Fırtına İnisiyatifi basına yaptığı açıklama ve kampanya da 'Yeşil Yol' olarak bilenen ve Karadeniz'in doğal yapısını yok edecek ve betonlaşmanın yolunu açacak rant projelerinin bakan tarafından dillendirilmeye başladığını açıkladı...
Bakanın önceki icraatlarını da yakinen bildiğimizden; programda ağzından sürekli “para, para, para” sözlerinin çıkmasının, ‘yeşil yol’ bakımından ne manaya geldiğini anlıyoruz. Bakan bu defa, bir adım daha atıp, ağzından baklayı kaçırıverdi;
Doğadan para kazanmak gerektiğini, yeşil yolun bu açıdan önemli olduğu, bu proje gerçekleşirse gecesi 50 TL’den pansiyonlarda değil; turistlerin, '10.000 dolarlık harcamalarla, lüks otellerde kalacağını’ ve bu suretle “doğadan para kazanılması gerektiğinin” altını çizdi.
Şimdiye kadar, Vali'den Dokap Müdürü'ne kadar tüm idareciler, ‘Yeşil Yol’ açıklamalarında; “yöre insanına ekonomik katkı sağlayacak, ekolojik ve pansiyonculuk temelli” yayla turizminden ve “yaylacılığa, hayvancılığa katkısından” söz ederlerdi. Oysa Bakan; bu söylemleri en yetkili ağızdan yalanlamak suretiyle, “Ye$il yol=PARA” denklemini net bir şekilde özetlemiş oldu.
Böylece, bugüne kadar ifade etmeye çalıştığımız önemli bir olguya Bakan açıklık getirmiştir:
“Yeşil yolun, yöre insanına ve yöreye hiçbir ekonomik katkı sağlamayacağı; aksine sermaye yoğun yatırımlarla yaylalara, meralara, dağlara el konulacağı ve yöre insanına yasaklanacağı…”
Bu iddiamızı da, bizzat bakanın kendisi teyit etmiştir: Yola karşı olanların “kaçak evleri” olduğunu; bunları tespit ettiklerini, buraları kimseye “yedirtmeyecekleri”… “Kaçak evler, ahırlar” söylemi, 2008 yılından beri yöre insanının, yaylacıların gündemindedir.
Şöyle ki: 2008’de, “Pokut, Sal, Kavrun, Samistal, Hazindağ, Palovit” ve diğer yaylalarda (ki bu yaylalar, Fırtına Vadisinde yeşil yol güzergâhındadır) evleri olan kişiler aleyhine; “Buralar mera, yaylalardaki evleriniz, ahırlarınız “kaçak” yapılardır; yaylaya, meraya tecavüz ediyorsunuz. Bu da ceza kanuna göre işgalcilik suçudur; evleri boşaltın, yaylalardan çıkın…” şeklinde özetlenebilecek ceza davaları açıldı.
Oysa; gidenler, görenler, internetten bakanlar bilir ki: Bu evler, yaylaların doğasıyla uyumlu, en az 100-150 yıllık yapılardır. Yerleşimleri ve mimarileriyle; yaylanın ayrılmaz bir dokusu, kültürel varlıklarıdır. Yöreye gelen turistlerde hiç bozulmamış ve doğaya uygun özgün yapılı yayla evlerini görmek, o havayı solumak, kültürü tanımak için yöreye gelmektedir. Yayla evleri/ahırları olmaksızın Kaçkarlarda yaylacılık yapılamaz. Yöre halkı, atalarımız; Fırtına’da, yaylalarda kadimden beri yaşamaktadır.
1998’den bu yana Kaçkarlar, Fırtına vadisi doğal sit alanıdır ve yasa gereği idarenin burada “koruma amaçlı imar planı” yapması gerekir. Bu vakte kadar; bölgede, böylesi bir plan yapılmamıştır. Yöre halkı, ne zaman akan damını aktarmak, ahırını onarmak istese; ya “sit alanı” gerekçesiyle izin verilmemiş veyahut da hakkında ceza davası açılmıştır. İdare, imar planı yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğinden; zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan yöre insanı “kaçakçı, işgalci” vb. türde suçlamalarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bizleri, “kaçak ev” yapmakla suçlayan zihniyet; bir gecede değiştirilen imar planlarıyla yapılan AVM'lere, gökdelenlerde mal sahibi olan bürokratlara ve politikacılara baksın. Ya da planı değiştirme
ihtiyacı dahi duymaksızın inşaasına göz yumulan binalara veyahut mahkemelerin iptal kararlarına karşın devam eden inşaatlara.
Hangi birini saysak…
Bakan, sıkıysa bunlara da kaçak desin…
İşin özeti şudur:
İdare; ‘yeşil yol projesini’ dilediği şekilde gerçekleştirip, hayata geçirebilmek için; yöre insanını Fırtına’dan, Kaçkarlardaki yaylalarından, meralarından sürme çabasındadır.
Bakanın “kaçak yapılar” sözü, bu manada önemlidir. Bakanının bu sözünü neye dayandırdığını da izah edelim:
Yöre insanı, sert doğa ve iklim koşullarında yaşamını, varlığını sürdürmek için; onarım isteyen, çürüdüğü için yenilenmesi gereken evlerine, yaylalarına bakım yapmaktadır. Ancak, 150-200 yıllık yayla evlerinin bulunduğu alanlar, 17 yıldır yapılmayan koruma amaçlı imar plan(sızlığ)ı nedeniyle; bazen “doğal sit” alanına tecavüz, bazen de -1990’da çıkan- Mera Kanunu’na göre “mera alanı” sayılmak suretiyle- meraya tecavüz davalarına konu olmaktadır.
Bakanının anlattığı hikâye ve bizim maruz kaldığımız gerçeklik budur… Ama Bakan bilmelidir ki; bu “kaçaklık” durumu idarenin ihmal ve görevini yapmaması ile ilgilidir. Bahsedilen “kaçaklık durumu” idarenin 17 yıldır yapmadığı koruma amaçlı imar planları ve cumhuriyetin öncesinden beri var olan yayla yerleşiminin mera içine oturtan bilinçli ve maksatlı yaklaşımı nedeniyle oluşmaktadır.
Amaç yöre insanının varlığını kaçak duruma düşürüp bu dağlardaki varlıklarına son vermektir.
2015 yılı başında yoğunlaşan bu ceza davalarının sonucunda Yargıçlar; yöre insanlarını yaylalarında “işgalci, tecavüzcü” olarak kabul ederse; yayla evlerimizi kendi ellerimizle yıkmamız ya da idareye terk etmemiz gerekecek.
Böylece; Bakan'ın istediği gibi, “yeşil yolun” önündeki engeller önemli ölçüde kalkmış olacak. Bu şekilde; Yaylacılardan arındırılmış bu yaylalar -ki güya amaç yaylaları birleştirmektir; “yeşil yol” aracılığıyla süratli bir şekilde yapılaşmaya açılacaktır. Yürütülen politika; Fırtına Vadisi’nin gerçek sakinlerini yörelerinden söküp atmak, yöre insanın Kaçkar dağlarında varlıklarına son vermek ya da sermayeye uşaklığa razı etmeye dönüktür.
Neyin planlandığını görmekteyiz, anlamaktayız. “Yeşil yol” sadece bir yol değil, doğa alanlarını ranta açacak anahtardır.
Bizler ne vadimizden, ne yaylalarımızdan, ne de bize emanet doğal ve kültürel miras alanlarımızdan vazgeçeriz. Fırtına Vadisi’nin doğal kültürel tüm değerlerini bu gün olduğu gibi bundan sonra da tüm gücümüzle savunmaya devam edeceğiz.
Saygılarımızla,
Fırtına İnisiyatifi