Cumhuriyet İlanına Giden Yol: ‘28 Ekim Gecesi Karar Verilmedi’
Sinan Meydan: Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümüne bir hafta kaldı. Cumhuriyeti anlatırken en çok karşılaştığım sorulardan ikisi, “Atatürk, cumhuriyet ilanına 28 Ekim gecesi mi karar verdi?
“Yeni Türkiye’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddelerini size tekrar edeceğim: ‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Yürütme gücü, yasama yetkisi milletin tek gerçek temsilcisi olan Meclis’te belirmiş ve toplanmıştır.” Bu iki cümleyi tek kelimede anlatabilmek mümkündür: Cumhuriyet.” (Mustafa Kemal Paşa, 22 Eylül 1923)
Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümüne bir hafta kaldı. Cumhuriyeti anlatırken en çok karşılaştığım sorulardan ikisi, “Atatürk, cumhuriyet ilanına 28 Ekim gecesi mi karar verdi? Bu kararını ilk kez birkaç arkadaşına 28 Ekim gecesi mi açıkladı?” şeklinde oluyor. Yanıtım hayır! Atatürk, cumhuriyetin ilanına çok daha önce karar vermişti ve cumhuriyet ilan etmeden yaklaşık bir ay önce açıklamıştı. Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün bunu bir buçuk ay önce özel bir toplantıda açıkladığını yazıyor.
YARIN CUMHURİYET İLAN EDECEĞİZ
Atatürk, Nutuk’ta, cumhuriyet ilanından hemen önceki 28 Ekim 1923 gecesini şöyle anlatmıştır:
“Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşalara rastladım. Ali Fuat Paşa, Ankara’dan giderken, bunların Ankara’ya geldiklerini o günkü gazetede ‘Bir Uğurlama ve Bir Karşılama’ başlığı altında okumuştum. Henüz kendileriyle görüşmemiştim. Benimle mülakat için geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca akşam yemeğine gelmelerini Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa aracılığıyla bildirdim. İsmet Paşa ile Kazım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman orada beni görmek üzere gelmiş Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Beylere rastladım. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek sırasında ‘Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz’ dedim. Hazır bulunan arkadaşlar derhal düşünceme katıldılar. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren hareket şekli hakkında kısa bir program tespit ettim ve arkadaşları görevlendirdim. (…) O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden benden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa, Çankaya’da misafir idi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu tasarıda 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim: Birinci maddenin sonuna ‘Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir’ cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim: ‘Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükümetin ayrıldığı idare şubelerini Bakanlar Kurulu aracılığı ile idare eder.’ Bundan başka Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun temel maddelerinin sekizinci ve dokuzuncu maddeleri de değiştirilerek ve açıklığa kavuşturularak şu maddeler yazıldı: (…)”
O yemekte bulunan İsmet İnönü de o gece “Atatürk’ün yanındaki bazı arkadaşlarla ertesi gün ‘Cumhuriyet ilan edileceği kararlaştırıldı…’ (…) Onlar gittikten sonra bilindiği gibi biz, Atatürk ile cumhuriyet ilanını sonuca götürecek kanun teklifi üzerinde çalışmışızdır…” demiştir.
Atatürk, 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya’da bazı arkadaşlarına, “Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz” derken aslında daha önce kararlaştırılan ve yaklaşık bir buçuk aydır üzerinde çalışılan bir kararın yarın uygulanacağını açıklamıştı. Şöyle ki!
HALK PARTİSİ TÜZÜĞÜ’NDEKİ CUMHURİYET
9 Eylül 1923’te TBMM’de Halk Partisi Tüzüğü görüşülerek kabul edildi. Böylece; “Amacı, milli egemenliğin halk tarafından ve halk için yürütülmesine rehberlik etmek ve Türkiye’yi çağdaş bir devlet haline yükseltmek ve Türkiye’de bütün kuvvetlerin üstünde kanunun üstünlüğünü egemen kılmaya çalışmak” üzere Halk Partisi kuruldu. (Halk Fırkası Nizamnamesi, Ankara, 1339 (1923), s.1)
Çok açıkça görüldüğü gibi Halk Partisi’nin -10 Kasım 1924’te partinin başına ‘Cumhuriyet’ ifadesi de eklenecekti- tüzüğüne göre kuruluş amaçlarından ilki; “Milli egemenliğin halk tarafından ve halk için yürütülmesine rehberlik etmek” olarak belirtilmiştir ki, böyle bir amaç için her şeyden önce cumhuriyet ilanı gerekecekti. Yani aslında, 9 Eylül 1923 tarihli Halk Partisi tüzüğünde “cumhuriyet ilan edileceği” örtülü biçimde ifade edilmiştir.
11 Eylül 1923’te Halk Partisi Meclisi Atatürk’ün başkanlığında toplandı. Bu toplantıda Halk Partisi’nin, “içinde ‘cumhuriyetin’ de saklı olduğu” tüzüğü kabul edilerek bütün üyeler tarafından imzalandı.
ÖNCE ÖZEL BİR TOPLANTIDA AÇIKLADI
Atatürk, cumhuriyet ilan edileceğini ilk olarak 11 Eylül 1923’te özel bir toplantıda açıkladı. Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün, Halk Partisi Meclisi’nden çıkıp odasına giderken bazı milletvekillerini davet ettiğini ve oradaki özel toplantıda cumhuriyetin ilan edileceğini açıkladığını şöyle anlatmıştır:
“Biraz sonra cebinden tüzüğün kopyasını çıkardı. Sayfa kenarına yazdığı Fransızca bir cümleyi okudu. Bu Fransız Cumhuriyeti’nin ‘bir ve bölünemez’ olduğunu söyleyen cümleydi. ‘Dün akşam Fransız İhtilal tarihini gözden geçirdiğim zaman not etmiştim,’ dedi ve sildi. (…) Atatürk dedi ki: ‘Cumhuriyet ne demektir?’ Sözlüğe baktım, ‘chose publique’ kelimeleriyle tercüme edilmiştir. ‘Bize de anlamı ne olmalı?’ (diye sordu.)’ Atatürk’ün sözü hangi konu üstüne getirmek istediği belli idi. Anayasada yeni hükümet şeklini açıkça göstermek sırası geldiğini’ söyleyen Sabri Bey, ‘Mesele bugünkü durumun ifade edilmesinden ibarettir,’ dedi. Atatürk, ‘Ben projeyi gördüm. Çok eksik yerleri var. Bu hafta kendim uğraşacağım. Sonra bazı arkadaşlarla özel görüşmede bulunuruz ve Partiye gideriz,’ dedi. Yunus Nadi, ‘Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız’ (deyince), Atatürk, kalemini masaya vurarak, ‘En kuvvetli zamanımız bugündür,’ dedi. Sonra yeni anayasanın kendi niyetine göre ilk maddesini okudu: ‘Türkiye, cumhuriyet usulü ile idare edilir bir halk devletidir.’ Sonunda, yakında cumhuriyetin ilan olunacağını, Meclis’te Atatürk’ün ağzından işitiyorduk. (…) Cumhurbaşkanlığı süresi üzerinde konuştuk. Onun fikrince, ‘Cumhurbaşkanı Büyük Millet Meclisi’nin de başkanıdır.’ Dört yıl, yedi yıl konuları geçti. Bir gayretkeş, ‘Yaşadığı sürece şartıyla da olabilir,’ dedi. Atatürk sert bir tavırla bunu reddetti…” (Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, Sel Yayınları, İstanbul, 1955, s. 35-37)
‘NEUE FREİE PRESSE’ MUHABİRİNE AÇIKLADI
Atatürk, 22 Eylül 1923’te “Neue Freie Presse” adlı Avusturya-Viyana gazetesinin Ankara’daki muhabiri Mösyö Lazar’a verdiği demeçte bütün dünyaya Türkiye’nin rejiminin “Cumhuriyet” olacağını açıkladı. Daha doğrusu adı konulmamış bile olsa zaten “Cumhuriyet” olduğunu söyledi. O sırada İstanbul’da yayımlanan İkdam gazetesinin Ankara temsilcisi Mecdi Sadrettin (Sayman) Bey, Mösyö Lazar’dan, Atatürk’ün demecinde “cumhuriyetten söz ettiğini” öğrenerek bu ha-beri ve ayrıntılarını Ankara’dan telg- rafla İstanbul’daki İkdam gazetesi-ne bildirdi. Ertesi gün 23 Eylül 1923 tarihli İkdam gazetesi, Atatürk’ün ağzından, “Cumhuriyet ilan edileceğini” ve “Ankara’nın da Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi (başkenti) olacağını” duyurdu. Bu haber yayımlandıktan sonra Atatürk’ün yabancı muhabire verdiği bu demeç Anadolu Ajansı ile her yere duyuruldu. (Mecdi Sadrettin Sayman, “Yüz Yirmi Bir Ay Evvel”, Ülkü, C.2, S.9, Birinci Teşrin, 1933, s.266-269)
Atatürk’ün, Viyana’da yayımlanan Neue Freie Presse gazetesi muhabirine 22 Eylül 1923’te verdiği demecin, “Teşkilat-ı Esasiye” (1921 Anayasası) değişikliğine ait bölümü aynen şöyleydi:
“Yeni Türkiye’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddele- rini size tekrar edeceğim:
‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Yürütme gücü, yasama yetkisi milletin tek gerçek temsilcisi olan Meclis’te belirmiş ve toplanmıştır.”
Bu iki cümleyi tek kelimede anlatabilmek mümkündür: ‘Cumhuriyet.’ Yeni Türkiye’nin iç gelişmesi daha son bulmamıştır. Savaştan sonra Türk Teşkilat-ı Esasiyesi’nin gelişmesi henüz kesin bir şekil almış sayılamaz. Değişiklikler ve düzeltmeler yapmak ve daha mükemmel hale getirmek gereklidir. Tamamlanmasına başlanan bu iş henüz bitmemiştir. Kısa bir zaman içinde Türkiye’nin bugün fiilen almış olduğu şekil kanunen de belirlenecektir. Yakın bir gelecekte bu konuya yönelik hükümet teklifleri Meclis’e sunulacaktır. Bu tekliflerin bütün maddeleri Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun gelişmesine ve tamamlanmasına ait bulunacaktır. Bütün Avrupa ve Amerika’daki Cumhuriyetler nasıl esas olarak birbirinden ayrı değilse, aralarındaki fark nasıl yalnız şekle ait bulunuyorsa, Türkiye’nin de bu Cumhuriyetlerden farkı sadece bir şekil meselesidir. Diğer cumhuriyet usulüyle yönetilen memleketlerde olduğu gibi bizim de egemenliğe sahip bir meclisimiz vardır. Yalnız bizde Büyük Millet Meclisi hem yasamaya hem de yürütmeye ait yetkiye sahiptir. Başka yerde olduğu gibi bizde de bakanlar kendi bakanlıklarına ait işlerden sorumludurlar. (…) Sonuç itibariyle cumhurbaşkanından, başbakandan ve sorumlu bakanlardan oluşan bir hükümet kuracağız.”
“Yeni Türkiye’nin başkenti meselesine gelince, bunun cevabı kendiliğinden belirir. Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir.” (Yeni Gün, 27 Eylül 1339 (1923), s. 1.)
Atatürk, Viyana’da yayımlanan bir gazetenin muhabirine 22 Eylül 1923’te, Ankara’da verdiği bu demeçte, 1921 Anayasası’nın “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…” diye devam eden birinci maddesini okuyarak, bunun zaten “cumhuriyet” anlamına geldiğini belirtmişti. Yani aslında 1921 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden beri Türkiye’nin rejimi, açıkça adı konmamış olsa da cumhuriyetti. İkincisi, savaştan sonra anayasanın kesin bir şekil almadığını, değişiklikler ve düzeltmelerle daha mükemmel hale getirileceğini belirtmişti. Böylece 1921 Anayasası’nın mevcut haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin “mükemmel anayasası” olmadığını vurgulamıştı. Atatürk’ün, “Yeni Türkiye’nin iç gelişmesi son bulmamıştır” ifadesi de dikkat çekiciydi. “Yeni Türkiye’nin iç gelişmesi” cumhuriyetin ilanıyla da son bulmayacak, Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı dönemi boyunca devam edecekti. Üçüncüsü, Atatürk, Türkiye’de kuracakları cumhuriyetin dünyadaki diğer cumhuriyetlerden farklı olmayacağını belirterek “evrensel ilkelere uygun çağdaş bir cumhuriyet kuracaklarını” belirtmek istemişti. Son olarak da Cumhuriyetin başkentinin Ankara olacağını açıklamıştı.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KURULU
5 Ekim 1923’te Halk Partisi Büyük Divanı Atatürk’ün başkanlığında toplandı. Tam 6 saat devam eden uzun bir toplantıda “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nda yapılacak değişiklikler esastan görüşüldü. Bu amaçla bir uzman kurul seçildi.
Hasan Rıza Soyak’ın anlatımına göre “Kurul, istasyonda Özel Kalem binasının üst katında çalışmaya başladı. Kurula Niğde Milletvekili Ebubekir Hazım Bey başkanlık ediyordu. Komisyon üyeleri arasında Diyarbakır Milletvekili Ziya Gökalp da vardı. Atatürk de ara sıra bu komisyonun görüşmelerine katılıyordu. Gazeteler bunu haber verirken komisyonda ‘cumhuriyet’ şekli üzerinde durulduğunu da ekliyorlardı.” (Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C.1, 1973, s. 183)
Özel Kalem binasında anayasada yapılacak değişiklikler konuşulurken Mahmut Esat (Bozkurt), “Din ile devlet işlerinin birbirine karışması, Türk milletinin felaket sebebidir. Yalnız bizim değil hatta Roma devletinin dahi çöküş nedeninin Hıristiyanlık olduğunu iddia ederek” din ile ilgili maddelerin projeden çıkarılmasını teklif etmişti. Kazım Karabekir bu düşüncelere sinirlenmiş, Fethi (Okyar), “Canım böyle şeyleri karıştırmayalım. Biz ihtilalci miyiz?..” diyerek konuyu kapatmak istemiş, bunun üzerine Atatürk de “Zamanı gelir!” demişti. (Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, İstanbul, 1940, s. 429) Sonuçta bu maddeler, Atatürk’ün Nutuk’taki ifadesiyle “birtakım fazlalıklar,” zamanı gelinceye kadar anayasada kalmıştı.
***
Mazhar Müfit Kansu’nun “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” adlı anılarında aktardığına göre Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında Erzurum’da 20 Temmuz 1919’da “Zamanı gelince hükümet şekli cumhuriyet olacaktır,” demiş; 7 Ağustos 1919’da da gelecekte yapmayı düşündüğü bazı devrimlerden söz ederken de yine “Hükümet şekli cumhuriyet olacaktır,” demişti.
1920 yılında “Teşkilatı Esasiye Kanunu”nun (1921 Anayasası’nın) taslak metni durumundaki “Halkçılık Programı”nı hazırlayan Atatürk, 1923 yılında Türkiye’yi cumhuriyete taşıyan anayasa değişikliğine son şeklini de kendisi vermişti. Atatürk, bu süreçte anayasa hukuku konusunda kitaplar okumuştu. Örneğin, 1923 yılında Babanzade İsmail Hakkı’nın “Hukuk-u Esasiye” adlı eserini okumuş, bu kitapta cumhuriyet, hükümet ve ulusal egemenlikle ilgili bölümlerin altını çizmişti. Atatürk, adı geçen kitapta Montesquieu’nun şu cümlesinin altını da çizmişti: “Cumhuriyeti yaşatan genel kural fazilettir.” Yine aynı kitapta Fransız Devrimi’nin anlatıldığı sayfanın sol alt köşesine şu hesabı yapmıştı: “1789-1923= 134”
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





