loading
close
SON DAKİKALAR

Adalet Yürüyüşü'nün 4. yılı

Adalet Yürüyüşü'nün 4. yılı
Tarih: 15.06.2021 - 09:37
Kategori: Gündem

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Enis Berberoğlu'nun MİT TIR'ları davasından yargılanıp 25 yıl ceza alarak hapse atılmasının ardından Ankara Güvenpark'tan başlattığı, binlerce yurttaşın da adalet talebini dile getirdiği Adalet Yürüyüşü'nün 4. yıl dönümü. ... ...

CHP lideri, Enis Berberoğlu'na 25 yıl hapis cezası verilmesi üzerine, 14 Haziran 2017'de toplanan MYK'nın ardından açıklama yapmış, "İlk kez Türkiye bu kadar ağır bir tablo ile karşı karşıya. Yarın saat 11.00'de Güvenpark'ta olacağım, yürüyüşümüzü başlatacağım. Elimde sadece bir afiş olacak. Üzerinde "Adalet" yazacak" demiş ve 15 Haziran'da 25 gün sürecek yürüyüşü başlatmıştı.

"Herkes için adalet istiyoruz"

Kılıçdaroğlu, yürüyüş öncesi yaptığı açıklamada, "Bir dikta yönetimiyle karşı karşıyayız. Adaletin olmadığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Her özgür ve uygar ülke gibi kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz. Bıçak kemiğe dayandı artık. Yeter diyoruz. Bu ülkeye adalet ya gelecek, ya gelecek. Bu ülkenin geleceği için hep beraber mücadele etmek zorundayız. Bu yürüyüşün bir siyasi partiyle ilgisi yok. Biz dikta istemiyoruz, darbecileri istemiyoruz, 20 Temmuz darbesini yapanları istemiyoruz. Biz barış istiyoruz, tüm dünya duysun. Herkes için adalet istiyoruz" demişti.

25 gün boyunca 40 derece sıcakta 430 km yol kateden yürüyüşçülere, siyasi partilerden, STK'lara, sanatçılardan aydınlara, emek ve meslek örgütlerinden gazetecilere kadar çok geniş kesimden destek geldi. HDP, ÖDP, Halkın TKP'si, Halkevleri, Birleşik Haziran Hareketi, DİSK, KESK, TMMOB, TTB de yürüyüşün bazı etaplarına katılarak adalet talebinde ortaklaştı.

Adalet Yürüyüşü'ne muhalif çevrelerin yanı sıra AKP eski Milletvekili Faruk Ünsal ve KHK ile ihraç edilen Cihangir İslam da katıldı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yürüyüşün başladığı 15 Haziran akşamı katıldığı iftar yemeğinde Adalet Yürüyüşü'nü eleştirerek "bu yolla hukuk elde etmenin mümkün olmadığını" söyledi. Erdoğan anayasanın yargı bağımsızlığı ile ilgili düzenlemesini içeren 138. maddesini hatırlatarak, "Kuvvetler ayrılığına bizler saygı duymazsak, sivil toplum kuruluşlarımız saygı duymazsa, o zaman biz bir yere varamayız. Ve bu konuda söylenecek bir şey varsa bunu söylersiniz. Ama baskı unsuru olma gayreti içerisine girersiniz unutmayın ki, 138'inci madde sadece siyasetçiler için çalışmaz. 138'inci madde A'dan Z'ye herkes için çalışır. Ve yargı yarın eğer sizi de bir yerlere davet ederse şaşmayın" dedi.

Kılıçdaroğlu: Onlar da iyi biliyorlar ki adalet yok

CHP lideri Kılıçdaroğlu ise, Erdoğan'ın açıklamasına "Yargıyla bizi tehdit etmek istiyorlar, hakim, savcı çağırırmış. Bu kadar eleştiriyorlar, bizim ülkemizde adalet var, niye yürüyorsunuz diyemiyorlar? Çünkü onlar da iyi biliyorlar ki adalet yok" yanıtını verdi.

Binali Yıldırım: Milli olmayan bir gaflet yürüyüşü

Dönemin Başbakanı Binali Yıldıırm ise ilk tepki olarak, "Adalet sokakta aranmaz" ifadelerini kullandı, ilerleyen günlerdeki açıklamalarında ise gittikçe kalabalıklaşan Adalet Yürüyüşü'nü 'milli' olmayan bir 'gaflet yürüyüşü' olarak niteledi, yürüyüşü FETÖ'cülerin desteklediği iddiasında bulundu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise "Merak ediyorum ki, İstanbul'dan karşı bir yürüyüş başlarsa karşılaşma ve buluşma noktası neresi ve nasıl olacaktır?" açıklamasında bulundu. Bahçeli, bu açıklamasıyla provokasyonla suçlandı.

Hükümet kanadından yapılan açıklamalarda yürüyüş terör ile irtibatlandırılmaya çalışıldı. Dönemin Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, "Biz yollar yapıyoruz. Yolları millet için yapıyoruz. Teröristler yürüsün diye değil" sözleriyle tepki çekti.

Kamp alanına gübre döküldü, yola mermi bırakıldı

Adalet Yürüyüşü sırasında provokasyon girişimleri de oldu. Düzce'de Kılıçdaroğlu'nun konakladığı kamp alanına gübre döküldü, Kaynaşlı'daki Köroğlu Tesislerinin suyu AKP'li belediye tarafından kesildi. Yürüyüş güzergahı üzerine mermi bırakıldı, yürüyüşçüler geçerken kimi AKP'liler de rabia işareti yaptı.

Provokasyon girişimleri üzerine CHP' kanadı iktidarın söylemlerinin provokasyona zemin hazırladığı yorumunda bulundu.

Provokasyonlara alkışlarla karşılık verildi

Kılıçdaroğlu, tepki gösterenlere sadece 'hak, hukuk, adalet' sloganı ve alkışlarla yanıt verilmesini içeren yürüyüşçülerin uyması için 12 maddelik bir genelge hazırladıklarını belirtti.

Yürüyüş boyunca sadece adalet pankartına ve Türk bayrağı taşınmasına izin verildi. Yürüyüşün bir parti yürüyüşü olmadığı sıklıkla vurgulandı.

Gandhi'nin tuz yürüyüşünü geçti

Binlerce yurttaşın katılımıyla başlayan yürüyüşte sayı, İstanbul'a yaklaşırken on binlere, İstanbul'a girildiğinde ise yüz binlere ulaştı. Kılıçdaroğlu'nun başlattığı 25 gün süren Adalet Yürüyüşü Türkiye tarihinde yerini alırken, dünya tarihinde en uzun yürüyüş olarak bilinen Gandhi'nin tuz yürüyüşünü de aştı.

Adalet Mitingi milyonları yan yana getirdi

25 gün süren yürüyüş İstanbul Maltepe'de Adalet Mitingi ile son buldu. Maltepe sahil alanında saat 18.00'da yapılan mitinge 2 milyonun üzerinde yurttaş katıldı.

"Taleplerimiz karşılanıncaya kadar durmayacağız. Korku duvarlarını yıkacağız"

25 gün süren yürüyüşün sonunda Maltepe'de milyonlarca kişiye hitap eden Kılıçdaroğlu, Adalet Mitingi'nde 'acil yerine getirilmesi gerekenler'i sıralayarak, "Adalet mülkün temelidir. Günümüz Türkiye’sinde mülkün temeli ne yazık ki sallanmaktadır. Gün, temelinde adalet olan yeni bir toplumsal sözleşme yapma günüdür" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı 10 maddelik çağrı şöyleydi:

1. 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. 15 Temmuz gecesi TBMM’nin kararlı, onurlu duruşu ve halkımızın sokağa çıkarak FETÖ darbe girişimine karşı direnmesi ülkemizin anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Biz buna sokağın/halkın 15 Temmuzu diyoruz. Ancak bu darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2301 gazimiz için Fethullah Gülen Terör Örgütünün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.

2. İktidar tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek, 20 Temmuz darbesi yapılmıştır. 20 Temmuz’da OHAL ilan edilmiş ve TBMM’nin yetkileri gasp edilmiştir. Biz buna Sarayın 15 Temmuzu diyoruz. Bir sivil darbeye dönüşen OHAL uygulamaları yasama, yargı ve yürütme gücünü tek kişide toplamıştır. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni evrensel ilkelere uygun olarak yeniden tesis edilmelidir.

3. Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Dolayısıyla demokrasinin, can ve mal güvenliğinin vazgeçilmez kuralı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır. “Kolektif suç” gibi insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

4. Bugün, OHAL uygulamalarıyla mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmıştır. OHAL mağdurları adeta “sivil ölüme” terkedilmiştir. Mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.

5. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, 15 Temmuz darbe girişimiyle veya onun arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan, ama sırf Hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri görevlerine iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin içtihatları dikkate alınarak, tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

6. 150’nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

7. OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılamadığı bir ortamda ve üstelik “devletin bütün imkânları seferber edilerek” gerçekleştirilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan anayasa yerine, bir kişinin beklentilerine yanıt veren bir Anayasa değişikliği Yüksek Seçim Kurulu’nun yasadışı kararıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu bir “mühürsüz seçimdir.” Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir.

8. Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, insan haklarına dayalı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat esası kamuda göreve başlama ve yükselmede esas alınmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden üreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.

9. Sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaygın bir adaletsiz düzen devam etmektedir. İşsizlik, yoksulluk, insanca yaşam ücretinden yoksunluk, örgütsüzlük, ayrımcılık, yaygın şiddet, terör gibi çok geniş bir yelpazede yaşanan toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade geliştirilmelidir. Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahim görünümlerden biri olan kadınlara karşı ayrımcılığın önüne geçilmeli, kadınların özgürlük alanları korunmalı, kadın hakları toplumsal hayatın her alanında uygulanmalıdır.

10. Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısırdöngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil uluslararası ilişkilere de hâkim olmalıdır. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.

 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları