loading
close
SON DAKİKALAR

17/25 Aralık çatı davasında gerekçeli karar açıklandı

17/25 Aralık çatı davasında gerekçeli karar açıklandı
Tarih: 16.01.2019 - 13:16
Kategori: Gündem

FETÖ/PDY çatı davasının gerekçeli kararında örgütün nihai amacının cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik totaliter rejim kurmak olduğu belirtildi.

15 Temmuz darbe girişiminden önce açılan 75 sanıklı  Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) "çatı davası"nın  gerekçeli kararında, örgütün nihai amacının devleti tüm kurumlarıyla ele geçirip  anayasal düzeni değiştirerek, cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik  totaliter rejim kurmak olduğu, güç dengesini ele geçirdiğini düşünen örgütün emniyet, adliye ve medya yapılanmasının, 2006'dan itibaren planlı ve sistemli iş  birliğiyle kamu kurumlarında kitlesel tasfiyelere neden olan operasyon ve  soruşturmalara başladığı kaydedildi.

Davayı karara bağlayan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli  kararını tamamladı.

Gerekçeli kararda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nihai amacının  devleti tüm kurumlarıyla ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek, sanık Fetullah  Gülen'in "kainat imamı" olduğu, cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik  totaliter rejim kurmak olduğu belirtildi.

Örgütün ideolojisine göre, devleti ve devlet kadrolarını ele  geçirmenin "fetih" olarak adlandırıldığı, örgütün amaçlarına ulaşmak için verdiği  mücadelenin "cihat" olarak görüldüğü ifade edilen kararda, örgütün nihai amacının  Türkiye'deki anayasal düzeni değiştirmek ve yerine örgüt ideolojisine göre bir  düzen kurmak olduğunun tüm delillerden anlaşıldığı bildirildi.

Örgütün devleti ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek için 35-40 yıl  vadeli planlama yaptığı, hedeflerine adım adım ulaşmayı öngördüğü kaydedilen  kararda, örgütün sabırla faaliyetlerini büyük gizlilik içinde yürüttüğüne işaret  edildi.

Örgüt ideolojisi doğrultusunda verilen eğitimle "altın nesil" adı  verilen, örgüt elebaşı ve örgüte mutlak itaatle bağlı olan, örgüt liderinin  emirlerini sorgulamadan yerine getiren mensuplar yetiştirildiği anlatılan  kararda, örgüt militanı haline gelen örgüt mensuplarının devlet kurumlarına  yerleşmesi sağlanarak, devletin tüm stratejik kurumlarında kadrolaşmaya gidildiği  ve devlet içerisinde paralel devlet yapılanması oluşturulduğu vurgulandı.

Gerekçeli kararda, örgütün aynı zamanda sivil toplum kesiminde  örgütlendiği; eğitim kurumları, şirketler, holdingler, banka, medya kuruluşları,  dernekler, vakıflar kurarak devleti ve toplumu kuşattığı belirtildi.

Örgüt ideolojisinde güç dengesinin örgüt lehine döndüğünde devleti ele  geçirmek için harekete geçilmesinin öngörüldüğüne yer verilen kararda, "güç  dengesini ele geçirdiğini düşünen FETÖ/PDY'nin emniyet, adliye ve medya  yapılanmasının, 2006'dan itibaren planlı ve sistemli iş birliğiyle kamu  kurumlarında kitlesel tasfiyelere neden olan operasyon ve soruşturmalara  başladığı" kaydedildi.

Kararda ayrıca, "Başta TSK olmak üzere emniyet, adliye ve sivil  toplumun önemli kesimleri baskı altına alınarak medya tarafından sistemli ve  planlı bir şekilde yapılan algı yönetimiyle, yapılan soruşturmalar ve açılan  davalar sonucu tüm toplum kesimleri korkutulup baskı altına alınmış, TSK ve  emniyette örgüte karşı veya engel olabilecek kadrolar tasfiye edilerek, bu kritik  görevlere örgüt mensuplarının gelmesi sağlanmıştır." değerlendirmesinde  bulunuldu.

ANAYASAYI İHLALE YÖNELİK SUÇLAR

Kararda, FETÖ/PDY örgüt mensuplarınca örgütün amaçlarını  gerçekleştirmek için 2006-2013 arasında anayasayı ihlal suçunu oluşturmaya  yeterli ve elverişli olduğu "araç suçlar" işlendiği ifade edildi.

Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk olarak bilinen  soruşturma ve davalarda devletin yargı yetkisini kullanan örgüt mensupları ile  emniyet teşkilatındaki örgüt mensuplarının, örgütçe kurgulanan operasyonlarla,  yüzlerce kişiyi, asılsız ihbarlar, uydurma iddialar, sahte deliller, usulsüz  dinlemeler ve takiplerle gözaltına aldığı, bunların örgüt medyası tarafından  profesyonelce yapılan algı operasyonları ile birlikte gerçekleştirildiği  kaydedilen kararda, şöyle denildi:

"Bu kapsamda, örgütün emniyet ve yargı yapılanmasındaki mensuplarının  devletin silahı ve zor kullanma yetkisini, cebir ve şiddet, tehdit, baskı,  sindirme, korkutma yöntemleri kullanarak, hukuka aykırı şekilde yapılan gözaltı  ve soruşturma işlemleri sonrası tutuklanıp uzun yıllar cezaevinde kalmak  suretiyle soruşturma ve davaya maruz bırakılan kişilerin hürriyetinin  kısıtlanması suretiyle örgüt mensuplarının cebir ve şiddet uygulamalarıyla  yüzlerce kişi hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlendiği  anlaşılmıştır."

Kararda, FETÖ/PDY mensuplarınca işlenen "anayasayı ihlal" suçu  yönünden araç suç niteliğindeki bir diğer suçun ise "yağma ve yağmaya teşebbüs"  olduğu ifade edildi. Örgütün hukuka aykırı olarak elde ettiği ses ve görüntü  kayıtlarının medyaya servis edileceği şantajı ve tehdidiyle esnaf ve iş  adamlarından zorla "himmet" olarak örgüte yardım ve bağış topladıkları anlatılan  kararda, örgüte yardımda bulunmayı kabul etmeyenlerin de haklarında adli ve idari  soruşturma yapılacağı, tutuklanacağı ve ağır para cezaları uygulanacağı yönünde  tehdit edildikleri kaydedildi.

Kararda, "Bir kısım kişiler hakkında, bu tehditlere rağmen örgütün  istediği para veya araziyi vermemeleri üzerine, mali yönden idari soruşturma ve  cezalar, adli yönden hukuka aykırı soruşturmalar ve davalar açıldığı, örgütün  gelir ve himmet toplamak için kişileri tehdit ettiği, bu şekilde örgütün yağma ve  yağmaya teşebbüs suçlarını işlediği anlaşılmıştır." denildi.

17/25 ARALIK VE MİT TIRLARININ DURDURULMASI

Gerekçeli kararda, "FETÖ/PDY örgüt mensuplarınca 17/25 Aralık 2013  tarihlerinde gerçekleştirilen hükümeti yıkmaya teşebbüs eylemlerinin, anayasayı  ihlal suçu yönünden vahim bir araç suç olarak görülebileceği" belirtilerek,  "esasında örgütün bu eylemlerle siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı  oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorladığı" vurgulandı.

"Hükümetin iş göremez hale getirilmesi ve istifasını sağlamaya yönelik  eylemlerin aynı zamanda anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu" ifade edilen kararda,  örgütün "anayasayı ihlal" suçu yönünden işlediği bir başka suçun ise MİT  tarafından kullanılan insani yardım tırlarının durdurulması olduğuna vurgu  yapıldı.

Hükümet tarafından 17/25 Aralık 2013 tarihlerindeki darbe girişimi  püskürtülerek, örgütün emniyet, yargı ve medya yapılanmasına yönelik  operasyonlara başlanması üzerine, 1 ve 19 Ocak 2014'te MİT'in kullandığı insani  yardım tırlarının örgütçe durdurulması suretiyle devletin Suriye'deki terör  örgütlerine yardım ettiği intibasının oluşması istendiği belirtilen kararda, dış  güçler vasıtasıyla devletin ve hükümetin zora sokulup kaos ortamı yaratılmasının  amaçlandığı bildirildi.

Kararda, şunlar kaydedildi:

"Yukarıda anlatılan ve örgüt mensupları tarafından örgüt amaçlarının  gerçekleştirilmesi için işlenen suçların Anayasayı ihlal suçu yönünden vahim  nitelikteki araç suçlar olduğu anlaşılmıştır. Hukuk kılıfı altında hukuka aykırı şekilde örgüt liderinin ve örgüt imamlarının emir ve talimatları ile örgütün  yargı, emniyet, jandarma ve medya yapılanmasındaki mensupları tarafından örgütün  devleti ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek ve örgüt ideolojisini hakim  kılmak amacıyla örgüt tarafından yapılan planlama ve strateji doğrultusunda cebir  şiddet tehdit korkutma ve baskı altına alma yöntemleri kullanılarak  gerçekleştirilen eylemlerin, Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda anlatılan eylemlere katılan yargı emniyet ve jandarmada  personeli FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarından  mesleklerinden ihraç edilmişler, haklarında aralarında örgüt lideri ve örgütün  medya mensuplarının da bulunduğu birçok kişi ile birlikte haklarında ilgili  suçlardan kamu davaları açılmıştır."

HÜKÜM

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, dava sonucunda eski Samanyolu Yayın  Grubu Başkanı Hidayet Karaca, eski milletvekili İlhan İşbilen, kapatılan Zaman  gazetesi eski İmtiyaz Sahibi Alaeddin Kaya, terör örgütü elebaşı Fetullah  Gülen'in halasının oğlu Kazim Avcı'yı "anayasayı ihlale teşebbüs" suçundan  "ağırlaştırılmış müebbet", Gülen'in avukatlarından Abdülkadir Aksoy, avukat Ali  Çelik ve iş adamı Dilaver Azim'i "silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan 10  yıl 6'şar ay hapse çarptırmıştı.

Mahkeme, yargılama sırasında ölen bir sanık hakkındaki davayı  düşürmüş, örgüt elebaşı Fetullah Gülen, Ekrem Dumanlı, Hamdi Akın İpek ve Adil  Öksüz'ün de arasında bulunduğu sanıklar hakkındaki kamu davasını ayırmıştı.

FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişiminden bir gün önce  açılan dava sonucunda verilen hükmün gerekçesini tamamlayan Ankara 4. Ağır Ceza  Mahkemesi heyeti, kararda sanıkların "anayasal düzeni ihlal" ve "silahlı terör  örgütüne üyelik" suçlarını işlediklerine ilişkin gerekçelere yer verdi.

Sanık eski milletvekili İlhan İşbilen'in örgütün kurucularından  olduğuna, elebaşı firari sanık Fetullah Gülen'e ilk biat eden kurucu çekirdek  kadrosunda yer aldığına dikkat çekildi.

İşbilen'in örgütün en üst düzey karar organı sözde "Başyüceler  Heyeti"nde yer aldığı, örgüt elebaşından aldığı özel ve gizli görevleri yerine  getirdiği ifade edildi.

Örgütün politika ve stratejilerinin belirlenmesinde söz sahibi  isimlerinden olduğu ifade edilen İşbilen'in, üst düzey devlet yetkilileri,  siyasiler, azınlıkların dini cemaat liderleri, medya sahipleri, yabancı devlet ve  din adamları ile ilişkilerin yürütülmesinde de görev aldığı belirtildi.

Sanık İşbilen'in, örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u beş  ayrı telefon hattında kullandığı, söz konusu programa 48 bin 800 kez erişim  sağladığı kaydedildi.

"GÜLEN'İN EN ÇOK GÜVENDİĞİ ADAMI"

Sanık Alaeddin Kaya'nın da örgüt elebaşı Gülen'in en çok güvendiği  danışmanı ve sözcüsü, bu rolüyle örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu  vurgulandı.

Kapatılan Zaman gazetesinin yöneticiliğini yapan Kaya'nın ayrıca  ByLock kullanıcısı olduğu bildirildi.

Kaya'nın programa 159 kez giriş yaptığı, 81 mesaj alıp 44 kez mesaj  gönderdiği, yazışma grubundaki 21 kişinin sanığı, "Alaeddin abi", "Kaya bey,"  şeklinde kaydettikleri ifade edildi.

Sanığın Edremit'deki evindeki aramada cüzdanında 1 ABD doları ile  sanık Gülen'in kitabının el geçirildiği kaydedildi.

"ÜST DÜZEY BÜROKRATLARDAN SORUMLU"

FETÖ elebaşı Gülen'in akrabası ve örgüt yöneticilerinden Kazim  Avcı'nın ise örgütün mahrem hizmetlerinden sayılan eğitim yapılanması sorumlusu  olduğu, daha sonra örgütün tayin heyetinde yer aldığı belirtildi.

Avcı'nın son olarak örgütün "irşat" sorumlularından olduğu, örgüte ait  Mehmet Akif Kültür Derneğinin Başkanı olarak örgüt içinde muhalif ve küskünleri  etrafında toplayarak örgütten kopmaları önlemek için faaliyet yürüttüğü  anlatıldı.

Avcı'nın Ankara'daki üst düzey bürokratlara sohbet toplantıları  yaptığı, örgütün Türkiye genelinde düzenlediği toplantılara konuşmacı olarak  katıldığı aktarıldı.

"KARACA, ÖRGÜTÜN MEDYA İMAMI"

Sanık eski Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca'nın da bir  dönem örgütün İzmir Çankaya bölge sorumluluğu yaptığı, kapatılan Zaman gazetesi  İzmir ve Ankara bölge idareciliğinde bulunduğu, daha sonra örgütün yayın organı  Samanyolu Medya Grup Başkanlığını yaptığı hatırlatıldı.

Karaca'nın örgütün televizyon, radyo ve internet sitelerinden oluşan  medya grubundan sorumlu imamı ve örgüt yöneticisi olduğu vurgulandı.

Karaca'nın doğrudan örgüt elebaşı Gülen'den talimat aldığı  hatırlatılan gerekçeli kararda, bu kapsamda Karaca ile Gülen arasında geçen bir  telefon görüşmesine yer verildi.

Dijital materyallere ilişkin inceleme raporlarında, Karaca'nın  Gülen'in fotoğrafları, video kayıtları, çok sayıda sohbet ve sözde vaazlarına ait  video kayıtlarının tespit edildiğine işaret edilen kararda, Karaca'nın mahkeme huzurundaki savunmasında da FETÖ'yü cemaat veya hizmet hareketi olarak  adlandırdığı aktarıldı.

FETÖ'nün medya yapılanmasının sistemli ve planlı bir şekilde örgütün  emniyet ve adliye yapılanmasıyla hareket ederek örgüt elebaşının talimatları  doğrultusunda hareket ettiği vurgulanan kararda, Karaca'nın da bu sürecin  aktörlerinden olduğu yer aldı.

"ÜST DÜZEY YÖNETİMİNDE GÖREV ALDILAR"

Sanıklar İşbilen, Kaya, Avcı ve Karaca'nın örgüt elebaşı Gülen ile  doğrudan irtibatlı oldukları, onunla doğrudan görüşebilen sınırlı sayıdaki örgüt  yöneticilerinden oldukları vurgulandı.

Söz konusu isimlerin örgüt elebaşından talimat aldıklarının, örgüt  politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında söz sahibi olduklarının, uzun  yıllardır örgüte yöneticilik yaptıklarının altı çizildi.

Bu nedenle örgütün ideolojisini ve nihai amacını çok iyi bildikleri,  örgütün devleti ele geçirip anayasal düzeni değiştirip sanık Gülen'in sözde  kainat imamı olduğu zümre egemenliğine dayalı teokratik totaliter düzen getirmek  istediklerine dikkat çekilen kararda, şu tespite yer verildi:

"Bu amacı gerçekleştirmek için örgüt stratejisi doğrultusunda örgüt  faaliyetlerine katıldıkları, çoğunluğu suç teşkil eden örgüt faaliyetlerini  örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi için düzenledikleri, uyguladıkları veya  onayladıkları, örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesi için örgüt politikası haline  getirilen ve suç teşkil eden bir çok faaliyetin örgüt tarafından sistematik  şekilde uygulandığını bildikleri, örgütün devlette kadrolaşması, mali kaynakları,  finans yapısı, yurt dışı faaliyetlerinin finansmanı gibi örgüt faaliyetlerinden  haberdar olup örgütün üst düzey yönetimin birimlerinde görev alarak örgütün amacı  ve bu amacı gerçekleştirmek için alınan kararlar ve icra edilen faaliyetlerin suç  olduğunu bilerek kasten işlenmesine iştirak ettikleri veya onayladıkları veya  işlenmesiyle gelir, prestij, bilgi, kadrolaşma gibi imkanlar sağlayan örgüt  yararına suçlarda örgüt üyelerini yönlendirip teşvik etmeleri emir talimat  vermeleri nedeniyle sorumlu oldukları için örgüt faaliyetleri çerçevesinde  işlenen tüm suçlardan cezalandırılmaları gerekmektedir."

Bu kapsamda sanıklara "anayasal düzeni ihlal" ettikleri gerekçesiyle  Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesi gereğince birer kez "ağırlaştırılmış müebbet  hapis" cezasına çarptırıldığı aktarıldı.

"ÜÇ SANIĞA ÜYELİKTEN CEZA"

Gerekçeli kararda, haklarında "örgüt yöneticiliğinden" iddianame  hazırlanan sanıklar iş adamı Dilaver Azim ile avukatlar Abdülkadir Aksoy ve Ali  Çelik'in (1972 doğumlu), örgüt yöneticisi olduklarına dair  somut ve kesin bir  delil elde edilemediği belirtildi.

Sanıklar Azim, Aksoy ve Çelik'in, örgüt ile organik bağının bulunduğu,  örgüt hiyerarşisi içerisinde üye konumunda yer aldıkları, örgüt yöneticileriyle  görüşmek, örgüte ait toplantılara katılmak, örgüte ait haberleşme araçları  kullanmak, örgüte bağlı vakıf ve derneklerde görev almak, örgüt ideolojisini  benimseyip bu doğrultuda faaliyet göstermek gibi eylemlerde bulundukları ifade  edilen gerekçeli kararda, sanıkların "silahlı terör örgütü üyesi" oldukları  vurgulandı.

Bu suç kapsamında söz konusu isimlerin, 10 yıl 6'şar ay hapisle  cezalandırıldıkları anımsatıldı.

Kaynak : AA

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları