loading
close
SON DAKİKALAR

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmasın Diyorsak!

Yüksel Işık
Tarih: 25.02.2021
Kaynak: wwww.istanbulgercegi.com

Yüksel Işık; Sabahattin Ali, “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi” diye soruyor.

25 Şubat 1907 günü doğan ve 2 Nisan 1948’de katledilen; Kısacık ömrü boyunca toplumun aydınlanması için sayısız eserler bırakan Sabahattin Ali’nin anısına!

İbni Battuta Seyahatnamesi’ni okuyorum.

Battuta, 1304’de Fas’ta doğmuş.

“Ortaçağın en büyük seyyahı” olarak tanınıyormuş.

Seyahatnamesini okudukça onunla birlikte seyahat ediyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.

Dikkatimi Eli Kesik Cemal adlı eşkıya çekti.

Malum, “dil ağrıyan dişe değermiş”.

Cemal, aslen İranlıymış.

Battuta, Onun, eşkıya olup, dağa çıktığını yazmış.

Nedenlerini tahmin edebiliriz!

KİMİN İPEK YÜKLÜ KERVANI VARSA…

İbni Battuta’nın yazdığına göre, “yanına pek çok insan toplamış”.

“Toplamış” sözü, lafın gelişi; zira bu tarz durumlarda, pek çok örneğini “eşkıyalık tarihi”nden bildiğimiz gibi eylemin kendisi dikkat çekici bir hal alır ve insanlar kendiliğinden toplanırlar.

Bizdeki benzer öyküler pek anlatılmaz ama pek çok kez filmini izleyip, hakkındaki kitapları okuduğumuz Robin Hood’da da böyledir; benim çocukluğumda, uzun kış gecelerinde okuma yazma bilenlerimizin geri kalanlara okuyup, onların coşmasına neden olduğu bizim Köroğlu hikayeleri de buna benzerdir.

Zulmedene karşı durursanız, mazlumun, mağdurun dikkatini çekmenizde şaşılacak bir şey yoktur.

Çoğu Kurtuluş Savaşı yıllarında ünlenmiş benzer “efelerimiz” olduğunu biliyoruz.

Neyse biz konumuza dönelim.

Eli kesik Cemal, dağa çıktıktan sonra etrafına toplanan “yarenler” ile birlikte zengin kervanlarını soymaya başlamış.

Böylelerine “eşkıya” deniyorsa da lafın gelişi; zira onlar kendilerine “yaren” der.

Halk, böylelerinden korkmaz; hatta içten içe severler. Çünkü bu tarz “eşkıyalar”, halka zarar vermezler.

Sözleri Karacaoğlan’a ait bir türküde denildiği gibi:

“Harami var diye korku verirler Benim ipek yüklü kervanım mı var”

Cemal ve arkadaşlarının gözü, “ipek yüklü kervanlar”da imiş!

Gelip geçen kervanların mallarına el koyar; el koydukları malların geliriyle de tekkeler yaptırırlarmış.

O tekkeler, yoksullara yurt olurmuş; yoksulların karınlarını orada doyurur; oralarda yatarlarmış.

Rivayet odur ki bu süreçte taraf olmayan üçüncü kişiler, bu durumu, tuhaf bulurlarmış.

GARİBANIN HAKKINI VERMEK KİŞİLERE KALIRSA…

Anlatılanlara bakılırsa biri cesaret edip, Cemal’e sormuş:

“Seni anlamıyorum hem başkalarının mallarına zorla el koyuyorsun hem de canın pahasına el koyduğun o malları, gözünü kırpmadan başkalarının karnının tok, sırtının pek olması için harcıyorsun?”

Rivayet edilir ki Eli Kesik Cemal’in cevabı şöyleymiş:

"Ben sadece yoksulun, garibanın hakkı olanı vermeyenlere musallat oluyorum!"

Mağrurun karşısına çıkıp, mağdurun, mazlumun, kimsesizin hakkını kim savunuyorsa biz onu severiz.

Ahmed Arif bu sevgiyi şöyle dizeleştirmiş:

"Nasıl severim bir bilsen,

Köroğlunu, Karayılanı, Meçhul Askeri…

Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.

Sonra kalem yazmaz, Bir nice sevda… Bir bilsen

Onlar beni nasıl severdi."

Eli Kesik Cemal’in öyküsü güzel; Ahmed Arif’in şiiriyse muhteşem.

Gelin görün ki Eli Kesik Cemal’in ya da Köroğlu’nun bizim için “kahraman” haline dönüşmesine neden olan “bozuk düzen”in kendisidir.

YURTTAŞI, VAHŞİ KAPİTALİZMİN YOKSULLAŞTIRICI ETKİSİNDEN KORUMAK…

Sabahattin Ali, “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi” diye soruyor.

Sabahattin Ali’nin sorusu, tarih var olduğundan beri insanların zihnini meşgul ediyor.

Biliyoruz ki düzen bozuk olduğu için insanlık hep kendisine çıkış yolları aramış; bulunan çıkış yollarıysa muktedirler tarafından “eşkıyalık” olarak adlandırılmış.

Kimisi de, tıpkı Sabahat Ali'de olduğu gibi, bu tarz sorular sorduğu için “hayatının baharında”, katledilmiş.

Daha adil bir düzen, daha iyi bir yaşam için verilen mücadele zorlu ve meşakkatli bir tarihi içeriyor ama nihayetinde sosyal devlet kavramı da bu tarz taleplerin sonrasında şekillenmiş.

Bugün ihtiyacımız olan şey, aç ve açıkta kalana sahip çıkmak ama daha da önemlisi o insanların aç ve açıkta kalmasına neden olan sistemi insanileştirmektir.

Biz buna “devletin demokratikleşmesini sağlamak” diyoruz; çünkü ancak demokratik bir devlet, yurttaşının sesine kulak verebilir.

Yurttaşın sesine kulak verebilmek için yönetsel organların katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir olması gerektiği de açıktır.

Bütün yurttaşları, vahşi kapitalizmin yoksullaştırıcı etkisinden koruyabilmek ve asgari düzeyde de olsa hiçbir yurttaşı, hiçbir kurum ve kişiye muhtaç duruma düşürmeden yaşama güvencesini sağlamak; çalmanın, çırpmanın, yani eşkıyalığın önüne geçmekle mümkündür.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları