loading
close
SON DAKİKALAR

Ali Tatar mezarı başında anıldı

Ali Tatar mezarı başında anıldı
Tarih: 19.12.2018 - 12:00
Kategori: Gündem

Kumpas olduğu ortaya çıkan "Amirallere Suikast" davası kapsamında tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında yeniden tutuklama kararı çıkınca yaşamına son veren Yarbay Ali Tatar, ölümünün 9. yılında mezarı başında anıldı.

2009'da "Amirallere Suikast" dosyası kapsamında düzmece suçlamalarla tutuklanan Yarbay Ali Tatar, 11 gün sonra serbest bırakılmıştı. Ali Tatar, dönemin savcısı Süleyman Pehlivan'ın karara itiraz ederek yeniden tutuklama talep etmesi üzerine 19 Aralık'ta yaşamına son vermişti. Tatar, ailesine bıraktığı mektupta, "Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum" demişti.

Ali Tatar ölümünün 9. yıl dönümünde mezarı başında ailesi, sevenleri ve kumpas davalarında beraber yargılandığı silah arkadaşları tarafından anıldı.

Ali Tatar'ın anmasına Ergenekon davası kapsamında tutuklandıktan 41 ay sonra serbest bırakılan CHP PM üyesi Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve Ali Tatar'ın silah arkadaşı Emekli Koramiral Atilla Kezek de katıldı.

Mehmet Ali Çelebi: Ali Tatarlar asla bitmeyecektir

Mehmet Ali Çelebi ve Atilla Kezek, Ali Tatar'ın mezarı başında yaptıkları konuşmada dünkü Meclis Genel Kurulu'nda CHP'li Özgür Özel'in Hasdal'daki arkadaşlarını ziyaret etmediği yönündeki eleştirisine "Arkadaşlarını ziyaret etmeyen alçaktır. Hasdal'dan çıkmadım ben. Arkadaşlarımın hayatını kolaylaştırmak için her türlü riski aldım" diyen Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a tepki gösterdiler. 

Mehmet Ali Çelebi, "Burada hem koğuş arkadaşım hem silah arkadaşım hem ağabeyim yatmaktadır. Gerçek bir subay yatmaktadır. Bize askerilk dersi verenlere inat onuruyla burada yatmaktadır. Subay diye, bedeninden önce onurunu koruyan adama denir. O Türk milletinin varoluşu bizlerin geleceinini varoluşu için kendi yok oluşunun karşısına çıkan bir yiğittir, böyle anılacaktır. Ali Tatarlar asla bitmeyecektir. Bu topraklar çok zalim görmüştür ama bir o kadar yiğit, hakikat aşıkları da görmüştür. Onlardan bir tanesi de burada yatmaktadır. Devri daim olsun, onu yaşatacağız. Hukuk, adalet bu ülkede varoldukça ismiyle anılacaktır" dedi.

Atilla Kezek: Biz silah arkadaşlığını Silivri'nin, Hasdal'ın duvarlarına yazdık

Ali Tatar'ın silah arkadaşı Emekli Koramiral Atilla Kezek de, "Konuşmazdım ama dün Meclis'teki konuşmaları görünce konuşma mecburiyetinde hissettim" diyerek şunları söyledi:

"Silah arkadaşlarından bahsediyor birisi. 'Silah arkadaşlarını ziyaret etmeyen şerefsizdir' diyor. Kimden bahsediyor anlamadım. Kendisinden öncekilerden mi bahsediyor, kendisinden önceki genelkurmay başkanından mı bahsediyor? Silah arkadaşlarını ziyaret edenler buradakiler. 9 sene oldu. 9 senedir buraya gelip silah arkadaşlarını ziyaret edenler aynı kişlier. Cem Çakmak'ın, Murat Özenalp'in cenazesine gelenler aynı kişiler. Hiçbiri gelmediler, terkettiler onları. Bize silah arkadaşlığını anlatmasınlar. Biz silah arkadaşlığını Silivri'nin, Hasdal'ın duvarlarına yazdık, Anayasa Mahkemesi'nin kaldırımlarına yazdık. Sessiz çığlıkla meydanlarda haykırdık. Kimse bize silah arkadaşlığını öğretmesin. Millet her şeyi biliyor, millete havale ediyorum, yazıklar olsun."

Ahmet Tatar: Hukuk, FETÖ'ye biat etmeyenlere karşı bir silah olarak kullanıldı

Ali Tatar'ın ağabeyi Ahmet Tatar da mezar başında yaptığı konuşmada, "Kumpasların üzerinden 11 yıl ve Ali’nin Hak’ka yürüyüşünün üzerinden de 9. yılı geçtikten sonra sorularımız var. Bu gün Ali Tatar adına, Cem Çakmak adına, Murat Özenalp adına ve bugüne kadar kaybettiğimiz canlarımız, şehitlerimiz adına soruyorum. Cemaat görünümlü bu çete ile işbirliğine girmeseniz, gerçek yüzlerini zamanında görseniz ve bizlerin sesini duysanız, Türkiye 15 Temmuz alçak darbe girişimi ile karşı karşıya kalır mıydı?  Eğitim sistemimiz cemaatlere terk edilmese, 15 Temmuz'da kendi ulusuna karşı bu kadar yabancılaşmış ve her türlü canavarlığı gözünü kırpmadan yapacak FETÖ militanları ile karşılaşır mıydık?" şeklinde konuştu.

Ahmet Tatar'ın konuşması şöyle:

"FETÖ nün 2007 de başlayan insan avı 2009 Aralığında bizim kapımızı çaldı. Her türlü yalanı, sahtekârlığı bu ülkenin aydınlık insanlarına karşı açmış oldukları savaşta kendilerine hak gördüler. Sahte ihbar mektupları yazdılar, sahte deliller ürettiler, insanları tuzağa düşürdüler, mahremiyetlerini hiçe sayarak dinlediler, izlediler, medyada linç kampanyaları yürüttüler. İnsanların evlerine iş yerlerine suç aletleri yerleştirdiler. Polis teşkilatını tamamen ele geçirerek örgütün suç fabrikasına düştürdüler. Halkın yanında, kötünün karşısında olması gereken polis, kendi insanına tuzak kurabilecek kadar yabancılaştı.

Devletin temelini adalet oluşturur. Savcılar hakimler hukukun üstünlüğü ilkesi ile adalet dağıtırlar. Haklı hakkını, suçlu cezasını mahkemeden alır. Ancak bu örgüt 12 Eylül referandumu ile bütün yargıyı ele geçirip tüm bu evrensel hukuk ilkelerini ayaklar altına aldı. Hukuk, FETÖ'ye biat etmeyenlere karşı bir silah olarak kullanıldı.

Gerçeklerin kolayca anlaşılacağını uman, devletine, adalete güvenen masum insanlar suç işlemediklerini ispata zorlandılar ve yıllarca zindanlarda kaldılar. Hukuk yollarını kullanmak ve suçluların ortaya çıkarılması için çırpınan insanların önlerine duvarlar örüldü. En bariz konularda bile hukuk tersinden okunarak, insanların hukuka olan inançları yok edildi. Devletin diğer bütün kurumlarında devletin vatandaşın değil cemaatin örgütün çıkarları gözetilmeye başlandı. Türkiye’nin bilim araştırmalarının merkezi olan TUBİTAK bile örgütün hukuk ihlallerine malzeme sağlayan bir yer haline getirildi.

Türk Ordusunu yıllarca içten içe kemiren hainler eliyle ordu Mustafa Kemal’in ordusu olmaktan çıkarılmaya çalışıldı. Askeri öğrencisinden, subayına kadar, binlerce yurtsever asker çeşitli tertiplerle tasfiye edildi. Türk ordusuna karşı önce teğmen rütbesinden başlayan ve komutanların aymazlıkları ile generallere, amiraller ve hatta Genelkurmay Başkanına kadar uzanan büyük bir operasyon yürütüldü.
Başta Balyoz olmak üzere Amirallere Suikast’ten, casusluğa, fuhuşa kadar Türk subayı ile yan yana anılamayacak iğrençlikte isimlerle davalar açıldı.

Tüm bunlar yaşanırken medyada bu davalarla askeri vesayetin yok edileceği, Türkiye’nin daha özgür, daha demokratik bir ülke olacağı, faili meçhullerin aydınlanacağı, kontrgerillanın ortaya çıkarılacağı propagandaları yapılıyordu. Bu propaganda, toplumda etkili gazeteciler,avukatlar, akademisyenlereliyle yaygınlaştırılıyor, aykırı sesler cuntacı, darbeci yaftalamaları ile adeta boğuluyordu. Peki bütün bunlar siyasi iktidarın desteği olmadan yapılabilir miydi? Elbette hayır. Siyasi iktidar sahipleri “Ne istedilerse” yapıyorlar, sözde savcı kılıklı hukuk cellatları için her türlü konforu sağlıyorlar, hatta tüm davalar için bizzat savcılığa soyunuyorlardı. Birçoğunun şimdi cevval FETÖ düşmanlıklarına bakmayın. FETÖ'nün devleti ele geçirdiğini herkes görüyordu ama bunlara göre “buna kargalar bile güler”di. Cemaatin adı hizmet, Fetullah şeytanının adı “muhteremsiz” anılmıyordu. Elini eteğini öpmek, iç çamaşırını, kullandığı mendili kapmak, boy boy fotoğraf çektirmek için Pensilvanya turları düzenleniyordu.

Bu hain çete, cemaat maskesi altında ortaya çıktığından beri, bu ülkenin aydınlık insanları ile birlikte bunların gerçek yüzünü gördük. Bunların güç kazandıklarında nasıl canavarlaşacaklarını, cumhuriyet değerlerini, kazanımlarını yok edeceklerini, ülkeyi emperyalizme tamamen teslim etmekten çekinmeyeceklerini anlatmaya çalıştık. Türkiye’nin ancak Atatürk’ün açtığı yoldan giderek gelişeceğini, demokratikleşeceğini söyledik. Devletin eğitime daha fazla kaynak ayırması gerektiğini söyledik. Hiç yanılmadık ve bizi hiç kandıramadılar. Bunu gönül rahatlığıyla her yerde söyleyebiliyoruz. Fakat bu kumpasların üzerinden 11 yıl ve Ali’nin Hak’ka yürüyüşünün üzerinden de 9. yılı geçtikten sonra sorularımız var. Bu gün Ali Tatar adına, Cem Çakmak adına, Murat Özenalp adına ve bugüne kadar kaybettiğimiz canlarımız, şehitlerimiz adına soruyorum.

Cemaat görünümlü bu çete ile işbirliğine girmeseniz, gerçek yüzlerini zamanında görseniz ve bizlerin sesini duysanız, Türkiye 15 Temmuz alçak darbe girişimi ile karşı karşıya kalır mıydı? 250 canımız şehit olur muydu? Binlerce canımız yaralanır mıydı? Türk ordusu yüzyıllardır oluşan geleneklerini, kurumlarını, yetişmiş üstün nitelikli subaylarını kaybeder miydi? Eğitim sistemimiz cemaatlere terk edilmese, 15 Temmuz'da kendi ulusuna karşı bu kadar yabancılaşmış ve her türlü canavarlığı gözünü kırpmadan yapacak FETÖ militanları ile karşılaşır mıydık? Bütün aksaklıklara rağmen iyi kötü işleyen, gelişme yolundaki hukuk ve adalet sistemimiz “Yetmez ama evet” “Mezardakiler bile kalksın oy kullansın” nidaları arasında 12 Eylül 2010 da FETÖ'ye teslim edilmeseydi, adalet kantarının ayarı bu kadar bozulur muydu? Adalete güven bu kadar yerlerde sürünür müydü? Burada, bizi Yargıtay’ın kapısında bekletenlere özellikle soruyorum. Suçlu kim? Kara cübbesi ile aranıza sızan FETÖ militanı Süleyman Pehlivan mı, yoksa biz mi? Adalete güveni, bizleri dışarda bırakarak mı yoksa Süleyman Pehlivan gibi bütün hukuk katillerini gerçek suçlarından yargılayarak mı sağlayacaksınız? Bize bunu reva görenlerle Murat Özenalp’in yetimlerinden üç kuruş tazminatı esirgeyenler aynı adamlar. Uzun uzun gerekçeler yazarak Duru’dan Batu’dan esirgediğiniz üç kuruşla bütçe açığını mı kapattınız? Bu mu yüksek yargıçlık? Memleketimizde hukukun, adaletin geldiği durumdan memnun musunuz?
Vesayet lafını ağızlarına pelesenk edenler, AB normlarından bahsedenler, tutuklamaları, mahkûmiyetleri alkışlayanlar, size soruyorum. Daha demokratik, daha özgür bir ülke mi olduk? Bu yaşananlardan kendi payınıza bir sorumluluk çıkarıyor musunuz?
Cevap istiyoruz bu sorulara. Muhatapları kendini biliyor ve bu sorulardan kaçamak, kurtulmak mümkün değil. Bu soruları cevap bekleyen bir dilekçe olarak kabul edin. Ama bilin ki, sıradan bir dilekçe değil bu. Mürekkebinde kan, pulunda can var bu dilekçenin."

Kaynak : Vişne Haber Ajansı-www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları