loading
close
SON DAKİKALAR

İkinci Parti-Devlet dönemi isteği: 80-90 yıl geriye dönüş

Orhan Bursalı
Tarih: 02.03.2017

21. yüzyılda, Türkiye, demokrasi, parlamenter sistem ve güçler ayrılığı konularında önemli birikim yarattığı ve bunu perçinleyecek yeni adımlar atması gerektiği bir sırada, Tek Adam/Şef/Reis, Parti-Devlet dönemine geri mi dönecek.

Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fuat Kalyoncu ile sohbet ediyoruz. Doktor olarak çok gezdi Anadolu’yu. Bir anısını anlattı ki çok çarpıcıydı:
80’li-90’lı yıllar, bir köyde sağlık taraması yapıyorlar. Köy, Demokrat Parti - sonra da Demirel çizgisinde oyunu kullanıyor. CHP’ye oy veren pek az. Nedenini merak ediyor Kalyoncu...
Bir köylünün akciğerlerinde çok eskiden geçirilmiş verem hastalığının izi kalmış. Köylüye soruyor, ne zamandan kalma bu diye. Ama verem geçirdiğinden haberi yok. Birkaç soru ile geçmiş deşiliyor.
Çok acı bir dramla karşılaşıyor Kalyoncu... Ama durun, dramı anlatmadan önce koşullara bakın...

İkinci Dünya Savaşı yoklukları

Ülke kurtulmuş, bir ulus ve Cumhuriyet olarak yeniden inşa ediliyor. İnsan yorgun, aileler -Anadolu savaştan perişan. Millet yaralarını sarıyor, çocukları savaşta ölmüyor. Aileler bir arada herhalde 20 yıl gibi bir uzun süre geçirmemişlerdi. Cumhuriyet hükümeti yıllardır salgın hastalıklarla mücadele ediyor ve büyük başarılar kazanıyor. Üretimi artırma seferberliği var. Kalkınma hızları 30’larda yüzde 8’lere ulaşmış.
Derken İkinci Dünya Savaşı gelip dayanıyor ülke kapılarına. Ülke savaşa girmemek için direniyor. Türkiye henüz 20 yıl bile olmamış büyük savaşlardan çıkalı. Savaş istemiyoruz. Savaşın nasıl bir yıkım olduğunu tüm ülke iliklerine kadar biliyor, ancak ülke savunması için savaşılabilir...

Yiyecek kıtlığı ve hastalıklar

Koşullar sıkı. Büyük bir ordu savaş vesaldırıya karşı besleniyor. Ülke varını yoğunu ordunun ihtiyaçlarına odaklamış. Ülkede yokluk-kıtlık var. Ekmek, şeker, herhalde gazyağı vb karneye bağlanmış. İhtiyaçlar karşılanamıyor.
Tek Şef ve Parti-Devlet dönemi. Devletin yerel yöneticileri de partili.
Beslenme en önemlisi. Köylünün ürettiğinin de önemli ölçüde elinden alındığı dönemler. Jandarma baskısı, devlet baskısı yoğun. Yer yer dayağı, sopası da. Köylü bile yiyecek bulmakta zorlanıyor. Şüphesiz pahalılık ve karaborsa da sökün etmiş.

4 kardeşten tek sağ kalan

Kalyoncu’nun akciğerlerinde veremin izini bulduğu yaşlı adam, geçmişi deşen sorular karşısında anımsadıklarını anlatıyor.
Biz dört kardeştik. Jandarma sürekli tepemizde, ürettiklerimizden bizde kalan, aileyi doyurmaya yetmiyor. Yiyecek son derece kıt. Hastalıklar başgösteriyor. Ben kardeşlerin küçüğü idim. 3 kardeşim kendi paylarından kısarak benim hayatta kalmamı sağladılar. Üç kardeşim herhalde veremden öldü. Ben kurtuldum, ama gördüğünüz verem izi demek ki hastalık o dönemden kalmış, beni de yakalamış ama yıkamamış...
Yaşlı adam sürdürüyor konuşmasını:
“İşte o zamandan beri CHP’ye oy vermeyiz!”
İkinci Dünya Savaşı dönemi şüphesiz ülkeyi vurdu, ama en çok CHP’yi vurdu. Demokrat Parti’yi, CHP’nin içinden çıkanlar kurdu, millet DP’ye yöneldi. Aralarında çok fazla oy farkı yoktu ama DP çoğunlukçu seçim sistemi nedeniyle, milletvekili çoğunluğunu yakaladı. Bu da CHP’nin kabahatiydi, sanmışlardı ki bu çoğunlukçu sistem CHP’yi iktidar yapar.

Geriye doğru dönüş isteği

CHP, İnönü, demokrasinin yolunu açan, cesaret isteyen büyük kararı ile Par-ti-Devlet dönemini sona erdirdi ve parlamenter çoğunluk sistemine geçildi.
Şimdi, 21. yüzyılda, Türkiye, demokrasi, parlamenter sistem ve güçler ayrılığı konularında önemli birikim yarattığı ve bunu perçinleyecek yeni adımlar atması gerektiği bir sırada, Tek Adam/Şef/Reis, Parti-Devlet dönemine geri mi dönecek. Atatürk-İnönü’nün bile sahip olmadıkları yetkilerin, şimdi bir kişi kendine verilmesini istiyor.
Dayatılan referandum kayıtsız kuyutsuz diktatör yaratma yöntemidir. AKP, tek şef tek parti döneminden hayatı boyu şikâyet etti. Şimdi ise 21.yüzyıl Türkiye’sine o dönemi dayatıyor. Ne büyük siyasi riyakârlık!
Türkiye bu eşiği mutlaka aşmak ve ileriye doğru bir hamle yapmak zorunda. Yoksa bu ülke acısını daha çok çekecek, büyük siyasi ve toplumsal savurmaların içine yuvarlanacak.

OKUR NOTU 

“Sis oluyor ve Boğaz’a çöküyor, tamam. Ama şunu anlayamıyorum: Vapur seferleri duruyor. Yahu, her gemide radar denen bir şey var. Dahası AIS denilen, her ge-mide bulunması gereken nesne mecburi. Tüm tekneler nerede görürsünüz, doğruluğu 10 metre içindedir: https://www.marinetraffic.com/tr/ais/home/centerx:28.9/ centery:41.0/zoom:12 radardan daha etraflıdır. Karşınızdaki geminin kaptanı kimmiş o bile kayıtlı. Vapur seferleri durunca insanlar Marmaray’a hücum ediyor. Bunu da anlıyorum. Ama Marmaray’cılar, peş peşe tren kaldıracaklarına seferleri durduruyor. Bunu hiç anlamıyorum. Demek ki, Marmaray iyi gün dostuymuş!”


Orhan Bursalı - Cumhuriyet

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları