL aslında emeklilerden eksiltilen paradır. Şüphesiz ki onların hakkıdır. Yoksulluk sınırı 16 bin TL olarak açıklanmışken en düşük emekli aylığının 10 bin TL’de tutulması için politikacının halk karşısında artık yüz kızarıklığına bile ihtiyaç duymadığının ve büyük bir eşik atladığının kanıtıdır.

KOYUNUN YÜNLERİ HİKÂYESİ

Erdoğan’ın ülkede yarattığı büyük yoksulluğa karşın sizi zenginleştireceğiz vaadi ise Nasrettin Hoca’nın fıkrasını çağrıştırıyor:

Adamın biri Nasrettin Hoca’dan borcunu istemiş.

Hoca: “Şu anda yok ama, çok yakında ödeyeceğim. Evin önüne çalı ektim! Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak. Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım. Paranı o zaman öyle ödeyeceğim.”

Üstelik fıkradaki gibi halkın iktidara gönüllü verdiği borç da yok. Kötü yönetim, har vurup harman savurmak ve bilinçli olarak yaratılan yoksullaşma ve büyük eşitsizlik ile halkın emeği ile cebinden enflasyon, pahalılık ve ekonomik krizle yürütülen trilyonlar...

Yani bugünkü ortam siyasetin ve yönettiği devletin gücüyle yaratıldı.

MEHMET ŞİMŞEK’E İNANAN VAR MI?

Sabahleyin Mehmet Şimşek’in bir TV ekranından tek yönlü açıklamalarını dinliyorum. Seçim sonrası sürpriz vergiler vb. ile kimse karşılaşmayacak diyerek muhalefetin 1 Nisan’dan itibaren karşılaşacağı ekonomik zorluklar konusunda halkı ve seçmeni uyarıcı konuşmalarını yalanlamaya çalışıyordu.

Şimşek’in programı ayarladığı belliydi, yerel seçimlerde seçmenden sandığa yansıyacak büyük tepkiyi önlemek amaçlıydı.

Bu program bile iktidarın sandık korkusunu gösteriyordu.

Söylediği hep “Genel olarak... Genel olarak... Genel olarak” laflarıyla yeni vergileri reddediyordu.

Peki özel olarak? Fiyatlarını tamamen iktidarın belirlediği mal ve hizmetlerin fiyatları ne olacak: Benzin, doğalgaz başta olmak üzere tüketimi kısmak için özel vergiler vb.?

Şimşek, “Dünya ile görüşüyorum, seçimlerden sonra Türkiye’ye büyük yatırımlar girecek” derken inandırıcılığı dibe vuruyordu.

NEDEN ŞİMDİ DEĞİL DE SEÇİMDEN SONRA?

Seçimden sonra yabancı paraya ülkeyi dünyanın en dikensiz gül bahçesine, muazzam kazançlar sağlayacağı bir ortama dönüştüreceğiniz için olmasın sakın?

TÜİK ilk kez aylık enflasyonu doğru açıkladı, hatta ENAG’ın da üzerinde.

Mahfi Eğilmez yorum yaptı:

“Şeffaf bir enflasyon ile IMF için anlaşmanın ortamı mı yaratılıyor?”

Hiç şaşmam, krizden çıkabilmelerinin tek koşulu, halkı daha da yoksullaştırmak ve sonra da IMF’den 100 milyar dolar civarında alınacak borçla çarkları çevirmek...

Şimşek’in tek çaresi ve reçetesi bu olabilir.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları