loading
close
SON DAKİKALAR

Milliyetçilik- Yurtseverlik

Erol Kızılelma
Tarih: 01.03.2013

Erol Kızılelme, "Milliyetçilik bu boyutuyla ve şimdilerde ulusalcılık adıyla toplumda yeni bir parçalanma aracı olarak kullanılmaktadır"...

Kılıçdaroğlu, CHP'nin 6 okundaki milliyetçiliği, ulusalcılık yerine yurtseverlik olarak tariflemek istediklerini söyledi. Doğrusu da budur. Çünkü “ben soldayım” diyen herkes yurtseverdir. Tarih, savaşta ve barışta ülkesi için cansiperane mücadele eden solcu örnekleriyle doludur.

Solcu yaşadığı yurdu ve o yurtta beraber yaşadığı insanları sever ve onların her türlü hakkı için mücadele eder. Bu çerçevede elbette antiemperyalisttir her yurtsever. Hiçbir yurtseverin, kimlikler konusunda bir kaygısı, derdi yoktur. Herkesin kimliğine; etnik, dinsel, cinsel, cinsel yönelime dayalı her kimliğe saygı duyar. Sol olmanın, sosyal demokrat olmanın da gereği budur. Herkes, her düşünce, her anlayış, her farklılık artık bu topraklarda yan yana, barış içinde yaşamanın tadını çıkarmalı, daha iyi bir dünya için tüm dünya halklarıyla kardeşçe, omuz omuza yürümelidir.

Dikkatinizi çekerim; bir zamanlar aristokrasinin saltanatına karşı ilerici bir hareket olarak filizlenen milliyetçilik, daha sonraları sermaye sınıfının iktidarının bir dayanağı haline dönüşmüş ve gericileşmiştir. Hatta, sermaye sınıfının çaresiz kaldığı dönemlerde “faşizm” adı altında en kanlı yüzünü göstermekten çekinmemiştir. Milliyetçilik, doğal olarak, ayrışmalardan beslenir. Onun güç bulması, halkların kardeşçe yan yana yaşaması nedeniyle değil, birbiriyle kanlı bıçaklı olması sayesindedir. Milliyetçilik bu boyutuyla ve şimdilerde ulusalcılık adıyla toplumda yeni bir parçalanma aracı olarak kullanılmaktadır. O nedenledir ki CHP, 6 okundaki milliyetçilik ibaresini tariflerken Atatürk milliyetçiliği şeklinde bir ayrıma gitmiştir. Bu da, -bugün Kılıçdaroğlu’nun belirttiği şekilde- yurtseverliğin ta kendisidir.

Şimdi, milliyetçiliğin ülkemizde ne gibi bir işlev gördüğüne bakalım. Cumhuriyetin kuruluşunda antiemperyalist bir öze sahip olduğu için aynı zamanda ilerici bir kimliği olan milliyetçilik, 1940’lar dünyasında ikinci paylaşım savaşı gibi büyük bir felakete sebep olan bir faşizm olgusuna dönüşmüştür. Hem sermayenin bir aparatı olarak görev yapan hem de ırkçı bir hüviyete bürünen milliyetçiliğe sempati duyanlar oluşmuştur. CHP 1965’ten sonra, kendini bu yapılardan uzaklaştırmış ve sola doğru dümen kırmıştır; ırkçı nitelikteki bu milliyetçiliği, muhafazakar/dinci siyasetlere terk etmiştir.

20. yüzyılın son çeyreğinde neoliberal rüzgarların etkilemeye başladığı ülkemizde, sermayenin isteğine uygun bir düzen oluşturma çabaları günümüze kadar sürmüştür. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri solsuz bir Türkiye oluşturma çabalarının ilk uygulamaları olmuştur. Tüm dünyada solun gerilemesinden alınan cesaretle, 21. yüzyılın başında yeni bir denemeye girişilmiş, solsuz bir Türkiye oluşturma çabalarıyla yetinilmeyip, toplumsal düzeni sermaye için dikensiz bir gül bahçesine dönüştürecek ve 10 yıllar boyu sürecek bir yola girilmiştir. Önceleri Türk-İslam sentezi olarak başlatılan denemeler, kıvamına ulaşınca ılımlı İslam ülkesi yaratma çalışmalarına dönüşmüştür.

Askeri darbe fırtınaları ile iyice hırpalanan Türkiye solu, bu dönemde de bazen neoliberal akımlardan etkilenerek, bazen de konjonktür nedeniyle milliyetçi konuma geçen toplumsal dokuya ayak uydurarak soldan uzaklaşmıştır. Bir kısmı, AKP peşine takılarak liberal bir hüviyet almış, bir kısmı da, MHP kucağına itelenerek faşist olarak nitelenmeye başlamıştır. Soldan ve antiemperyalist çizgiden uzaklaştırılan siyasetlerin elbette yurtseverliği de sorgulanır hale gelmiştir. Bugün dincisi, muhafazakarı, milliyetçisi ile tüm sağ akımlar, peşlerine takılan eski solcularla birlikte küresel sermayenin hizmetine girmiştir. Ülkemiz, küresel sermaye ve işbirlikçileri tarafından acımasızca sömürü altına alınmıştır.

CHP de, ne yazık ki bu akımlardan etkilenerek, yanlış yönetimler eliyle tabanına rağmen soldan uzaklaştırılmış, bu yeni hüviyetinin gizlenmesi amacıyla da üstüne ulusalcı kisvesi geçirilmiştir. Ama artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu sömürü düzeninin çarkları arasında ezilen geniş halk yığınlarının yararına, muhalif bir anlayışı yükseltmek zorunlu hale gelmiştir. Bu muhalif anlayış solda olmayı; yani yurtsever olmayı gerektirmektedir. Tersten bakarsak işbirlikçi, liberal veya milliyetçi ya da provokatif / polisiye sözde solcu olmamayı. Hem de mutlaka kendini bunlardan ayrıştırmaya özen göstererek.

Erol Kızılelma

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları