loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

Sinan Meydan
Tarih: 17.06.2026
Kaynak: Sinan Meydan - Cumhuriyet

Sinan Meydan; Suikastın İzmir’deki planlayıcısı ise Sarı Efe Edip adlı eski jandarma yüzbaşısı ile Manisa Milletvekili Abidin Bey’di.

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

(Gazi M. Kemal Paşa, 19 Haziran 1926)

15 Haziran 1926’da ortaya çıkan Atatürk’e yönelik İzmir Suikast Girişimi’nin üstünden tam 100 yıl geçti. Türk Bağımsızlık Savası’nın lideri ve başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu önderi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), cumhuriyet daha 3 yaşını doldurmadan bir suikastla ortadan kaldırılmak istenmişti. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmaya yönelik İzmir Suikastı Girişimi aslında Cumhuriyet’e yönelik bir suikast girişimiydi.  15 Haziran 1926’da açığa çıkan suikastın sonuçsuz kalması ve sonrasında İstiklal Mahkemelerinde devrim karşıtlarının etkisiz hale getirilmesi ise sadece Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün değil, onunla birlikte Cumhuriyet’in de yaşamasını ve Türk Devrimi’nin devam etmesini sağlayacaktı. 

İZMİR SUİKASTI ÖNCESİNDE SİYASAL DURUM

1923’te cumhuriyet ilan edilmiş, 1924’te halifelik kaldırılmış, handen sürgün edilmiş, şeriat bakanlığı kaldırılmış, şeriat mahkemeleri ve medreseler kapatılmış, eğitim öğretim birleştirilmişti. 1925’te tekke, zaviye, türbe ve tarikatlar kapatılmıştı. Şapka Kanunu çıkarılmıştı. 1926’da Türk Medeni Kanunu kabul edilmişti. Atatürk’ün, Cumhuriyeti laikleştiren devrimlerinin art arda gelmesi, eski düzenden yana saltanatçıları, hilafetçileri, gericileri, bölücüleri ve dönemin muhaliflerini rahatsız etti. Bu rahatsızlığın ilk belirtisi olarak 1924 yılının sonunda, Kazım (Karabekir), Rauf (Orbay), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy) ve Dr. Adnan (Adıvar) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. 1925 yılında ise Cumhuriyet karşıtı gerici ve bölücü Şeyh Sait İsyanı çıktı. İsyanı bastırıldı. İsyancılar, İstiklal Mahkemelerinde yargılayıp cezalandırıldı. Kanuna eklenen bir maddeyle “Dinin siyasete alet edilmesi vatana ihanet suçu” sayıldı. Dini siyasete alet ederek isyanın çıkmasında etkili olduğu düşünülen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. 

İşte İzmir Suikastı böyle bir siyasal ortamda gerçekleştirilmek istendi. 

İZMİR SUİKASTİNİN AÇIĞA ÇIKMASI ve TUTUKLAMALAR

Mayıs 1926’da önce Başbakan İsmet (İnönü), Meclisin tatil olmasından yararlanarak bir yurt gezisine çıktı. Sonra da Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir’de tamamlanacak bir yurt gezisine çıktı. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün İzmir’den önceki son durağı Balıkesir’di. 13 Haziran’da Balıkesir’e geçen Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)17 Haziran’da İzmir’de olacaktı.  

Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), 14 Haziran’da Balıkesir’den İzmir’e hareket edecekken İzmir Valisi Kazım (Dirik), İzmir’de kendisine bir suikast düzenleneceğini haber aldıklarını bildirdi. Kazım (Dirik) aynı haberi Ankara’ya dönen Başbakan İsmet (İnönü)’ye de bildirdi. 

15 Haziran 1926’da Giritli Şevki adlı bir motorcu, İzmir’de Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e suikast yapılacağını İzmir Valisi Kazım (Dirik)’e ihbar etmişti. Suikast planına göre Mustafa Kemal (Atatürk) otomobille İzmir’de Kemeraltı’ndan geçerken suikast gerçekleştirilecekti. Plana göre suikastçıları motoruyla Sakız Adası’na kaçıracak olan Giritli Şevki, suikastçılardan Sarı Edip Efe ile Manisa Milletvekili Abidin’in ortadan kaybolmasından şüphelenerek suikastı ihbar etmişti. Bunun üzerine harekete geçen İzmir Polisi, eski Rize Milletvekili Ziya Hurşit, Rizeli Laz İsmail, Batumlu Gürcü Yusuf ve İstanbullu Çopur Hilmi adlı suikastçıları İzmir’de silahlarıyla birlikte yakaladı. 

Suikastın ortaya çıkmasıyla birlikte Ankara İstiklal Mahkemesi hemen harekete geçti. Başbakan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’nin hemen İzmir’e gitmesini istedi. Ali (Çetinkaya) başkanlığındaki İstiklal Mahkemesi, özel bir trenle İzmir’e hareket etti. Ancak mahkeme Ankara’dan ayrılmadan önce, İzmir’de yakalanan sanıkların ilk ifadeleri (özellikle Ziya Hurşit’in itirafları) olayın, kısa süre önce kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) ile bağlantılı olabileceğini düşündürdüğünden TpCF’li milletvekillerini tutuklamaya başladı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları vardı, ancak Cumhurbaşkanına yönelik bir suikast girişimine “suçüstü” yapılması nedeniyle dokunulmazlıklar bir işe yaramayacaktı. Tutuklanan eski TpCF’liler arasında Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) da vardı. 

Kazım Karabekir Paşa’nın tutuklandığını duyan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’ne haber vermeden Polis Müdürüne emir vererek Karabekir’i serbest bıraktırdı. Bunun üzerine İstiklal Mahkemesi, Kazım Karabekir Paşa’yı yeniden tutukladı. Ayrıca mahkeme, kararına karşı gelen Başbakan İsmet (İnönü)’yü de tutuklamak istedi. Ancak İsmet İnönü, çok sonradan yayımlanan Hatıralarında bu iddianın doğru olmadığı belirtecekti. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İsmet (İnönü)’yü İstiklal Mahkemesi üyeleri ile görüşmesi için İzmir’e çağırdı. İzmir’e gelip mahkeme üyeleriyle görüşen ve soruşturmalar hakkında bilgi alan İsmet (İnönü), tutuklamaları uygun buldu. (Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009, s. 341)

Eski TpCF’liler yanında eski İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden bazıları da soruşturma kapsamına alınıp tutuklanacaktı.

CUMHURİYET SONSUZA KADAR YAŞAYACAK

16 Haziran 1926’da İzmir’e gelen gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Yerel ve ulusal basında Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e saygı, sevgi ve bağlılık bildiren yazılar yayımlandı. Her taraf bayraklarla süslendi. Belediyenin kurduğu bir tak üzerinde şöyle yazıyordu: “İzmir Seninle Beraberdir Büyük Gazi”. Gece deniz tekneler, gemiler ve halk Gazi’yi selamladı. Naim Palas otelinin önünde toplanan İzmirliler Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e bağlılık gösterisinde bulundular. Otelin önüne çıkıp halkı selamlayan Gazi, “Ben ölürsem bile soylu ulusumuzun beraber yürümekte olduğumuz yoldan ayrılmayacağına inancım vardır. Bu nedenle gönül rahatlığı içindeyim. Düşmanlarımız istedikleri kadar, düşünebildikleri kadar iğrenç çarelere baş vursunlar; onların son güçleriyle yapacakları davranışlar bizim devrim ateşimizi söndüremez…” dedi. (Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, İstanbul, 2006, s. 214; Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, Yeni Türkiye’nin Oluşumu, 3. Kitap, Birinci Bölüm, Ankara, 2005, s. 137)

Image

Mustafa Kemal (Atatürk), 16 Haziran 1926, İzmir’de.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik suikast girişimi 18 Haziran 1926’da halka duyuruldu. İzmir’de Ahenk gazetesi 18 Haziran 1926 tarihli sayısında “Milletin göz bebeği, Türk tarihinin yüce kahramanı öldürülebilir mi?” diye sorarak Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e şöyle sesleniyordu: “Sen milletin ruhusun. Milletin ruhuna kimse el uzatamaz. Sağ ol ve sağ olacaksın. Allah seni saklar…” (Aybars, s. 335-336)

Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik suikast girişimine karşı yurdun dört bir yanında çeşitli kuruluşlarca mitingler düzenlendi. Ankara’ya geçmiş olsun dileklerini sunmak için heyetler geldi.  

Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), yakalanan sanıkları İzmir’de Naim Palas oteline getirerek kendileriyle yüzleşti. Ziya Hurşit’e, “Seninle bunca arkadaşlık ettik. Hayatıma kastedecek kadar ileri gitmene sebep olan neydi?” diye sorduğunda başını önüne eğen Ziya Hurşit, Gazi’ye yanıt veremedi. Gürcü Yusuf ise “Bana bomba atabilecek miydin?” sorusuna “Seni gördükten sonra atamazdım” yanıtını verdi. Bunun üzerine Gazi şunları söyledi: “Ben şahsen intikamdan hoşlanan bir adam değilim. İş mahkemeye aktarılmıştır. Bunun sonucunu beklemek lazımdır. Bu işe karışmaya hakkım yoktur.” (Turan, s. 137)

Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir Suikast Planı’nın açığa çıkmasından 4 gün sonra, 19 Haziran 1926’da İzmir’de Anadolu Ajansına şu demeci verdi:

“Alçak teşebbüsün benim şahsımdan çok kutsal Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelere dönük bulunduğuna şüphe yoktur. Bu nedenle genel olarak gösterilen duygularla Cumhuriyetimize ve ilkelerimize olan aşırı bağlılığın ne kadar kopmaz güçte olduğu kanısına bir kez daha vardım. Temeli, büyük Türk milleti ve onun kahraman evlatları olan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve şuurunda kurulmuş bulunan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan ilham alan ilkelerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceğini sananlar çok zayıf dimağlı bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, Cumhuriyet’in adalet ve kudreti pençesinde hak ettikleri işleme uğramaktan başka elde edecekleri bir şey olamaz. Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuzluğa kadar yaşayacaktır) ve Türk milleti güvenliğini ve mutluluğunu sağlayan ve koruyan ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürüyecektir. “(Goloğlu, s. 215-216)

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Cumhuriyet hükümeti ve Cumhuriyetçi basın, İzmir Suikastı Girişimini Cumhuriyet’e, Türk Devrimi’ne karşı bir girişim olarak gördü. Bu nedenle İstiklal Mahkemeleri, sadece suikastı gerçekleştirecekleri, suikastı planlayanları değil, onların bir şekilde ilişki kurduğu eski İttihatçıları ve kısa süre önce kapatılan muhalif Terakkiperver TpCF kurucularını ve milletvekillerini de yargılayacaktı. 

SUİKAST SORUŞTURMASI

İstiklal Mahkemesi İzmir’de göreve başlar başlamaz önce eski Rize Milletvekili Ziya Hurşit’i sorguladı. Ziya Hurşit, 1925 yılı ortalarından başlamak üzere Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’yı ortadan kaldırmak için suikast planları yapanlarla birlikte hareket ettiğini itiraf etti. Bu amaçla önce eski Ankara Valisi Abdülkadir ve TpCF Milletvekili Şükrü ile anlaştığını açıkladı. Aralık 1925’te Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemek için Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’la birlikte Ankara’ya gidip Şükrü Bey’le buluştuklarını, orada TpCF Kulübünde kaldığını; Çankaya Köşkü ve TBMM çevresinde incelemeler yaptıklarını, ancak Ankara’yı suikast için uygun bulmadıklarını, ayrıca kardeşi Ordu Milletvekili Faik (Günday) ile TpCF ileri gelenlerinin suikast girişimine karşı çıktıklarını belirtti. 

Soruşturma sonunda elde edilen belge ve bilgiler göre suikastın planlanmasında en etkili isim İzmit Milletvekili Şükrü Bey idi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmit’te Halk Partisi’ne girmiş, milletvekili seçilmiş, ancak daha sonra ayrılıp TpCF’ye geçmişti.  

Suikastın İzmir’deki planlayıcısı ise Sarı Efe Edip adlı eski jandarma yüzbaşısı ile Manisa Milletvekili Abidin Bey’di. 

İstiklal Mahkemesi soruşturmasına göre Ziya Hurşit’in “suikastçıların başı” olduğu, TpCF üyesi ve İzmit Milletvekili Şükrü Bey’in evinde İstanbul’da yapılan gizli toplantılarda Cumhurbaşkanının öldürülmesi için Ziya Hurşit ve arkadaşlarının görevlendirildiği, suikastın, önceki kış Ankara’da bazı kimselerin evinde planlandığı ve Ankara’da gerçekleştirilmek istendiği ancak koşullar uygun olmadığı için bundan vazgeçildiği, daha sonra Bursa’da gerçekleştirilmek istendiği, ancak ondan da vazgeçilerek İzmir’de karar kılındığı anlaşıldı. Suikast girişimine “gizli bir komite” karar vermişti ve suikast sayesinde hükümetin değiştirilmesinin amaçlanıyordu.

Soruşturmaya göre Ziya Hurşit Ankara’da Alb. Arif (Ayıcı) ile tanışmış, Mustafa Kemal’i locasında öldürmeyi tasarlamış, daha sonra bundan vazgeçip Alb. Arif’in bahçesinde yapmaya karar vermişti. Ancak İzmit Milletvekili Şükrü, sarhoş bir anında bu planı açık edince Sabit (Sağıroğlu), suikast planını Rauf (Orbay)’a haber vermiş, Rauf (Orbay) da Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik (Günday)’a iletmiş ve Ziya Hurşit Ankara’dan uzaklaştırılmıştı. Ancak Rauf (Orbay) suikast girişimini hükümete haber vermeyi gerekli görmemişti.

Savcı Necip Ali (Küçüka), TBMM Başkanlığına gönderdiği telgrafta, suikast girişimin TpCF ileri gelenleri tarafından planladığını belirterek söz konusu milletvekillerinin Anayasanın 17.maddesi gereği tutuklandıklarını belirtti. İstiklal Mahkemesi’nin Anadolu Ajansı’na verdiği listeye göre 49 kişi tutuklanmıştı. Tutuklanan 24 milletvekili arasında Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele), Cafer Tayyar (Eğilmez), İsmail Canbolat ve Alb. Arif (Ayıcı) da vardı. Ruf Orbay o sırada yurt dışında olduğu için gıyaben yargılanacaktı. Kara Kemal ile eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey ise kaçıp gizlenmişlerdi. 

Soruşturmaya göre suikast girişimin perde arkasında eski Maliye Bakanı Cavit Bey vardı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra dağılan İttihat Terakki Fırkası’nı canlandırmaya çalışıyor, bu amaçla İstanbul’da gizli toplantılar düzenliyormuş, İstanbul’da kendisine eski İttihatçılardan Kara Vasıf ve Kara Kemal yardım ediyormuş, Anadolu’daki çalışmaları yine eski İttihatçılardan Küçük Talat yönetiyormuş…

DURUŞMALAR

İzmir Suikast Girişimi yargılamaları İzmir’de mahkeme salonu haline getirilen Elhamra Sineması’nda yapıldı. Açık yargılamalar 26 Haziran 1926’da başladı. Önce Savcı Necip Ali Bey, suikastın kimlerce ne zaman ve nasıl planladığını anlatan iddianamesini okudu.

Image

İzmir İstiklal Mahkemesi.

İlk yargılanan Ziya Hurşit her şeyi itiraf etti. “Maksadımız suikast idi” dedi. Abdülkadir ve Şükrü Beylerle nasıl anlaştığını, suikast planını nasıl hazırladıklarını anlattı. 4 tabancayı da Şükrü Bey’in verdiği parayla satın aldıklarını söyledi. 

Onun sorgusundan sonra Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’un sorgusuna geçildi. İddianamedeki suçlamaları kabul ettiler. Fakat bilgisiz olduklarını söyleyip pişman olduklarını belirttiler. 

Ziya Hurşit’in ağabeyi Ordu Milletvekili Faik Bey, Rauf Bey’in kendisine Ziya Hurşit’in bir suikast planladığını belirtip buna engel olmasını söylediğini belirtti. Daha sonra Rauf Bey’in bunu Kazım Karabekir Paşa’ya da söylediğini ve Refet Paşa’nın da haberi olduğunu söyledi. 

Şükrü Bey ise Laz İsmail’i tanımadığını, Ziya Hurşit’i tanıdığını, fakat suikastla ilgisinin olmadığını söyledi. Ancak Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Sarı Edip, Alb. Rasim ve Faik kendisini yalanladılar. 

Alb. Arif de Ziya Hurşit ve Laz İsmail’i tanıdığını ancak İsmail’i evinde konuk etmediğini söyledi. Ancak tanık olarak dinlenen şoförü ve hizmetçisi onu yalanlayarak İsmail’in evde kalarak uzun uzun konuştuklarını söylediler.

3 Temmuz 1926’da Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bilgi sahibi oldukları düşünülen paşaların sorgusuna başlandı. Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Cafer Tayyar (Eğilmez) ve Refet (Bele) suikasttan habersiz olduklarını söylediler. Ancak Refet (Bele) bir gece Ankara’da Rauf (Orbay)’ın kulüp kapısında gördüğü bazı kişilerden şüphelendiğini, kendisinin hükümete haber vermek istediğini, fakat Rauf (Orbay)’ın “Ortada kuşkudan başka bir şey yok!” deyice bundan vaz geçildiğini söyledi.

6 Temmuz 1926’da eski İttihatçılardan Cavit Bey’in sorgusuna geçildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cavit Bey’in evinde Kara Kemal’le yapılan toplantılar gündeme getirildi. Suçlamaları kabul etmedi. Ondan sonra da İsmail Canbolat sorulandı.  Suikasttan haberi olmadığını söyledi. 

İstiklal Mahkemesi kararını 13 Temmuz 1926’da açıkladı. Suikastla hiçbir ilgisi olmadığına karar verilenler beraat ettirildiler. 15 sanık ise Anayasayı değiştirmek suçlamasıyla Ceza Yasasının 57. Maddesi gereğince idam cezasına çarptırıldılar. Bunlar arasında yakalanamadıkları için gıyaben yargılanan Kara Kemal ve Vali Abdülkadir de vardı. 14 Temmuz 1926’da tutuklu 13 kişi (Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey, Alb. Arif, Hafız Mehmet, Halis Turgut, İsmail Canbolat, Abidin Bey, Rüştü Dadaş, Vet. Alb. Rasim ve Sarı Efe Edip) idam edildiler. Kara Kemal yakalanmak üzereyken intihar edecekti. Abdülkadir ise yakalanarak idam edilecekti. 

İstiklal Mahkemesi İzmir’deki suikast yargılamalarından sonra hükümeti devirmek için gizlice örgütlendiler dediği ve “Kara Çete” diye adlandırılan İttihatçıların Ankara’da yargılanmasına karar verdi. Bu kapsamda Maliyeci Cavit Bey’in, Rauf (Orbay)’ın ve Dr. Adnan (Adıvar)’ın de aralarında olduğu 52 sanık Ankara’da yargılandı. Ancak Rauf (Orbay) ve Dr. Adnan (Adıvar) yurt dışında oldukları için gıyaben yargılandılar. Duruşmalar 2 Ağustos 1926’da başladı. İstiklal Mahkemesi kararını 23 gün sonra, 26 Ağustos 1926’da açıkladı. Mahkeme, Cavit Bey, Dr. Nazım, Ardahan Milletvekili Hilmi Bey ve Nail Bey’in Anayasayı zorla değiştirmeye kalmak suçuyla idamlarına; Rauf (Orbay) ile eski İzmir Valisi Rahmi Bey’in 10 yıl sürgünlerine; Salih ve Osman Kahya’nın 10 yıl hapislerine; diğer sanıkların ise beratlarına karar verdi. İdam cezaları 27 Ağustos 1926 sabahı infaz edildi. Böylece İzmir Suikast Girişimi ve ona bağlı İttihatçılar davasında toplam 18 kişi idam edildi. (Aybars, s.367-368; Turan, s. 147)

İzmir Suikast Girişimi nedeniyle yargılanıp beraat eden paşalar ise tekrar orduya dönemediler. 5 Ocak 1927’de emekli edildiler. Ceza alan Rauf (Orbay) ise Cumhuriyetin 10. Yılında 26 Ekim 1933’te çıkarılan af yasından iki yıl sonra 1935’te Türkiye’ye dönebildi. 

***

Prof. Dr Şerafettin Turan’ın dediği gibi “İzmir Suikastına ilişkin yargılamalarla Cumhuriyet rejimi ve başlamış olan devrim savunulmuştu. Bu çerçevede TBMM’nin birinci döneminde doğan muhalefeti yaratanlar ve kapatılan TpCF’yi kuranların bir kesimi ile İttihatçılığı canlandırmak isteyenlerin öncüleri cezalandırılmışlardı. Böylece iktidar karşısındaki muhalif grup devrim yararına susturulmuştu.” (Turan, s. 148) 

Sonuç olarak 15 Temmuz 1926’da açığa çıkan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik İzmir Suikast Girişimi -suikastı gerçekleştirecekler silahlarıyla suçüstü yakalanıp suikastı itiraf etmişlerdi- sadece Cumhurbaşkanına yönelik değil, onun şahsında Cumhuriyet’e yönelikti. Cumhuriyet, 1925’deki Şeyh Sait İsyanı’ndan kısa süre sonra, 1926’da ikinci bir suikastla karşı karşıya kalıyordu. Bu nedenle İzmir Suikast Girişimi sonrasında İstiklal Mahkemeleri sadece suikastçıları değil, onlarla az çok ilişkide olan Cumhuriyet karşıtı muhalefeti de sorgulayarak etkili isimlerini etkisiz hale getirdi. Böylece henüz daha 3 yaşını doldurmamış Cumhuriyeti yaşatma ve Türk Devrimi devam ettirme kararlığı herkese gösterildi. 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları