CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin SKYTÜRK 360’ta, Korcan Karar'ın sorularını yanıtladı...
CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin SKYTÜRK 360’ta, “Görünürde bir Başbakan var ama 4 – 5 tane Tayyip Erdoğan var. Bir söylediği diğerini tutmuyor” dedi
-“Başbakan, ‘Sürece zarar verecek yayın yapılmamalıdır’ diyor. Sen kimsin be Tayyip Erdoğan? Bu yayınların sürece zarar verip vermeyeceğini takdir hakkını sana kim verdi? Sen Yürütme organının başısın. Basın kuruluşlarının hepsi bir holdingde toplanmış da, sen kendini onların amiri mi sanıyorsun?”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Keskin SKYTÜRK’ün canlı yayınında Korcan Karar’ın sorularını şöyle yanıtladı;
Korcan KARAR- Teröre çözüm arayışını ve yaşanan gelişmeleri CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Adnan Keskin’le değerlendireceğiz. Sayın Keskin Ankara stüdyomuzda.
Adnan KESKİN- Sayın Karar, iyi yayınlar diliyorum. Bizi dinleyen yurttaşlarımıza da iyi akşamlar diliyorum.
Korcan KARAR- Çok teşekkür ederim. Hemen sormak istiyorum bende o zaman. CHP Erdoğan’a neden güvenmiyor Başbakana?
Adnan KESKİN- Şimdi Erdoğan’a güvenmemiz için herhangi bir gerekçe ve bir sebep yok. Devlet adamları ülkenin temel sorunları gündeme geldiğinde siyasi hırslarıyla, ihtiraslarıyla siyasi çıkarlarını elde etmek için hareket eder. Duygularını ve siyasi çıkarlarını mantığına egemen kılarsa o devlet adamları fırtınalı bir havada açık denizde yelken açan kaptan gibi batmaya mahkum olur. Biraz geriye doğru gittiğimizde Türkiye’nin bu temel sorunu karşısında AKP’nin ve onun Genel Başkanının izlediği yöntemlere baktığımızda bugün AKP’ye ve onun Genel Başkanına güvensizlik göstermemiz doğaldır. Bu Başbakan değil midir Kürtlerin dinlerine varınca dil uzatan. Bu Başbakan değil midir değişik tarihlerde, değişik zamanlarda ben terör örgütünün başıyla konuşmam, yan yana gelmem onunla aynı masaya oturmam diyen. Bu Başbakan değil midir BDP milletvekillerini PKK terörünün parlamentodaki uzantısı, temsilcisi görerek onları hatta kitlelere hedef gösterecek gibi suçlayan bu Başbakan değil midir? BDP milletvekillerinin PKK militanlarıyla kucaklaştığı için parlamentoda dokunulmazlıklarını kaldırmasını öngörüp bu konuda girişimler sergileyen. Bu Başbakan değil midir sıkıştığı süreçlerde özellikle MHP’nin Genel Başkanına yaptığı tartışmalarda Abdullah Öcalan’ın idam edilmesi gerektiğine ilişkin düşünceler söyleyen. Bu Başbakan değil midir Oslo görüşmeleriyle ilgili basınımızda belli haberler çıktığında bu
haberleri söyleyenler, bu haberler üzerine siyaset yapanlar şerefsizdir diyenler. Bu Başbakan değil midir Habur görüşmeleri sırasında herkesi suçlayan ve Habur görüşmeleri sırasında PKK’yla ilgili olumsuz değerlendirmeler.
Şimdi böylesine bu temel konuda siyasi çıkarı gereği oportünist bir yaklaşım sergileyen bir siyasi parti ve onun Genel Başkanının şimdi ortaya koyduğu bu yaklaşımı biz nasıl doğru, dürüst kabul edeceğiz. Nasıl onun ortaya koyduğu bu tezlerin arkasına düşeceğiz.
Bakınız, AKP’den bir arkadaşımız bir samimiyet testinden geçiyoruz dedi. Samimiyet testinden sınıfta kalan insanların başkalarına samimiyet telkininde, çağrısında bulunması mümkün müdür? Şimdi şerefsiz ne oldu, şerefsizlik ne oldu? Oslo görüşmelerinin yapıldığı ortaya çıkan belgelerle tartışmasız bir şekilde günışığına çıktı. Bunu bildiği halde Sayın Başbakanın bu görüşmelerle ilgili değerlendirme yapan basın mensuplarına, muhalefet partilerine böylesine ağır bir suçlama yapan bir Başbakana şimdi niye inanalım.
Burada asıl Cumhuriyet Halk Partisi açısından çok önemli bir süreç var. Bizim Genel Başkanımız ve görevli arkadaşlarımız Sayın Başbakana AKP’nin Genel Merkezini ziyaret ederek bu sorunun ulusal bir mutabakatla, ulusal bir birliktelikle çözülmesi konusunda bir yöntem önerdik. Bu yöntem maalesef o günkü tarihlerde AKP’nin yöneticileri ve Başbakan tarafından elinin tersiyle itildi. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda sürecin işlemesinde herhangi bir katkı yapmamızın önüne set çekildi. Biz önce sorunun çözülmesinde bir yöntem üzerinde anlaşılmasını öngördük. Maalesef AKP bu konuda elde edeceği bir başarıyı kendi siyasi partisine haksız bir prim olarak aktarma anlayışı içerisinde olduğu için muhalefet partisinden gelen bu teklifi geriye itti.
Şimdi bakınız Sayın Başbakan görüşmeler çıktıktan sonra, tutanaklar çıktıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı her süreçte, her platformda masanın karşısındaki Abdullah Öcalan’ın koşulları ortaya çıktı. Abdullah Öcalan tehdit eder bir üslupla bu konuda anlayışını açığa vurdu. Masanın öbür tarafta pazarlıkta olan siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu düşünceleri doğru buluyor musunuz? Yoksa sizin bir farklı yaklaşımınız, farklı bir değerlendirmeniz var mıdır diye sorular soruyoruz. Ama bugüne kadar Başbakan bu sorulara suçlamalarla yanıt vererek yine duygusal bir takım üsluplarla kamuoyunu uyutmaya, kandırmaya yönelik girişimler sergiliyor.
Şimdi söylüyor, diyor ki, silahları bıraksınlar Türkiye’yi terk etsinler. Bu konuda bile ne yapılmak istediği kapalıdır. Nasıl terk edecek silahlar? Türkiye’den militanlar Türkiye’yi terk ederken silahlar Türkiye’de belli noktalara gömülerek silahsız mı çıkacaklardır, yoksa silahlarıyla beraber çıkacaklar hangi ülkeye gideceklerdir. Kandil’e mi gideceklerdir? Kandil’de bunlarla ilgili ne işlem yapılacaktır? Süreç herhangi bir şekilde olumsuz bir şekilde noktalandığı zaman bu kişiler orada Avrupa’dan da gerekli ekonomik kaynaklar daha güçlenerek hem lojistik desteklerin artarak, hem de sayı olarak artarak yeniden Türkiye’ye karşı bir saldırıya geçmemenin garantisi içerisinde midir?
Şimdi AKP bu konuda henüz ne yapacağının da kararını vermiş değildir. Geride kalan zaman diliminde iki kere yürütülen bu girişimlerin başarısız sonuçlandığını ve her girişiminde seçim süreçlerine yakın bir zamanda yapıldığını dikkate aldığımızda yine bu dönemde de önümüzdeki süreçte 4 tane seçimin olduğunu dikkate aldığımızda AKP yine oportünist bir yaklaşımda seçime giderken özellikle Başbakanın kafasında bulunan başkanlık modeline ilişkin anayasa değişikliğini referanduma ihtiyaç duyulduğunda referandumdan geçirebilmek için yine böyle bir yaklaşım içerisinde olup olmadığını kestirmek mümkün değildir. Habur’da seçim süreci yaşadık, Oslo görüşmeleri sırasında seçim süreci yaşadık. O süreçlerde şiddet belli bir ölçüde verilen tavizler karşısında durduruldu. İnsanlar AKP’nin şiddeti durdurma, terörü etkisiz kılma gibi girişimleriyle başarılı olduğuna ilişkin bir algı yaratıldı ve seçimlerde bu kullanıldı.
Şimdi bu konuda da AKP’nin içtenliğini gösteren, şeffaflığını gösteren, bu konunun Türkiye’nin ulusal ve coğrafi bütünlüğüne zarar vermeden çözüleceğine ilişkin hangi formülleri ürettiği bizim meçhulümüzdür. Demokrasilerde iktidar partileri, muhalefet partileri temel sorunlarda gerekli bilgiyi verir, onları enforme eder. Bu güne kadar AKP bu sorunun çözümüne ilişkin üretmiş olduğu çözüm reçetesiyle ilgili ne Cumhuriyet Halk Partisine, ne diğer muhalefet partisine herhangi bir bilgi vermemiştir.
Korcan KARAR- Tam bu noktada şu soruyu sormak istiyorum. Peki bu derece önemli bir süreçte ana muhalefetin böyle bir olaya destek vermesi için ne olması gerekiyor? Ne yapılması gerekiyor? Yani ortak müşterekte bu derece önemli bir konuda nasıl buluşulur? Nasıl kafa kafaya gelinir?
Adnan KESKİN- Bakınız biz önce bir yöntem önerdik. Önce bu görüşmelerin parlamento zeminine çekilmesini öngördük. Muhalefet partilerine bu konuda izlenecek yöntemle ilgili açık bir şekilde bilgi verilmesini öngördük.
Üç; toplumun kabul etmeyeceği herhangi bir taahhüde girilmemesini öngördük. Bu yöntemle ilgili AKP muhalefet partilerine desteği sağlamak onları da görüşmelere katmak için bugüne kadar geliniz bu yöntemle bir görüşme yapalım veyahutta öngördüğünüz görüşme yöntemlerini doğru bulmuyoruz, şu yöntemle beraberce görüşelim diye bir teklif getirmiş değildir. AKP bir taraftan bu görüşmeleri götürürken öbür taraftan da muhalefet partilerini suçlayarak onları kamuoyu önünde mahkum etme gibi bir anlayışın içerisindedir. Bize şimdi destek olunuz diyor. Neye destek olacağız biz? Hangi projeye destek olacağız? Abdullah Öcalan’ın öngördüğü tehdit kokan, her şeyi kendisine endeksleyen, eğer bu görüşme olmazsa 50 bin kişiyle bir iç harp başlatırım şeklindeki anlayışlarına mı destek olacağız? Burada bizim desteğimizi alabilmesi için önce masanın öbür tarafında olan, pazarlık içerisinde olan Başbakanın Abdullah Öcalan’ın projeleriyle, öngörüleriyle ilgili uyumlu olup olmadığını, uyumlu değilse muhalefet partilerinin hangi çözüme katkı yapmasını sağlayacak? Bir çözüm reçetesini ortaya koyması gerekmektedir. Afaki muhalefet partilerinin bilmediği bir projeyi muhalefet partilerine kabul ettirmeye çalışıyor ve onları da kabul etmedikleri için kamuoyunda suçlayarak mahkum etme gibi bir mantığın arkasından gidiyor.
Korcan KARAR- Peki dün geceye biraz dönmek istiyorum. Dün gece biliyorsunuz Diyarbakır’da PKK yine bir mayınlı saldırı düzenledi ve 4 askerimiz yaralandı. Peki böyle bir süreçte bu ne anlama geliyor? Siz nasıl değerlendirdiniz muhalefet partisi olarak?
Adnan KESKİN- Yani tabi bir şiddet örgütünün mensubu olan çok geniş frekansta insanlar olabilir. Şiddet örgütünün içerisinde bu yumuşama sürecinde kendi stratejilerine uyumlu görmeyen insanlar olabilir. Bu konuda yapılan bu münferit eylemi bence böyle değerlendirmek gerekiyor. Yani bu terör örgütünün örgütsel bütünlüğü içerisinde yapılan bir eylem olarak değerlendirmiyorum. Belki dağda bulunan bazı şiddet yanlıları kendilerine özgü bir yaklaşımla böyle bir girişimi sergilemiş olabilirler.
Korcan KARAR- Peki tutanakların sızması konusuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?
Adnan KESKİN- Yani bence tutanakları sızdıran iktidarın kendisi gibi geliyor bana. Başbakanın bu konulardaki biliyorsunuz sabıka dosyası çok geniştir. Aslında bir Başbakan var, 4 – 5 tane Tayyip Erdoğan var. Tayyip Erdoğan’ın gerisine doğru bakarsanız bu konuda sözlerimin ne kadar samimi ve doğru olduğunu anlamak mümkündür.
Dolayısıyla şimdi bugün Başbakan diyor ki, bu tutanakları sızdıranları bulacağız diyor. Demek ki kendisinde bu konuda belli bir bilgi var ki kamuoyunun karşısına çıkarak taahhütte bulunabiliyor. Anlaşılıyor ki, biraz daha kamuoyunun bu konuda olgunlaşması, tepkilerin biraz daha …………. edilmesini beklemekteler. Belki de toplumdan gelecek tepkilerin şiddetini, derecesini ölçmek amacıyla böyle bir sızdırma iktidar kanadından da yapılmış olabilir.
Korcan KARAR- Peki bu gazeteciliği gerçekleştiren arkadaşlarımızla ilgili olarak da tabi ki biraz sert bir açıklama oldu Sayın Başbakan tarafından. Dedi ki, batsın böyle gazetecilik açıklamasını yaptı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili görüşlerini bugün duyduk, öğrendik, aldık ama tabi ki sizin de söyleyeceğiniz, ekleyecekleriniz vardır. Gerçekten batsın mı böyle gazetecilik?
Adnan KESKİN- Sayın Karar, demokrasiyi içselleştiren, demokrasilerde medyanın 4. güç olduğunu kabul eden hiçbir siyaset ve hiçbir devlet adamı kamuoyu önüne çıkarak batsın böyle gazetecilik deme hakkına sahip değildir. Bu konuda Tayyip Erdoğan’ın sabıka dosyası o kadar kabarık ki. Geçmişte anımsarsınız patronlarına talimat vererek bu köşe yazarlarına maaşı siz ödemiyor musunuz diyerek köşe yazarlarının işlerine son verdirtti. Bu Başbakan değil midir merkez medyaya mensup bir holdingin üzerine kamu görevlilerini göndererek onlar hakkında ciddi bir şekilde yaptırımlar uygulattırdı? Bu Başbakan değil midir gazeteci arkadaşlarımıza sizi tasmadan biz kurtardık diye suçlayan? Bu Başbakan değil midir ki patronlara ve köşe yazarlarına olmadık suçlama.
Şimdi bakınız ne diyor Başbakan? Bu sürece zarar verecek yayın yapılmamalıdır diyor. Sen kimsin be Tayyip Erdoğan bu yayınların bu sürece zarar verip vermeyeceği takdir hakkını sana kim verdi? Sen neticede yürütme organının başısın. Basın kuruluşlarının hepsini bir holdingde toplanmış gibi onların kendini amirimi sanıyorsunuz siz?
İki; bir haberin doğru ve yanlışlığını takdir etme hakkı iktidarın başına ait değildir. Basın mensupları kendi basın etiği anlayışınca haberciliğini yaparlar. Onun yararlı olup olmadığının takdiri hükümete değil topluma aittir. İnsanların medyadan beklediği iki tane temel hakkı vardır. Birisi haber alma özgürlüğü, diğeri bilgi edinme hakkıdır. Demokrasilerde eğer vatandaşlar haber alma özgürlüğünü bilgi edinme hakkını kullanamazsa ne kadar nutuk sıkarsanız sıkınız o ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Tayyip Erdoğan ileri demokrasi masalıyla demokrasimizi arka sokaklarda satılan, ucuz tezgahlarda satılan defolu mal haline getirmiştir.
Şimdi bir Başbakan düşününüz bu sürece zarar veriyorsun. Peki bu sürecin doğru olduğuna siz nasıl karar veriyorsunuz? Ben Adnan Keskin olarak veya o haberi yapan arkadaşım bu sürecin Türkiye’nin ulusal ve coğrafi bütünlüğüne zarar vereceğine inanıyorsa ve bunu da insanlarımız tarafından öğrenilmesi gerektiğinin bir gazetecilik anlayışı olarak topluma duyurmasına inanıyorsa siz kimsiniz ki diktatör müsünüz siz, kimsiniz ki kalkıyorsunuz da AKP’nin ilçe başkanını, il başkanını, delegesini azarlar gibi açıklama yapabiliyorsunuz. Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Böyle bir demokrasi anlayışının içerisinde basın özgürlüğünün varlığından bahsedilebilir mi? Yargıyı tutsak ettiniz. Bu Başbakan değil mi Deniz Feneri davasında aktarılan kaynaklarla yandaş medya yaratan. Bu Başbakan değil mi Halkbank’tan, Vakıflar Bankasından trilyonlarca güvencesiz kaynak aktarılan bir holdingin yayın organlarını kendilerine hizmet edecek koltuk değneği haline getiren bu Başbakan değil mi? Şimdi bu Başbakan böylesine güdümlü, yönlendirmeli televizyonlar yaratacak, gazeteler yaratacak ondan sonra dönecek yüzü kızarmadan batsın böyle bir… Batması gereken bazı yayın organları var bu memlekette. İktidara koltuk değneği olan, vatandaşın Haber alma ve bilgi edinme özgürlüğüne saygı duymayan, iktidara yaranmak için gerçekleri saptıran bazı yayın organları batmasın ama hiç olmazsa gazetecilik ahlakına uygun yayın yapılacak bir çizgiye gelsinler.
Korcan KARAR- Sayın Adnan Keskin çok teşekkür ediyorum.
Adnan KESKİN- Bende teşekkür ederim efendim, iyi yayınlar diliyorum.
Vişne Haber Ajansı