Saadet Partili İslam: 23 Haziran, Türkiye demokrasi tarihine altın harflerle kazınmıştır

Saadet Partisi Milletvekili Cihangir İslam, İBB seçimlerine ilişkin "İnsanlar hem kendilerinin hem de birbirlerinin iradesine sahip çıkmışlardır. Bu anlamıyla 23 Haziran 2019 tarihi Türkiye demokrasi tarihine adını altın harflerle kazımıştır. 23 Haziran, demokratlar için büyük gündür" dedi....
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Cihangir İslam, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İslam'ın açıklamaları şöyle:
"Afrin'in Kimar Üs Bölgesi mevkiinde meydana gelen çatışmada şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize baş sağlığı ve sabır diliyorum. Yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyorum.
MUHAMMED MURSİ’NİN VEFATI
Mısır'ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 17 Haziran 2019 tarihinde mahkeme salonunda hayatını kaybetti. Merhuma Allah’tan rahmet diliyorum. Mısır devlet televizyonu, Muhammed Mursi'nin iyi huylu bir tümörünün bulunduğunu, sürekli tıbbi gözetim altında olduğunu ve ölümünün kalp krizinden kaynaklandığını iddia etti. Biz bu ölümün nasıl ve neden olduğunu biliyoruz. Mursi’ye gerekli tıbbi müdahaleler yapılmadı ve yavaş yavaş ölmesi için adeta ortam hazırlandı. Türkiye de bu konuda ne yazık ki Mısır’daki rejime örnek gösterilebilecek bir devlet değil. O nedenle şu anda cezaevlerinde bulunan çocuklu ve hasta tutukluların tahliye edilmelerini ve adil bir biçimde yargılanmalarını ve infazlarında hukuk çerçevesinde gerçekleşmesini talep ediyoruz.
HAVALİMANI İŞÇİLERİ DAVASI
İstanbul 3. Havalimanı inşaatı sırasındaki iş cinayetleri ve kötü çalışma koşullarına karşı eylem yaptıkları için haklarında dava açılan işçiler dün Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde küçücük bir salonda yargılandılar. Siverek’ten İstanbul’a gelen bir işçi durumlarını şöyle anlatıyor: “Yemek sıraları olsun, yatakhanelerdeki pislik olsun, tahtakuruları olsun, hijyensiz-sağlıksız yemekler, barınma koşulları... Tam Ortaçağ koşullarında çalıştırıldık. Tıpkı bir toplama kampı gibi bir yer. Gazeteci giremiyor, milletvekili giremiyor, başka sivil toplum kuruluşları hiç kimse oraya giremiyor; bildiğiniz toplama kampı gibi bir şey” diyor. Biz işçilerin bu sesini, bu sitemini duyuyoruz. Çalışma koşullarının düzeltilmesinin talep edilmesinden daha haklı bir talep olamaz. Böylesi anlamsız bir yargılamanın tıklım tıkış bir mahkeme salonunda yapılmasını ayrıca kınıyorum.
ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NÜN 2. YILDÖNÜMÜ
İki yıl önce Türkiye'de bir ilk gerçekleşti ve CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, toplumun farklı kesimlerden insanların katılımıyla Ankara'dan İstanbul'a “Adalet Yürüyüşü” gerçekleştirdi. Bu yürüyüş hukuk ve adaletin lağvedildiği koşullarda gerçekleşti. KHK adı verilen tam hukuksuzluğun binlerce mağdurundan biri olarak ben de bu yürüyüşe bütün KHK’lılar adına katıldım ve parkuru başından sonuna kadar yürüdüm. Yürüyüşe katılan herkesi ülkeye yaptıkları bu değerli katkıdan dolayı kutluyorum.
İkinci yıldönümünde adalet arayışımız sürüyor. Bildiri imzaladığı için işinden atılan ve hapse gönderilen akademisyenler, iktidarın hoşuna gitmeyen yorumları nedeniyle cezaevlerinde tutulan gazeteciler, tamamen soyut bir örgüte iltisak suçlamasıyla çocuklarıyla birlikte hapse atılan kadınlar, öğretmenler, sıradan insanlar… Tam hukuksuzluk hallerinin ardı arkası kesilmiyor.
Adalet yürüyüşümüzün en çarpıcı olayı Düzce'de yürüyüşe katılanların yoluna gübre dökülmesiydi. Biliyorum, hepinizin hatırına hemen, Peygamberimiz Kâbe’nin yanında namaz kılarken başından aşağı hayvan işkembesi dökenler geldi. Tarih bazen bu kadar benzeşerek tekrar edebiliyor.
Adalet Yürüyüşü'nün ikinci yıldönümünde CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun televizyon programındaki değerlendirmeleri sırasında bu kişinin şu anda hapiste olduğunu öğrendik. Sayın Kılıçdaroğlu’namektup yazarak özür dilemiş ve helallik istemiş. İktidar yanlısı trollerin kara propagandasıyla öfke ve nefretle doldurulunca böyle bir işi yapmış. Bu kara ve kirli propaganda makinesi hâlâ çalışıyor. Trol fabrikası hâlâ kötülük üretiyor.
Adalet yürüyüşünü gerektiren şartların bir ayağında iktidar duruyorsa da, diğer ayağında onun medyası ve trol fabrikası var. Adalet Yürüyüşü’nün devamı ve sonucu sorulurdu. 23 Haziran’da tekrarlanan İBB Seçimi bunun cevaplarından biridir.
İSTANBUL SEÇİMLERİ
23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinin kesin galibi Sayın Ekrem İmamoğlu’nu kutluyorum. Ekrem Bey’in zaten kazandığı seçimler hukuksuzca iptal edilince, değerli İstanbullular sandık sonuçlarına sahip çıkarak demokratik olgunluklarını tüm dünyaya ispatlamıştır.
Geçtiğimiz İstanbul seçimlerinden de iktidarın çıkarması gereken dersler kuşkusuz çoktur. Hükümet ve YSK, insanların sandık aracılığıyla siyasete katılımına göz dikmenin faturasını ağır ödemiştir. Halkımız, parti ayırt etmeksizin diyorum bunu, demokrasiye ve seçime bir müdahale hissettiği anda hemen hakkın ve hukukun yanında saf tutmuştur. Böylece ilk seçimde 13,500 bin olan fark, ikinci seçimde 806 bine ulaşmıştır. Oluşan bu oy oranı halkın siyasete ve seçimlere demokrasi adına bizzat müdahalesidir.
Öte yandan muhalif seçmen de sandığa güvenini geri kazanmış ve Türkiye’de bir şeyleri değiştirebilmenin biricik yolunun sandık olduğuna yeniden inanmıştır. Bu da demokrasimiz açısından son derece önemli bir kazanımdır.
Bu seçimin kaybedeni, siyasal bir zafer elde etmek için için ahlakı ve erdemi hiçe saymakta sorun görmeyen Makyavelist anlayıştır. Unutmayın, demokrasiyi diğer rejimlerden daha iyi yapan şey, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, siyasal denetim ve siyasal katılım gibi ilkeleridir. Hak ve özgürlükleri yok etmek ve denetlenemez bir rejim kurmak istendi. Ama siyasal katılım yok sayılamadı. İşte bu toplum, elinde kalan son demokratik araç yoluyla baskıcı ve kötü değer yargılarına uymayacağını ilan etti.
Özetle insanlar hem kendilerinin hem de birbirlerinin iradesine sahip çıkmışlardır. Bu anlamıyla 23 Haziran 2019 tarihi Türkiye demokrasi tarihine adını altın harflerle kazımıştır. 23 Haziran, demokratlar için büyük gündür. Sayın Cumhurbaşkanı, AK Parti ve YSK tarafından bir türlü onaylanmayan seçimde halk emaneten verdiği mührü bu kez kendi eline almış ve İstanbul Seçimini, saydıklarımıza ders verecek bir şekilde kendi elleriyle onaylamıştır. Kritik dönemlerde daima doğru kararı veren halkımız Türkiye’nin önünü yeniden açmıştır. Aziz Milletimize şükranlarımız sunuyoruz.
EKONOMİ
Seçimlerle ülkemiz yeterince meşgul edildi. Bu süreçte ekonomimiz iyice gerildi. Bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Ülkemizde işsizlik oranı yüzde 14.1’e ulaştı. Her 4 gencimizden 1’i işsiz. Bu hafta çaya yüzde 15, şekere yüzde 16, mazota 22 kuruş zam geldi. Bunların anlamı ekonomik alarmdır. Ekonomi, ekonomiyi bilenlere teslim edilmelidir. Ekonomimizin düzelmesi için hukukun işlemesine, özgürlüklere, adil bir yargıya ve hukuk devletine ihtiyacımız vardır.
GEZİ PARKI DAVASI
Pazartesi ve salı günü Gezi Parkı Davası görüldü. 602 gündür tutuklu bulunan Sayın Osman Kavala ile 220 gündür tutuklu bulunan Sayın Yiğit Aksakoğlu nihayet hakim karşısına çıkabildiler. Sayın Aksakoğlu tahliye edildi; fakat Sayın Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Hukuk adına içler acısı Gezi iddianamesi, Osman Kavala’nın tutukluluğunun 489. gününde ancak yazılabilmişti. Belli ki suç bulamadığından dolayı suç uydurma yöntemine başvurulmuştu. Hatta Kavala’ya suç bulunamayınca, Gezi soruşturması hortlatıldı. Hakkında FETÖ’den soruşturma ve kovuşturma açılan polislerin hazırladıkları fezlekeler ve o polislerin ihbarları iddianamenin bel kemiğini oluşturuyor.
Öte yandan bir hukuk skandalı olan bu iddianame, askerlik yapmak için uygun görülmeyen psikolojik özelliklere sahip olduğu saptandığı için ordudan uzaklaştırılan Komünist Parti eski üyesi bir emekli askerin kendi iç siyasi hesaplaşmasını gördüğü bir ihbara dayanıyor. İddianamenin üstüne kurulduğu Osman Kavala’nın savcılık tarafından bu iddialar hakkında bir kere bile ifadesi alınmadı. Gezi’nin sponsoru olduğu iddia edilen Osman Kavala hakkındaki tek somut suçlama ise şu: Kavala’nın Gezi Parkı’na katılan gençlerin yemesi ve içmesi için poğaça, küçük meyve suyu ve küçük süt ısmarlamak istemesi. Bu hukuk cinayetiyle anlıyoruz ki, Türkiye’de iktidar sivil toplumu hizaya çekmeye çalışıyor. “28 Şubat halen sürüyor” derken işte bunları kastediyoruz. 28 Şubat tüm şiddetiyle devam ediyor!
CANAN KAFTANCIOĞLU DAVASI
CHP’nin İstanbul İl Başkanı Sayın Canan Kaftancıoğlu'na "Cumhurbaşkanına hakaret, Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılama, halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek ve terör örgütü propagandası yapmak" suçlarından açılan dava 28 Haziran'da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Kaftancıoğlu, 6 yıl önce yaptığı bazı sosyal medya paylaşımları ve hakkında üretilen sahte içerikler delil kabul edilerek açılan davada 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 17 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Bu mahkeme tamamen sindirme amaçlıdır. Ak Parti’nin İstanbul’u kaybetmesinin bedellerini bu tip siyasi sinsiliklerle rakiplerine ödetmek istemesi kabul edilemez. Davanın takipçisi olacağız.
EKREM İMAMOĞLU VE MANSUR YAVAŞ’A YETKİ DARBESİ
5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 37. maddesinde belirtilen “Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir” hükmüne göre, belediye şirketlerinde atamaları seçilmiş belediye başkanları yaparken, Ticaret Bakanlığı’nın 20 Mayıs 2019’da yayımladığı genelge ile bu yetki belediye meclislerine verildi. Ak Parti seçimle kaybettiği belediyeleri bu yollar ile hala yönetebilmenin derdinde. Halkın iradesine saygı duymayı öğrenmeleri lazım. Bu uygulamalar tekrarlanmaması gereken eski alışkanlıklardır. Milli iradeyi hiçe saymaktır. Muhalefeti bastırma ve engelleme yönündeki bu ısrarı, bu entrikacı yaklaşımları herkes görüyor. Hükümet gereken dersleri çıkartmıyor. Bu durum ancak muhalefetin daha da güçlenmesine yol açacaktır, halkın tepkisi daha da büyüyecektir. AK Parti iktidarının gidişini hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
YENİ ANAYASA TALEBİMİZ
Türkiye’nin yeni anayasaya ihtiyacı vardır. Bu anayasa halkın anayasası olmalıdır. Özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, çoğulcu ve sosyal bir ruha sahip yeni bir anayasa demokrasinin yeniden kazanılması açısından vazgeçilmezdir. Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler ve seçim yasalarının demokratikleştirilmesinden her alanda şeffaflaşmaya, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından evrensel hukuk ilkelerinin kazanılmasına, Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesinden fren-denge mekanizmasının ve denetlenebilirliğinhakim olduğu yeni bir idari işleyişe kadar pek çok sorunumuzun çözümü yeni anayasadan geçmektedir. Parlamentoda temsil edilsin ya da edilmesinler, var olan tüm siyasi partilerin sözünün duyulduğu ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın önerilerinin dikkate alındığı bir anayasa yapılmalıdır. Mevcut sistemin tıkanıklıklarını ancak bu yolla aşabiliriz. 17 yıllık Hükümet böyle bir anayasa yazamadı. Hiçbir vaadini yerine getiremedi. Üstelik yüzde 50’yle tek başına iktidar olduğu zaman da bu ihtiyacımızı gideremedi. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, 16 Nisan 2017 tarihinde OHAL koşullarında kabul edilen anayasa bugün halkoylamasına sunulsa yüzde 58’lik bir oranla reddediliyor. Buna dikkatinizi çekmek istiyoruz. Referandumun sonuçları ve getirdikleri millet iradesinde kadük kalmıştır.
KHK’LER
KHK’lıların sorunlarını vurgulamaya ısrarla devam edeceğiz. Çünkü ülkemizin en temel sorunlarından bir tanesi OHAL KHK’lerinden doğan mağduriyetlerdir. 15 Temmuz 2016’da hiçbir suça karışmamış insanlar KHK yoluyla keyfi biçimde cezalandırıldılar. İşlerinden ihraç edildiler; başka işlere girmeleri engellendi; seyahat hakları gasp edildi; hak arama yolları tıkandı. Daha sonra bu KHK’ler hukuka aykırı biçimde kanunlaştı. TBMM’nin cezalandırma yetkisi olmadığı gibi kişiye özel yasa da çıkarılamaz. Bu süreçte hem eşitlik ilkesi hem de kuvvetler ayrılığı ilkesi ihlal edildi. Yani anayasaya uyulmadı. Üstelik OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu kuruldu. Şimdi kendisi de bir KHK’yle kurulan ve idari bir organ olan OHAL Komisyonu’nun yasa haline gelmiş bir düzenlemesinin iptal edilmesini bekliyoruz. Baştan aşağı hukuksuzlukla donanmış bu durumu Anayasa Mahkemesi’nin telafi etmesi gerektiğinin altını çiziyor, kanunlaşan OHAL KHK’larını iptal etmesini talep ediyoruz.
D-8
Merhum Başbakanımız Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın 11 ay gibi bir sürede kurduğu ama 20 yıldır atıl bekletilen D-8'in ekonomik büyüklüğü 3,7 trilyon dolara, ihracat hacmi 693 milyar dolara ulaştı. Petrol rezervlerinin yüzde 15’i ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 23’ü de D-8 ülkelerinde bulunuyor. D-8 Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın katılımıyla 1997’de İstanbul’da kurulmuştu. Kuruluşun ilkeleri şöyle: “Savaş değil barış, çatışma değil diyalog, çifte standart değil adalet, kibir değil eşitlik, sömürü değil iş birliği, baskı ve tahakküm değil insan hakları, özgürlükler ve demokrasi.” Bu iktisadi, sosyal, siyasi ve entelektüel güç ne yazık ki bu iktidar döneminde önem görmedi. Ülkemizin dış politikada oradan oraya savrulduğu bir sırada kendi doğal yaşam alanına ve dünya mazlumlarının örgütlenmesine karşı ilgisizliği ancak beceriksiz bir hükümetin eseri olabilir. Bu eksikliğin bir an önce giderilmesini diliyoruz."
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












