Hafta sonu Antalya’da Genişletilmiş İl Başkanları toplantımız vardı. Bir gün önce Antalya’ya gittim ve turizmcilerle bir araya gelip turizmcilerle konuştum. Emin olun ağızlarını bıçak açmıyor. İstanbul’da bomba patladı, ertesi günü turizmcinin bana söylediği “Bu akşam benim bütün dudaklarım kabardı” dedi. “Dünyanın yatırımını yaptık, ne olacak bizim hâlimiz” diye. İflas eden bir sürece doğru süratle gidiyoruz değerli arkadaşlarım.
Bu arada Avrupa Birliği ile mülteci konusunda bir anlaşma imzalandı. Büyük havalarla gittiler oraya, büyük başarıların altına imza attıklarını söylediler. Birinci gerçek şu: Türkiye, bir mülteci bakımevidir ve bu sözleşmenin altına Davutoğlu imzasını attı. Türkiye bir mülteci bakımevi olmamalıdır. Türkiye, mülteciler açısından tampon bir ülke olmamalıdır. Ama gittiler altına imzayı attılar. Hangi gerekçeyle biz bu mültecilere bakacağız? Baktığımız kadar baktık zaten. Gidiyorlarsa gitsinler, sorun bizim değil ki onların sorunu. Burada durmak istemiyor, oraya gitmek istiyor. Çıkıp şu yürekliliği gösteremediler: Kardeşim, ne 6 milyar avrosu, 6 milyar avroyu ben size vereyim tamamına siz bakın. Yani burası mülteci bakımevi mi? Yarın bunlar ne olacak, 2 milyon 700 bin Suriyeli ne olacak Türkiye’de, ne olacak bunlar? Türkiye başına nasıl bir bela aldığının farkında mı? Bir felaketi devralıyoruz arkadaşlar. Bu insanlara nasıl bakılacak? Nasıl beslenecek bu insanlar? Bakın, efendim Avrupa’ya giden Suriyeliler kadar bizden seçip Suriyeli alacaklar. Bir insana yapılan en büyük saygısızlıktır bu, bir insana yapılan en büyük saygısızlıktır. Geri gönderecekler, içlerinden ben mühendisleri, doktorları, avukatları alacağım döküntüler sizde kalacak. Ya, bir insana böyle bakılır mı? Kişi ölümü göze alarak zaten oraya gitmiş, çoluk çocuk gitmiş oraya, al bak kardeşim, al bak. Suriye kan gölüne dönerken ağzını bıçak açmıyordu, sadece seyrediyordun. Sorunu çözmek için hiçbir çaba göstermedin sen. Ne zaman mülteciler gitti başladın ağlamaya.
Bakın değerli arkadaşlarım, Avrupa’nın nüfusu 500 milyon, kişi başına gelir 27 bin dolar; 500 milyon nüfusu var, kişi başına da 27 bin dolar para düşüyor. Türkiye’ye bakıyoruz, 78 milyon, 500 milyon değil, 100 milyon da değil, 78 milyon nüfusumuz var. 2 milyon 700 bin kişiye bakamıyorlar, siz bakacaksınız diyorlar. Ne zaman? Biz size para veririz, siz bununla idare edin. Bu, Türkiye’yi aşağılamaktır, Türkiye’yi ikinci sınıf ülke görmektir ve bunlar da gidip paşa paşa altına imza atıyorlar ve adına da “Kayseri pazarlığı” diyorlar. Yahu bari Kayserililere haksızlık etmeyin, o adamlara haksızlık etmeyin. Efendim, bize vize hakkı verecekler! 72 şartı yerine getirince vize hakkını bize verecekler! Ya, 2014’te dönemin Dışişleri Bakanı yani şimdiki Dışişleri Bakanı Meclis kürsüsünde, İade Anlaşması, Geri Gönderme Anlaşması Kanunu Meclisten geçerken çıktı en az üç sefer “Biz hazirandan itibaren vizeyi alacağız” dedi, kendisi söyledi. Yani Geri Gönderme Anlaşmasını imzalamamız, Parlamentodan geçirmemizin bedeli vize idi. Onu unutturdular bakın. Şimdi buna yeni bir vize kamufle etmeye çalışıyorlar, onu unutturdular. Vize de turist vizesi, hani çalışmak için gidenlere yok. Ya, milletin ne parası var zaten turist vizesi için oraya gitsin. Turist olarak gidenler zaten gidiyorlar. “72 şartı yerine getireceğiz.” Getirin, hepsine destek vereceğiz, 72 şart diyorsan getir, hepsine destek vereceğiz ama ben de adım gibi biliyorum ki bunlar getiremeyecekler çünkü getirdikleri zaman demokrasi lazım Türkiye’ye, demokrasi olması lazım, Avrupa Birliğinin standartları olması lazım. Diktayı arzu eden bir yönetim demokrasiden yana tavır mı alacak? Unutturacaklar.
Bir başka konu: Beş başlık açacaklardı müzakere dolayısıyla. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi “Hayır, ben vetomu kaldırmıyorum, beş başlığı da kaldırmıyorum” dedi. Bunlar “Emredersin” dediler, hiç ses çıkarmadılar. Ayıp olmasın, Fransa dedi ki ”Ben 33 numaralı Mali ve Bütçesel Hükümler” başlığındaki blokajımı kaldırıyorum.” Sadece bir konu. Bunun da şöyle bir faydası var. Bu geçer ve kabul edilirse biz de kaçak sarayın maliyetini böylece öğrenmiş olacağız, en büyük yararı da o olacak.
Değerli arkadaşlarım, daha ayıp olanı ise şu: 17-18 Mart tarihlerinde Avrupa Birliği bir sonuç bildirgesi yayınladı. Cümle şöyle: “Avrupa Birliği demokrasi, hukuk devleti, ifade özgürlüğünün de dahil olduğu temel haklara saygı konusu olduğunda Türkiye’nin en yüksek standartlara saygı duymasını bekler. “ Yani bunlar sizde yok ve biz bunları bekliyoruz. Bu ayıp da bize yeter. Ve dediler ki “Biz hiçbir zaman para pazarlığı yapmadık.” Oysa abisinin yaptığı açıklama var. “3 milyar avroyu almadan sakin Türkiye’ye gelme.” diye açıklaması var. “İnşallah verirler parayı” diyor. Ama onlar da diyorlar ki “Parayı vereceğiz ama öyle istediğiniz gibi değil, projeyi yapacaksınız gelip bakacağız, biz parayı projeye vereceğiz.” Çünkü onlar da biliyorlar ki, nasıl Kaddafi’nin verdiği 250 bin doları iç ettilerse 3 milyar avroyu da bunlar iç edebilirler, onlar çok biliyorlar bunu. “O nedenle size para vermeyeceğiz” diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, Rıza Zarraf Amerika’da tutuklandı. Ben eminim, çoğunun gözüne bu akşam uyku girmeyecek, yataklarında rahat uyuyamayacaklar. Bakın FBI Bölge Direktörü ne diyor: Bu suçlamaların gerçek ortaklara bir mesaj olduğunu söylüyor. Yani Rıza Zarraf gerçek ortak değil, asıl gerçek ortaklar var. Deniz Feneri’ni hatırlıyorsunuz değil mi, Deniz Feneri’nde ne diyordu Alman hâkim: “Asıl failler Türkiye’dedir” diyordu. Rıza Zarraf orada konuşur göreceksiniz, konuşacaktır. Bütün kirli çamaşırlar ortaya çıkacaktır ve böylece biz, 4 bakanla ilgili bütün gerçekleri bütün ayrıntılarıyla öğrenmiş olacağız. Birilerinin nasıl Rıza Zarraf’ın önüne hangi gerekçeyle yattığını çok daha iyi öğrenmiş olacağız. Ne diyorduk? Allah büyüktür diyorduk. Hiçbir haksızlığa ve hukuksuzluğa yer vermeyeceğiz, vermemeliyiz. Türkiye’yi hukukun üstünlüğü bağlamında yüceltmeliyiz.
Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.”
Vişne Haber Ajansı - Dilfiraz Değerli