Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu: Yoksulluk sınırının üstünde maaş, Gelir vergisinin yüzde 15’e sabitlenmesini istiyoruz!

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak emekçilerin sesi olmaya, halkın taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyururuz.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve bağlı olan sendikalar 19 Aralık'ta 1 gün iş bıraktı ve açıklama yaptı;
"Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak bugün Ankara’da, halkın meclisi önünde bütçe için basın açıklaması yapmak istedik. Ancak Ankara Valiliği’nin talimatı doğrultusunda polis güçleri müdahale etti. Polis müdahalesiyle üyelerimiz fiziki müdahaleye maruz kaldı.
Meclis’te “halk adına” yürütüldüğü iddia edilen bütçe görüşmeleri sırasında, halkın ve emekçilerin söz söylemesine dahi katlanamadılar.
Demokratik olan eylemimize müdahale gerçekleşmiştir. Demokratik ve anayasal bir hak olan basın açıklaması yapma özgürlüğü açık biçimde ihlal edilmiştir.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak emekçilerin sesi olmaya, halkın taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyururuz.
Genel Başkanımız Orhan Yıldırım'ın yaptığı basın açıklaması şu şekildedir:
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’na bağlı sendikalar olarak; AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, sermayeyi koruyan ekonomi politikalarına karşı insanca yaşam, adil ücret ve hakça paylaşım talebiyle 19 Aralık’ta üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz.
Bugün Türkiye’nin en büyük üçüncü kamu emekçileri konfederasyonu Birleşik Kamu-İş olarak işyerlerimizde değil meydanlardayız. Neden işyerlerimizde değil meydanlardayız? Adına Toplu Sözleşme dedikleri rezil tiyatroda emeğimizin hakkını gasp edenler, şimdi biz emekçilerin durumunu gözetmeden bütçe yaptıkları için tükeniyoruz.
Nasıl bir yoksulluk sarmalına atıldığımızı, göz göre göre nasıl nefes alamaz hale getirildiğimizi doğruca anlatabilmek için yakın geçmişe bir bakalım:
Halk olarak içine düştüğümüz ağır ekonomik krizin temelleri mevcut iktidar tarafından atıldı. Özelleştirme eliyle Cumhuriyet yadigarı olan fabrikalar, sadece arsalarının bedeli kadar düşük fiyatlara yandaşlara peşkeş çekildi. Ülkemiz üretmeden tüketen bir ülke haline getirildi. “Dolarla mı maaş alıyorsunuz, size ne dolardan” denirken ülkede toplu iğne almak için bile dolar kuru takip edilir hale geldi. Üstüne bir de “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi, kabul gören tüm ekonomi görüşlerle çelişen bir zihniyette yıllardır sürdürülen ısrar, ülkede yoksulun daha yoksul zenginin daha zengin olduğu, ekonominin orta direği denen orta sınıfın yok olduğu bu karanlık ekonomik iklimi getirdi.
Ülkede asgari ücret genel ücret haline getirildi, asgari ücret ve onun sadece biraz üstü maaş alanlar kayıtlı istihdamın yüzde 70’ine ulaştı. Yani ülkenin çalışan, üreten yurttaşları, en çok vergiyi verip asgari, yani en az ücreti alır hale geldi.
Bu yıl üçüncü büyük kamu emekçileri konfederasyonu olarak bizim de bulunduğumuz Toplu Sözleşme masasında ortadaki ağır tabloyla zerre uyuşmayan, adeta hakaret niteliğindeki zam tekliflerini ifşa etmiştik. Diğer konfederasyonlara “yapısı belli ve hükümetin noteri gibi çalışan hakem heyetine gidip bu hakaret zamlarını meşrulaştırmayın” demiştik.
Sonuçta ne yazık ki dediğimiz gibi oldu. Herkesin durduğu yeri de, hakem heyetinin adına “zam” dediği o utanç rakamlarını da tarih yazdı. Eylemler yaptık, masadaki her rezilliği ifşa ettik. O masada verilmeyen ancak ufak kanun değişiklikleriyle kamu emekçisine sağlanabilecek haklar için raporlar hazırladık, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilere bu çalışmalarımızı sunup “Kanun değişiklikleriyle kamu emekçisinin içine düştüğü bu darboğazı biraz olsun rahatlatabilirsiniz” dedik.
Düzenli olarak, TÜİK’in hayal aleminden bildirdiği rakamların aksine çalışmalar yaparak açlık ve yoksulluk sınırının ulaştığı boyutu ortaya koyduk. Bu gerçekleri yetkililere duyurmaya çalıştık.
Konfederasyonumuzun Ar-Ge birimi KAMU-AR’a göre Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı 30 bin 327 lira, yoksulluk sınırı ise 93 bin 697 lira düzeyinde. Bu ne demek? Bu kamu emekçilerinin ezici bir çoğunluğunun yoksulluk sınırının çok çok altında yaşadığı ve alım gücünün günden güne erimesi nedeniyle açlık sınırına her gün biraz daha yaklaştığı görülüyor demek.
Birileri kendi yarattığı krizin faturasını utanmadan emekçilere ödetmeye çalışıyor.
Toplu sözleşme masasında memurun haline kulak vermediler, asgari ücretin belirleneceği masada işçi bile yok, şimdi de halktan alınan vergilerle oluşan bütçeyi, biz emekçileri, halkı görmezden gelerek şekillendiriyorlar. Bu pişkinliğe artık yeter diyoruz!
Üst düzey kamu yöneticilerine vicdanlara sığmayan bir seyyanen zam önerdiler. Her yerde bunun nasıl bir adaletsizlik olduğunu anlattık. Bir iyileştirme yapılacaksa bunun tüm kamu emekçilerini kapsaması gerektiğini, aksi bir durumun kamu çalışma yaşamındaki gelir adaletsizliğini daha da büyüteceğini, bunu asla kabul etmeyeceğimizi söyledik. Mecburen hemen geri adım attılar.
Oysa söz konusu iyileştirmeyi tüm kamu emekçilerine yaymak, bir kez olsun emekten yana tavır göstermek de mümkündü.
Şimdi bütçe hazırlanırken de aynı emek düşmanlığını görüyoruz.
Bütçede hak yok, halk yok, işçi sınıfı yok, matematik yok, vicdan yok…
Peki, ne var? Sermaye var, yandaşların çıkarları var, zenginin ağzına çalınan parmak parmak ballar var.
Bütçenin yükü dolaylı vergilerle zaten yoksulluktan beli bükülmüş emekçi ve açlık sınırının bile altına atılmış emeklilerin sırtına bindirilirken kamu kaynakları sermaye gruplarına aktarılıyor. Sosyal devlet ilkesi görmezden gelinerek hazırlanan bütçede, halkın refahını gözeten en ufak bir hamle yok.
En zenginlerin sırtı kamu teşvikleri ve vergi sıfırlamalarıyla sıvazlanırken, bu bütçeye göre halk yine en çok vergiyi ödeyip yine en az hizmeti alacak.
Oysa halkın vergileri şirketlerin kâr hanesine değil, yurttaşların ihtiyaçlarına ayrılmalıdır.
Bütçe, halkın ortak kaynağıdır. Bu kaynaktan en büyük pay emekçiler, emekliler, gençler ve engelliler başta olmak üzere yoksul halkımızın tamamına ayrılmalıdır.
Bütçe, ekonomi gemisinin rotasıdır; rotası adil ve bilimsel şekilde belirlenmeyen bu geminin daha da derin ekonomik krizlerin kıyısına vuracağı ne yazık ki gün gibi ortadadır.
Biz emekçiler olarak bu olmasın diyoruz!
Artık yeter, yaşayamıyoruz diyoruz!
Sorumlusu olmadığımız bu krizin faturasını ödemeyi reddediyoruz!
İnsanca çalışma şartları ve insanlık onuruna yaraşır ücretler istiyoruz ve alacağız!
· Yoksulluk sınırının üstünde maaş İSTİYORUZ!
· Sadece ayrıcalıklı bir zümre için verilen ve mücadelemiz sonucu geri çekilen seyyanen zammın emekçi ve emeklilerin tamamına verilmesini İSTİYORUZ!
· Yan ödemelerin tamamının emekli aylıklarına yansıtılmasını İSTİYORUZ
· Gelir vergisinin %15’e sabitlenmesini İSTİYORUZ!
· Enflasyon farkının aylık olarak ödenmesini İSTİYORUZ!
· Aile ve çocuk yardımı İSTİYORUZ!
· Kira yardımı İSTİYORUZ!
Kamu emekçisinin umudu olan Birleşik Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Bu iş bırakma eylemimiz bir uyarıdır. Kamu emekçisi, gasp edilen hakları teslim edilmedikçe üretimden gelen gücünü kullanmayı da demokratik hakları çerçevesinde mücadele etmeyi de sürdürecektir.
Nasıl belirlendiği belli olmayan gerçek dışı enflasyon rakamlarını, ekonomik krizin faturasının önümüze koyulmasını, milli gelirden almamız gereken payın gasp edilmesini kabul etmiyoruz!
Haklıyız! Direneceğiz! Kazanacağız!"
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları











