HDP seçim bildirgesini açıkladı.
HDP seçim bildirgesini açıkladı. Bildirgede
İşte HDP'nin seçim bildirgesinin demokrasi, dış politika, demokratik anayasa, siyasi partiler ve seçim yasası, yargı reformu bölümleri :
7 Haziran seçimleri, HDP’nin barajı aşması ve Erdoğan AKP’sinin 13 yıllık tek parti hâkimiyetine son vermesiyle Türkiye’yi tarihsel bir yol ayrımının eşiğine getirmişti. 7 Haziran’ın ortaya çıkardığı yeni Meclis’in izlemesi gereken tek doğru yol, halklarımızın demokratik değişim talepleri doğrultusunda, Türkiye’yi yeniden kuracak bir ‘toplumsal sözleşme’ için kolları sıvamak olmalıydı. Yönünü demokratik değişime dönmüş bir Meclis, Erdoğan diktasına,yolsuzluk ve yozlaşma ile özdeşleşen AKP Hükümeti’ne son verebilir, ‘Demokratik bir Cumhuriyet’in kapısını aralayabilirdi.
Ne yazık ki, Erdoğan’ın ‘Saray Darbesi’ne boyun eğen ve acze düşen ‘Meclis çoğunluğu’,yalnızca demokratik değişim yönündeki tarihsel bir imkânı heba etmekle kalmadı, bu kısa zaman diliminde kendi siyasi meşruiyetinin de sorgulanır hale gelmesine neden oldu.
7 Haziran sonrası, ‘demokratik değişim’ rüzgârının kendini de silip süpüreceğinden dehşete düşen Erdoğan, ikna edici ve inandırıcı hiçbir gerekçe olmaksızın ülkeyi savaş ve kaos ortamına sürükledi. Onlarca insanınyaşamını yitirmesine neden olan savaşın ve kaosun siyasi sorumlularını başka diyarlarda aramaya gerek yok. Sorumlular, ‘Kürt sorunu yok, müzakere yok, masa yok’ diyerek çözüm sürecini sona erdirenlerdir. ‘400 milletvekili olsaydı böyle olmazdı’ diyerek ülkeyi yeniden şiddet ortamına sürükleyenlerdir. Halkların demokratik iradesine saygı göstermeyen ve ‘Saray Darbesi’yle bu iradeyi ortadan kaldırmak isteyenlerdir. Seçimle işbaşına gelip seçimle gitmek istemeyen despotlardır.
Bugün yaşanan savaşın sorumluları‘başkanlık sistemi’ hayali kuranlardır. Halkları birbirine düşman kılarak, toplumsal kutuplaşmayı artırarak, kirli savaş yürüterek imha ve inkâr siyasetini yeniden canlandırma peşinde olanlar, bu savaşın ve savaşta yitirilen onlarca insanın kendilerine iktidarın kapısını açacağını sanıyorlar. Yanılıyorlar; halklar bu savaşın neden çıktığını çok iyi biliyor ve bunun hesabını 1 Kasım seçimlerinde 400 vekil hayali kuranlardan soracaktır.
Bugün kaygısı ve yarın korkusu hepimizin hayatını çekilmez kılıyor. Devletin ve sermayenin iktidarı mutlak üstünlüğünü güvenlik çemberleriyle sarmalarken, doğayı, insanı ve toplumu güvencesiz hale getiriyor. Piyasayı ve siyasi iktidarı dokunulmazlık zırhına büründürürken, yaşam alanlarımızın tümü üzerinde engelsiz bir denetim kurmak istiyor.
Gerçek demokrasiye ancak toplumun ve insanın, sermayenin ve siyasi iktidarın mutlak tahakkümü altında ezilmesine karşı etkili mücadele edenler erişebilir. Bütün bunlar ancak radikal demokrasiyle mümkündür.
Radikal demokrasi, halkın kendi hayatı üzerinde örgütlü bir güç olarak gerçek iktidar haline gelebilmesidir. Toplumun güçlenmesi ve bunun özgürlüğün, adaletin ve eşit yurttaşlığın temeli haline gelmesidir.
Radikal demokrasi, toplumun üretim ve çalışma koşulları üzerinde söz ve karar sahibi kılınmasıdır. Toplumun temelini ve geleceğini güçlendirecek güvenceli yaşam ekonomisidir.
Radikal demokrasi, işçilerin ve emekçilerin işyerlerinde iş cinayetlerine karşı iş güvenliğini sağlama hakkıdır. İşçinin grev hakkıdır, kadının görünmeyen emeğinin görünür kılınmasıdır. İşsizliğin, yoksulluğun sona erdirilmesidir.
Radikal demokrasi, ayrımsız bir biçimde bütün halkların kendi anadilleriyle, kendi kimliklerini ve kültürlerini özyönetim anlayışıyla var etmesi ve gelecek kuşaklara taşıyarak ‘Yeni Yaşam’ı birlikte inşa etmesidir.
Radikal demokrasi, kadınların erkek egemenliğine ve şiddetine karşı mücadelede desteklerinin çoğaltılmasıdır. Gençlerin bugün ve gelecek korkusundan kurtulmasıdır. Doğanın bir hammadde değil yaşamın kendisi olduğunun ortak kabulüdür. Parasız eğitim ve sağlıktır; nitelikli, kamusal, laik, bilimsel, anadilinde eğitimdir. İnsan onuruna yaraşır ulaşım ve barınma hakkıdır. Engellilerin toplumsal yaşama katılımının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
1 Kasım’a giderken, hepimizin yediğimiz ekmek, içtiğimiz su, soluduğumuz hava kadar barışa, demokrasiye, adalete ihtiyacı var.
Toplumun her bir öğesininvarlık ve yaşam koşullarının toplumun tümü tarafından güvence altına alındığı ‘Yeni Yaşam’ı inşa etmek için gerçek demokrasiye ihtiyacımız var.
İnsanlık değerleri üzerinde birlikte inşa edeceğimiz büyük barışa ve adalete ihtiyacımız var.
Dikta yönetimine değil, halkın özyönetimine ihtiyacımız var.
HDP koalisyon görüşmelerinde “Demokrasi, Adalet, Barış” programını ilan etmiştir. Türkiye'nin içinde bulunduğu krizden çıkışının yegâne formülü, bu programın uygulanmasıdır. Kalıcı bir barışı, köklü bir demokrasiyi, yerel demokrasinin inşasını, hayatın her alanında kadın-erkek eşitliğini, emekçilerin sosyal haklarının sağlanmasını, güvenceli çalışma ve yaşam koşullarını, ekolojik bir yaşamı, bütün ezilen kimliklerin özgürleşmesini sağlayabilecek halkçı, demokratik bir hükümetin inşası için HDP sorumluluk almaya hazırdır.
1 Kasım, eşit yurttaşlık temelinde farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğimiz Türkiye’de kendimizi de, kentimizi de, ülkemizi de birlikte yöneteceğimiz özyönetimlere dayalı ‘Demokratik Türkiye’ye açılan yeni kapı olabilir.
ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK İÇİN KADINLAR KAZANACAK
7 Haziran genel seçimlerinde oyumuzu barıştan, çözümden, eşitlik ve demokratikleşmeden yana kullandık. Sandıktan çoğulculuk, eşit ve ortak yaşam, demokratikleşme ve özgürlük iradesi çıktı. Denetim kabul etmez, hak hukuk, muhalefet tanımaz tek parti egemenliğine dur dedik. Tek adam diktatörlüğüne, AKP’nin ülkeyi savaşa, gençlerimizi ölüme sürükleyen, kadın ve toplum düşmanı politikalarına hayır dedik.
Oysa geldiğimiz noktada bir yandan; seçim sonuçlarının işaret ettiği birbirini dışlamayan, ortak noktalar bulmaya, diyalog ve uzlaşmaya dayalı yönetim tarzı toptan reddedilmiş durumdadır. Bir yandan da halkın çok açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu barış, çözüm, eşit ve ortak yaşam, demokratikleşme ve özgürlük iradesini ayaklar altına almaya yönelik büyük bir saldırı başlatılmıştır. Diktatörlük kurmak için sindirmek, teslim alınamıyorsa da yok etmek üzere oyuyla, tutumu ve mücadelesiyle ortaya koyduğu iradeye sahip çıkan başta kadınlar olmak üzere herkese savaş açılmıştır.
Biz kadınlar, kadın iradesini tanımamakta ayak direyen, kadının özgürlük arayışlarını şiddet ve katliamla sindirme, yok etme geleneğine sahip erkek egemen sistemle bin yıllardır mücadele ediyoruz. İradeye saldırının varlığa saldırı olduğunu, kendi iradesini ve çıkarını dayatmakta kararlı erkek-devletin ne kadar kıyıcı olabildiğini kendi yaşamlarımızdan çok yakından biliyoruz. Ve hiç tereddütsüz diyoruz ki: “Biz bu saldırıları tanıyoruz; iradeye sahip çıkmak artık varlığına sahip çıkmak demektir.”
Biz kadınlar; ölüme karşı yaşamın, savaşa karşı barışın, diktatörlüğe karşı eşitlik, özgürlük ve adaletin, köleliğe karşı onurlu yeni yaşamın mücadelesini veriyoruz. Sözümüzü ve irademizi bir kez daha ve hep büyüyen bir kadın dayanışmasıyla ve kararlılıkla ortaya koyuyoruz. Kadınlar hep birlikte başaracağız.
Dünyanın ve yaşamın yarısı olan biz kadınlar diyoruz ki:
• Bedenimiz, kimliğimiz, emeğimiz bizimdir.
• Anadilinde eğitim ve yaşam konusunda ısrarcıyız.
• Hayatın her alanında, siyasette istediğimiz an istediğimiz gibi var olacağız.
• Çocuk doğurup doğurmayacağımıza, kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl doğum yapacağımıza kendimiz karar veririz.
• Başörtümüze de, etek boyumuza da kendimiz karar veririz.
• Okulumuzu mesleğimizi kendimiz seçmekte kararlıyız.
• Düşüncelerimizi, inançlarımızı özgürce ifade etmemiz yasaklanamaz.
• İrademiz yok sayılıp ayaklar altına alınamaz.
• Savaş tezkeresine evet diyenlere geçit vermeyeceğiz.
• Barışa bir adım kala “Kürt sorunu da yok, masa da yok, taraf da yok” diyenlere geçit vermeyeceğiz.
• Başta kadınlar bütün halkın yaşamını cendereye alan özel harekât uygulamalarına, fiili sokağa çıkma yasaklarına, göç ettirme baskılarına boyun eğmeyeceğiz.
Onlar bir diktatörlük, ekonomik, siyasal, toplumsal baskı rejimi kurmaya çalışıyorlar. Bizim yaratmak için mücadele ettiğimiz ise;
• Anadilimizde eğitim görebildiğimiz; savaşın ve şiddetin olmadığı;
• Evimizi, köyümüzü terk etmeden, istediğimiz yaşam alanını seçebildiğimiz;
• Şiddet görmediğimiz, kadına yönelik şiddeti daha gerçekleşmeden, tehdit ve fiziki şiddete yeltenme aşamasında ciddi bir suç sayıp, ağır şekilde cezalandıran;
• Şiddet uygulayanları indirimsiz, ayrımcılık yapmadan yargılayan mahkemelere sahip;
• Hiçbir yerde tacize uğramadan sokaklarda özgürce dolaşabildiğimiz;
• Erkek ve devlet şiddetiyle öldürülmediğimiz;
• Hakkımız olan ücreti ve sosyal desteği elde edebildiğimiz;
• Eşdeğer işe eşit ücret alabildiğimiz;
• Çocukların okulundan, dedenin sağlığına, ailenin beslenmesinden sağlığına ve huzuruna bütün sorumlulukların üstümüze yüklenmediği;
• Dünyanın bütün kirli çamaşırlarını, bütün kirli bulaşıklarını bizim yıkamadığımız;
• Bütün dünyayı kendi emeğimizle doyurmak zorunda kalmadığımız;
• Ev içi çalışmayı da, çocuk, yaşlı ve hasta bakımını da ortaklaştıran çözümler üretmiş;
• Çocukların koşuşturduğu yemyeşil parklara, her mahallede güvenle kalabilecekleri ücretsiz kreşlere sahip;
• Meclisi’nin yarısı kadın mücadelesini temsil eden kadın vekillerden oluşan;
• Başta erkek egemenliği olmak üzere, hiçbir egemenliğe tabi olmadığımız bir Türkiye, bir yaşam kurmak için mücadele ediyoruz.
Kadınlar olarak tüm barajları yıkma yolunda önemli adımlar attık. 32 kadın vekilimizle bir kadın grubu kurduk. Seçim barajını da, kentlerimiz etrafındaki zulüm ablukasını da, erkek barajlarını da yerle bir etmeye 1 Kasım’da ve her zaman her yerde devam edeceğiz. Sonuna kadar savaş diyenlerin zulmüne ve adaletsizliğine inat, bütün neş’e ve coşkumuzla, sonuna kadar eşitlik, sonuna kadar özgürlük, sonuna kadar barış diyerek, kendimize, irademize ve sözümüze yani özyönetimimize sahip çıkarak yeni bir gelecek kuracağız.
• Ataerkil toplum yapısını, eril zihniyeti dönüştürmek için birlikte mücadele edeceğiz.
• Eşbaşkanlık sistemini her kurum ve kademeye yayacağız.
• Kadın eksenli yeni anayasayı birlikte yapacağız. 8 Mart’ı kadınlar için resmi tatil ilan edeceğiz.
• Savaşa entegre bütçe değil, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yapacağız.
• Kadın istihdamını arttıracak, işsizliği azaltacak, çalışma yaşamındaki cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, eşitsizliklere son vereceğiz.
• Mevsimlik kadın işçilerin çalışma ve barınma koşullarını iyileştirecek, mevsimlik gezici işçilere bulundukları yerde iş olanakları yaratacağız.
• Kadına yönelen şiddeti ortadan kaldıracak her türlü önlemi alacağız.
• Kadın yaşamdır, yaşamın katledilmesine izin vermeyeceğiz, öz savunmamızı örgütleyeceğiz.
• Kadın sığınma evi ve özgür yaşam alanlarının sayısını artıracağız.
• Kadınlarla ilgili tüm sorunlara doğrudan kadınların ve kadın kurumlarının çözüm geliştirdiği “Kadın Bakanlığı”nı kuracağız.
• Engelli kadınlara engelsiz özgür yaşamı birlikte kuracağız.
• Eğitimde ayrımcılığa ve cinsiyetçiliğe son vereceğiz.
• Ekolojik ve kadın merkezli bir yaşamı birlikte kuracağız.
• Kadınlara eşit, parasız, ulaşılabilir, nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti sağlayacağız.
• Sporda cinsiyetçiliğe son vereceğiz.
• “Kadınlar çözüm ve müzakere sürecinde taraftır” diyerek barışı birlikte inşa edeceğiz.
• Ev işleri, bakım emeğini toplumsallaştıracak, ev içi yükü kadın erkek arasında paylaştıracak yeni bir yaşam kuracağız.
• Ev işçisi kadınların iş yasası kapsamına alınmasını, ev işçilerine sosyal güvence için teşvik verilmesini sağlayacağız.
• Toplumsal cinsiyet eşitliğine hizmet eden sosyal destek mekanizmaları yaratacak, eşi vefat etmiş/boşanmış olan kadınlara ücret desteği vereceğiz.
Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, diktatörlüğe karşı eşitlik, özgürlük ve adaleti, köleliğe karşı eşit ve ortak yaşamı kazanacağız.
‘Ortak Vatan Özgür Yaşam’ İçin
İNADINA ÇOĞULCU DEMOKRASİ
KALICI BARIŞ VE DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE ISRARLIYIZ
Çözüm sürecinin kalıcı barış yoluna girmesine ramak kalmıştı. 28 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ ile kısa zaman diliminde Kürt sorununun müzakere yoluyla çözüme ulaşmasını sağlamak ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açmak mümkün olacaktı.
Ancak, 7 Haziran’da istediği 400 milletvekilini alamayan Erdoğan, ‘Kürt sorunu yok, Dolmabahçe yok, masa yok’ diyerek çözüm sürecine son verdi. Savaşı gerektirecek inandırıcı hiçbir gerekçe olmadığı halde, çeşitli bahanelerle yeniden savaş başlattı. Onlarca genç yaşamını yitirdi, ailelerin ocağına ateş düştü. Şimdi de 400 milletvekilini elde etmek ve ‘tek başına iktidar’olmak için savaştan ve kaostan medet umuyor.
HDP olarak:
• Derhal silahların iki taraflı susturulması, akan kanın durdurulması ve yeniden müzakere masasına dönülmesini istiyoruz.
• Yoksul, emekçi çocuklarının kanı üzerinden ‘siyasi ikbalini’ garantiye almak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. ‘Sonuna kadar savaş’ diyenlere karşı, ‘sonuna kadar barış’ diyeceğiz.
• Barışçıl yöntemlerle, müzakere yoluyla, özyönetim modeliyle hem Kürt sorununun çözüleceğine, hem de Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünün açılacağına inanıyoruz. Her koşulda silahsız çözüm ve demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz.
• Savaşın zararlarının saptanmasını, savaş yüzünden yerinden edilenlerin geri dönüşünü ve ekonomik açıdan desteklenmesini, tahrip edilen yaşam alanlarının ve mayınlanan tarım arazilerinin iyileştirilmesini, zararların telafisini ve tazminini sağlayacağız.
ÖZYÖNETİM ya da YERİNDEN YÖNETİM
Özyönetim 21. Yüzyıl Türkiye’sinin inşası bakımından yaşamsaldır.21. Yüzyıl Türkiye’sinin ihtiyacı otoriter, bürokratik merkeziyetçi devlet yapısını pekiştirmek, yetkileri tek elde toplamak ve ‘tek adam’ diktatörlüğüne yönelmek değildir. Çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir 21. Yüzyıl Türkiye’sinin ihtiyacı merkezin yetkilerini yerel yönetimlere devretmektir. Halkların doğrudan yönetime katılacağı ve kendi kendini yöneteceği ‘yerel demokrasi’yi geliştirmek, özerk yerel ve bölgesel bir modele dayalı adem-i merkezi yönetim sistemine geçmektir.
Özyönetim, özerk ve demokratik yerinden yönetim modelidir. Türkiye’nin ‘üniter devlet yapısı’ ve ‘demokratik parlamenter sistem’ içerisinde gerçekleşmesi mümkündür. Valilerin ve kaymakamların eliyle uygulanan Ankara sultasına karşı özyönetim, yerel demokrasidir.
Özyönetim gönüllü birliğin güvencesidir. Farklı kimliklere, kültürlere, dillere ve inançlara hem eşit yurttaşlık hukuku içerisinde bir arada yaşama imkânısunacak, hem de kendi kimlik, inanç veya özgünlüklerine uygun yaşam alanları açacaktır. Hem Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barışın gerçekleşmesine katkı sağlayacak, hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi ve halkların gönüllü birliğinin sağlanmasında belirleyici rol oynayacaktır. Özyönetim, bugün ‘bölünmüş” Türkiye’yi birleştirecek ve herkese farklılıklarıyla biraradayaşama imkânı sağlayacaktır.
Özyönetim demokratik çözümün adresidir. Tarihten devralınmış etnik kimlik, kültür, dil ve inanç eksenli sorunları çözmek, eşit yurttaşlık temelinde eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojik, sosyal ve demokratik bir anayasayla farklılıkları güvenceye almak ve kalıcı barışı sağlamak özyönetimle mümkündür.
HDP olarakdikta yönetimi değil, özyönetimi savunuyoruz. Yerel demokrasiyi ve yerinden yönetimi esas alan adem-i merkezi yönetim sistemine geçilmesini istiyoruz.
Bu yaklaşıma uygun olarak;
• Merkezin yerel üzerindeki vesayetini ortadan kaldıracak anayasal adımlar atılacak. Vali dâhil yerel yöneticilerin seçimle işbaşına gelmesi için gerekli yasal, idari ve yapısal düzenlemeler yapılacak. Yerel kaynakların kullanımında yerel yönetimlerin yetkileri artırılacak. Yerellerdeki dil, kültür, inanç, hafıza ve ihtiyaç farklılıklarını gözeten çoğulcu politikalar geliştirilecek. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan şerhler kaldırılacak ve ilgili ek maddeler imzalanacak.
• Türkiye'nin tamamını kapsayacak şekilde sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve coğrafi nitelikler göz önüne alınarak bölgeler belirlenecek ve bölge meclisleri oluşturulacak. Bölge meclisleri, Türkiye'nin geneli için özerk ve demokratik yerinden yönetim birimleri olacak.
• Demokratik anayasal ilkelere uygun olarak sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, trafik ve güvenlik hizmetleri hakkındaki kararların alınmasında, valilerin seçilmesinde, yerellerinbölgeleri, doğal varlıkları ve kaynakları üzerinde doğrudan söz, yetki ve karar sahibioldukları yönetim birimleri olacaklar.Karadeniz’eYeşilYol’un, HES'lerin,İstanbul'a3. Köprünün, yeni bir havalimanının ya da yeni bir boğazın; Gezi Parkı'na Topçu Kışlası’nın; Sinop ve Mersin'e nükleer santralin; Yırca veya Soma'ya elektrik santrallerinin yapılıp yapılmayacağına Ankara değil, o bölgenin özyönetimleri karar verecek.
• Halkların yönetime doğrudan katılmasını sağlamak için en alt coğrafi birimden başlayarak köy, mahalle, ilçe ve kent meclisleri kurulacak, siyasi yönetim yapısı bir meclisler piramidi olarak inşa edilecek. Bu meclislere ek olarak ayrıca kadın, gençlik, ekoloji ve işçi meclisleri inşa edilecek ve tüm halk meclislerinin eşgüdümünü sağlayacak toplumsal ağlar, platformlar gibi gerekli mekanizmaların kurulmasının önü açılacak.
• İllerde, ilçelerde ve köylerde yerel yönetim politikaları bu halk meclislerince belirlenecek. Halk meclisleri o yerleşim biriminde yaşayan herkesin doğrudan katılımıyla oluşacak. Meclisler sadece "görüş sorulan" merciler değil, yerleşim birimlerindeki her türlü konuda karar alabilecek ve yerel yöneticileri seçtikleri gibi ‘geri çağırma hakkı’nasahip olan, siyasi olarak yetkilendirilmiş birimler olacak.
• Kamusal hakların toplumsal haklar olduğu gerçeğinden hareketle, yerel yönetimler ticari hizmet üreten birimler olmaktan çıkarılacak. Yerel yönetimler, üretirken de tüketirken de ortaklaşmayı amaçlayan bir anlayışla yeniden yapılandırılacak.
• Kadınlar, yereldeeşit temsil ile oluşan kadın meclisleri aracılığıyla, yerel yönetimlere doğrudan katılacaklar. Kentsel hizmetlerin önceliklerinin cinsiyet eşitlikçi temelde örgütlenmesi sağlanacak ve taleplerin karşılanmasındakadın meclislerinin alacağı kararlar belirleyici olacak. Bu kararlar belediye, il genel meclisi gibi tüm yerel yönetim organlarınca uygulanacak ve uygulamalar kadın meclislerincedenetlenecek.
• HDP, demokratik yerel yönetimler anlayışını ilke kabul eden düzenlemeleri ivedilikle hayata geçirecek, halkların kendi kendini yönetmesine imkân tanıyan, tüm Türkiye’de demokratik bir idari yapının zeminini oluşturacak.
Bu yaklaşımın ışığında HDP;
• Bütçesini halkın belirlediği, rantı ve hırsızlığı, taşeronlaştırmayı önleyen yerel yönetim anlayışını geliştirecek.
• Yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyet eşitliğini ve ekolojik toplum yaklaşımını hakim kılacak.
• Halkı mağdur eden ranta dayalı kentsel dönüşüm politikalarını durdurarak, sosyal projelerle desteklenmiş yerinde dönüşüm modelleriyle insanca yaşanabilir kentleri geliştirecek.
• Çocukların, emeklilerin ve yaşlıların kent yaşamına daha rahat katılabilecekleri önlemleri alacak, gerekli yapısal düzenlemeleri yapacak.
• Engellilerin kent yaşamına katılmasının önündeki zorlukları ortadan kaldıracak.
• Kamusal alanda anadilin kullanımını ve çok dilli belediyeciliği yaygınlaştıracak.
• Neo liberal yerel ekonomi politikaları yerine halktan ve emekten yana sosyal politikaları hayata geçirecek.
• ‘Kent hakkı' kavramını geliştirerek, kırsal alanları da kapsayacak şekilde kente ve olanaklarına eşit ve nitelikli erişimi sağlayacak, kent hizmetlerini bütün sosyal sınıflara eşit dağıtacaktır.
HDP, ‘yerellik hakkı’nı güvenceye almak için;
• Merkezle yerel arasındaki ilişkiyi, yerinde yönetimin güçlendirilmesi yönünde düzenleyecek.
• Yerel yönetimleri toplumsal ihtiyaçlar temelinde geliştirecek.
• Yerel kaynakların adil ve etkin kullanımını sağlayacak.
• Yerelde ortak kamusal alanların çoğaltılmasını sağlayarak, toplumsal dayanışmayı destekleyecek.
• Yerellerdeki dil, kültür, inanç ve ihtiyaç farklılıklarını gözeten çoğulcu yaklaşımı geliştirecek ve farklı toplumsal grupların birbirleriyle ilişkilenmesini ve müzakeresini destekleyecek.
• Yerel hafızayı canlı tutacak.
• Doğayı, suyu, ormanı, dereleri, meraları, sahilleri, tarım alanlarını, su ekosistemini koruyacak ve sermaye birikim sürecinde kar ve rant alanı olarak kullanımını önleme yönünde mücadele edecek.
TEKÇİ DEĞİL, DEMOKRATİK CUMHURİYET
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri farklı kimliklerin, kültürlerin, dillerin ve inançların varlığının ve temel demokratik hakların reddine dayalı inkârcı, asimilasyoncu ve tekçi devlet politikası‘Demokratik Cumhuriyet’in önündeki en büyük engeldir.
Türkiye, ‘tekçi cumhuriyeti’ sürdürmek isteyenErdoğan diktasına ve AKP hâkimiyetinemahkûm değildir.
Emeğin temel haklarını ve özgürlüklerini güvenceye almış, halkların kendi kimlikleriyle, kültürleriyle, dilleriyle, inançlarıylaeşitçe, özgürce ve insanca birlikte yaşayabilecekleri ‘Demokratik Cumhuriyet’e‘merhaba’ demek mümkündür.‘Demokratik Cumhuriyet’te büyük insanlık değerleri üzerine inşa edilecek eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir ‘Yeni Yaşam’ı kurmak mümkündür.
HDP;
• Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini sınırlandıracak ve sembolik düzeye çekecek. ‘Çoğulcu yasama, bağımsız yargı ve demokratik yürütme’ ile ‘güçler ayrılığı’ prensibi ve ‘denge-denetleme’ mekanizmalarının kurulması için gerekli yapısal düzenlemeleri yapacak.
• Demokrasiyi temsili meclisle sınırlı görmeyecek, yurttaşların tartışma, örgütlenme ve karar mekanizmalarına doğrudan katılımının önündeki tüm engelleri kaldıracak. Her düzeyde halk denetiminigeliştirecek, halkın söz ve karar hakkını savunacak ve gerçekleştirilmesi için mücadele edecek.
• Demokratik özerklik, halkların yönetim ve karar süreçlerine katılımının sağlanması için hayata geçirilecek.
• Parlamenter sistemi demokratikleştirecek ve eş genel başkanlık sistemini uygulayan partilerin iktidara gelmesi halinde, eş başbakanlık sistemini hayata geçirecek.
• Gösteri, yürüyüş, ifade ve örgütlenme hakkı başta olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin önündekiengelleri ve baskıcı yasaları kaldıracak.
• 12 Eylül darbesinin ürünü olan Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasal ve yasal çerçevesini ortadankaldıracak. TCK’nın evrensel demokratik ilkelerle uyumlu olmayan bölümleri, TMK, İç Güvenlik Yasası ve çeşitli isimleraltında işleyen özel yetkilerle donatılmış mahkemeler kaldırılacak, bu mahkemeler tarafından uygulananadaletsiz ceza sistemine son verilecek. Her türden işkence ve kötü muamele insanlık suçu sayılacak.
• Anadilinde eğitimi bir kamu hizmeti olarak almak herkes için bir hak olarak kabul edilecek, eğitimin tümaşamalarında resmi dil olan Türkçe’nin öğretilmesinin yanında, anadilinde eğitimi bir kamu hizmeti olarakalma imkânı sağlanacak.
• Sivil toplum örgütlerinin amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlayacak şekilde güçlendirilmeleri ve desteklenmeleri önündeki engeller kaldırılacak, sivil örgütlenmeler geliştirilecek.
• Bir özel savaş aygıtı olarak oluşturulan köy koruculuğu sistemi kaldırılacak, köy korucularının çeşitliişlerde istihdamı sağlanacak. Ayrıca diğer özel savaş aygıtları olan JİTEM, kontrgerilla vb. tüm uygulamalarason verilecek.
BARIŞÇIL DIŞ POLİTİKA
• HDP, başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi siyasi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri ve uygulamaları için çalışacak.
• Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesi, halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcayacak. Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesi tanınarak Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için çalışacak. Cihatçı unsurların bölgeye geçerken Türkiye’yi köprü olarak kullanmasını kesin olarak engelleyecek önlemleri alacak.
• İsrail hükümetlerinin katliamcı, işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin’in işgaline son verilmesi ve Filistin halkının kendi siyasi geleceğini belirlemesine imkân sağlayacak bağımsız devlet kurma hakkının tanınması için gerekli desteği verecek; uygulanan baskı ve zulme karşı Filistin halkının yanında olmaya devam edecek.
• Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi için ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışacak.
• Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının Ada’nın bölünmüşlüğüne son vermek ve politik çözümü sağlamak için ortaya koydukları çözüm önerilerini ve çabalarını desteklemeye devam edecek.
• Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek ve Ermeni halkıyla dostluk köprülerini kuracak. Türkiye tarafından tek taraflı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açacak. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ sorununda demokratik çözüm çabalarını destekleyecek.
• Avrupa Birliği’nin insan haklarına riayet, yerel demokrasi, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi ön plana çıkardığı ilkeleri savunmaya devam edecek.AB'nin özellikle Yunanistan krizinde ve göçmen katliamlarında belirgin hale gelen neoliberal sermaye politikalarına karşı duruşunu ve Avrupa'nın ezilenleriyle ortak mücadelesini sürdürecek. AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkelerimiz çerçevesinde ele alınacak.
• Halkların ve emeğin yapay sınırlarla ayrılmasına karşı, dünya halkları ile emekten, özgürlükten ve demokrasiden yana tüm kesimlerle ilişkileri geliştirecek.
• Emperyalist müdahalelere ortak olmak, destek vermek, başka ülkelere müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edecek.
• Avrupa ve dünya genelinde ırkçılık, anti-semitizm, insan ticareti (kadın, çocuk, emek sömürüsü), göçmenlik sorunları, uluslararası uyuşturucu ticareti, yerinden edilme, yabancı düşmanlığı, islamofobi ve benzeri insanlık değerlerini ilgilendiren sorunlara yönelik çözümlerin geliştirilmesi amacıyla gerekli işbirliğini yapacak.
DEMOKRATİK ANAYASA
Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca demokratik bir anayasadan yoksun olmanın sancılarını yaşıyor. Türkiye, bütün ezilen halkları, sınıfları, cinsleri, inançları, dilleri yok sayan ve doğanın yağmalanmasına izin veren askeri darbe anayasasına mahkûm değildir.
• HDP, Demokratik Cumhuriyet’e geçişi sağlamak için farklılıkları eşit yurttaşlık temelinde tanıyan ve güvenceye alan demokratik bir anayasanın yapılmasına öncelik verecek.
• HDP, Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli yapısına uygun yeni bir “toplumsal sözleşme” ihtiyacını ertelenemez temel bir politik görev olarak önüne koyacak.
• HDP, eşitlikçi, kadın özgürlükçü, sosyal, ekolojik ve demokratik bir anayasayı yapmak için tüm gücüyleçalışacak. HDP’nin öngördüğü anayasa; eşit yurttaşlık temelinde din, inanç ve vicdan özgürlüğü ileekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, bütün temel hak ve özgürlükleri güvenceye kavuşturan, ekolojik, doğalvarlıkların ve hayvanların korunmasını esas alan bir anayasa olacak.
• HDP, açık bir biçimde karşı olduğu “başkanlık sistemi”nin anayasa değişikliklerinin temel koşulu halinegetirilmesini kabul etmeyecek, başkanlık sistemine geçit vermeyecek.
• Yeni anayasada barış hakkı, hakikat hakkı, sendika kurma hakkı, grev ve toplu sözleşme hakkı, sosyalgüvenlik hakkı, temel gelir hakkı, konut hakkı, engelli hakkı, temiz suya ve yeterli gıdaya erişim hakkı,vicdani red hakkı, kültürel kimlik hakkı, anadilini kullanma hakkı, eğitim ve öğrenim hakkı, bilgi edinmehakkı, adil yargılanma hakkı, çocuk hakları, yaşlı hakları, hayvan hakları ile düşünce, ifade ve örgütlenmeözgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, basın özgürlüğünü garanti altına alan hükümler yer alacak.
SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM YASASI
• Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilecek, tabanın, seçmenlerin, üyelerin kararlara doğrudan katılabildiği düzenlemeler yapılacak. Partilere üye olma ve üyelikten ayrılma kolaylaştırılacak.
• Seçim barajı kaldırılacak, Meclis’te bütün partilerin aldıkları oy oranında temsil edilebilmesinin yolu açılacak.
• Cinsiyet kotası ile yönetimde temsil kademelerinde eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayrımcılık yapılacak.
• Eş başkanlık sistemi siyasi partilerin, idari yapının, siyasi, sosyal ve kültürel yaşamın bütün kademelerindeyasallaştırılacak.
• Siyasi partilere yapılan hazine yardımı seçime girme yeterliliğine sahip bütün partilere oyları oranında eşitolarak dağıtılacak.
• Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılarak sadece ifade özgürlüğü çerçevesinde kürsü dokunulmazlığıkorunacak.
YARGI REFORMU
• Adaletin hızlı, tarafsız, bağımsız, kamu vicdanını ve bireyleri tatmin edecek düzeyde gerçekleşmesi içinadalet sistemi yeniden düzenlenecek, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve demokratikleşmesi için gerekliyasal düzenlemeler yapılacak.
• İddia ve savunma makamları yargı sistemi içerisinde eşit hale getirilecek. Savcılık ve savcıların çalışmabüroları adliye binaları dışında ayrı bir kamu binasında oluşturulacak. Savcılığa bağlı adli kolluk teşkilatıoluşturulacak. Adli kolluk teşkilatı soruşturma sırasında avukatlara da hizmet sunacak.
• Ev, işyeri ve üst aramalarında, gözaltına alma ve tutuklamalarda keyfi uygulamalara son verilecek.HSYK’nın yapısı yeniden düzenlenecek, bu kurul aracılığıyla hâkimler/ savcılar üzerindeki siyasi baskıyave atamalarda ideolojik tutum ve partizan yaklaşımlara son verilecek. Adalet Bakanı’nın vesayetine sonverilip özerk bir kurum haline dönüştürülecek.
• Herkesin anadilinde hizmet alabileceği yargı koşulları oluşturulacak, mahkemelerdeki tercümanlarınparasının yargılananlar tarafından ödenmesi uygulamasına son verilecek.
• Özel yaşamın gizliliğini ihlal eden yasadışı telefon dinlemeleri engellenecek, mahkemelerde delil olarakkabul edilmeyecek.
Vişne Haber Ajansı