loading
close
SON DAKİKALAR

Karadayı'nın başına gelecekleri medyaya sızdıran köstebek kim?

Mustafa Mutlu
Tarih: 03.01.2013

Mustafa Mutlu yazdı, ''Bu kez TRT yerine iktidara yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'na ait Sabah ve Takvim gazeteleri seçildi...''

28 Şubat soruşturmasının bir numarası olarak gösterilen dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dün gözaltına alındı.

Normal mi?

Evet... Hukuk devletlerinde herkes yasalar karşısında eşittir ve adaletin dediği olur.

Ama bu gözaltında “normal” olmayan önemli bir detay var:

Sadece savcıların ve görevli polislerin bilmesi gereken gözaltı bilgisinin, bir gün önceden Sabah ve Takvim gazetelerine sızdırılmış olması...

***


Daha önce Ergenekon operasyonları sırasında yaşananları anımsarsınız:

Soruşturmanın muhatabı olan kişiler evlerine polisin geleceğini, TRT’den öğreniyordu.

Sabah kahvaltılarını yaparken, TRT onların evine baskın yapılacağını söylüyor, onlar da çantalarını hazırlayıp beklemeye başlıyordu...

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu bile evine baskın yapılacağını televizyondan duydu.

Bu kez TRT yerine iktidara yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu’na ait Sabah ve Takvim gazeteleri seçildi.

Dün iki gazete de Karadayı’nın “gözaltına alınacağı” haberiyle çıktı.

Hatta Takvim Gazetesi bir adım daha ileri gitti ve Karadayı’ya savcılıkta 50 soru sorulacağını bile duyurdu.

***


Böyle bir “skandal” dünyanın hangi “demokratik ülkesi”nde yaşanırsa yaşansın; istifa nedenidir!

Soruşturmanın gizliliğinden “tek sorumlu” olan ilgili savcı, bunu sağlayamadığı için kamuoyundan özür diler ve görevden çekilir.

Sonra da en az o soruşturma kadar önemli yeni bir soruşturma başlatılır. Bu bilgiyi medyaya hangi köstebeklerin, neden sızdırdığı en kısa zamanda bulunur ve hesap sorulur.

Peki; bu bizde olacak mı?

Daha önceki deneyimlerden biliyorum ki kesinlikle olmayacak!

***


Soruşturun beyler; yargılayın, suçlu bulursanız da gerekirse idam yasağını da kaldırıp asın!

Ama yasalara uyun...

En azından içinizdeki dedikoducuları saptayın, onlardan hesap sorun ki; yürüttüğünüz soruşturmaya güvenelim!

*****


Rövanş!

Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın avukatı Erol Aras diyor ki:

“On gün önce müvekkilimin adına savcılığa dilekçe verdik. İstendiği anda ifade için müvekkilimizi hazır edeceğimizi bildirdik. Buna rağmen bu işlemler yapıldı.”

Karadayı, neden böyle bir talepte bulunmuş olabilir?

Yanıt belli: Evine baskın yapılmaması, koluna girilip götürülmemesi için...

Ne acıdır ki bu talebe kulak asılmadı ve bu ülkenin ordularını yönetmiş, bir numara olmuş bir askerin evine iki araç dolusu polisle baskın yapıldı! “En büyük terörist” müthiş (!) bir operasyonla ele geçirildi... Peki kim kazandı?

“Biz orduyu böyle dize getiririz” görüntüsü vermek isteyenler...

Keşke savcılar, bu “rövanşist tavır”a hizmet etmeseydi!

*****


Günün sorusu

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, ünlü yazar John Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar” romanının bazı bölümlerini sakıncalı bulmuş... Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da “Türkiye’de 2012’de Steinbeck’i hizaya getirmeye kalkışana insan denilemez” diyerek bu sansürü eleştirmiş... Sorum kendisine:

Acaba balerinlerin etek boylarını uzatıp yaralanmalarına neden olan bir Kültür Bakanı’na ne denilmeli?

*****


Serdar Turgut’un dönüşü!

Hürriyet’teyken Ertuğrul Özkök’ün gazıyla “penis yazıları” yazan, daha sonra Akşam’da ve Habertürk’te “cemaat yazarlığı”na terfi eden Serdar Turgut, yakın tarihe kadar tutuklu gazetecileri en ağır sözlerle suçluyordu.

Dün, “Cemaat, Soner ve ben” başlığıyla yayımlanan yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Soner Yalçın içerideyken, bu koşullar altında tartışmamızın imkansız olduğunu ve hemen bırakıldığı takdirde konuyu tartışıp sonuca bağlayacağımızı umduğumu yazmıştım. Ben, Soner ve arkadaşlarının tarih tarafından haksız çıkarılacağını düşünüyordum. Onların, cemaat için kullandıkları kavram ve söylemlerin haksızlık içerdiğini ve bunların yanlış olduğunu bir gün anlayacaklarını söylüyor ve umuyordum. (...) Ve sonunda beklenen oldu, Soner dışarıya çıktı. Ama bende onunla tartışabilecek takat kalmadı maalesef. Kendimi şahsen büyük bir yenilgi almış gibi hissediyorum. Bunca zamandır daima gerekçelerini belirterek desteklediğim oluşumun (cemaatin) Türkiye’deki bazı haksızlıkların temelinde olması ihtimali vicdanımı kemirip duruyor. (...) Bu yüzden haksız duruma düştüm ve bırakın konuşmayı, diyalog açmayı, şu anda Soner’in yüzüne bakabilecek durumda bile değilim.”

***


Siz bu yazıya bakıp, “O da gerçekleri anlamış nihayet” diyebilirsiniz...

Ama bana göre bu yazının “gerçekleri anlamak”tan daha fazla bir anlamı var...

Çünkü Serdar Turgut, “yine” dönme gereği hissediyorsa ve tapındığı “cemaat”ini harcayabiliyorsa; emin olun bu, yakında çok ilginç şeyler olacağının göstergesidir.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları