loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu: İktidar korkuyor

Kılıçdaroğlu: İktidar korkuyor
Tarih: 06.07.2017 - 21:06
Kategori: Söyleşi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın yürüyüşten korktuğunu belirterek, 'Bizim ülkemizde adalet var, siz niye yürüyorsunuz? diyen yok' ifadelerini kullandı.

Hürriyet yazarı Ayşe Arman, Adalet Yürüyüşü'ne katıldı. Arman'a konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın yürüyüşten korktuğunu belirterek, ''Farkındaysanız, 'Efendim bizim ülkemizde adalet var, siz niye yürüyorsunuz?' diyen yok'' ifadelerini kullandı.

Ayşe Arman'ın Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportaj şöyle:

Bir itirafla başlayayım, Kemal Kılıçdaroğlu’nu hep seviyordum ama eleştiriyordum da...
Tamam dürüst geliyordu, iyi insan geliyordu ama nasıl desem, biraz atalet içinde geliyordu, sanki kurtlarla kapışamaz gibi geliyordu, lider karizması yok gibi geliyordu!

Vatandaş olarak hayal kırıklığına uğramıştım.

Hatta, ondan umudu kesmiştim.

Ben bir “hareket” bekliyordum.

Yıllardır.

İçimden, “Hadi” diyordum, “Hadi ya, bir şey yap, bu toplumun, bu ülkenin ihtiyacı var. Hepimizi dönüştür, harekete geçir...”

Ama sonra, “Amaaan, o nereden yapacak!” diyordum!

İşte bu noktada fena halde utandım kendimden!!! 

Yaptı... Ve öyle bir şey yaptı ki, “Vay beee!” dedirtti, binlerce insanı bir araya getirdi, aynı talebin çatısı altında topladı...

ADALET.

Toplumun o kadar farklı katmanlarına sirayet etmiş ki adaletsizlik, o kadar tavan yapmış durumda ki, o kadar bıçak kemiğe dayanmış ki, insanlar bu talebi destekledi, onun peşinden yürümeye başladı.

Ve ben, müthiş umutlandım, bence bu Adalet Yürüyüşü son dönemin en önemli şeyi!!!

Partiler üstü bir hareket.

Toplumun her kesimini bir araya getiren bir hareket.

Hangi partiye oy vermiş olursa olsunlar, “Hak, hukuk, adalet” deyip yürüyorlar.

Sizin, benim gibi insanlar.

Masum bir şekilde, hiçbir çığırtkanlık yok, numara yok.

Yürüyorlar, yürüyorlar, yürüyorlar.

İnanılmaz etkileyici.

Hiçbir provokasyona kapılmıyorlar, gübre dökenleri ve taş atanları bile alkışlıyorlar.

Yol kenarlarında yürüyenleri izleyenler nasıl tatlı, “İyi misiniz? Su ister misiniz?” diyorlar, erik uzatıyorlar, “Yolunuz açık olsun!” diyorlar, “Dualarımız sizinle!” diyorlar.

Yemin ederim bu yürüyüş tarihe geçer.

Bu arada yürüyüşçüler, yağmur, sis, güneş her şeyi gördüler. Sıcak da manyak sıcak, ona rağmen, “Güneş gözüme giriyor!”, “Ayağım su topladı!” demeden yürüyorlar, metrelerce uzunluktaki Türk bayrağını açıyorlar, kırmızı bir nehir gibi akıyor o bayrak...

Binlerce insanla bir aradaydım, ben de o coşkuyu yaşadım, önce 6, sonra 4.5, sonra 8 kilometre yürüdüm.

Daha önce eleştirdiğim Kemal Kılıçdaroğlu’na hayranlık duyuyorum şimdi, o, artık benim gözümde parti başkanı değil, gerçek bir lider.

Gandi gibi.

Onun kadar adanmışı da yok. Bir metre firesi yok. Araca binmişliği yok. “Otele gideyim, dinleneyim!” yok. Ve bu adam 69 yaşında! 

Düşünebiliyor musunuz her gün 17-18 kilometre yürüyor, herkesle kucaklaşıyor, sohbet ediyor, dimdik yürüyor. Sonra karavanına giriyor. Karavan da aslında bomboş bir karavan. Yani o karavana “Lüks!” diyenlere “Hadi ya” demek gerekiyor; gerçekten kötü niyetliler. Mütevazı, daha doğrusu acıklı bir karavan.

Ama Kılıçdaroğlu gülümseyerek o karavandan dimdik çıkıyor, o kadar adanmış ki, onunla yürüyen o kalabalık da öyle. Birlikte yürümeye başlıyorlar. Müthiş bir kararlılık var. 

Saygı duymamaya olanak yok. 

Umut duymamaya da...

Bence bu yürüyüş, bir milat.

9 Temmuz, bence yeni bir başlangıç olacak. Önümüzdeki günler ve aylar ve hatta yıllar için umutluyum ben. En azından öğrendik ki, bir araya gelinebiliniyormuş...

YÜRÜYÜŞ BEBEĞİMİZ, ÜZERİNE TİTRİYORUZ

- Herkes biyonik adam olduğunuzu konuşuyor. Biyonik adam mısınız?

- (Gülüyor) Yok canım. Ben bir davaya inanan adamım. Adalete inanıyorum ve onun için yürüyorum.

- Şaka bir yana, temponuz hayranlık verici. Dimdik yürüyorsunuz. Bugün 21’inci gün, üstelik her gün spor yapan, yürüyen biri değilsiniz. Yaş da 69... Bu gücü nereden buluyorsunuz?

- Çünkü yaptığım şeye inanıyorum. Ülkede adalet yok! Türkiye çok zor durumda. Türkiye, yarı açık cezaevine dönüştü. Bu ülke, bu tabloyu hak etmiyor. O zaman da bize görev düşüyor. Herkes sindirilmiş vaziyette, ama bu durumdan da kurtulmak gerekiyor. Biz de bu görevi üstlendik, yürümeye başladık. Çok sayıda değişik partilerden ve sivil toplum kuruluşlarından da destek alıyoruz. Sanatçılardan ve toplumun her kesiminden, katılım gittikçe artıyor. Yaptığımız bu şey, var olan korku iklimini de kıracak...

- Siz de performansınıza şaşırıyor musunuz?

- Şaşırmaz mıyım? Bundan bir ay önce, “Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceksin!” deselerdi, “Delirdiniz mi?” derdim. Ama işte bugün yürüyorum. Her santimini kararlılıkla yürüdüm. Bir metre bile firem yok. Bir santimi bile araçla gitmiş değilim. Sonuna kadar da yürüyeceğim...

- Bunun adı “adanmışlık” mı?

- Evet, bu topluma adanmışlık. 

- “Yapmam gerekiyor” diye mi yapıyorsunuz?

- Hem içimden geldiği için yapıyorum, hem de vazife olarak addediyorum. Bu ülkenin ve çocuklarımızın geleceği için yapmak zorundayız. 

- Ben sizi hep severdim ama bu sefer hayranlık da duyuyorum. Milyonlarca insan da böyle hissediyor. Sizin hayatınız boyunca yaptığınız en önemli şey mi bu Adalet Yürüyüşü?

- Evet! Zaten bu hareket, sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada yankılandı. Günde 60 yabancı basının bu yürüyüşü izlediği oluyor. Bakın, bugün Türkiye’nin içine düştüğü durum, demokrasiden giderek uzaklaşması, yargının tamamen siyasallaşması, bir otoriter yapının Türkiye’ye egemen olması sadece bizde değil pek çok ülkede kaygı yaratıyor. O nedenle bu hareket sadece Türkiye’de değil, uygar dünyanın tamamında ilgi uyandırdı.

- Size sorulmayacak hiçbir şey yok. Siz, her şeye cevap veriyorsunuz...

- Elbette. Ama normali de bu değil mi? Böyle olması lazım. Siyasetçinin samimi olması lazım. Yüreğinden ne geçiyorsa, dudaklarından da o dökülmeli. Yani yüreği farklı, dudakları farklı şeyleri söylememeli. Ben buna özen gösteriyorum...

HERKES KALPTEN YÜRÜYOR

- Bu yürüyüş, kalben mi olduğu için katılanları ve izleyenleri bu kadar etkiledi?

- Evet. Çünkü görüyorsunuz ki yürüyenler de samimi. Herkes kalpten yürüyor. Çoğu bir şekilde adaletsizliğe uğramış. O kadar çok insan var ki bu durumda. İzleyenler de haklılık görüyorlar, kararlılık ve azim görüyorlar, bence ondan etkileniyorlar. Ben aslında bu yürüyüşü tek başıma yapacaktım. Kimse gelmese de Güvenpark’tan başlayıp İstanbul Maltepe’de bitirecektim. Ama bugün bakıyorum arkamda binlerce insan var...

- Siz ne dediniz “Ben gidiyorum peşimden gelen gelsin” mi?

- Hayır. Sadece “Ben gidiyorum!” dedim. Kimseyi de zorunlu kılmadım. Gelenler gönüllü geliyor...

- Provokasyonlara, tahriklere kapılmama kararı, taş atanları bile alkışlama kararı çok çok etkili oldu. Bu, AKP’lileri bile etkiledi. Bu kararı düşünerek mi aldınız, yoksa kişiliğiniz öyle olduğu için mi?

- Ben böyle bir adamım. Kişiliğim böyle. Biz, bu barışçıl eylemi başlattıktan sonra, bazı siyasal çevrelerden, “Gidecekler camı, pencereyi kıracaklar, arabaları yakacaklar!” türünden bir sürü laflar oldu. “Köprüyü, trafiği tıkayacaklar, insanları perişan edecekler!” dediler. Oysa biz adalet arıyoruz! Adalet istiyoruz! Adalet isteyen insan, adaletsizlik yapamaz ki! Yaptığınız zaman ne yürüdüğünüz yolun, ne yaptığınız eylemin anlamı kalır! O nedenle arkadaşlarıma söyledim, “Kesinlikle hiçbir provokasyona karşılık vermeyeceğiz” dedim. Yolda gelirken bize bazen hakaret ediyorlar, protesto ediyorlar, Rabia işareti yapıyorlar. Bizim nasıl adalet için yürüme hakkımız varsa, onların da bizi protesto etme hakları var. Demokrasilerde bunun olması lazım. Bütün mesele bunun insancıl bir çizgide olması. Evet, bize gübre döküldü, taş atıldı ama biz buna rağmen sadece alkışladık! Biz hepimiz bu yürüyüşün üzerine titriyoruz. Bebeğimiz gibi bakıyoruz. Umarım, bu yürüyüş, Türkiye’de yeni bir siyasal anlayışın doğuşuna da izin verir. Kavgadan uzak, barışçıl ama düşüncelerini halkla paylaşan ve halkın desteğini alan bir eylem tarzı... 

Bu yürüyüşün amacı iddia edildiği gibi sadece Enis Berberoğlu’nun serbest kalması için mi?

- Enis Berberoğlu’nun pozisyonu, bardağı taşıran son damla oldu. Bakın, 15 Temmuz ertesinde güzel bir atmosfer oluşmuştu. Biz darbeye karşıyız, MHP karşı, HDP karşı, AKP karşı, diğer siyasal partiler karşı, sivil toplum örgütleri karşı, üniversiteler karşı. Demokrasi konusunda herkesin hemfikir olduğu bir ortam oluşmuştu. Biz ziyarete gittik, onlar bizim genel merkeze ziyarete geldiler. Üç lider bir araya geldik, oturduk, konuştuk. Bu güzellik sadece 5 gün sürebildi! 5’inci gün, 20 Temmuz’da OHAL kararnamesi geldi. Biz o kararnameye “Hayır!” dedik. “Madem hepimiz darbeye karşıyız, siz de öyle... Ve FETÖ’yle ilgili önlem almak istiyorsunuz, getirin Meclis’e, oybirliğiyle çıkaralım bunları! Darbe gecesi kurşunların, uçaklardan atılan bombaların altında görev yapan bir meclis, FETÖ terör örgütüyle mücadele konusunda da gece gündüz çalışır, her türlü kararı alır!” “Yok hayır, biz alacağız!” dediler. Biz bunu uygun görmedik. “Çok kısa bir süre uygulayacağız!” dediler. Ne kısası? OHAL, bizim normal yaşamımıza dönmeye başladı! Arkasından üniversite hocaları görevlerinden atıldı, gazeteciler hapse atıldı, milletvekilleri hapse atıldı, akademisyenler atıldı. 100 binin üstünde kamu görevlisinin işine son verildi. Bütün bunların hepsi adaletsizlik! Devlet kinle, öfkeyle hareket edemez. Eğer devlet kin ve öfkeyi esas alır ve bunun üzerine politika inşa ederse, o devlet demokratik devlet olmaktan çıkar, zulmeden devlet olur. Vatandaşa hizmet etmez. Ayrıca kimin suçlu olup olmadığına da siyasetçi karar veremez. Hâkim karar verir. Siyasetçi eleştirebilir ama o bir insana “Suçludur!” diyemez. Bir kişinin suçlu olup olmadığına yargı karar verir. Ama yargı bağımsızlığı da yargıdan alındı. Yargı şu anda siyasi otoritenin emrine verilmiş durumda. O nedenle, adalet bu ülkede şu anda yok! Zaten acı olan da şu: Kimse adaletin var olduğuna inanmıyor, AKP’liler bile...

İktidarın tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Valla, ben fena halde rahatsız olduklarını, hatta korktuklarını düşünüyorum. Farkındaysanız, “Efendim bizim ülkemizde adalet var, siz niye yürüyorsunuz?” diyen yok.

KUTLU YÜRÜYÜŞ

Siz, “Allah korusun, yolda ölürsem, kalırsam!” demediniz mi, çok sıcak çünkü...

- Yok hayır. Sıcağı, soğuğu, yağmuru, sisi, her şeyi gördük bu süre içinde. Ama kararlılıkla yolumuza devam ettik, ediyoruz. Ölmek hiç geçmedi aklımdan. Tek hedef var, İstanbul’a ulaşmak. Refakat eden arkadaşlarımızın büyük kısmı akşamları otellere ya da evlerine gidiyor. Ben bu karavanda kalıyorum. Bunu bu ülke için, çocuklarımız için, onların geleceği için yapıyorum. O yüzden bu yürüyüş aynı zamanda Kutlu Yürüyüş.
Sizin yüzünüzde böyle, tarif edemediğim bir ifade var. Gurur mu desem, vazifesini yapan insanların huzuru mu desem, bize ilham veren bir ifade mi desem...

- Gurur değil! Eğer vazifemi gerçekten yapabiliyorsam ne âlâ! Az önce de söyledim, siyaset halka adanmışlıktır. Kişisel hırslar, beklentiler için siyaset yapılmaz. Benim aslında kişisel olarak hiçbir sorunum yok. Çocuklarım üniversiteyi bitirdi. Eşimle de zaten mütevazı bir evde oturuyoruz. Paraya ihtiyacımız yok, öyle büyük hırslarımız da yok. Geçinip gidiyoruz ama benim bu ülkenin geleceğinden gerçekten ciddi endişelerim var. Bu ülkenin insanları geleceğe güvenle baksın diye siyaset yapıyorum.

Eşiniz demiyor mu, “Kemal, artık bu itiş kakıştan ben sıkıldım! Gidelim güneye, sakin bir hayat kuralım kendimize...”

- Yok hayır. Baştan siyasete girerken biraz mesafeliydi ama şimdi değil. Sonuçta bir görev üstlendiğimi ve bunu severek, çok inanarak yaptığımı biliyor.

40 MİLYON KİŞİLİK BİR MİTİNG YAPSAK BU KADAR ETKİLİ OLMAZDI

İlhamınız nereden? Gandi’den mi?

- Bakın, bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Geç bile kaldık. Ya “Adalet” yazılı pankartları alıp, bir yerde oturacaktım... Ben ise yürümeyi yeğledim. Yürümenin şöyle bir artısı da oldu, geçtiğimiz her yerde insanlarla ilişki kurabildik. Köylerden, ilçelerden, illerden geçiyorsunuz. Ve bu hareket inanılmaz bir şeye dönüştü. Biz, bir miting yapsaydık bu kadar etkili olmazdı. O mitinge 40 milyon insan da katılsaydı bu kadar etkili olmazdı!

YÜRÜYÜŞ ÖNCESİ ÇOK ELEŞTİRİLDİĞİMİ BİLİYORUM

Siz bir sürü insanın fikirlerini değiştirdiğinizi biliyor musunuz bu yürüyüşle?

- Yürüyüş öncesi çok eleştiri aldığımı biliyorum. “Neden sessiz kalıyorsunuz? Neden bir şeyler yapmıyorsunuz?” dediler. Ki haklılardı. Ama ben sabırlı bir insanım. Yapılan bir harekete hemen doğrudan tepki vermem. Önce bir düşünürüm, bir onu sorgularım, “Belki düzelir” diye beklerim. Çatışma değil de bir uzlaşma üzerine bir şeyler inşa edebilir miyiz diye. Fakat iktidarla ilişkimizde, geldiğimiz noktada hep aldatıldık. “Yargı bağımsız olacak!” dediler, yapmadılar. “Tutuklu milletvekilleri için yeniden bakacağız!” dediler, hiç bakmadılar. Parlamentonun yetkilerini elinden aldılar. Düşünebiliyor musunuz, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bir meclisin elinden yetkilerini aldılar. Böyle bir tabloyla artık nereye kadar? Tutuklu gazeteci sayısı 150’yi geçti. OHAL’i bahane ederek, binlerce kamu görevlisi ve öğretim üyesinin işine son verdiler ve kapının önüne koydular. Güya demokrasiyi savunan, unvanında “Adalet” kelimesi olan bir parti bunları yaptıktan sonra, adaletin onlar için gerçekten anlamsız olduğuna karar verdik. Ve biz de “Adalet” pankartıyla Ankara’dan İstanbul’a yürümeye başladık...

DOKTORLAR, ‘BÜNYE ALIŞTI BİR SÜRE DAHA YÜRÜMEN GEREKİYOR!’ DİYOR

Şimdi bünye alıştı. Ya artık hep yürümek isterse?

- Doktorlar öyle diyor. “Bunu bir süre devam ettirmen gerecek!” diyorlar.
En çok eşiniz mi endişelendi bu süreçte?
- Evet. Geliyor, arada sağlığıma, gıdama bakıyor. Aralarda karbonhidratlı yiyecekler tüketmeye gayret ediyorum.
Kilo verdiniz mi?
- Biraz. Tartı yok burada. Tartılmadım. Fakat kemer deliğinden belli oluyor.
Aileniz sizin aile bireyleriniz olduğu için mi katılıyor?
- Yok canım, onlar da adalet isteyen yurttaşlar olarak katılıyor!

ADALETE O KADAR BÜYÜK BİR ÖZLEM VAR Kİ

Daha önce bilmediğiniz neyi fark ettiniz bu yürüyüşlerde?

- Eğer toplumun vicdanına dokunan bir kavramla, bir duyguyla yola çıkarsanız, emin olun her kesiminden destek alıyorsunuz. Adalet de işte öyle bir şey! Bütün peygamberler de adaleti gerçekleştirmek için gelmişler mesela. Dünyanın bütün bilim insanları da adalet için çalışmışlar. İranlı düşünür Sadi’nin çok güzel bir sözü var, diyor ki, “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez!” Türkiye’nin geldiği tablo budur. Adalete o kadar büyük özlem var ki, toplumun her kesiminden destek alıyoruz.

CİHANGİR İSLAM: BU YÜRÜYÜŞ BİR HİCRETTİR!

Adalet Yürüyüşü’nün değişmez simalarından. En önde yürüyor. Ve siyahlar içinde. Numan Kurtulmuş’la birlikte Has Parti’nin kurucularından, Merve Kavakçı’nın eski eşi, AKP milletvekili Ravza Kavakçı’nın eniştesi, eski bakanlardan Ayşegül İslam’ın kayınbiraderi Profesör Cihangir İslam bakın neler anlatıyor:

Zulüm, karanlık demektir. Kelime anlamı da karadır, siyahtır. O yüzden ben bu zulüm kalkana kadar siyah giymeye devam edeceğim. Çünkü ben KHK’yla atıldım ve şu anda toplama kampındayım. Yeni Türkiye’nin “postmodern toplama kampı.” Bu da benim toplama kampı kıyafetim. Zulüm kalkana kadar böyle giyeceğim, hangi konumda olursa olayım...

Orta boylu, uzun saçlı ve sakallı bir adam, biz yürürken bağırdı, “CHP’li değilim ama sizin bu yürüyüşünüzü destekliyorum. Bu bir hicrettir!” dedi. Doğru söylüyor. Bu yürüyüş, Gandian bir harekettir. Martin Luther hareketidir. Bunların altını kazıdığınız zaman da hicrettir. Sayın Genel Başkan halka buluşmanın yollarını genişletiyor...

ERDEM GÜL: BU YÜRÜYÜŞ AYNI ZAMANDA BİR YORDAM

Gandi’ninki de adalet yürüyüşüdür, hicrettir. Cihangir Hoca, “İnsanlar, ilk çağlardan beri adalet olmadığı zaman yollara düştüler. Bu yürüyüş de bir hicrettir!” diyor.

Benim için ise aynı zamanda bir “yordam meselesi.” Şöyle ki, yolun birkaç anlamı var. Bir rota belirliyorsunuz ve o rotada, hedefe doğru yürüyorsunuz. Ama bir de ”yordam” var. Yeni ilerleme biçimi, yürüyüş tarzı, yöntem, hareket metodu, yolda ilerlerken, edanızın, tavrınızın, tutumumuzun, belirlenmesi. Bu yürüyüşte hem yol her yordam var. O yüzden çok önemsiyorum.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları