loading
close
SON DAKİKALAR

'Başbakan'ın atlarla ilgili kötü anıları var'

'Başbakan'ın atlarla ilgili kötü anıları var'
Tarih: 28.11.2012 - 15:01
Kategori: Siyaset

CHP'li Haluk Koç, basın toplantısı düzenledi...

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve görüşlerini açıkladıktan sonra soruları da şöyle yanıtladı;

Değerli arkadaşlarım, Merkez Yönetim Kurulumuz şuanda toplantısına devam ediyor. Gündemindeki konuları değerlendiriyor. Bu arada haftanın siyaset akışıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım.

Siyaset kendi mecrasında akıyor Türkiye’de. Temel sorunlar maalesef ön planda tartışılma fırsatı bulamıyor. Onun yerine Sayın Başbakanın daha öncede söylediğim gibi genellikle ya havaalanındayken, ya uçaktayken, havadayken oluşturduğu gündem üzerine tartışmalar sürüyor. İki günlük bir eskimesi var ama bu Muhteşem Yüzyılla ilgili Başbakanın açıklamaları henüz ağırlığını koruyor kamuoyunda. Biliyorsunuz bu kadar önemli sorunu, iç ve dış sorunu bırakıp birdenbire bir televizyonumuzda yayınlanan bir diziyi diline doladı Başbakan, kafasını ona taktı ve bir kurgu olarak senaryosu çizilen, filme alınan diziyi bir belgesel sanısıyla eleştiriye tabi tuttu. Yani halkın ne yiyip ne içeceğini, ne giyeceğini, nasıl yaşayacağını, kaç çocuk yapacağını yönlendiren, bu konuda talimatlar yağdıran Başbakan şimdide bir Muhteşem Yüzyıl konusunda ortaya yeni tartışmalar attı. Ve bu konuda da kendi düşüncelerini ifade ettikten sonra, kendi uzman görüşlerini ifade ettikten sonra yargıya tekrardan bir çağrıda bulundu. Bu arada televizyon, yani o dizinin yayınlandığı televizyon sahibine de aba altından sopa göstermeyi ihmal etmedi. Yani gerisini sen bilirsin kardeşim demeye getirdi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu daha önce tartışıldı, Başbakanın bu konudaki yetersizliği, dünyadaki örneklerde verilerek, iki tane büyük örnek var. Biliyorsunuz bir tanesi 6. Henri dönemini anlatan bir televizyon draması var İngiltere’de belli bir tarihsel dönemi bir dizi şeklinde alan, yani bir belgesel değil de yaşanan olayları kurgulayarak anlatan bir dizi var ve 4 yıl oynadı yabancı televizyonlarda. Türkiye’de de sanıyorum bir kanalda yayınlandı Tudors dizisi. Yine Borjiyalar var belli bir dönemin iç içe geçmiş olaylarını anlatan. Yani bunun isteyen izler, istemeyen izlemez, beğenen izler, beğenmeyen izlemez. Eleştiri getiren eleştiri getir. Sonuçta sanattır. Yani bir başka etkinliktir. Sayın Başbakanın yaşamın her alanına müdahale etme hakkını kendinde görme mantığı çok yadırgatıcı.

Değerli arkadaşlarım, değişik esprilerde yapıldı. Bu konuda Sayın Başbakan biliyorsunuz Kanuni Sultan Süleyman’ın 30 yılını seferlerde at üstünde geçirdiğini söyledi. Ben size bir yorumsuz bir ifade yapıyım. Bu at takıntısı nereden geliyor diye aklınıza gelebilir. Sayın Başbakanın geçmişinde gerçekten atlarla ilgili kötü anılar var. Bu takıntıda oradan geliyordur mutlaka. 30 yıl bırakın işte 5 saniye dahi bir atın üzerinde duramayan ve kendisine yeni dönemde başkanlık arayışlarıyla padişahlık biçen bir Başbakanın manzarası da burada ortaya çıkıyor. Bunu da size kısa bir yorumla ifade etmiş olayım, paylaşmış olayım.

Değerli arkadaşlarım, önemli tartışma konularından, ciddi tartışma konularından bir tanesi ilk ve öğretim kurumlarında serbest kıyafet giyilebilmesiyle ilgili yönetmelik çerçevesinde yaşanan tartışmalar. Şu başlıkla konuya girebilirim. AKP çocuklarımız üzerinden toplum mühendisliğine maalesef devam ediyor. İlginçtir bazı yorumcuların konuyu özenle özüne veya getiriliş amacına dönük değil, tamamen yüzeyel açılardan tartışması ilgi çekici. Bakan Ömer Dinçer’in eğitim düzenine bakış açısı çok net bir şekilde ortadadır. Göreve gelmeden önce Başbakanlık Müsteşarıyken de konuyla ilgili düşünceleri çok netti. Hatta bunu veciz ifadelerle bazı makalelerinde de belirtmişti anımsayacaksınız. Şimdi yıllarca bu kadroların asıl amaçlarının maskelenerek yapılanları görmezden gelen ve iyimser yorumlar yapan çevrelere aynı şekilde aymazlıkla bakar körlüklerine devam ettiklerini görüyoruz bu konuda da.

Amaç nedir değerli arkadaşlarım. İki temel noktadan bu kılık kıyafet yönetmeliğini eleştirebiliriz. Ama temel amaç hiç kimse kafasını kuma gömmesin 4+4+4 yasası ile delik deşik edilen eğitim birliği ve laik eğitim kavramlarını tamamen yok etme girişimidir. Kimse bu konuda saf olmamalı. Konuyu başka yönlere ağırlık vererek tartışmamalı. Bu şekilde varılmak istenen ilk ve orta öğretimde mahalle, çevre, okul ve yandaş öğretmen baskısıyla güya kıyafette serbestlik getiriliyor ama başka bir tek kıyafete gidişi zorlamaktır.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın açıklaması şu; herkes kendi ekonomik gücüne göre çocuğuna çoluğuna istediği giysiyi giydirebilir diyor. İstediği giysiyi alsın giydirsin. Mantığını bu şekilde koyuyor. Şimdi buna da cidden dikkatle yaklaşmak gerekir. Sayın Başbakan biliyorsunuz yoksul bir çevreden geldiğini ifade etti. Siyasete adım attığı ilk yıldan itibaren yoksullukla büyüdüğünü ve bu şekilde bir noktaya ulaştığını ifade etti. Hem kendisi, hem ailesi, hem çevresi zenginleştikten sonra o yoksul tabanla arasında ciddi mesafeler oluşmaya başladı. Yani o yoksul tabandan koptu Sayın Başbakan. Ama siyaseten o yoksul tabanı sömürmeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, halkın, velilerin bu süreçten rahatsız olduğu ortada. Tek tip kıyafet niye konmuştu? Veya tek tip uygulanan ülkelerdeki tek tip kıyafetin ilk ve ortaöğretimde mantığı nedir? Çocuklar arasında bir ayrıştırma yapmamak, çocuklar arasında bir birliktelik sağlamak yetişme çağlarında. Burada maalesef getirilen yönetmelikle çocuklarımızın obje olarak alındığı ve kendi siyasi tasavvurlarını, toplum mühendisliklerini çocuklarımız üzerinden yaşama geçirmeye çalışan bir gizli mantık bunun arkasında yatıyor. Olayın sınıf boyutu var. Varsıl yoksul çocukların ilköğretimde kıyafet serbestisinden sonra giyecekleri giysilerin gelişme çağındaki bir çocukta yaratacağı çeşitli çarpıklıklar, çeşitli beklentiler, umutlar, umutsuzluklar, bunlar ayrı konu. Statü boyutu var. Ve gelir dağılımı farklılığı çok derin olan bir Türkiye’de böylesine bir olayın kendi bulma döneminde, olgunlaşma dönemindeki çocuklarda yaratacağı tahribata bilhassa konuyla ilgili pedagoglar dikkat çekiyorlar. Ama esas siyasi yönü sözlerimin başında belirttiğim gibi önemli. Siyasi yönü tehlikeli bir gidişi işaret ediyor. Yani başka bir yaşam biçimi çocuklarımız üzerinden topluma dayatılmaya çalışılıyor. Bunun altını çizmek zorundayız. Burada kıyafet serbestisi getiriliyor ama dolaylı olarak bir başka tek tip kıyafet zorunlu hale zaman içinde getirilmeye çalışılıyor.

Bununla ilgili mutlaka konunun uygulanmasından mağduriyet duyacak sendikalar, dernekler idari yargıya başvuracaklardır. Bizde süreci Ana Muhalefet Partisi olarak demin belirttiğim noktalarda olayın ciddiyetinin altını çizerek takip etmekte kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bir diğer konu, buna geçmeden tabi şurada bugünkü gazetede ilginç bir olay var. Türkiye’nin en çok satan tiraj bakımından söylüyorum gazetelerinden birinde Posta gazetesinde taşımalı eğitimi gösteriyor. Çok ilginçtir. Bu Hakkari’de, Van’da ya da Karadeniz’in dağlık kesimlerindeki köylerde çekilen bir fotoğraf değil. Bu Manisa’da çekilen bir fotoğraf. Taşımalı eğitimin durumu. Yani bütün bu sorunlar ortadayken bir toplum mühendisliğini çocuklarımız üzerinden siyasi hedef olarak belirleyerek yaşama dayatmak isteyen bir iktidar mantığıyla karşı karşıyayız. Manisa Yenice’de oturan çocuklar velilerinin sırtında okula bu şekilde taşınıyorlar. Türkiye’deki eğitim manzarası bu.
Önemli konulardan bir tanesi bugün sabahtan itibaren olan gelişmelerle beraber İran’dan yapılan açıklama ki yetkili kişilerden bir tanesi yaptı o açıklamayı. İran Dışişleri Bakanı Ali Laricani’den sonra şimdide ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in baş danışmanı bir Tuğgeneral açıklama yapıyor. Türkiye’ye yerleştirilecek olan Patriotlarla ilgili çok ciddi bir değerlendirme var. “Ankara şunu bilmelidir. Eğer Patriotlar Suriye’ye yapılacak bir müdahale için hazırlıksa, Ankara eskisinden çok daha fazla bedel öder ve büyük zarar görür” açıklaması İran’ın yetkililerinden, en önemlilerinden biri tarafından bu sabah yapıldı.

Yine 2 km kala sınırımıza Suriye’de muhalifler bir Suriye jeti düşürdüler. Bu da bu sabah meydana gelen olaylardan.
Değerli arkadaşlarım, şimdi Körfez savaşı ve Irak’ın işgalinden buyana geçen oldukça uzun bir sürenin ardından bu son gelişmelerle beraber Türkiye’nin topraklarında artık NATO gücüde olsa yabancı askerler bulunacak. Türkiye bugüne kadar NATO ve Birleşmiş Milletler operasyonu çerçevesinde çeşitli bölgelere barış gücü amaçlı, istikrar amaçlı askeri birliklerini gönderdi. Bunu biliyoruz. Ancak kendi topraklarında konuçlandırılan kullanma ve kumanda sistemleri kendi kontrolünde olmayan bir askeri birim ve füze bataryası talebinin doğrudan Türkiye’den gelmesi önemli. Biliyorsunuz ABD, Almanya ve Hollanda ve NATO askeri uzmanlarının yerine ve sayısına karar vereceği Patriotların yönetim ve kullanım hakkı da bu merkezlerde olacak. Önce Patriotların yerleştirilmesiyle ilgili Başbakanın her zamanki keskin dönüşlerinden birini yaşadık. Kim uyduruyor bunu, böyle bir talebimiz yok ki dedi. Ve akabinde Türkiye kendi topraklarında bunun konuşlandırılması için bir davet çıkarttı.

Şimdi değerli arkadaşlarım, esas burada önemli olan artık Suriye’de yaşanan olaylar ya da Suriye operasyonu diyelim bir NATO operasyonuna dönmüş olmasıdır. Bu Patriotlar sadece Türkiye’nin savunması için değil, aynı zamanda İsrail’in savunması için Türkiye topraklarında konuşlandırılmaktalar. Dün Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında bu soruları açık açık sordu. Ama Başbakan Madrid’de ailece bir ziyarette bulunduğu için oradaki futbolcu temsilcilerimizle otelde burada berber yok mu tarzında gündemle ilgilendiği için bu ciddi konulara değinmeye, cevap vermeye fırsat bulamadı.

Ama bakın, Patriotların Türkiye’de konuçlanmasına en çok sevinen ülkelerin başında İsrail geliyor. Mossad’a yakın bir internet sitesinden bahsedeceğim. Girebilirsiniz, adreste verebilirim. Debka File ismi. Dün burada İbranice ve İngilizce bir özel istihbarat analizi yer aldı. Analizin orijinal metnini okumak isteyenler için adres bende var isteyenler alabilir basın danışmanımızdan. Bu Debka File analizinde şunu söylüyor değerli arkadaşlarım. Oradaki ifadeleri tercüme ederek söylüyorum. Patriotlarla ilgili ABD Türkiye ortak operasyonu ve Suriye’ye yönelik ortak harekat İsrail’i de rahatlattı. NATO’nun da devreye girmesiyle Suriye’ye yönelik operasyon Gazze’yi dikkatlerin gerisine itti. Şimdi Ortadoğu’da projektörler Gazze’den çok Suriye’ye ve Türkiye’ye yerleştirilecek Patriotlara yöneldi. Yani Türkiye Suriye arasındaki gelişmeler İsrail’i rahatlatmış, Gazze’yi dünya kamuoyunun gündeminden düşürmüş, projektörleri Suriye’ye çevirmiş. Ayrıca Suriye’deki muhaliflerin Suriye’nin güneyindeki radar sistemlerini de tahrip ettiğini, böylece artık Suriye’nin İsrail’in hareketlerini izleyemediği bu sitenin analizinde yer alıyor. Kuzeydeki iki radar üssünün halen faul olduğunu, bunlara dönük saldırılarında muhaliflerce planlandığını ifade ederken, yani muhalifler demek ki bir yandan da İsrail’den kumanda ediliyor. Artık Patriotların yerleştirilmesiyle İsrail’in bu açıdan çok rahatladığını vurguluyor.
Kısaca özetlersek; İsrail İstihbarat Servisi MOSAD’ın internet sitesi Depka diyor ki, teşekkürler Türkiye. Patroitleri istedin, İsrail’i de ABD ve NATO’nun karıma güvencesine aldın. Suriyeli muhalifleri silahlandırdın, destekledin, Suriye’nin radar tesislerini tahrip ettiniz, İsrail’e yönelik olası saldırılar içinde gözünü kulağını kaybettirdiniz. NATO’nun bu şekilde devreye girmesi Suriye operasyonunu bundan sonra artık bir NATO operasyonuna dönüştürmüştür.
Hepsinden önemlisi, Türkiye’nin bu talebi ve NATO’yu devreye sokma girişimiyle İsrail’in başını ağrıtan Gazze meselesi de gündemin alt sırasına dünya kamuoyunda düşürülmüş oldu. Gözler Suriye ve Türkiye’ye çevrildi. Biz rahat ettik teşekkürler Türkiye diyor. Aynı Elmor reklamı gibi değil mi? Sağolasın Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, İsrail rahatlıyorsa, adeta MOSAD üstü örtülü değil açıkça alenen teşekkür ediyorsa, bütün bu operasyonların Malatya’daki radar üssünün Suriye sınırına yerleştirilen Patroitlerin asıl kime yarar sağladığını artık herkesin net bir şekilde görmesi gerekiyor.

Şu ana kadar CHP’nin direnciyle, doğruları söylemesiyle, halkımızı ve hükümeti sıkça uyarmasıyla hükümetin bu konudaki yanlışlarını göstermesiyle ülkemiz bu risklerden kısmen uzak durabildi. Bundan sonrası için ve özellikle başkalarının kontrolündeki bir kumanda işlemiyle yani tetik mekanizması Türkiye’nin elinde değil. Türkiye her an iradesi dışında istemediği bir çatışmanın içine itilebilir.

Bu konuda CHP’ye ve Türk halkına ciddi sorumluluklar düşüyor. Bu konudaki uyarılarımızı dikkatle ülkemiz yararına, ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yapmaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir başka önemli konu Hozat olayı. Hozat ilginç bir konu. Üzerinde fazla durulmuyor. Bu konunun üzerinde durmamız lazım. Biliyorsunuz bir emniyet amirimiz Hozat’ta önce kendi el yazısıyla bir not bırakıyor ve daha sonra intihar ettiği ifade edildi. Şimdi bu ölümün ardındaki gizlilik ve sis perdesi kendini koruyor. CHP olarak bu intihar olayının ardındaki karanlığın araştırılmasını istiyoruz. Bu amaçla İçişleri Bakanı, kendinden menkul İçişleri Bakanının mutlaka bizim şu sorularımıza yanıt vermesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım,

1-Hozat’ta vatandaşlar ne zamandan beri fişleniyor?

2-Fişlenme olayının hikayesi yıllara dayanıyor ise bedeli intihar ettiği ifade edilen emniyet amiri rahmetli Çağlar Şen’e mi ödettirildi?

3-Hozat’a gönderilen mülkiye müfettişi Kemal Çeber daha önce Hozat’ta kaymakam olarak görev yaptığı biliniyor. Yapmış ise bu hangi yıllardadır? Kemal Çeber döneminde fişlenme yapıldığı gerçek midir? Yapılmış ise böyle bir kişinin tekrar mülkiyet müfettişi olarak Hozat’ta bu konuyla ilgili görevlendirilmesi doğru mudur? Kemal Çeber’in görevlendirilmesi olayın, fişlenme olayının örtbas edilmesiyle mi ilgilidir ve Çağlar Şen’in, rahmetli emniyet amirinin ölümünün arkasındaki sır perdesi nedir bu olaya çerçevesinde?

Dokunulmazlık konusu dün yine gündemdeydi. Yine havaalanında başlayan bir tartışma. Sayın Genel Başkanımızda ifade etti. Daha önce Grup Başkanvekillerimizde, parti sözcüsü olarak bende değişik defalar dile getirdim. CHP’nin bu konudaki tutumu çok net ve açıktır. Anayasa 83 olduğu gibi değiştirilmelidir. Milletvekilliği dokunulmazlığı sadece kürsü dokunulmazlığıyla sınırlı kalmalıdır. Milletvekilleri kürsü dokunulmazlığı dışında normal yurttaşlar olarak mecliste görev yapmalılar ve toplumun karşısında olmalılar.

Burada Başbakan ne zaman esip gürlese, ne zaman hedefine birilerini koysa ve onlarla ilgili ağır suçlamalar dile getirse bilin ki, perde arkasında Başbakan o konuyla ilgili başka yerlere bir şekilde tavizler veren görüşmeler yapıyordur ya da yaptırıyordur. Bunu artık öğrendik. Bu noktada aynı. Yani kamuoyunun gazını ben bir şekilde perde önünde alayım ama perde arkasında her türlü talebinizi aracılarla tartıştırayım, çözüm arayayım davranışı çokça sergileyen bir 
Başbakanımız var.

CHP’nin görüşünü ifade ettim o yüzden bu konu gündeme gelirse CHP’nin tavrı açık ve nettir. Hırsızın, irtikapçının, ihaleye fesat karıştıranın, ahlaksızın, zimmetine para geçirenin her türlü yüz kızartıcı suçu da işleyenin teröre arka çıkanlar beraber tümünün dokunulmazlığı kaldırılsın. Bir tek kürsü dokunulmazlığıyla sınırlı kalsın. Yargılanmalarına milletvekili görevi engel olmasın veya yargılanmaları milletvekili görevini yapmalarına da engel olmasın. Yargılansınlar.
Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak genel bir tablo çizerek bitireceğim. Memleketimden insan manzaraları demişti Nazım. Ben memleketimden Başbakan manzaraları sunacağım size. Bir başbakan düşünün her şeyin en iyisini o bilir. En öngörülü odur. Doğruyu ve yanlışı bir tek kendisi ayırt edebilir. Kimi zaman sanat eleştirmenidir. Kimi zaman bir tarih bilgesidir. Bir askeri strateji dehasıdır. Kimi zaman mimar, şehir plancısıdır. Kimi zaman bir hukuk dehasıdır veya deneyimli bir eğitmen olur yeri geldiğinde ya da herkesin nasıl yaşayacağına, ne içeceğine, ne yiyeceğine, kaç çocuk yapacağına, evinin düzenine her şeye müdahil olma hakkını kendinde görür. Gerektiğinde yargıya talimat vererek yürürlükte yürümekte olan davaları gayet rahat yönlendirebilir. Gerektiğinde medya sahiplerine emirle köşe yazarlarını işten attırabilir. Muhabirleri işlerinden edebilir. Gerektiğinde yine o yayın organlarının yayın politikalarını belirleyebilir. Kafasına göre takılan, racon kesmeyi kabadayılık zanneden, herkese her kesime hakaret etme hakkının olduğuna inanan ama kendisine dönük en ufak eleştiride dahi kişilik haklarıma saldırı diye hemen yargıya başvuran. Tahammülsüz, öfkeli, içindeki kinini konuşurken yüzüne yansıtan bir Başbakan manzarası.

Gerçek bir tablo ortaya konduğunda bu tablo eğer işine gelmiyorsa kendi de işin içindeyse önce sövgülerle bunu yalanlayan, reddeden, inkar eden daha sonra gerçek ortaya çıktığında daha önce söylediklerini unutup pişkin bir şekilde söylediklerinin üstüne yatabilen bir davranış şekli.

Demokrasi içinde demokratik hak ve özgürlükleri kullanarak işbaşına gelen daha sonra bu hak ve özgürlükleri demokrasiyi tahrip etmek için kullanarak ülkeyi her alanda bölünmeye götüren bir siyaset döneminin temsilcisi Başbakan.

Bazı kişilerin kulağını çınlatmadan geçemeyeceğim. Zaman zaman özeleştiri kıvamında yazılar yazıyorlar. Yıllarca bu çevreler Recep Tayyip Erdoğan’dan bir demokrat kimlik yaratmaya çabaladılar. Bunu çabanın ötesinde bazen büyük bir riyakarlıkla görev olarak üstlenerek yaptılar. Bu çevrelere yarattıkları demokrasi canavarı hayırlı olsun diyorum.
Soruşlarınız varsa değerli arkadaşlarım…

Soru- Meclis Başkanlığına sunulan Darbe Komisyonun bir raporu var. CHP bu raporun içeriğine katılmadı şeklinde bir açıklama yaptı. Önümüzdeki dönemde CHP’nin komisyonun çalışma süresiyle bir itirazı var. Yeni bir komisyon kurulması talebi olacak mı?

Haluk KOÇ- Onu değerlendirmedik arkadaşlarımızla. Ama daha önce bu Darbeleri İnceleme ve Araştırma Komisyonunun meclis içtüzüğünde yazan görev kapsamı dışında bir sorgulama, yargılama makamıymış gibi görev kapsamı içinde olmayan kişi ve kurumlara dönük sorgulama ve yargılama yapıyormuş gibi bir takım davranışlar içine girdiğini gördük. Bu konuda Sayın Deniz Baykal’ın bir önceki Sayın Genel Başkanımızın Komisyona daveti sırasında yaptığı açıklama manidardır. Yine Sayın Demirel’in yaptığı açıklamada aynı şekilde. Sayın Başbakanın verdiği yanıt var. Kendini her şeyin mağduru olarak sunan bir anlayış. Oysa hepimiz biliyoruz Sayın Başbakan bu süreçler içerisinde burnu dahi kanamayan bir insandır. Siyaseten yolu kapatılan, engellenen bir kişi veya çizgisindeki bir siyasi parti temsili yoktur. Önü açılan bu süreçlerin ürünü olarak bugün Türkiye’nin başına musallat olan bir kişidir. Bütün bunları tabi ki değerlendirecek CHP’de komisyonda bir ara rapor yazdı. geniş bir muhalefet raporu, orada da görüşlerini göreceksiniz.

Soru- CHP’nin anadilde savunmaya bakışı nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk KOÇ- CHP’nin Alt Komisyon Raporuyla ilgili olarak yazdığı mutlaka elinize geçmiştir. Orada iki arkadaşımız görüşlerini özetlediler. Dünden itibaren ana komisyonun toplantısında da CHP bir defa getirilen maddenin Anayasaya aykırılığı noktasında 3.madde başta olmak üzere net tavrını ortaya koydu, görüşlerini ifade ediyor.
Bizim söylediğimiz şudur; CMK 202 bugün bu çerçevede tartışılıyor. Bu açlık grevleri ve sonrasında gelişen olaylarda perde arkasında Başbakanın BDP’lilerin daha önceki bir olayla ilgili fezlekelerini de gündeme getirerek esip gürlemesi bir yana perde arkasında BDP’nin illegal boyutuyla görüşmeler yapılarak sürecin bir yere kadar taşındığı, daha sonra anadilde savunma mantığının kamu alanında da bir başka dili resmi dil olarak tanınmaya götürecek adımları attıklarını gösteriyorlar.

Bunu 30 Eylüldeki AKP kongresinde biliyorsunuz ortaya koydukları Çalışma Raporunda da ifade etmişlerdi. Yani 
Başbakan ne kadar esip gürlerse gürlesin perde arkasında deminde söylediğim gibi her türlü tavizi veren bir mantık yatıyor.

CHP İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesi 3.bendindeki kavramı CMK 202’ye monte edecek bir öneriyi de getiriyor. Ama tartışmalar dün akşama Anayasaya aykırılık boyutunda gitti. CHP’nin görüşü çok net ve açıktır. AKP’nin getirdiği öneri bir teslimiyettir. Bir başka dili de daha sonra kamu alanında da kullanacak şekilde genişletecek bir takım kapıları zorlamaktır.

Ama perde arkasında yapılan pazarlıklarda bunlar var. Oslo Protokolünde bunlar var. Bunlar bu kürsüden açıklandı. Bu kürsüde 9 madde olarak açıklandı. Yani izledikleri stratejinin kilometre taşları orada ifade edildi. Şimdi hepsini uyguluyor. Ne kadar bağırıyorsa Başbakan, iç kamuoyuna dönük ne kadar milliyetçi söylem, ne kadar sert tavır takınıyorsa perde arkasında o kadar çok ödün veren bir Başbakan. O kadar çok tavizkar bir Başbakan. Fotoğraf bu.
İyi çalışmalar diliyorum.” 

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları