CHP Ankara Milletvekili Dr.Murat Emir, 1 Kasım Genel Seçimlerinin ardından açıklanan 64. Hükümet'in profili ile ilgili analizleri içeren bir açıklamada bulundu.
CHP Ankara Milletvekili Dr.Murat Emir, 1 Kasım Genel Seçimlerinin ardından açıklanan 64. Hükümet'in profili ile ilgili analizleri içeren bir açıklamada bulundu.
Emir'in açıklaması şöyle:
''Ülkemizin hem iç hem dış politikada ciddi sorunlar ve kırılmalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, yandaş, kayırmacı ve kutuplaştırıcı politikalardan uzaklaşmış, toplumun tüm kesimlerinin duyarlılıklarını dikkate alan, uzlaşmacı bir hükümetin varlığı vatandaşlarımız dolayısıyla da ülkemizin tartışmasız en temel gereksinimdir. Yaşadığımız ve yaşacağımız sorunların üstesinden birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirerek çıkmanın tek yolu, bu uzlaşmacı ve kapsayıcı siyaset anlayışından geçmektedir.
Gün ortak aklın olabildiğince kullanılması günüyken, 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerine gidilen süreç ve sonrasında kurulan 64. Hükümet’in profili ne yazık ki AKP’nin önceki iktidarları dönemindeki politikaları izleyeceğinin işaretini vermektedir. Yüzlerce insanımızın hayatını kaybettiği kanlı terör saldırılarıyla şekillenen seçimlerin ardından ‘Milletin Meclis’ine, Kaçak Saray’a ‘sorgusuz sadakat’ kriteri üzerinden AKP çatısında giren isimlerin olduğu görüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır gönüllü şoförlüğünü yapan Ahmet Hamdi Çamlı, 1 Kasım seçimlerinde AKP’den İstanbul Milletvekili olurken, bir diğer İstanbul Milletvekili yine ‘sorgusuz sadakat’ kriterini taşıyan Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak oldu. Erdoğan’a yakınlık derecesinin koltuk kapmada da fark yarattığı, 24 Kasım 2015 Salı günü açıklanan 64. Hükümet ile daha net olarak görüldü. Devlet imkanlarından yakınlarını yararlandırmasıyla bilinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıtayı biraz daha yükselterek, damadı Berat Albayrak’ı, toplumun gözünün içine baka baka bakan yapmaktan çekinmedi. Bu durum özellikle ahlaki değerler açısından Ülkemizin tam anlamıyla çelişkiler ülkesi haline dönüştürüldüğünün göstergesidir; bir yanda hasta sedyesi üzerinden halkın malına dolayısıyla devlete saygıyı en derinlerde hepimize yaşatan Soma’daki maden katliamından kurtulan madenci Murat Yalçın’ın, kömür tozuna bulanmış çizmelerini sedyeye koymaktan sakınarak “Çizmelerimi çıkarayım mı?” deyişi, diğer yandan Türkiye’nin en önemli bakanlıklarından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın sadece ‘damat’ olduğu için Berat Albayrak’a teslim edilmesi. Bu karar en hafif ifadeyle ayıptır, yanlıştır.
64. Hükümet’in açıklanmasıyla AKP’de ‘sadakat ve akrabalık’ kriterlerinin dışında başka bir kriterin daha belirleyici olduğu görüldü. En az diğerleri kadar sorunlu olmasının dışında AKP’nin siyasi kodlarına işaret etmesi açısından ayrı bir önem sahip bu kriter, ne yazık ki Ülkemizde yaşanmış en acımasız siyasi katliamlardan birine dayanmakta. Bahsettiğimiz kriter, bakanlık yolunun, Sivas Madımak Katliamı’nı yapanların safında yer almaktan geçmesi kriteridir. 1996 yılında, Madımak acımızın üzerinden daha üç yıl geçmişken, sanık avukatlarından Şevket Kazan’ı Refahyol Hükümeti’nde Adalet Bakanı yapan zihniyet, 64. Hükümet’te de Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nı aynı yoldan siyasete dahil olan bir kişiye teslim etmiştir. Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak atanan Bülent Tüfenkci işte bu kriterden Meclis’e giren isimdir. Avukat olan Bülent Tüfenkci, 1993 yılında aydın, ozan ve düşünür 33 insanımızı Madımak’ta öldüren zihniyetin savunuculuğunu üstlenmiş biridir. Katliam sanıklarının avukatlığını yaptıktan sonra AKP Malatya İl Başkanlığı görevinde bulunan Bülent Tüfenkci’nin atandığı bakanlık koltuğunun başka bir özelliği ise daha önce bu koltuğa, Sivas Katliamı sanıklarını savunan başka bir ismin daha oturmuş olmasıdır. Hatırlanacağı üzere Sivas Davası sanıkların avukatlığını yapan Hayati Yazcı’yı da 61. Hükümet’te Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yapmıştı. Bülent Tüfenkci’nin bakan yapılması ve bakan olarak atandığı koltuğu yine bir Sivas Katliamı sanıklarının avukatının oturtulması AKP zihniyetinin ayrımcı, yandaş, ötekileştirici siyaset üzerinden devam edeceğinin en kesin kanıtı olduğu gibi Sivas’ta katledilen insanlarımızın inancı olan Aleviliğe yönelik “Sorunlara değinileceği; cemevlerine hukuki statü tanınacağı” seçim vaatlerinin de riyakarlığını göstermektedir.
Tüm kamuoyu çok iyi bilmelidir ki Sivas’ta yakılarak katledilen aydınlarımıza, ailelerine hakaret, katliamı yapanlara sahip çıkmak ve demokrasimiz adına yeni bir kara lekedir.''
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü