loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu; Tüzük kurultayını yapacağız ve partimizin aksayan yönlerini büyük oranda düzelteceğiz

Kılıçdaroğlu; Tüzük kurultayını yapacağız ve partimizin aksayan yönlerini büyük oranda düzelteceğiz
Tarih: 15.10.2023 - 23:34
Kategori: Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Ekim'de Kocaeli, Kartepe'de Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısına katıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı'nda konuştu.;

"İnsanlar CHP'li belediyelerin yönettiği kentlerde yaşamak istiyor. Hatta AK Parti de reklam filmlerinin çoğunun çekimi için CHP'li belediyelerin yönettiği şehirleri tercih ediyor.

Kurultay'dan hemen sonra tüzük kurultayını yapacağız ve partimizin aksayan yönlerini büyük oranda düzelteceğiz. Oyunu düşüren il yönetimleri kendiliğinden düşmüş olacak. Milletvekillerine üç dönem sınırı gelecek. Delege sistemi de kalkacak."

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz İstanbul'un, İzmir'in, Mersin'in, Antalya'nın, Muğla'nın, Adana'nın, Eskişehir'in, Ankara'nın, Aydın'ın, Tekirdağ'ın, Hatay'ın büyük başarılar sağladığını biliyoruz. Kocaeli'yi dahil edeceğiz, Balıkesir'i dahil edeceğiz, Manisa'yı dahil edeceğiz, Bursa'yı dahil edeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Çalışarak ve yaptıklarımızı geniş kitlelere anlatarak bu başarıları elde edeceğiz."

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kocaeli Kartepe’de düzenlenen CHP Yerel Yönetimler Marmara Bölge Çalıştayına katıldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Değerli yol arkadaşlarım, saygı duruşunda bulunurken ekranda yüzyıl önceki görselleri de seyrettik. O görselleri seyrederken duygulanmamak mümkün değil. 100 yıl önce babalarımız, dedelerimiz, atalarımız nasıl bir mücadele vermişler. Ve dolayısıyla bizim her saygı duruşunda geçmişi hatırlamak ve geleceği güzel inşa etmek gibi bir görevimiz vardır. Ve o yüzyılın, geçmişteki yüzyılın ana omurgasının da Cumhuriyet Halk Partilerinin olduğunu kimsenin unutmaması gerekir.

Bizler, onların evlatları olarak bize bıraktıkları mirası geleceğe daha güçlü olarak taşımak zorundayız. O nedenle söylüyoruz, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracak diye. Ve bizlerin, her birimizin, her bir Cumhuriyet Halk Partilinin, ister Genel Başkan olsun, ister yeni partiye gelen üye arkadaşımız olsun hepimizin ortak teması, ortak hedefi, ortak amacı bu olmak zorundadır. Bunu yapmadığımız takdirde hem tarihimize, hem geleceğimize iyi bir miras bırakmayız. Bizler, bugün bizler hangi pozisyonda olursak olalım aynı çabayı göstermek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, o görüntülerden sonra bugünkü Türkiye'ye biraz kısaca bakalım. O mücadeleden sonra sınırlarımız belirlendi. O mücadeleden sonra bütün sınırlarımızın güvenliği alındı. O yokluklar içinde olağanüstü çabalar harcandı ve büyük başarılar elde edildi.

Peki, bugüne bakalım. Özellikle bizleri televizyonların başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek isterim. O günün Türkiye'sinde bizim sınırlarımızda her türlü güvenlik önlemi alınırken bugün nasıl oluyor da bütün sınırlarımız yol geçen hanına dönüyor. 100 yıl önce alınan kararlar ve ortaya çıkan tablo, 100 yıl sonra alınan kararlar ve ortaya çıkan tablo. Bir sığınmacı deposuna döndü koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Daha geçen gün Ankara'daki terör eyleminin faillerinin Suriye'den geldiği söyleniyor. E ne deniyor? Sınır namustur değil mi? Sınırda yazıyor sınır namustur. Şu soruyu iktidar sahiplerine sormak zorundayız. Siz o sınırda yazan sınır namustur sözünün gereğini yapıyor musunuz, gereğini yerine getiriyor musunuz? Ve bütün vatandaşlarımın da bunu bilmesini isterim. Eğer gereği yerine getirilmiyorsa bizim halka gidip o gereklerin yerine getirilmesi için çaba harcamamız gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisine düşen görevlerden birisi de budur. 2020 yılında Suriyelilere 40 milyar dolar para harcandığı söylendi 2020 yılında. 2023'teyiz herhalde 100 milyar doları aşmıştır. 100 milyar dolarlık bir kaynağı sığınmacılara harcarken 3 - 5 milyar doları nereden bulurum diye kapı kapı dolaşan bir Türkiye. 100 yıl önce Osmanlı'nın borçlarını devralıp tamamını ödeyen bir Türkiye'den şimdi 3 - 5 milyar dolar para nereden bulabilirim diye kapı kapı dolaşan bir Türkiye. Yüklendiğimiz görevin sorumluluğunu çok iyi bilmek zorundayız. Ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirirsek Cumhuriyet Halk Partisi asıl o zaman Cumhuriyet Halk Partisi yani halkın partisi olacaktır. Asıl hedefimiz bu.

Değerli yoldaşlarım, saygı duruşundaki görsellerle girdim. Önümüzdeki hafta parlamentoda bir tezkere görüşülecek. Tezkere teröre karşı mücadele. Güzel. Teröre hepimiz karşı çıkmak zorundayız. Terör bir insanlık suçudur. Terör kimden ve nereden gelirse gelsin teröre ve teröristlere karşı çıkmak hepimizin namus borcudur. Çözemediğimiz bir şey var bir cümle var. Teröre karşı terörle mücadele için bir tezkere geliyor ama içinde bir cümle var. Gerektiğinde yabancı askerlerin Türkiye'ye davet edilmesi. Niçin? 30 - 35 yıldır teröre karşı mücadele eden bizim silahlı kuvvetlerimizdir, güvenlik güçlerimizdir. Şehit olanlar onlar, kollarını, bacaklarını, gözlerini verenler onlar. Yabancı askerin bizim ülkemizde ne işi var? Eğer sizler Cumhuriyet Halk Partililer olarak bunu bütün Türkiye sathına anlatmazsanız sorumluluğunuz var demektir. Milli Kurtuluş Savaşı'nda bile bir tek yabancıyı almayan bir Türkiye Cumhuriyeti devletinden terörle mücadele etmek için yabancı askerleri Türkiye'ye davet eden bir Türkiye'ye geldik. Nasıl oluyor bu? Nasıl oluyor bu? Sordum, Sayın Bahçeli'ye de sordum diyor ya ben milliyetçiyim. Sayın Erdoğan'a da sordum. O da her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına alan bir kişi. Nasıl olduysa bunlar yan yana geldiler. İkisine de sordum. Kim bu yabancı askerler? Hangi yabancı askerleri Türkiye'ye davet edeceksiniz? Bunu siz de gittiğiniz her yerde vatandaşa anlatın. Biz bir türlü öğrenemedik. Geçen gün Sayın Meclis Başkanını ziyaret ederken kendisine de sordum. Sayın Başkan dedim, ‘Tezkerede yabancı askerlerin daveti var. Biz bunu öğrenemedik ama siz TBMM Başkanı olduğunuz için belki size söylemişlerdir.' Oradan da bir haber gelmedi. Anladığım kadarıyla o da bilmiyor. Kim bunlar bunun sorgulanması lazım.

Başka bir sorunumuz daha var uyuşturucu bataklığı, en temel sorunlardan birisi. Sığınmacılar kadar temel bir sorun. Adana'da bir toplantı yaptım. Çocukları uyuşturucu kullanan ailelerle bir toplantı yaptım. Uyuşturucu bataklığını yerinden görmek ve bu dramı yaşayan ailelerle bir araya geldim. Bir anne şunu söyledi: 'Hiç kimse hele hiçbir anne çocuğunun ölmesini istemez ama ben çocuğumun ölmesini istiyorum. Çünkü ancak öyle kurtulur. Gidiyorum, ihbar ediyorum hapse atılıyor biz rahat ediyoruz. Yatarken bile kapıyı arkadan kilitliyoruz acaba bir şey olur mu diye. Evde ne buzdolabı kaldı, ne çamaşır makinesi, ne televizyon kaldı. Hepsini satıp uyuşturucu da kullandı.' 81 ilimiz var 81 ilin ortak sorunudur bu. Ve şu anda uyuşturucu Türkiye'de bir milli güvenlik sorunudur. Bakın altını özenle çiziyim bir Milli Güvenlik Sorunudur. Gencecik, pırıl pırıl evlatlarımızın o bataklığa sürüklenmesine kimler ortam hazırlıyor? Bunun üzerinde sizin de durmanız gerekiyor.

Sorunları çözmenin yolu; birlikte oturup konuşmak, işin uzmanlarıyla oturup konuşmak, sağlıklı çözümler üretmek ve o çözümleri hayata geçirmektir. Sağlıklı işleyen demokrasilerde bunun yolu siyasi partilerden geçiyor. Siyasi partiler, parlamento da görev yaparlar. Her birisinin sorunlara yaklaşımı farklı olabilir ama sonuçta bu sorunlar bir şekliyle çözülür. Ama demokrasinin olmadığı bir yerde sorunlar çözülemez. Bir daha ifade edeyim, demokrasinin yani düşünce özgürlüğünün, yani düşünceyi ifade özgürlüğünün olmadığı bir yerde sorunlar çözülemez. Bunun en belirgin örneği Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Rejimin değişmesinden sonra, güçlerin birleşmesinden sonra ve her şeye bir kişinin karar vermesinden sonra Türkiye bir sorunlar yumağı içine sürüklenmiştir. Az önce söylediğim sığınmacı olayı dahil, az önce söylediğim yabancı askerlerin buraya davet edilmesi dahil, az önce söylediğim uyuşturucu olayı dahil. Böyle bir tabloyu Türkiye kendi tarihinde hiç görmemişti. İlk kez böyle bir tabloyla karşı karşıya geldik değerli arkadaşlar.

Hukukun üstünlüğünü biz savunuruz, yargı bağımsızlığını biz savunuruz, düşünceyi ifade özgürlüğünü biz savunuruz, farklı düşüncelere saygıyı biz savunuruz. Hiç kimsenin düşüncesinden ötürü hapse atılmamasını biz savunuruz. Bizim temel görevimiz budur, çünkü biz demokrasiyi yeniden inşa etmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bizim bir özelliğimiz daha var. Biz kimlik siyaseti yapmayız ve yapmıyoruz da. Hangi kimlikten olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bizim için eşittir. Hangi inançtan olursa olsun inanç siyaseti de yapmıyoruz. Herkesin inancına saygılıyız ve herkesin yaşam tarzına saygılıyız. İsteğimiz herkesin kendi evinde, kendi mahallesinde, kendi sokağında, kendi kentinde ve Türkiye'de huzur içinde yaşamasıdır. Ama demokrasi yoksa, baskılar varsa huzuru sağlayamazsınız. Bunları anlatmamın nedeni yüklendiğiniz sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu size hatırlatmaktır. Sıradan, mekanizmaları işleyen bir devlet içinde değiliz. Bir kişinin talimatıyla her şey değişebilir. Eğer yasama organı yani TBMM yürütme organının tahakkümü altındaysa, yürütme organının talimatıyla görev yapıyorsa o zaman yasama organı bağımsız iradesini kullanamıyor demektir. Bunu Sayın Meclis Başkanı’na da aktardım, ona da söyledim. Örneklerde verdim. Güçler ayrılığının yok edilip, bir kişiye her şeyin teslim edildiği ortamda sağlıklı bir demokrasiyi inşa edemezsiniz.

İsraftan, yolsuzluktan bahsetti Sayın Ahmet Akın arkadaşımız. Şunu da ifade edeyim. Efendim 'CHP'li belediyeler gelirse bütün yardımlar kesilir' diye hatırlarsanız büyük propagandalar yapılıyordu ama tam tersi oldu. CHP’li belediyeler geldi bırakın yardımların kesilmesini dört, beş kat yardımlar arttı. Ve yine arkadaşımızın dediği gibi, bizim belediyelerimizin olduğu yerde hiçbir çocuk yatağa aç girmez. Çünkü halktan yana halk için çalışır. Ve yine bizim belediyelerimizin olduğu yerlerde herkesi kucaklayan, ayrımcılık yapmayan, 'bana oy verdi, vermedi' diye insanları ötekileştirmeyen bir anlayış egemendir. Bu bizim temel görevlerimizden birisidir.

Bakınız, toplumumuzun önemli bir kesimi emekli. Emekliyi devletin bütçesine yük olan insanlar olarak görüyorlar. Haklarını teslim etmiyorlar. Oysa o emekliler Türkiye'nin bugün geldiği noktada büyük katkılar veren kitlelerdir. Dönem olarak çalışıyorlardı, üretiyorlardı bunun en bariz örneği de Kocaeli'dir. Bir işçi kentidir Kocaeli aynı zamanda. Alın teri dökenlerin kentidir. Böyle bir tablo var.

Değerli arkadaşlarım, belediyelerimizin neler yaptığını Sayın Akın ifade etti gayet güzel. Her şeyin ilkini ve güzelini yapmak bize nasip oldu. Bundan sonra da yeni ilkler ve güzellikler yine olacaktır. Biz İstanbul'un, İzmir'in, Mersin'in, Antalya'nın, Muğla'nın, Adana'nın, Eskişehir'in, Ankara'nın, Aydın'ın, Tekirdağ'ın, Hatay'ın büyük başarılar sağladığını biliyoruz. Kocaeli il başkanımız söyledi burayı da dahil edeceğiz değil mi Başkan? Burayı da dahil edeceğiz. Balıkesir'i dahil edeceğiz, Manisa'yı dahil edeceğiz, Bursa'yı dahil edeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Çalışarak ve yaptıklarımızı geniş kitlelere anlatarak bu başarıları elde edeceğiz.

Bakınız, en çok halk diyelim İstanbul, diyelim Ankara, diyelim İzmir, CHP'li belediyelerin olduğu yerlere gelmek ister. CHP'li belediyelerin olduğu yerlerde huzur vardır. Çünkü önce insan vardır. CHP'li belediyelerin olduğu yerlerde ağaç vardır, doğaya saygı vardır, insanlara saygı vardır. Dolayısıyla bütün bunların hepsini düşünmemiz gerekir. AK Parti'nin çektiği reklam filmlerinin büyük bir kısmı da CHP'li belediyelerin olduğu yerdedir onu da bilmenizi isterim, onu da kabul etmenizi isterim. Tabi Denizli'yi de alacağız. Unutmayalım Denizli’yi de alacağız. Gerçekten güzel şeyler yapacağız.

Şimdi değerli arkadaşlarım bir konuya daha değineyim. Bir iktidarın asıl olan seçimden sonra da olsa ahlaki ve siyasi meşruiyetinin olmasıdır. Eğer bir siyasi iktidar ahlaki ve siyasi meşruiyet konusunda sorun yaratıyorsa o iktidarın ülkeye yararı olmaz. Örneğin: seçimleri kazanmak için sahte videolar hazırlıyorsa, o siyasal iktidarın ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmaz. Eğer bir iktidar rüşvet alan bir kişiyi büyükelçi olarak tayin ediyorsa o iktidarın ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmaz ve tartışılır. Bütün dünyada böyledir.

Değerli arkadaşlarım, bazen denebilir ki, 'efendim seçime girdik, kazandık. Dolayısıyla benim meşruiyetimi kimse tartışamaz.' Bir örnek vereceğim. 1980 askeri darbesinden sonra anayasa oylaması yapıldı. 'Evet' diyenlerin oranı yüzde 91,37. Ona hayır diyen İstanbul’da kamu görevlisiydim, ona 'hayır' diyen kişilerden birisi de benim. 'Hayır' diyenlerin oranı ise yüzde 8,63. Peki darbe Anayasası’nın meşruiyeti var mıydı? Yüzde 91 oranında oy almasına karşın meşruiyeti yoktu. Meşruiyet farklı bir şeydir. Siz hukuku, hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını sağladığınızda ve etik kurallara uyduğunuzda o zaman ahlaki ve siyasi meşruiyet söz konusu olabilir. Buna uymazsanız ahlaki ve siyasi meşruiyetiniz her zaman tartışılır.

Değerli arkadaşlarım, acı bir olay daha var, yargı sisteminin çökmesi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin bu kadar çürüdüğünü görüyoruz. Yargı sisteminin bu kadar çürüdüğünü görüyoruz. Bunu defalarca ve örnekleriyle dile getirmiştim. Ama sonuçta biz bir siyasetçiyiz. Ama bugün İstanbul'da görevli bir savcı yargıdaki çürümeyi Hakimler ve Savcılar Kurulu'na örnekler vererek anlatıyor. Rüşvetin nasıl alındığını, cumhurbaşkanının avukatlarının neler yaptığını, uyuşturucu baronlarının nasıl çıkarıldığını, altın kaçakçılarının hangi bedelleri ödeyerek nasıl kişileri hapislerden çıkardığını bir savcı, Hakimler, Savcılar Kurulu'na yazdığı bir dilekçeyle bütün bu olayları anlatıyor. Salı günü grup toplantısında bunun bütün ayrıntılarına gireceğim. Adalet, devletin temelidir. Yani mülkün temelidir. Adaletin olmadığı bir yerde neyi yapacaksınız? Düşüncesini ifade etti diye insanları hapse atacaksınız, uyuşturucu baronlarını serbest bırakacaksınız. Devlette çürüme var bunu çözmemiz lazım.

Şimdi bir soru soralım. Sistem ne için yozlaştı? Eleştirdik, devlette çürüme var dedik, diğer konuları anlattık. Niçin yozlaştı? Sorumlusu kim? Şu soruyu sormak zorundayız. Bugün mevcut olan ve 21 yıldır iktidarda olan bir siyasal parti istediği kanunu çıkardı mı? Çıkardı. İstediği kararnameyi çıkardı mı? Çıkardı. İstediği genelgeyi çıkardı mı? Çıkardı. İstediği bürokratı görevden alıp, istediği bürokratı atadı mı? Yaptı. İstediği hakimi istediği mahkemeye atadı mı? Atadı. Seyyar hakimler oldu mu? Oldu. Seyyar mahkemeler oldu mu? Onlarda oldu. Yani ne istedilerse oldu. Peki neden Türkiye bugün bir batağın içinde? Bunu her bir vatandaşımızın düşünmesi lazım ve bizim bunu anlatmamız gerekiyor. Demokrasi ve adalet yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa, yargı bağımsızlığı yoksa, kuvvetler ayrımı yoksa siz bir ülkeyi büyütemezsiniz. Bir ülkeyi kalkındıramazsınız, emeğin hakkını veremezsiniz, alın terinin hakkını veremezsiniz. Bizim mücadelemiz bir alın teri mücadelesidir. İnsan hakları mücadelesidir. Yüklendiğimiz görev sıradan bir görev değil; tarihi bir görevdir. Bunu yapmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, her istediğini yaptı, bir soruyu daha sormamız lazım. Hangi sorunu çözdü? 21 yılda Türkiye'nin hangi sorunu çözüldü? Bu sorunun cevabını da almak zorundayız. Sormak zorundayız. Eğitim sorunu mu çözüldü? Üniversiteye giden öğrencilerin yurt sorunu mu çözüldü? Bütün bunları sormak zorundayız. Kiracıyla ev sahibi arasında kavganın sorumlusu kim? Herhalde biz değiliz, CHP’liler değil. Her şey dışarıdan geliyor, sorumlusu kim? Farklı düşünen insanlar hapse atılıyor, sorumlusu kim? Bunu da anlatmak zorundayız. 'Okul sütü, akıl küpü' denen bir uygulama vardı. Sütü kaldırdılar. Çocukların beslenme hakkını kaldırdılar ve dolayısıyla bizim bunun üzerinde durmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, öyle bir noktaya geldik ki şu söyleniyor, 'borcum var ama borcumu ödemek için borcun anaparası kadar borç almak zorundayım.' Türkiye bu durumda. Anaparanın faizi var ama faizi ödemek için faiz kadar da borç almak zorundayım. Geldiğimiz nokta bu.

Değerli arkadaşlarım, kısaca birde yenilenmeden söz edeyim. Partimiz 100 yıllık bir parti. Partide yenilenmeyi sağlayan hukuki metnimizin adına biz tüzük diyoruz. İnşallah Kurultaydan hemen galiba 20 gün sonraydı tüzük kurultayını yapacağız. Bu kurultayda CHP’nin aksayan bütün yönlerini mümkün olduğu kadar çözeceğiz. Bir çalışma yapılıyor. İl başkanlarından, ilçe başkanlarından, milletvekillerinden, sivil toplum örgütlerinden, başka ülkelerdeki uygulamalardan örnekler alarak sorunu çözmeye çalışacağız. Birincisi şu arkadaşlar; bu ülkenin nüfusunun yarısı kadın yarısı erkekse bir cinsiyet kotası getireceğiz ve benim şahsi kanaatim cinsiyet kotasının da yüzde 50 olması lazım. Yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek olması lazım ve fermuar sistemi getireceğiz. Dediğim gibi getireceğiz. Bakalım inşallah kurultayımız bunu kabul eder. Merkez Yönetim Kurulu’nun üye kabulüne sınır getirilecek. Yani 'bir ilden bir ilçeden hemen 5 bin tane üye getirin MYK'dan geçirelim' bunu kaldıracağız. Biz yapmıyoruz ama bunu tüzüğe yazacağız. Yüzde 1’i geçer, 2’si geçer sınırlı sayıda önemli insanlar Merkez Yönetim Kurulu kararıyla partiye üye olurlar, ama böyle bir yeri kontrol etmek için ‘5 bin kişiyi birden üye yapalım kimsenin de haberi yok’ bunu da kaldıracağız.

Milletvekilleri için 3 dönem sınırı getireceğiz, 3 dönemden sonra milletvekili olmayacak. Belediye meclis üyelikleri ve il genel meclis üyelikleri için meslek kotası getireceğiz. Belediye meclisinde bir veteriner olmalı, bir yeminli mali müşavir olmalı, bir hukukçu olmalı. Dolayısıyla bölgenin özelliğine göre, kentin özelliğine göre kesinlikle belli kotaların gelmesi lazım. Bu kotaları da getireceğiz. Avukat olmalı, veteriner olmalı, mimar olmalı, kent plancısı olmalı. Bunları getirmek zorundayız. Bunu da getireceğiz. Danışma kurulunu 3 kez arka arkaya toplamayan il yönetimi düşmüş sayılacak. Bunu da yazacağız. Kimse kusura bakmasın. Oturacaksın, danışma kurulunu toplayacaksın, var olan kentin sorunlarını masaya yatıracaksın 3 kez arka arkaya toplanmadıysan o il yönetimi düşmüş olacak. Yeni bir il yönetimi seçilecek. Mahalle temsilciliklerinde en az bir kadın ve bir erkek olacak, tek başına erkek değil. Çünkü bizim evlere girmemiz lazım. Kadınlarla konuşmamız lazım, onlarla sohbet etmemiz lazım. Onların dertlerini dinlememiz ve bizim onlara yönelik hangi çözümleri getirdiğimizi onlara anlatmamız gerekiyor. Siyasete girdiğimde elde bir tane broşür arkada 3-4 tane genç biz esnafın elini sıkardık onlar da broşür verirlerdi. Sonra araştırdık yüz broşürden birisi sadece kişiyi etkiliyor. Ama eve girdiğiniz zaman her dört evden birisini etkileyebiliyorsunuz. O nedenle kadınların hem siyasette etkin olmaları hem mahalle temsilciliklerinde yer almaları partinin doğrudan evlere girmeleri ve sorunları dinlemelerine yol açacak.

Güçlü bir Genel Sekreterlik yapacağız. Eskiden olduğu gibi güçlü, tutarlı, partiyi çok iyi bilen Genel Sekreterlik mekanizması olacak. Bilim Yönetim Kültür Platformu bunu da yeniden yapılandıracağız. Burası kesinlikle bir politika üretim merkezi gibi çalışacak. Seçimlerde oyunu düşüren il kendiliğinden düşmüş olacak. Yükseltiyorsan tamam oyun düştüyse kardeşim kusura bakma ayrılın buraya yeni yönetim gelsin diyeceğiz.

Onuncusu, delege sisteminden hepiniz şikayet ediyorsunuz. Delege sistemini kaldıracağız arkadaşlar. Yok artık delege sistemi de olmayacak. Çünkü delege sistemi ciddi çatışmalara, çekişmelere yol açıyor sonra bu kalıcı hale geliyor ve bir sürü sorun yaratıyor. 'Üyeler gelsinler seçsinler' diyeceğiz, delege sistemini kaldıracağız.

İç denetim mekanizması oluşturacağız. Yani eskiden CHP kurulurken parti müfettişleri vardı ve onlar giderlerdi illeri gezerlerdi, raporlar düzenlenirdi hem örgütü denetler hem halkın nabzını tutar o raporlar gelirdi. Bunu şimdi tüzüğe geçireceğiz, tüzükte parti denetçileri ya da parti müfettişleri olacak bunlar örgütü denetleyecekler. Bunun bir kendimiz açısından büyük önemi var. İki; artık Anayasa Mahkemesi partinin hesaplarını denetliyor biliyorsunuz. Şimdi ağır ağır taşra denetimi de başlayacak. Partinin bu bağlamda da defterlerini tutması, belgelerini saklaması buna uygun bir muhasebe tutması da zorunlu hale geliyor.

Oniki; bunu bir ara getirdim genel kurula ama kabul görmedi. Düzenli aidat ödeyenler kendi milletvekillerini, kendi belediye başkanlarını, kendi il başkanlarını bunlar seçecekler düzenli aidat ödeyenler. Yani partiyle aidiyeti olan ben her ay aidatımı yatırıyorum. Yatırıyorsan mesele yok gel o zaman milletvekilini seç. Ama 5 bin kişiyi birden üye yapıp ondan sonra gel milletvekilini seç dediğiniz zaman mesele başka yerlere sapıyor. Dolayısıyla partiyle güçlü aidiyetin yolu aidatını ödüyorsa mesele yok. Bunun bütün altyapı hazırlıklarını bir dönem yaptık. Cep telefonu üzerinden aidat ödemek mümkün, kredi kartı üzerinden aidat ödemek mümkün yani illa il başkanlığına, ilçe başkanlığına gidip makbuz kesmek o da şart değil. Biz bütün bunların hepsinin altyapısını yaptık ama o dönem kurultay reddettiği için hayata geçiremedik. Bunu bir daha getireceğiz. Ön seçim istiyorsanız ve gerçekten sağlıklı bir ön seçim istiyorsanız düzenli aidatını ödeyen üyeler gelsin kendi milletvekilini seçsin, belediye meclis üyesini seçsin, il genel meclis üyesini seçsin bir sorunumuz yok o zaman. Bunun yapılması lazım.

Ve onüç; oyunu en fazla artıran 5 il Parti Meclisi’nde yer alacak. 5 ilin başkanı Parti Meclisi’nde yer alacak. Kim oyunu en fazla artırdıysa onlar Parti Meclisi’nde bir şekliyle yer alacaklar.

Değerli arkadaşlarım, saygı duruşuyla başladık, tüzükle bitirdik. Az önce kısmen tarihe de girerek ve bugüne de değinerek yüklendiğimiz sorunların ne kadar ağır olduğunu ve o sorunlardan ancak Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye’yi çıkarabileceğini ifade etmeye çalıştım. Yüzyıllık bir geleneğimiz var. 100 yıllık bir partiyiz. 100 yıllık bir partinin geçmişte elde ettiği bütün başarıları üzerine yenileri katarak geleceğe taşıması lazım. Bunun şu anda öncülüğünü belediye başkanlarımız yapıyor. Bütün baskılara rağmen, bütün engellemelere rağmen şikayet etmelerini istemedim hiçbir belediye başkanımızın. Şikayet değil; engelleri aşıp başarıya imza atmak. Sağ olsunlar onlar da engelleri aşıp başarıya imza atmaya çalışıyorlar. Hepsine yürekten teşekkür ediyorum. Bu konuda hiçbir tereddüdüm yok. Dolayısıyla bizlerin yüklendiği tarihi sorumluluk çok fazla, yeniden ayağa kalkıp yeniden mücadele etmek zorundayız. Bu mücadele sıradan bir mücadele değil. Bizim için değil bu mücadele. Ülke için, geleceğimiz için, çocuklarımız için, evlatlarımız için bu mücadeleyi yapmak zorundayız.

Kongrelerimiz yapılıyor gayet güzel, tartışmalar oluyor gayet güzel. Biz demokrasiyiz zaten, demokrasiyi getiren bir partiyiz. Farklı görüşler ortaya atılabilir ama kongre biter seçimler biter el ele omuz omuza sahaya çıkmak durumundayız. Kim, kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa partiyi televizyonlarda tartışılır hale getirirse kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Kimse kusura bakmasın kimse. Çok açık çok net söylüyorum. Tartışma eyvallah başımın üstüne. Tartışırız kendi aramızda, her türlü tartışmayı yaparız. Bakın, AK Parti olağanüstü kurultay yaptı kimsenin haberi bile olmadı. Neden? Orada bir kişi var zaten o talimatı veriyor mesele bitiyor. Herkesi o seçiyor zaten. Babalar gitti yerine oğulları geldi. Yeni birisi geldi falan sanmayın. Babalar vardı babalar gitti yerine oğullarını getirdiler. Biz öyle bir parti değiliz. Demokrasi kültürünü içselleştiren bir partiyiz. Tartışmalarımız elbette olacak, tartışmalar bir zaaf değil bir canlılık işaretidir, bir aydınlanma işaretidir. Akıl akıldan üstündür demiş atalarımız. Dolayısıyla tartışmalar olur, o tartışmalardan sonra kürsülere çıkarız elimizi tekrar kaldırırız hep beraber alanlara ineriz ve vatandaşın sorunlarını çözmek için var gücümüzle çalışırız.

Ben, beni dinlediğiniz için hepinize yürekten teşekkür ederim. Hepiniz sağ olun, var olun. Söylediklerimi unutmayın. Cumhuriyet Halk Partisi olmazsa Türkiye Cumhuriyeti'ne asla demokrasi gelmez. Önündeki en büyük engel, iktidar sahiplerinin önündeki en büyük engel şu anda Cumhuriyet Halk Partisi'dir. O engeli yıkacağız ve o engeli kaldıracağız ve hep birlikte mücadele edeceğiz.

Hepinize şükran borçluyum. Hepiniz sağ olun, var olun diyorum.

Kılıçdaroğlu, Kartepe’de düzenlenen CHP Yerel yönetimler Marmara bölge çalıştayı sonrası, çalıştaya katılan il başkanları ile bir araya geldi.

Kaynak : www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları