loading
close
SON DAKİKALAR

10. Yaşına giren Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) üzerine

10. Yaşına giren Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) üzerine
Tarih: 01.02.2016 - 09:28
Kategori: Siyaset

Hüseyin Aygün; FDG bir eylemle kuruldu, baskıyı teşhir eden ve Dersimlilere Köln'den ses veren bir güçlü çıkışla var oldu. Mayasında bu vardı...

2004 yılının son günleriydi, Dersim'e atanmış olan bir kurmay albayın süt sağan ve satan köylüden, minibüsçüye, Dersimliler firmasından memleketin son fotoğrafçısına kadar herkesi makamına çağırarak bizzat tehdit ettiği, hakaretler savurduğu, köy meydanlarında topladığı muhtarlara, yolları tutup Erzincan ve Elazığ ile bağlarınızı keserim, siz kimsiniz, şeklinde sözler ederek ajanlık dayattığı günlerden geçiyorduk. Tehdit edilenler listesi yoksuldan zengine, her gün genişliyordu. Kısa sürede tehdit edilenler ailesi içine girmekte gecikmedim. 

Dersimlilerin başına geleni duyurmak, yapılanları teşhir etmek, baskının son bulmasını sağlamak için çeşitli çabalar başlattık. Desteğe ve sesimizi duyurmaya şiddetle ihtiyacımız olan o kara kış günlerde Avrupa'da sanırım on Dersim derneği biraraya gelerek, adını vermeye değmez şedit albayın yaptıklarını bir deklarasyonla protesto ettiler. Bildiriyi kaleme alanın, Berlin'i mekân tutmuş sanatçı Kemal Kahraman olduğu dün gibi aklımda. Albay Avrupa'da yayınlanan bildirinin ve memlekette gerçekleşen tepkilerin ardından geri adım atmak zorunda kaldı. Gıyabımızda, adımı Avrupa'daki tüm örgütlere hedef gösterdiler, gibi tuhaf bir açıklama yapmayı ihmal etmedi. İşte o dernekler kısa bir sürede birleşerek Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu'nu (FDG) kurdular. FDG bir eylemle kuruldu, baskıyı teşhir eden ve Dersimlilere Köln'den ses veren bir güçlü çıkışla var oldu. Mayasında bu vardı.
Bugüne dek epeyce örgüt gördüm. DGM dosyaları içinde izlerini sürdüm, kim kimden ayrılmış, görüşleri neymiş, nasıl örgütlenmişler, en sansasyonel eylemleri neymiş vs. Bizim bölge hele bir örgüt yatağıdır, İbrahim'in ve Denizlerin ektiği toprak fazla verimlidir. Hiç bilmediğinize emin olduğum, biraz da mizahi birini anlatayım size. Üç Dersimli genç, iki binli yılların başında bir işhanının camına siyah boyayla, Polis hesap verecek-DG, diye yazmışlardı, polis kısa bir süre sonra bu üçlüyü buldu, mahkeme yargıladı bile, temsilcileri bendim. İçişleri Bakanlığının yazısıyla çocuklar çıktı, bakanlık listesinde DG diye bir yasadışı örgüt yoktu, bir cam yazısıyla kurulan bu örgütün tarihindeki tek eylemi buydu. Sonra üçü de normal hayatlarına geri döndü. O üçlüden biri geçen bir baktım, Hüseyin Çağlayan'ın Pêt ve Pêge ra adlı yeni romanının tanıtım gecesinde yanımda belirdi, sarıldı, birlikte Çağlayan'ı dinledik, ama DG'yi konuşmadık. FDG'nin farkı var, şimdi anlatacağım. 

FDG iş yapmaya, eylemle kendini farklı kılmaya devam etti. Anadilde kurslar FDG bileşenlerinin en duyarlı olduğu meselelerdendi. Bu satırların artık olgun yazarı mesela, anadilin önemini anası, babası, khalık'ının yanı sıra bir parça da FDG'den öğrenmiştir. Avrupa'da gittiği her dernekte anadilde konuşuluyordu ve yazarımız ilk ziyaretlerde epeyce çuvalladı, herkesi kendine güldürmeyi de başardı. Neyse sonra biraz dili düzeldi. 

FDG'nin bence yürüttüğü en önemli kampanya Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam yeriyle ilgili çalışmalardı. Toplanan binlerce imza Avrupa ve Türk yetkililere FDG eliyle iletildi. Daha önemlisi yüz binler (aralarında ciddi sayıda Dersimli de var) Seyit Rızaların mezarının olmadığını hayretle duydular. Maya tutmuştu.

Kanımca tutan mayanın arkasında bir tür ideolojisizlik vardı, yani FDG marksist veya leninst, veya devrimci bir dünya görüşüne sahip değildi, bir tür memleket ideolojisi taşıyordu. Yani Dersimcilik yapıyordu. Dersim'i ülke olarak, Dersimce'yi (Zazaca/Kırmancki) resmi dil olarak, kendisini ise Avrupa'daki Dersimlilerin temsilcisi olarak adlandırıyordu. FDG'ye göre Marksist, sosyalist veya devrimci örgüt Dersim'de boldu, yeni biri gerekmiyordu. Bu nedenle FDG'nin sol ve Kürt çevrelerinden ne zılgıtlar yediğini iyi bilenlerdenim. FDG bu çevrelere mensup kimi arkadaşlarca, Zazacı, Dersimci, yöreci, Dinci, Alevici gibi birbiriyle hiç bağdaşmayacak sıfatlarla niteleniyordu. Neyse bunu geçiyorum. 

FDG'nin ideolojisizliği avantajı oldu. Yaptığı festivallere on binler akın etti, Avrupa'daki yeni nesiller anadilini FDG kurslarında öğrendi, sertifika bile aldılar törenle, ta Erzincan'da bile Zazaca cem yapmak FDG'nin işiydi. Bu kadar başarılı işler yaparsanız, Dersimliler içinde değil Fizan'da bile olsanız, eleştiricileriniz elbette çok olur. 

FDG'nin Dersim'e en büyük hediyesi ise hiç kuşkusuz Sözlü Tarih Projesi oldu. Bu projenin ilk dönemine gönüllü hizmet edenlerden biri olarak söyleyebilirim ki, FDG her Dersimli araştırmacının son kırk yılda yaptığı bölük pörçük çabalarını aşan dev bir eylemde daha bulunmuştur. Sanırım 400'e yakın tanık ile bilimsel ölçülerle görüşme yapmış, çoğu bugün hayata veda eden bu kişilerin ifadelerini bir bankada toplamayı başarmıştır. Bu büyük çalışma, mesela artık aramızda olmayan yazar Mehmet Yıldız ile isimsiz kamil Ali Nikbay'ın yanı sıra FDG'nin kurucu başkanı ve yılların emektarı Yaşar Kaya'nın, adını vermeye yer bulamayacağım sayısız karıncanın fedakârlıklarıyla gerçekleşti. Bence Dersim tarihinin ilk araştırmacılarından olan ve uzun yıllardır sürgün sancısı çeken Hıdır Aytaç da, dersimnews'in yaratıcısı genç Xıdır da, kamera elde dağ bayır dolaşan Cemal Taş da, ilk Dersim geceleri yaparak Avrupa'da epey yorulan Kemal Karabulut da, projedeki saklı emeğini kimselerin bilemeyeceği Berlin'deki Alican Kaya da, bu fedakârlar listesinde mütevazi bir yer tutarlar. Mimar Sinan'dan düşünsel emeği çok Şükrü Aslan, bir dönem gelip giden Taner Akçam bile iş arkadaşlarımızdır.

Dün duydum FDG'nin 10. yılıymış. Sayısız örgüt kurulan, bozulan Dersim'de meğerse FDG tam 10 yılı birden devirmiş. Ancak 10 yaşındaki FDG, bir eski zaman yolcusu gibi dev bir fırtınanın içine düştü, karlar içinde yönünü çıkaramıyor, Munzurlara varmak isteyen bir kamil gibi bir kuytuda sendeledi kaldı. Ne cemaat yapabiliyor, ne Alman mahkemesinden bir teselli bulabiliyor, ikrarla kurulan bir topluluğun sözümona bazı yöneticileri birbirinin yüzünü bile görmek istemiyormuş. Dersim'in Delileri gibi bir eseri Türkiye edebiyatına kazandıran, deliler olmadan normal bir toplumun olamayacağını herkese gösteren Nurettin Aslan da bu işe bir çare olamamış. Yine duydum ki bu işe sebep, dinlenmiş ama dünyaya duyurulmamış, o yaşlıların tanıklıkları, eskimeyen sesleri, ağlamaklı notaları, Sözlü Tarih Projesi imiş. 

Bir an evvel bir çözüm bulunmalı, bugüne kadar adını bile duymadığım, zerrece emeği olmayanların FDG'nin başına üşüştüğünü, haraç mezat bir şeyler kapmaya çalıştığını hissediyorum. Beyler yapmayın, etmeyin, o projenin sahibi konuşanlarıdır, Uşenê Seyd'dir, Seyit Rıza'dır. Hiç olmazsa onların namına hürmet susun, durun.

Hüseyin Aygün

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları