Birleşik Kamu-İş İstanbul İl Başkanı Alkoç Turan Başgönül: kamusal ve eşit eğitim hakkını güvence altına alan politikaların acilen hayata geçirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur!

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu İstanbul İl Başkanı Alkoç Turan Başgönül, Eğitimde gerileme, öğretmenin itibarsızlaştırılması ve artan şiddet üzerine açıklama yaptı.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu İstanbul İl Başkanı Alkoç Turan Başgönül, istanbulgercegi.com'a yaptığı açıklamada;
"Eğitimde Gerileme, Öğretmenin İtibarsızlaştırılması ve Artan Şiddet Üzerine Sözümüz var!
Hangisi daha başarısız;
Ömer Dinçer mi, Yusuf Tekin mi?
Türkiye’de eğitim sistemi, uzun süredir bilimsel temellerden uzaklaştırılan, öğretmenin itibarını sistemli biçimde aşındıran ve toplumsal sorunları derinleştiren politikaların etkisi altındadır. Bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri, Ömer Dinçer döneminde hayata geçirilen ve kamuoyunda “öğretmeni ihbar hattı” olarak bilinen uygulamadır.
Bu uygulama; öğretmeni öğrenci ve veli nezdinde güvenilir bir eğitimci olmaktan çıkarıp, sürekli denetlenmesi gereken bir şüpheli konumuna indirgemiştir. Eğitim ortamlarında güven duygusunu zedeleyen bu yaklaşım, öğretmenin mesleki saygınlığına ağır darbe vurmuş, öğretmeni korumak yerine açık hedef haline getirmiştir.
Bugün ise Yusuf Tekin döneminde bu tahribatın daha da derinleştiği görülmektedir. Öğretmenlerin artan iş yükü, yok sayılan insani ihtiyaçları, liyakatten uzak yönetim anlayışı ve popülist uygulamalar; eğitim sistemini daha kırılgan, daha işlevsiz bir noktaya sürüklemektedir.
Okullarda artan şiddet olayları da bu politikaların doğrudan bir sonucudur. Şiddet; yalnızca bireysel değil, siyasal dilin, eğitim anlayışının ve toplumsal atmosferin ürünüdür. Bilimsel eğitimden uzaklaşıldıkça, eleştirel düşünce bastırıldıkça ve dogmatik yaklaşımlar güç kazandıkça, şiddetin artması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Son 25 yılda eğitim sisteminde;
- Bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli biçimde geriletilmiş,
- Sanat ve spor alanları bilinçli olarak geri plana itilmiş,
- Müzik, resim ve beden eğitimi öğretmenleri değersizleştirilmiş,
- Rehberlik hizmetleri zayıflatılmış,
- Eğitimde fırsat eşitliği ciddi biçimde tahrip edilmiştir.
Aynı süreçte eğitim giderek ticarileştirilmiş; özel okullar teşvik edilirken devlet okulları arasındaki uçurum derinleşmiş, eğitim bir hak olmaktan çıkarılıp ekonomik güce bağlı bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür.
Gelinen noktada mesele, hangi bakanın daha kötü olduğu tartışması değildir. Asıl mesele; eğitim sisteminin bilinçli tercihlerle bu hale getirilmiş olmasıdır.
Eğitim; biat eden değil düşünen, sorgulayan, üreten bireyler yetiştirmek zorundadır. Bunun yolu da öğretmenin itibarsızlaştırıldığı değil güçlendirildiği, bilimin esas alındığı, sanatın ve sporun desteklendiği, eşit ve nitelikli bir eğitim sisteminden geçmektedir.
Eğitimde yaşanan bu ağır gerilemeye karşı; öğretmenin itibarını yeniden tesis eden, bilimsel ve çağdaş eğitimi esas alan, kamusal ve eşit eğitim hakkını güvence altına alan politikaların acilen hayata geçirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları









