loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu Erdoğan ve Yıldırım'a meydan okudu: Sosyal güvenliği tartışacaksanız siz ordunuzla gelin, ben tek başıma...

Kılıçdaroğlu Erdoğan ve Yıldırım'a meydan okudu: Sosyal güvenliği tartışacaksanız siz ordunuzla gelin, ben tek başıma...
Tarih: 16.11.2017 - 09:03
Kategori: Gündem

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: AK Parti'nin genel başkanına, Başbakana meydan okuyorum. Sosyal güvenliği tartışacaksınız siz ordunuzla gelin ben tek başıma... Kim sosyal güvenliği bu hale getirdi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Eczacılar Birliği Kongresi'ne katıldı. Burada konuşan Kılıçdaroğlu, müdürlüğünü yaptığı dönemde SSK'nin 2 milyar lira açığı olduğunu belirterek AKP hükümetlerinde bu açığın katlanarak 21 milyara çıktığını söyledi. 

CHP lideri "AK Parti'nin genel başkanına, Başbakana meydan okuyorum. Sosyal güvenliği tartışacaksınız siz ordunuzla gelin ben tek başıma geleceğim. Kim sosyal güvenliği bu hale getirdi?" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun açıklamaları şöyle:

"24 Haziran 2016'da Ankara'da görevleri başında öldürülen 4 eczacıyı rahmet ve saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum. Eczacılık, sağlık bileşenlerinin en önemli kurumlarından birisidir. Sağlığın önemli bileşenlerindense eczacının nitelikli olması, iyi eğitim alması lazım. 43 eczacılık fakültesi var. Bugün 1 tane bile eczacı öğretim üyesi yok. Bu doğru bir tablo değil. Fakülteler açılsın ama gereğini yerine getiriyorsa açılmalı. İyi kadrosu olmalı. Eczacı öğretim üyesi görmeden hangi bilgiyle donanacak eczacı. YÖK'ten rica ediyoruz fakülte açacaksanız önce hocalarını bulacaksınız. Bina ile eğitim olmaz. Plansız bir politikayla çok sayıda eczacıyı mezun ederseniz bugün atama bekleyen yüz binlerce öğretmen var yarın da eczacılar karşımıza çıkacaktır. Eğitim planlanması son derece önemlidir. Eczacı zor bir görev üstleniyor. Türkiye Avrupa'nın en büyük 6., dünyanın en büyük 17. ilaç pazarına sahip. 

-Anayasamızın 56. maddesi var. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Bunu yerine getirecek olan da hükümetlerdir. Kişinin sağlığı bireysel olmanın ötesinde çevreyle de bağlantılıdır, der anayasa. Eğer büyük kentler beton yığınına dönerse sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kaybedilirse anayasanın gerekleri yerine getirilmemiş olur. İstanbul'un, Ankara'nın, Bursa'nın beton kentlere dönüşmesi üzerine düşünmemiz gereken konulardır. 

(Sağlık hizmeti verilirken) Kişinin gelirine, kimliğine, yaşama tarzına bakılmaz. Bağkur'luyu düşünün belli bir prim ödemezse hizmet verilmiyor. Para ödemiyor diye sağlık hakkı elinden alınmamalı kimsenin. Yapmamız gereken gelirle sağlık hizmeti arasındaki bağı kesmek. Yurttaş sağlık hizmeti alırken 10 ayrı ödemeyle karşı karşıya. İlaç katılım payı çalışanlardan yüzde 20, emekilerden yüzde 10 oranında alınıyor. Muayene katılım payı 6-15 lira, reçete ücreti 3 lira. Eşdeğer ilaç farkı alınıyor. Kutu başına ilave 1 lira... Özel hastanelerde tetkik fark ücreti, erken muayene ücreti var. Öncelikli tetkik ücreti va. İstisnai sağlık hizmeti farkı... Maalesef böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu anayasaya aykırıdır.

İnsanlar para ödememek için, ücretsiz diye acil servilere koşuyor. 80 milyonluk Türkiye'de acile başvuru oranı yılda 110 milyon 115 bin kişi.

Amerika 324 milyon nüfuslu, acile başvuru 130 milyon. İngiltere 53 milyon nüfusta 23 milyon kişi başvuruyor.  Yeniden sağlık reformu yapmak gerekiyor. Bunu masa başında yapmamak, sağlığın tüm bileşenleriyle bir araya gelmek gerekiyor. 

-92-99 yılları arasında SSK genel müdürlüğü yaptım. Açıklar vardı, bunları gidermek için sorunun kamuoyuna mal edilmesi gerekiyordu, geniş ölçüde kamuoyuna mal ettik. Tasarı, kararnameler hazırlandı. Pek çok düzenleme yapıldı ama büyük ölçüde gerçekleşmedi. Siyasete girdik 'SSK'yı batırdı' diye suçladılar. Geçen gün bir açıklama yaptım. Emekli olduğum yıl 99 yılında 2 milyar açık vardı. 2016'da 21 milyar lira açık var. Benim dönemimdeki açığı açıklamak mümkün. Kadınların emekli olma yaşı 34, erkeklerinki 43'tü. 5 bin gün prim öderse yurttaş emekli olabiliyordu. Şimdi gün sayısı 7 bin 300'e çıktı, aylık bağlama oranı düştü. Çok prim ödeyip az maaş alıyorsunuz. Peki bu açık niye büyüyor? Benim dönemimde açığın 42 milyar lira olduğu söylendi sayın bakan tarafından. Sayın bakanın Plan ve Bütçe Komisyonu üyemiz Bülent Kuşoğlu ile görüşmesini öneririm. Yıllarca görev yaptı, maliyecidir de. Bakan ağzından çıkan rakamı test etmelidir. Benim dönemimdeki 3 kurumun açığı 4 milyar, AKP hükümetlerinin tüm dönemi 292 milyar 804 milyon lira. Bu açık nereden kaynaklanıyor? Emekli yaşı arttı, prim gün sayısı arttı, maaş azaldı açık nereden? 80 milyon vatandaşımız da bu soruyu sormalıdır. SGK'ye akan paralar neden gösterilmiyor. 10 yılda müfettişlerini gönderdiler, 5 kuruşluk yolsuzluk bulamadılar. AK Parti'nin genel başkanına, Başbakana meydan okuyorum. Sosyal güvenliği tartışacaksınız siz ordunuzla gelin ben tek başıma... Kim sosyal güvenliği bu hale getirdi? 

Türkiye, tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor. Bu ülkede gazeteciler, vekiller, avukatlar hapiste. 500 gün iddianame yazılmadan öğrenciler hapiste. 20 Temmuz darbesinden sonra yeniden Türkiye'nin geleceğini düşünmemiz lazım. Bu mesele Türkiye meselesidir. 2019'a gideceğimiz süreçte ister milliyetçi, ister demokrat, ister muhafazakar, iter Atatürkçü nasıl tanımlanırsa tanımlansın bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Demokrasiden yana tavır koymak zorundayız. 

Bu ülkenin aydınları olarak benim kadar sizin de sorumluluğunuz var. Demokrasi 80 milyonun üzerine titrediği bir kurumdur. 2019'a giderken 2 seçeneğimiz var. Birincisi, demokratik parlamenter sistem. 12 Eylül, 12 Mart, 20 Temmuz darbe hukukundan arınmış olacak.
 
İkincisi, tek adam rejimi. Arabalara takılacak cam filmine bile o karar versin. Bütün sorunlar bir kişinin sırtına yıkılıp, o kişi kandırılırsa nasıl aydınlığa çıkılacak ülke? Kişi hata yapabilir. Bütün yumurtalar bir sepete konmaz. Yasama, yargı, yürütme vardır. Bütün alanlar denetlenmeli. Sorumluyum kimse beni denetlemesin diye bir şey demokrasilerde yoktur. Sandığa giderken bunu düşünmek zorundayız. Bunu parti meselesi olarak görmek vatana, demokrasiye ihanettir. Atatürkçülük geçmişe takılıp kalmak değil, çağdaş uygarlığın ötesine taşımaktır. Atatürk geçmiş değil gelecektir. 

Meslek kuruluşları davalarla, denetimlerle tehdit ediliyor. Bunlar anayasal kurumlar. Neden benim gibi düşünmüyorsun, diye baskı kuruluyor. Bu kabul edebileceğimiz bir uygulama değil. 

Ya elinde sopası olan, konuşunca kafaya vuran, mahkemelerimle sustururum diyen rejime oy vereceğiz ya da çocuklarımıza demokratik bir sistem bırakmak istiyoruz diyerek oy kullanacağız."

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları